"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
Balıkesir , Bandırma , Türkiye
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2018 Çarşamba

SİYASİLER HALKA RÜŞVET DEĞİL ADALETİ VERSİN

Seçimden seçime, yol, köprü, hastane, maaş, bayram v.b. ikramiyesi gibi rüşvetler halkın derdine çare olan çözümler değil aksine kısa sürede unutulan küçük rüşvetlerdir.
Siyasilerin her şeyden önce devlet ve halk adamı olmaları gerekmektedir. Bu güne kadar istenilen ama dile getirilemeyen isteklerin bazılarını sıraladım;
24 haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı adaylarımız. Onlardan rüşvet değil, nesillerinize adalet ve gelecek isteyiniz.



#RÜŞVET ÖNEREN SİYASİ İSTEMİYORUZ.
#ADALETİN DEVLET DİNİ OLMASINI SAĞLAYIN.
#YARGIYI BAĞIMSIZLAŞTIRIN.
#ADALETSİZ ADALET SARAYLARINA SON VERİN. 
#DEVLETE GÜVENİ SAĞLAYIN,


#DEVLET, ŞİRKET, MEMUR, VATANDAŞ EŞİT YARGILANSIN.
#YARGI ÖNÜNDE HERKES EŞİT OLSUN.
#SUÇLULARI ADİL YARGILAYIN,
#DEVLETİ SOYANLARIN AİLE FERTLERİNE KADAR VARLIKLARINA EL KOYUN, TÜMÜNÜ YARGILAYIN.

#HER SUÇLUNUN CEZASINI ÇEKMESİNİ SAĞLAYIN,
#DEVLETİN BORCUNU KAPATIN,
#ŞERİAT TEHDİDİNİ KALDIRIN.
#DEMOKRASİYİ KURUN.

#HERKESE İŞ BULUN!
#SOKAKTA AÇ, EVSİZ BIRAKMAYIN.
#ÇOCUKLARA ÜMİTLE BAKACAKLARI GELECEK YARATIN.

#SAĞLIK, EĞİTİMDE ÜCRETİ,
#İSTİHDAMDA RÜŞVETİ YOK EDİN.
#İŞ YERİ AÇMA, ŞİRKET KURMAYI KOLAYLAŞTIRIN,

#YAŞLILARA ÜCRETSİZ BAKIM EVLERİ, GÖNÜLLÜ BAKICILAR SAĞLAYIN.

#HÜKUMETLERİN, BÜROKRATLARIN, İŞ DÜNYASINDAN OLANLARIN ÇETE OLUŞTURUP DEVLETİ, HALKI SOYMASINI ENGELLEYİN.
#YABANCI DEVLETLER VEYA KURUMLAR İLE İŞBİRLİĞİ YAPARAK DEVLETİ YIKMAYA, SOYMAYA, ZAAFİYETE UĞRATMAYA ENGEL OLUN. BÖYLE İŞLENMİŞ SUÇLARI KARŞILIKSIZ BIRAKMAYIN.

#DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜNÜ, HALKIN BİRLİĞİNİ ADALETLE KORUYUNUZ.
#HALKA HOŞGÖRÜ, ŞEFKAT İLE YAKLAŞIN!
#DEVLET ÖCÜ OLMAKTAN ÇIKSIN.

#SİYASİLER, BİZE RÜŞVET ÖNERMEYİN.
#RÜŞVET TEKLİF EDEN SİYASİ, DEVLETİ KESİN SOYACAKTIR. ASIRLARDIR BÖYLE OLDU.
#SARAYLARI YIKIN VEYA KAMU HİZMETİNE VERİN.
#DEVLETİN ONURU ADALETİDİR, İSRAF ŞEHVET DOLU, BÖBÜRLENME YERİ SARAYLAR DEĞİL.

#KAMUDA SAVURGANLIĞA SON VERİN.
#SİZDEN RÜŞVETİ KABUL EDEN, SİZİN DEVLETİ SOYMANIZI KABUL ETMİŞ OLUR.
#RÜŞVET DEĞİL, HİZMET İSTİYORUZ.

#ÜMİT DOLU GELECEĞİ KURUN.
#BİZ ŞEREFLİ MİLLETİZ.
#ŞEREFİMİZLE ADALET İÇİNDE YAŞAMAMIZI SAĞLAYIN.

#ALAEDDİN YAVUZ
AlaeddinYavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

13 Kasım 2016 Pazar

DİN VE HUKUK AYRI OLMALIDIR.

DİN VE HUKUK AYRI OLMALIDIR.

Dinler, günümüzden sekiz, on bin yıl önce erken bakır çağı dönemlerinde küçük, ilkel, kabile devletlerini bir arada tutan rejimlerdir.
Devlet erkini elinde bulunduran erken devletlerin kralları veya padişahları, o çağlara yakın zamanlarda yeryüzünde yaşamış göksel kavimler olan tanrılarının özelliklerini yazarak, onların yaşamlarına göre kendi soylarını ve egemenliklerini belirlemişlerdir.

Devlet erkini hem yaratan tanrı ile hem de haşkıyla bütünleştiren bu rejimler, zaman içinde yerlerini yeni devletlere ve onların egemenliklerine terk ettiyseler de yeni oluşumlar eskinin bu mirasını kendilerine uydurarak sürdürmüşlerdir.
Bu yüzden dinler ve dini rejimler varlıklarını güçlü şekilde hala sürdürebilmektedirler. Ama bunların adaletli olduklarını iddia etmek olanaksızdır.
Çünkü, devlet erkine egemen olan aristokrat ve dini ruhban sınıflar her zaman sorumsuz olmuşlar, kendi soylarını üstün kılıp, kendi dini ve ırki kökten olmayan azınlıkları önceleri tümden yok etmişler, Asur monarkı II. Tiglat Plaser çağlarında zamanla onları ağır vergiler ile varlıklarına izin verir olmuşlardır.
Ancak her insanı eşit sayan, eşit haklarla ticaret, eğitim, istihdam, sosyal güvenlik haklarından yararlandırmak ise son iki yüzyıl içinde düşünülmeye başlanılmıştır.

Örneğin, hala devlet memurlarında şu anlayış tam olarak yerleşmemiştir;
Görev Kavramı :

Asker, polis başta hiç bir memur, hükumet görevlisinin işi gereği tanıştığı insanlarla hemşehricilik, ask, samimiyet, hoşlanma, akrabalık, veya herhangi bir nedenle düşmanlık, nefret gibi duygusal, siyasi, dini, maddi çıkar ilişkileri olamaz. Böyle ilişkiler yasaktır ve yanlıştır.
Bu tür görevlilerin derhal isleriyle ilişkileri kesilmelidir. Çünkü görevini adaletli şekilde yerine getiremez ve devlete halkın güvenini sarsar, yıkar. Bu adaletsizlikler devletin sonunu getirir.
Kimsenin buna hakkı olamaz.

Göreve bağlılık konusunda;
Asker veya polis veya öteki kamu görevlileri, görevleri esnasında anne, baba, kardeş, es, evlatlarından birinin olum haberini alabilir veya ölümlerine tanık olabilir. Bu durumda yapacağı tek iş, durumu sıralı amirine bildirip mesai sonuna kadar görevini sürdürmektir. Biz, böyle çalıştık. Bu görevler duygusallık kaldırmaz. 
Kimse, “ben yıkıldım, gerisi ne isterse onu yapsın” diye görevini terk edip gidemez. Kamu hizmeti vermek bakkal dükkanı işletmek değildir. Sorumluluğu ağırdır.

Kısasa Kısas Adalet:

Kur'an ayeti olarak da bildiğimiz İslam Şeriat hukunun bu ilkesi, İslamdan 2500 yıl önce yasamış Hammurabi'nin hukuk metinlerine aittir. İslam hukukunu yapan Araplar, azınlıklara karşı bunu da hadım etmişlerdir.
Şöyle ki, azınlık gayrimüslümlerin haklarını Müslümanların yarısı seklinde düzenleyerek. Örneğin vergide gayrimüslümlerden Müslümanların ödediği verginin iki katı alınması gibi. Meşhur Karakuşi kadı fıkrasında, Müslüman fırıncının küreği ile kavgayı ayırmaya gelen gayrimüslim vatandaşın istemeden gözünü çıkarması yüzünden adalet aradığında, Karakuşi kadının "gayrimüslümün öteki gözünün de çıkarıldıktan sonra, Müslümanın bir gözünün çıkarılmasına" hükmetmesi örneği bu ayrımcılığa ve adaletsizliğe delildir. 
Ama, o çağlarda Hristiyan şeriatının geçerli olduğu batıda da daha adil yasalar yoktu. Buna rağmen , Osmanlı olmakla övünen gayrimüslimler çoktu. Hammurabi çağında "cana can, göze göz, dişe diş" diye tanımlanmış bu kısas hukuku, azınlıkları da eşit şekilde görme ilkesine bağlı uygulansaydı, günümüzde de çağdaş batı hukukunun insancıl yasalarıyla yenilenseydi, güzel bir eğitim sistemiyle devletin adaletinin, diğer devletlerin hukuklarına göre daha adaletli olduğu öğretilerek azınlıkların devlete sadık bireyler olması sağlansaydı milyonlarca insan, azınlıklara yapılan haksızlıklar yüzünden isyan edip ölür müydü, öldürür müydü, öldürülür müydü? 
Adalet, ekmek, su kadar gereklidir.
Susuz, ekmeksiz nasıl yaşayamıyorsak, adaletsiz de yaşayamayız. 

Dinimi Yaşamak İstiyorum;

1990’lı yıllarda, devlet eliyle desteklenmiş, devletin bütün kurumlarına doldurulmuş cemaat mensuplarının ortak söyledikleri şuydu;”Atatürk rejimi, dini yaşamamızı engelliyor, biz sadece dinini yaşamak isteyen insanlarız”, bu isteklerini de “örtünme özgürlüğü” adı altında toplandıkları “türban mitingleri” ile siyasi hareketlerinin bayrağı yatıkları, türban, çarşaf peçe kıyafetlerini giyerek genç kızları, öğrencileri, kadınları öne sürerek çoğalmışlardı.

Bizler, her türlü sapıklıktan arındırılmış, çağdaş yaşam ile uyumlu hale getirilmiş, Atatürk rejiminin bize kazandırdığı, dini ve ahlaki değerlere bakarak, bu harketin içide yer alanları hor görüyorduk. Çünkü ne örtünme yasağı ne de ibadet yasağı vardı ülkede. Bu nedenle onlara “köktendinci” adını vermiştik. 8000 yıl önceki Sümer, Kalde, Babil, Asur, Hint, Arap kıyafetleri olan sarık, cübbe, kadınlarda kara çarşaf ve peçe günümüz dini olan ne Hristiyanlığın ne de Müslümanlığın kendilerine ait gelenekleri değildi. Bu dinlerin mirasıydı.
Cahil,mitoloji ve tarih bilgisi yoksunu, ilk orta okul eğitimleri bile olmayan bazı şeyh, pir, imam, hacı, hocaların bu kıyafetleri İslam diye dayatması dini değil, cehalet ürünüydü.
Buna rağmen, onların ibadetlerini bu kıyafetlerle yapmak istdekilerini düşündüğümüzden, onlara aşağılayıcı sıfatlar yakıştıramıyorduk.
Her şey 2002 genel seçimleriyle iktidar olan AKP hükumeti içinde ortak değerlerde birleşmiş çeşitli tarikatların, cemaatlerin işlettikleri öğrenci yurtlarından, tarikat ayinlerinden, tekkelerinden polis karakollarına ve mahkeme salonlarına fışkıran, çocuk tecavüzleri, Münevver Karabulut olayında olduğu gibi insan kurbanı ayinleri bize, “yaşanılmak istenilen dinin” sadece bir ibadet ve örtünme özgürlüğü olmadığını kanıtlamıştır.
Eğitim sistemi, 4+4+4 şeklinde düzenlenerek, erkeklerde, 12,kızlarda adet görme yaşı olan 9 yaşında evliliklere izin veren eğitim sistemi herkesi endişeye sevk etmiş ve “nereye gidiyoruz?” sorusunu soranların sayılarının artmasına neden olmuştur.

Dinler sadece ibadet ve örtünme değildi, insan yaşamının her aşamasından, helada taharetlenmesine, hangi eliyle yemek yiyeceğine, gerdeğe nasıl gireceğine, kimlerle evleneceğine ve daha ötelere uzanan her şeyi düzenlemektedir.

Davut peygamber EŞCİNSEL;
Tevrat 2 Saul’un Ölümü 18:1
1:Saul’la Davut’un konuşması sona erdiğinde, Saul oğlu
Yonatan’ın yüreği Davut’a bağlandı. Yonatan onu canı gibi sevdi. “

Davut Peygambere “kadınla ilişkiye girmenin “kirlilik=cenabetlik” olduğu ve kaçınılması söyleniyor;
4Tevrat, Samuel 21;4 Kâhin, “Taze ekmeğim yok” diye karşılık verdi, “Ama adamların kadından uzak kaldılarsa kutsanmış ekmek var.”

Tevrat Ensest aile içi İlişkiye İzin veriyor;
2 Samuel 18:20 Kardeşi Avşalom ona, “Seninle birlikte olan kardeşin Amnon muydu?” diye sordu, “Haydi, kızkardeşim, sesini çıkarma. O senin üvey kardeşindir. Bu olayın üzerinde durma. 

Yahudilik, Talmud, Sütten kesilmiş on sekiz aylık ile üç yaşa arasında çocukla cinsel ilişkiye, pedofilik evliliğe, kulamparalığa izin veriyor. İşte ayetleri;

Talmud Sanhedrin 55b R.Joseph said:Gel ve işit, üç yaşında bir bakire, istenildiğinde bir günlüğüne cinsel ilişki gerektiren bir evliliği yapacak, ve kocası ölmüş ise ölenin erkek kardeşi onunla karı koca olacak ve kız onun olacak.”
Yebamut 57b: Üç yaşında bir kız bir günlüğüne cinsel ilişkiyle nişanlanacak....,

Kulamparalık, Oğlancılık Etmek;

Rabbilerimiz öğrettiler ki;
Rabbi dedi ki; Dokuz yaşın altında bir çocukla yapılan oğlancılık, oğlancılık olarak görülmez.
Samuel dedi ki; Üç yaşın altında bir çocukla oğlancılık etmek, yukarıda anlatılan çocuğa yapılan muamele değildir.”
Bu sapkınlıklar sadece Yahudilere ait değildir. Bu sapıklıklar, Hinduluk, Zerdüştlik, Zervanilik, Sabilik dinleri ile onlardan doğan Yahudi ve Hristiyan ve de Müslüman tarikatları içinde hala gizlice yaşanmaktadır.

Bunun yanında şeytana tapınan Yezidilik, Zervanilik, Sabilik dinlerinde gizli mason ve İlluminati ayinlerinde insan kurbanı yapıldığı bütün dünyanın gündemini de işgal etmektedir.
Bu durumda bir devlet bu sapkınlıkları “dini yaşama hürmet, dini yaşamın özgürce yaşanmasını sağlamak” adına koruması düşünülemez.

Bu sapıklıklar Roma döneminden beri yasaklanmaya başlamış, batıda Rönesans, bizde Atatürk cumhuriyeti, yasalarıyla da böyle sapıklıklar yasaklanmıştır.
Yukarıda okuduğumuz, Tevrat ve onun gizli kitaplarından olan Talmud içinde bulunan bu sapık öğretiler, geçmiş çağların sapıklıklarıdır ve geçmişe teslim edilmelidir.
“Dinimi yaşamak istiyorum” gibi masum bir slogan ile yaşanmalarına izin verilmesi düşünülemez. Devletler, toplum yaşamını tehdit eden böyle gelenekleri en ağır şekilde yasaklamalıdır.

Öyle mi olmaktadır?
İran Şeriat Cumhuriyetinin kurucusu ve medeni hukukunun belirleyicisi Ayetullah Humeyni sapığının “Tahrir el Vesile” adlı dört ciltlik medeni ve borçlar hukuku düzenlemesinde bu sapıklıklar aynen yer almaktadır.
Humeyni evliliği Talmud ayetlerinde olduğu gibi, saatlik, günlük ve daha uzun süreli olarak düzenlemiştir;
Türkçesi;
C:II:19

Evlilik Üzerine, Zina ve Karıkocalık ilişkileri

Bir kadın iki şekilde bir erkeğe ait olur; sürekli evlilik ve geçici evlilik. Resmiyette, evliliğin süresi belirtilmelidir;sonradan, örneğin,bir günlük, bir saatlik, bir yıllık veya daha fazla süre belirtilmelidir.
Evlilik,sürekli veya geçici olsun, tarafların temsilcileri önünde konuşulup anlaşılmalı, resmi bir form ile mühürlenmelidir."

Eşcinsellik;

C: II:19
Evlilik Üzerine, Zina ve Karıkocalık ilişkileri
Sayfa 56
Ensest Homoseksüellik
If a man sodomizes the son, brother, or father of his wife after their marriage, the marriage remains valid.”

Eğer, bir adam, oğlu,erkek kardeşi veya evlendikten sonra eşinin babası ile homoseksüel ilişkiye girerse evlilik geçerlidir.” Yani boşanma nedeni sayılmaz.

Ve Sütten Kesilmiş, Üç yaş altı Bebekle Cinsel İlişki;
Tahrir El Vesile C. IV
“Bir erkek,cinsel arzularını bir bebek kadar körpe çocukla dindirebilir. Herhangi bir şekilde giremez, bebeğe arkadan giriş helal olandır. (Şeriata göre). Eğer erkek, çocuğun içine girer,ona zarar verirse,ömrü boyunca onun geçimini sağlamak zorundadır. Kız çocuğu onun, dört devamlı karısından birisi de sayılmaz. Erkeğin, kızın kız kardeşiyle evlenmesi uygun değildir. Kızın aybaşı heli olarak reşit olmasıyla evlendirilmesi babasından ziyade kocasının evinde olması uygundur. Hangi baba kız çocuğunu böyle çok genç evlendirirse, cennette sürekli bir yeri olacaktır.”

Bu kadar zalimliği ancak “cennet vaadi” uğruna yaptırabilirler.Cennet vaadi de olsa henüz konuşmayı, yürümeyi, bağımsız yemek yemeyi beceremeyen bir çocuğuna, evladına kıyan bir ana babaya ki bunların da topuna lanet olsun.

Ayrıca dinen kendilerinden olmayanların soyulmalarına, öldürülmelerine izin veren öteki sapıklıkları, ırk ve din düşmanlıklarını öğütleyen ayetler de olduğunu belirtelim.

Şimdi, yukarıdaki bilgiler ışığında kendinize sorunuzu ve cevaplayınız;

“Dinimi yaşamak istiyorum” isteği masum bir istek midir? Devletler bunları denetlememeli midir?

Elbetteki hayır, taş devrinin son aşaması olan erken bronz, tunç, demir çağları olarak bilinen günümüzden 8000-10.000 yıl önce ilkeleri o çağların ilkel yaşa koşulları şartlarında yazılmış dinler ile günümüzde insanların yaşamlarını sürdürmesi, tabiatın, gelişim ilkesine, insanlığın iyiyi arama ve daha iyisine sahip olma ilkelerine, çocuk, insan haklarına aykırıdır.
Böyle din özgürlüğü olamaz bunlara hiç bir şekilde izin verilemez.

Adaletin sağlanması eğer din ile mümkün olsaydı ayni zamanda hem kral hem din adamı olan Hammurabi meşhur hukuk düzenini kurmaya gerek duymazdı. Geçmişin tek devlet rejimi dinlerdi, kralları, padişahları en yüksek rütbeli din adamlarıydı ama hepsi, dinin içermediği adaletli hukuki yasalar yapmak zorunda kalmışlardır.
Batının rönesansı da ağır Hristiyan şeriatına tepkiden doğmuştur. Bunu da Martin Luther gibi din adamları başlatmıştır. İmam Gazali gibi bir din adamı bile, "insanlar dinsiz yaşayabilirler ama adaletsiz asla" diyebilmiştir. Adalet, siyasi parti adi olmaktan öte gidemediyse, ülkemizde ciddi bir adalet kavramı yozlaşması vardır. Sebebi de ihanetlerini, hırsızlıklarını din ve adalet adlarının arkasına saklanmış askeri, siyasi kişilikler ile yobaz tarikat ve cemaat önderleridir.

Adaletli olmak kolay değildir. Akrabası olmadığı halde kendisini okutup büyüten memuriyete girmesinde büyük hakları olan bir büyüğünü, işlediği suç yüzünden adalet önüne çıkaran güvenlik güçlerimiz içinde çok insan vardır.
Toplum ve devlet yaşamını tümüyle dini ve ırki ilkelerden oluşturmak isteyenlere asla fırsat verilmemelidir, çünkü bunların değerleriyle ne adaletin, ne de uzun ömürlü devlet yaşamının sağlanamayacağı umarım anlaşılmıştır.

Devletler ve milletler ancak adaletle yücelirler.
“Kendine yapılmasını istemediğini, başkasına yapma” anlayışıyla yetiştirilen toplumlar büyür, gelişir, adaleti, en ileri hukuk devleti şartlarını tercih ederler.
Ama, ölüm sonrası ahret korkutmacalarıyla, doğru davranmaya zorlanan, ama doğru hiç bir değeri olmayan dini sapkınlıklar içinde boğulan kitleler ise sadece ileri toplumların kölesi olurlar. Bu gün, elli yedi Müslüman ülkeden bir tek bağımsız devlet olmaması, bu toplumlarda aşırı dinciliğin pompalanması, çağdaş değerlerin aşağılanması sayesindedir.
Bu hükumetler, geçen on beş yıl içinde çalışanların tüm kazanılmış özgürlüklerini ellerinden almışlardır.Ülkede uluslararası saygınlığı olan ne sendika, ne işçi örgütlenmesi ne de esnaf örgütlenmesi bırakılmamıştır. Din ve vicdan özgürlüğü, bağımsız yargı, özgür basın değerleri hiç edilmiştir.
İşte bu yüzden;
İnsanlarda Tek din olmalıdır o da ADALETtir. Onu sağladıktan sonra insanlar kendilerine vicdani dini değerler oluşturabilirler. Takdir sizindir.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

1 Ekim 2013 Salı

İSLÂM’DA NAMAZ MI ADALET Mİ ÖNEMLİDİR?


İSLÂM’DA NAMAZ MI ADALET Mİ ÖNEMLİDİR?



İslâm dininin temeli adalet, ibadeti namazdır.

İşte Ermeni Güneş tanrıçası Fetoş efendi(!)

Sadece iman edeni bağlar.
Namaz Müslümanlara özel bir ibadet şekli değildir. 

Namaz Hintçe “Selam” anlamında bir kelimedir. Hintliler ibadet için kullandıkları terimlerinde “Namaskâr=Güneşe selâm” ifadesini kullanırlar.  Yoga için kullanılanı ise “Namaste=Kendine selamdır”. Kur’an’da ise “Salat=Selam” olarak geçer. 

Türkler İslâmiyet’ten çok önce namazı bildiklerinden Müslüman olduklarında Arap terimi olan Salât’ı” kullanmamışlardır. 

Namazın doğuşu, Sümer dininde Ay tanrısı Sin’in kızı İnanna/İştar  (*) ile çoban Dumuzi evliliğinde yaşanmış zina sonucu, Dumuzi’nin yeraltına (Kur’a/Cehenneme) sürülmesiyle güneş doğmaz ve yeryüzünü karanlık kaplar. Çareyi Dumuzi’yi oradan çıkartmakta bulurlar ve böylece Dumuzi karısı İnanna ile çalgılarla şenlendirilmiş ilahiler eşliğinde tapınak içinde birleşince güneş doğar, bitkiler canlanır, hayvanlar ve insanlar eski yaşamlarına dönerler.  

Sonraları güneşin tekrar kaybolmasını önlemek için insanlar bu çiftleşmeyi, ardından güneşin batmadan önce ve tekrar doğduğunda yaydığı ışıkları kutsamak için yaptıkları “ışık öpme ayini” olan salâtı/namazı ibadet olarak benimsemişlerdir.
Bu ayinden doğan çocuklar ülkelerine kral edilmişlerdir. Soy sop milliyetçiliğinin temeli olan dinler de böyle doğmuşlardır.

Bu dinin ibadetinden Mısır, Hint, Yunan ve bütün Arap dinlerine geçmiş olan “güneşi selamlama, ışık öpme ibadet i”  olarak namaz dinlerde yerini almıştır.

(*)Babası da kızı da babalarının ve kardeşlerinin iktidarlarını sağlayan güç/kudret tabletlerini çaldıklarından lanetlenmiş, huzurdan recmedilerek kovulmuş şeytanlardır.  Müslümanlar her Kur’an ve namaz suresi ne başlamadan önce söyledikleri “Euzubillahimineşşeytanirracim=Huzurdan taşlanarak kovulmuş şeytanın şerrinden sana sığınırım!” Diyerek bu şeytanları lanetlemektedirler. 

Halen ırak, Suriye, İran, Ürdün, Lübnan ve ülkemizde yaşayan,  Yezidiler İnanna’ya  İştar, Tavus,  Urfa, Mardin, Suriye Sabileri Er Ruha adlarıyla anar, “Güneş Tanrıçası” olarak tapınırlar. Babası Sin de Allah olarak Güneş tanrıçasının hem babası hem de eşi, ilk yedi gezegenin babası, baş tanrı olarak hürmet edilir.
 Hıristiyan olmuş Suriyeli Sabiler (5.500 yıldır namaz kılarlar) olan Süryani Hıristiyanları günde yedi vakit namaz kılarlar ve takkesiz olarak saf tutmak şartıyla kiliselerinde iki vakit sabah namazı, öğle ve ikindi namazları kilisede cemaatle kılınmalıdır diğerlerini evde kılarlar. 

Peygamberlik öncesi bir Sabi olan Muhammed de namaz kılardı ve Mekke’de kabilesinin inancına göre Suriye Sabilerinin kıldığı öğle ve ikindi namazları “Allah’a eş koşmak, gücünden şüphe etmek” olarak bilindiğinden “orta namazları” denilen bu namazlar yasaktı. Ebu Cehil’in peygamber için “Onu namaz kılarken görürsem boynunu kıracağım” dediği ve yasakladığı “namaz kılması” değil, öğle, ikindiden ibaret orta namazlardır. (Kaynak Maide 62, Hac 17 tefsirleri E.H.Yazır)

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet dışında bütün dinlerde “okuryazarlık” dindar inananlara yasaktır. Sadece doğumlarıyla tapınağa adanmış olan ve ailelerinin “ilk doğanlarından”(Erdoğan gibi anılırlar) seçilmiş olan din adamları yaptıkları ayinlerde okuryazarlığı  “çiftleştikleri cinlerden, şeytanlardan ya da onların başları olan Allah ve kızlarından öğrenirlerdi.” Cebrail’İn Hira mağarasında peygambere okuryazarlığı öğretme nedeni de bu yasağın Hicaz Araplarından peygamber aracılığıyla kaldırılmasını, “Kitap Okuyanlar=Kitap Ehli” olmalarını sağlamak içindir. Çünkü Yahudi melezi olan Hicaz Arapları peygamberin gelişine kadar uyarılmamış tek kavimdirler ve diğerlerince aşağılanmaktaydılar.

Peygambere iman etmediği için Taif’e sürülen kâfirin torunu olan dördüncü halife Mervani soyundan gelen Yezidi Şeyh Hadi tarafından dinleri 12. yüzyılda yapılarak Süryanilere, Yahudilere ve dolayısıyla Vatikan’a hizmetkâr olmaları sağlanmış olan Yezidi Kürtler de sabah ve akşam olmak üzere güneş tanrıçaları Tavus’a iki vakit namaz kılarlar. 

Hindistan'da Can dini inananları (Jainism/Caynacılar olarak bilinirler ve bunlar 16.000 yıldır namaz kılarlar ve Namaz (Namaskâr (güneşi selamlamak) kelimesi de bunların dilinden Türkçe ve Farsça'ya girmiştir. İslâm dışında namaz kılanların tümü güneş doğsun diye namaz kılmaktadırlar. Sabiler ve onların Hıristiyanlığa girenleri olan Süryanilerin İslâm'a girenleri ve dini Emevilerden beri devşirenler de bunlardan çıkmaktadır.
Bu devşirmenin esasında da dinde "Namaz'ı" öne çıkartıp adaleti önemsememeyi, Kur’an ayetleri yerine peygambere ait olduğu iddia edilen ve doğrulukları şüpheli olan milyonlarca Hadis’e bağlılığı önermektedirler. 1774'ten beri Osmanlı, Menderes iktidarıyla devletin başına geçen Yahudi, Süryani, Yezidi, Rum koalisyonu sayesinde 1950'den beri böyledir ve AKP iktidarı da bunların devamıdır. Bizler ise onları bizim başımızdan eksik etmeyiz.

Bitlis Süryanisi Kürt taklitçisi Said-i Kürdi Deliüzzaman, Sabilerin kitabında geçen  Şeytan'ın ortak adı olan "NUR''a dayanarak Nurculuğu Efganilik, Masonlukla karıştırarak İngiliz rahip casusu Robert Frew  talimatlarıyla kurdu. Menderes Yahudisi yanında oldu. Ortadaki de "gizli postaları olduğunu ölmeden önce açıkladı.
Namaz dinin ibadet şekli olsa da bütün Müslümanlar arasında “ortak namaz hareketleri” yoktur. Ülkeden ülkeye değil bölgeden bölgeye, köyden köye namaz ibadeti şekli değişebildiği gibi, Alevi Kızılbaşlar gibi hiç namaz kılmayan Müslümanlar da vardır.

Dinin apaçık bir gerçeği olan bu kesin durum da namazın “dinin temeli olamayacağını ispatlamaktadır.”
İslâm dinine iman etmenin altı şartı vardır ve  bu şartlar her namazda oturunca okunan “Amentübillahi” olarak bilinen duadır ve şöyledir;
Âmentü billahi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî vel yevmilâhiri ve bil kaderi hayrihî ve şerrihî minellahi teâlâ vel-ba'sü ba'delmevti hakkun eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlühü .”
Bu mezar taşına kadar geçmiş bir saptırma olmak yerine sadece ibadete bağlılığı vurgulamalıydı.

Türkçesi;
"Allaha, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaderin, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman ettim. Öldükten sonra dirilmek haktır. Allah'tan başka tanrı olmadığına, Muhammed’in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim".

Bu ilkeleri sıralayınca da çıkan listede “Namaz kılma” konusu geçmez. O, iman etmiş Müslümanların yaşam şeklini belirleyen “İslâm’ın Şartları” içinde ikincidir.  
Anlamanız gereken şudur. Namaz'ın öncelikli olması "Güneşin doğacağından şüpheye düşmüş, ona tanrıça diye tapınan putperestler için çok önemlidir. Oysa Müslüman namazı "günahlarını bağışlatmak için yakarmak" ve günlük ibadet borcu olarak bilir. 

Varsa eğer "Allah sizi güneşin doğacağından endişeye düşmüş putperestlerin dinlerine hile ile sokulmaktan, sevgisinden mahrum olmaktan korusun!" diyorum.

Takdir okuyanındır.

İsrail "NUR" Mason locası sembolü

Alaeddin Yavuz
keykubat /adilyargic/ adilyargicc(01.Ekim2013)






16 Mayıs 2013 Perşembe

MUTLU BİR EVLİLİĞİN ANAYASASI


MUTLU BİR EVLİLİĞİN ANAYASASI

Ben, biri beş yıl diğeri 20 yıl süren iki evlilik, 25 yıllık deneyim süresince bile evliliğin istediğim gibisini kuramadım. Mutlu bir yuvayı bari birileri kursun veya bizim tecrübelerimizi de değerlendirerek bir yerlerden başlasın diye düşüncelerimi, tespitlerimi yazayım dedim ve yazdım. 

Bu yüzden ilk cümleden itibaren bana “salak” diyenlerin olabileceğini düşünüyorum.

Bu gibi konuları biz dâhil, doğulu toplumlar paylaşmadıkları için aile hekimlerimiz bu paylaşımı yapabilen batılı toplumlarda yapılmış paylaşım sonuçlarını alarak bize bu bilgileri verdiklerinde bizim bünyemize uymadığından ilgi görmemektedir. Sorulduğunda hepimiz kendi toplumumuzun mazideki gibi yeryüzünde sözü geçen toplum olmasını isteriz. 


Her tarafımızdan muhtelif milliyetçilikler, vatanseverlik, yardımseverlik akmaktaysa da toplumu toplum yapan kültür paylaşımını ihmal ettiğimiz için yabancıların elbiseleri de bize uymadığından sömürge toplum olmaktan da kurtulamıyoruz.  Toplumumuzda birilerine derdinizi açtığınızda sadece sizi “enayi” terine koyarlar. Çünkü onlar “saklarlar!”. Bizde buna “kurnazlık” denilir. Bu salaklığı kimseye bırakmayan bir kurnazlıktır.
Oysa batılılar, bu salaklığı çok yaparlar, yazarlar, çizerler, ölçerler, tartışırlar ve paylaşırlar. Böylece daha az hata yapan insanların oluşturduğu toplumu kurmuş olurlar. Söylediklerine, ürettiklerine güvenilen toplum olmalarının arkasında bu paylaşımları vardır.

Toplumumuzu bir basamak yukarı taşıyabilmek için böyle ailevi konuların da halkımızın eli kalem tutanlarınca tespit edilerek bilim insanlarımıza katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu nedenle başkalarına olumlu örnek olabilmek için bu yazımın önemi olduğunu düşünüyorum.
Hem şahsımın, hem polisliğimin verdiği tecrübeleri de ekleyerek, sosyalden özele doğru maddeleri sıraladım. Bence olsa olsa bu kadar olur. :))

Meraklısı buyursun;

TEMEL İLKELER;
 
A-MUTLU BİR YUVA, İLK KEZ EVLENİRKEN KURULUR. ÇİFTLER BİRBİRLERİNİN ARTILARINI VE EKSİLERİNİ AÇIKÇA ORTAYA KOYMALI, TARTIŞMALI VE ÖYLE KABUL ETMELİDİRLER. EVLİLİKLERİ BOYUNCA DA BUNA SADIK KALMALIDIRLAR. EKSİLERİNİ SORUN ETMEKTEN KAÇINMALIDIRLAR.
İLK EVLİLİKTE YAPILAN YANLIŞ ÖMÜR BOYU SÜRER. BOŞANMADAN SONRA GERÇEKLEŞECEK EVLİLİKLER DE İLK EVLİLİĞİN YANLIŞLARI ÜZERİNE KURULACAĞINDAN MUTLULUK ASLA YAŞANAMAYACAKTIR. EN İYİ OLASILIKLA “EH BUNUNLA İDARE EDELİM” TARZINA RAZI OLUNABİLİR.

B-EVLİLİKTE AMAÇ, AZA KANAAT EDEN, KARŞILIKLI SEVGİ VE HOŞ GÖRÜYÜ HEDEFLEYEN MUTLU BİRLİKTELİK OLMALIDIR. AKSİ HALDE İSTANBUL’DAN BURSA’YA GİTMEK İSTEYEN BİRİSİNİN İZMİT’E KADAR DOĞRU GİDİP YANLIŞLIKLA ADAPAZARI, ESKİŞEHİR, BİLECİK, ANKARA YOLLARINA SAPARAK KAYBOLMASINA BENZER BİR YAŞAM ÖMÜR BOYU SİZİ YAKACAKTIR. YA DA BURSA’YI BULUNCAYA KADAR EPEY BİR YOL KAT ETMENİZ GEREKECEKTİR.

C-EVLİLİK ADAYLARININ BAĞIMSIZ KARAR VEREBİLME YETENEKLERİNE SAHİP OLMALARI VE KENDİ EKONOMİK BAĞIMSIZLIKLARINI KAZANMIŞ OLMALARI ESASTIR. PARAYLA SAADET OLMAZ AMA PARASIZ DA OLMAZ!

D-KİMSE KENDİSİNİ OLDUĞUNDAN FARKLI GÖSTEREREK DİĞERİNE KAKALAMA DERDİNE DÜŞMEMELİDİR. BU YANLIŞ TAVIR KURULACAK YUVAYI YIKACAK KADAR TEHLİKELİDİR. ÇOCUKLARIN KESİN RUHSAL SORUNLU OLMASINA SEBEP OLUR. KARŞILIKLI AÇIKLIK, GÜVENİ SAĞLAR VE MUTLU BİR BİRLİKTELİĞİN DE TEMELİDİR.

E-SİNSİ HESAPLAR, YALAN DOLAN, HİLE ÜZERİNE EVLİLİK KURMAK EN AŞAĞILIK İŞTİR. KİMSEYE YARAR GETİRMEZ. SADECE EVLİLİK KURUMUNA GÜVENEN MASUM TARAFIN YAŞAMINI, DOĞACAK ÇOCUĞU VE AİLESİNİ PERİŞAN EDER. İNSANLARA GÜVENİNİ SARSAR. BUNU YAPMAYA KİMSENİN HAKKI YOKTUR. DOĞRU SÖYLE DOĞRU ÇIKSIN CANIN İLKESİNDEN ŞAŞMAYINIZ! YAPANIN DA YANINA BIRAKMAZLAR. 

Şimdi diğer yaşamsal ilkeler;
Bir yastıkta kocamak herkesin harcı değildir.

1-Ülkemizde özellikle doğu ve güneydoğu bölgesinde çok, orta ve batı Anadolu’da daha az yaygın olan yakın akraba evlilikleri sakat doğumlara yol açtığından kesinlikle tercih edilmemelidir. Hatta kan uyumu varsa bu evlilikler de aynı gerekçe ile tercih edilmemelidir. Zira sakatlık en ağır yıkımı doğan çocukta sonra anne ve babasında ve sırasıyla aile yakınlarında yıkım yapar. Devlet açısından da istihdam sorununa sebep olur. Bu evliliklerin yaygın olması yüzünden devlet siyasi hesapları uğruna çok çocuk yapmayı teşvik etmemelidir.

2-Cahil, kişiliği gelişmemiş, kendisine güveni olmayan, işsiz, sefil, sakat, alil ve aciz insanlar ve çocuklar evliliğe teşvik edilmemelidir. Çocuklar ne şekilde olursa olsun engellenmelidir. Topluma kendileri yük olan bu insanların yeni yükler üretmeleri engellenmelidir.

3-Görücü usulü, etnik veya dini kökenlerden doğan töre evliliklerinin engellenmeleri her ne kadar zor olsa da yasaklanmalıdır. İnsanlar bunları tercih etmeyerek devlete ve en başta kendilerine yardımcı olmalıdırlar.

4-Çiftlerin işleri, gelirleri arasında uyum olmalıdır. Farklı iş ve gelir düzeylerindeki evlilikler beklenmedik nedenlerle sonu ölüme varan kötü olaylarla sonuçlanabilmektedir.

5-Mümkünse evlenecek çiftlerin en az altı ay birbirlerini tanıyabilmeleri sağlanmalıdır. Karşılıklı istek oluşmamışsa evliliğin hüsranla biteceği bilinmelidir. Zorla güzellik olmaz.

6-İlk evlilikte her ne kadar karşılıklı hoşgörüye dayalı kabuller yaşanmaktaysa da bekâret şarttır. Cinsel yaşam da kadın için de bir ihtiyaç olduğundan bekâretin erkeğin başına kakılması gereken bir özelliği yoktur. Kadının bakire olması onun eşinden doğacak çocuğa analık etmek üzerine kurulacak olan evliliğe uygun olduğunu göstermekten başka işe yaramaz. Bu toplumda kural budur.

7-Kadın evlenirken başkasından hamile kalarak erkeği aldatarak eve hediyeli (!) gelmemelidir. Hiçbir erkek başkasından olmuş çocuğa “evladım” demek zorunda bırakılarak cezalandırılmayı hak etmez. Sonradan boşanmaya veya cinayete sebep olabilecek böyle sinsiliklerle bir erkeğin hayatı perişan edilemez.

8-Evlilik törenleri ve sonrası yaşam, ailelerin gösteriş arenası değildir. Çiftlerin veya ailelerinin gereksiz borçlanmasına sebep olur. Bu da kurulan yeni ailenin erken çökmesiyle, karşılıklı düşmanlıkların doğmasıyla sonuçlanabilir. Âlemin evine eşya alınmaz, kiralık eve pahalı eşya almak sadece salaklıktır. Genç evlilerin kendi tecrübeleri ile kendi kişiliklerini kurmalarına fırsat tanınmalıdır. Aksi halde o aileden bir hayır gelmez.

9-Çalışan çiftler iş yaşamının getireceği zorlukların bilincinde olmalıdır ve bu zorlukları taşıyabileceklerine emin olduktan sonra evlenmelidirler. Aileleri de zorlamada bulunmamalıdır.

10-Evlilik öncesi çiftler birbirlerine açık olarak geçmişlerini anlatmalıdırlar. Sonradan ortaya çıkacak gerçeklerin yaratacağı yıkıma böylece engel olunabilir. Evlilik, özellikle kadının kirli mazisini örtmek için kullanacağı bir örtü değildir. Ortaya çıktığında çok ağır şiddetin sebebi olabilir. Kadın veya erkek kirli mazilerini evlilikle örtmeyi asla düşünmemelidirler. Aksi halde kendilerinden başka doğacak çocuklarına da bu pislikleri bulaşacağından mutsuz, intihara veya suça meyilli yeni sorunlu insanlar üretmiş olurlar.

11-Uzaktan kumandalı evlilikler engellenmelidir. Kadın veya erkek veya ikisinde de “kendine güvensizlik yoğunluğu” varsa, kararsız, aile içi, çevresi ya da başkalarının destekleri olmadan karar alamıyorlarsa, bedenen sağlıklı olsalar da “evden bir boğaz eksilsin, ne yaparlarsa yapsınlar” ya da “evlenince düzelirler” mantığıyla evlenmeleri engellenmelidir. Bu evlilikler hem kendileri, aileleri ve toplum için de büyük sorunlara gebe olacaktır. Aksi halde ülke psikopatlar ülkesine dönecektir.

12-Evlilik, mal, şöhret, kariyer gibi hırslara kurban edilemeyecek kadar kutsaldır. Bu değerler için evlenenler kendilerini değerleri için kurban etmiş olacaklardır.

13-Başkasında gönlü olduğu halde çaresizlik karşısında evlenerek mutsuz aile kurmayı garantileyen taraf, bu durumu ortaya çıktığında hukuken de ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Böyle birini evliliğe zorlamak ta aynı şekilde cezalandırılmalıdır. Aksi halde bu evlilik kendisi sorun olmakla kalmayıp büyük sorunlara gebe olacaktır.

14- En büyük aşk evliliklerinin on beş gün ile altı ayda bittiğine toplum her gün tanık olmaktadır. Dışarıdan birbirine çekici gelen çift âşık olup evlendiklerinde, evliliğin getirdiği birliktelik, çiftlerin bilmedikleri yönlerini ortaya çıkardığında bu aşkların nefrete dönüştüğünden aşk kısa sürede bitebilmektedir. Çiftlerin arasındaki uyum yerleştiğinde, aralarındaki olası şüphelerden kurtulduktan sonra çiftlerin çocuk yapmaya karar vermeleri ve bunun gününü dahi kendilerinin kararlaştırılmasına önem verilmelidir. Aksi halde evlilikleri en fazla üç-beş yıl içinde boşanmayla sonuçlanacaktır. En iyi halde çocuğa dayalı bir mantık evliliğine dönüşerek ebedi işkence halini alacaktır.

15-Koca ve çocuk, kadının hayat sigortası değildir. Ülkemizde dini kökenli gelenekler yüzünden ev kadınlığı teşvik edildiğinden, “bekâretini verdiği adamdan boşanma halinde mal ve nafaka alabilmek” amacıyla “ilk geceden hamilelik” kız tarafınca teşvik edilmektedir. Yaygın olan bu gelenek parçalanmış aile çocuklarının sayılarının artmasına yaramaktadır. En büyük acıyı da çocuk yaşamaktadır. Çocuk olmadan boşanma halinde olayın tek mağduru kadın iken buna günahsız bir çocuğu eklemek o çocuğa yapılabilecek en büyük kötülüktür. Erkeğin de baba olmaya karar verme hakkı vardır. Bu hak hiçbir şekilde elinden alınamaz. Alınan erkeğin kadına her türlü şiddet vs. uygulaması doğaldır.

16-Çiftlerden birisi çoğunlukla kadının gizlice evin parasını ailesine, yakınlarına veya gizli sevgililerine aktarma olayı çok sık yaşanan bir haldir. Erkeklerin de evinin ihtiyaçlarını ihmal edip dışarıda harcamasına da sıklıkla rastlanılmaktadır. Böyle aşağılık davranışları yapan bir kadın veya erkek bağışlanamaz. Böyle hallerde ortaya çıkacak şiddetten kimse şikâyet etmemelidir.

17-Eşler, birbirlerinden emin olduktan, kendi başlarına borçlarını düzene soktuktan sonra çocuk yapmaya karar verilmelidir. Aileler çocuklarının evliliklerinde aldıkları kararlarda onlara saygılı olmalı, kişiliklerinin gelişimlerinin böyle olacağını anlamalıdırlar.

18-Eşler arasında sır olmamalı, “ben konuşmayı sevmiyorum” gibi bahanelerle içine kapanarak eşini yalnız bırakan taraf kesinlikle kötüdür. Eşler birbirleri ile daima açık olmalıdır. Sonu boşanma olacaksa da eşler gizlerini paylaşarak çözüm üretmelidirler. Aile içinde eşten ayrı gizlilik, kendi aile fertleri, arkadaşları ile bir odaya kapanıp gizli kapaklı konuşmalar güveni sarsar, yuvayı çökertir.

19-Birbirlerine rahatsız edici şekilde hitap kesinlikle olmamalıdır. Saygılı hitabet her güzelliğin başıdır. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır. Buraya kadar sayılanlara aklıyla çözüm bulmuş bir çiftin de başka şekilde davranması zaten beklenemez.

20-Çiftler toplumun temelinin aile olduğunu bu yüzden en kutsal kurumu kurduklarının bilincinde olmalıdırlar. Kendilerine en azından bu nedenle saygı duyabilmelidirler.

21-Çiftlerin evlerine geliş gidiş saatleri olmalıdır. Eşin biri diğerinin ne zaman gelip gideceği hakkında kesin bilgi sahibi olmalıdır. Buna uyulmalıdır.

22-İleride doğacak huzursuzluklar yüzünden “nikâh altındayken ihanete” teşebbüs edilmemelidir. Geçimsizlik varsa çözülmelidir. Çözülemiyorsa boşanılmalıdır. Ancak bunlar çocuk olmadan önce kararlaştırılmalıdır. Ebeveynin salaklıklarını masum bir çocuğun taşıması akli değildir. Hiçbir çocuk anne babasına doğmak için dilekçe yazmamıştır. Çocuk varsa, mümkünse evlilik sürdürülmelidir.

23-Her ne kadar iğrenç bir durum olsa da yaşamın gerçeklerinden biri olan tecavüz gibi olaylardan doğan hamileliklerde doğum beklenmemelidir. Çocuk bir şekilde aldırılmalı veya düşürülmelidir. Ülkemizdeki mevcut yasalar nedeniyle buna engel olunamamış, çocuk doğurulmuşsa, posta ücretinin “teslimde ödemeli ve iadesiz taahhütlü” olarak başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a postalanması cihetine gidilmelidir. Çünkü bu yasayı siyasi çıkarları uğruna çıkartan onlardır.

24-Evlilikten sonra hilesi, hurdası meydana çıkan taraf medenice hiçbir hak talep etmeden çekip gitmelidir.

25-Herkes ağzından çıkan lafın nereye gideceğini hesap ederek söylemelidir. Davranışları ve sözleri ile eşinin lafını esirgemeden sarf etmesine neden olunduğunda bunun arkası gelmez. O aileden de hayır gelmez. Erkek gibi “kahvehane kültürü” de denilen toplum terbiyesi alması, geleneklerimiz gereği mümkün olmayan kadınlarımızın kendilerine güvensizlikleri, aile fertlerine bağlılıkları yüzünden uzaktan kumandalı olmaları, evin içini dışarı açmaları, şüphecilikleri, yukarıda sayılan eksiklikleri yapmaları ve bunu yalanlamaları yüzünden sayısız yuvaların içinde gece gündüz ateşler yanmakta, kendileri, çocukları ruh hastaları haline dönüşmektedir.

26-Kadınların en çok şikâyet ettikleri “aile içi şiddetin” temelinde bu olaylar yatmaktadır. Bu yüzden yetişmesinden kaynaklanan kusurlarından ekonomik bağımsızlığının olmamasına kadar birçok neden de dâhil olmak üzere, şiddete maruz kalan kadınlara da toplum hoş bakmamaktadır.

27- Bu yazıda daha çok “kadın kusurlu” olarak gösterilmişse de ne yazık ki bu toplumsal bir gerçektir. Yeryüzünde her toplumda da yaşanmaktadır. Çocukların ilk öğretmeni annelerdir. Annelerini yani kadınlarını eğitmeyen, iş hayatına katmayan bir toplumun erkekleri de beyinlerini annelerinin beyinlerine göre geliştirebildiklerinden bizim “aile modellerimiz” böyle “arızalı tipler” olmaktadır.

Bu yazımı, yazının başında açıkladığım gibi özleyip de kuramadığım, ama mutlu bir aile kurmak isteyen birilerine faydalı olacağını umarak yazdım. 

Çünkü kim;
- “Ben gerçekten kusursuz, mükemmel, huzurlu bir aileye sahibim, çok mutluyum!” diyorsa biliniz ki yalancıdır. Her ailenin gizli saklı sırları muhakkak vardır. Büyük çoğunluğu evlerindeki hasırlarının altında nelerin gizli olduğunu kendileri bile hatırlamak istememektedirler.

Barlar, pavyonlar ve sokaklarda satılan genç kız, erkek ve kadınlar, madde bağımlılarının tedavi edildiği sağlık kurumlarında şifa umanlar, ceza ve tutukevlerinde gün dolduran kendilerine “kader mahkûmları” diyenler, hırsızlar, gaspçılar, ırz düşmanları, devleti milleti satanlar, soyanlar, katiller, din bezirgânları, dolandırıcılar, sekreterlerinin kocalarına avanta vermemek için zinayı suç olmaktan çıkartan hükumet üyeleri ve milletvekilleri, tefeciler, savaş ve terör tüccarları kimlerin evlatlarıdır?

Karakollar, adliye koridorları, avukatlık büroları, gazete manşetleri, televizyonların haber başlıkları, hep bu “sahte mükemmellerle” doludur.

Çünkü toplumumuzda henüz bu “mutlu, huzurlu model insan” yetişmemiştir. Yeryüzünde de öyledir.
Sokağa çıktığınızda insanların yüzlerine bakınız. Kaç kişi gülümsüyor, karşılıksız, gözleri parlayarak, insan sevgisiyle size yaklaşıp selam veriyor?

Hiç kimse!

Bu yüzden suratına bakıp insan sandığınız ama ne olduklarını bilmediğiniz insanların sözleri, görünümleri, yaşamları karşısında kendinizi aşağılamaktan uzak durunuz. Kendinize saygı duyunuz, başarılarınızla pekiştiriniz. Atatürk’ün, “Başarı başaracağım diyenindir!” ve “Türk, öğün çalış, güven” dediği gibi başarılarınızla övününüz. Kendinize saygınız oldukça başarmak, başardıkça mutlu olmak için ümidiniz var demektir.

Herkesin hakkı olan mutlu bir yuva kurması ve ömür boyu sürdürmesini dilerim. Belki biri kurar mı kurar da bu yazı da sebep olursa benden mutlusu olamaz. 

Takdir okuyanındır.

Alaeddin Yavuz
keykubat /adilyargic/ adilyargicc



Bu yazımda öne çıkardığım konular, bir hafta önce (13-14 Haz.2013) Yusuf Kavaklı Hoca'nın malum kanalında da aynı mantıkla işlenmiştir. Diğer din adamlarının da bu konulara vurgu yapmalarında yarar vardır. Takdir okuyanındır.