"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

6 Nisan 2019 Cumartesi

İNSANLIĞI YERYÜZÜNDEN KAZIMAYI EMREDEN DİNLER VE DİNCİLER

TCK 216 KURBANI SOSYAL MEDYA YAZARLARI, İNSANLIĞI TEHDİT EDEN DİNİ DEĞERLERE KARŞI İNSANLIĞI SAVUNMAKTADIR.

Durduk yerde hiç kimse kimsenin ne şahsi ne de dini ve milli duyguları ile oynayarak vakit öldürme gafletine düşmez.
Böyle bir tutum ve davranış var ise bunu nedenlerini yargı mercileri tarafsız olarak gözlemlemek zorundadırlar.
Devlet böyle olayları kışkırtacak faaliyetler içinde olamaz.
Birileri devleti yabancı devletler ve sivil toplum örgütleri ile gizli-aleni anlaşma yaparak ele geçirmiş, devletin siyasi rejimini "din rejimi olarak belirlemek, devleti bölmek ve kırmızı çizgilerini yok etmek için" halka karşı her türlü tehditleri yapıyorsa, halk da bunlara karşı sadece sosyal medya aracılığı ile kendisini savunmaya gayret ettiği için, hükumetten ve dış devletlerden her türlü destek alan cemaat ve tarikatlar alenen her türlü tehdit yağdırıyorlarken, hatta bu konuda cinayetler dahi yaşanırken, beyninden ve internetteki blog ve sosyal medya hesapları dışında gücü olmayanların da kendilerini kaybedip aynı suçu işlemesi onları suçlu yapmaz. Hatta vatan savunması sayılmalıdır. Bu ihanet anlaşmasını okuyalım;

2 sayfa ve 9 madde

Başbakan olabilmesi için ABD Savunbma Bakano Colin Powel'a
sadakat mektubu sunan Erdoğan
GÜL, o görüşmeyle ilgili olarak, Vatan gazetesinde yer alan habere göre şöyle diyordu: Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell, Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var....

Açılımın tohumunu atan CIA ajanı Powell Türkiye’de!

Dışişleri Bakanlığı döneminde Abdullah Gül ile imzaladığı gizli mutabakatla tanınan CIA ajanı Powell, dağdan inen PKK’lıların serbest bırakıldığı gün Türkiye’ye geldi!..

Haber: Salim YAVAŞOĞLU

Dağdan inen PKK’lıların serbest bırakıldığı gün, Kürt açılımının ilk tohumlarını atan Eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, İstanbul’a geldi. Türkiye İş Kadınları Derneğince İstanbul’da düzenlenen “Anneler Teröre Karşı” konulu konferansa katılmak üzere Atatürk Havalimanı’na gelen Powell’ı, İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Ali Ulutaş ve Prof. Dr. Neşe Kavak karşıladı. Konferansta bir konuşma yapacak olan Colin Powell, alandan ayrılırken Diyanet İşleri Başkanlığının davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Dünya Müslümanlar Birliği Halkla İlişkiler Direktörü Suudi Arabistanlı Muhammed Saedd Al-Majdovi ile tokalaşarak bir süre sohbet etti.

Gül itiraf etmişti


Colin Powell, son 4 aydır Türkiye gündemini işgal eden Kürt açılımının tohumlarını atan adam olarak biliniyor. Görevi döneminde mevkidaşı Abdullah Gül ile gizli bir mutabakat imzalayan Powel, 2 sayfa 9 maddelik metinde bölücü terör örgütünü siyasallaşma yolunu açan taleplerini dayatmıştı. Gizli anlaşmayı Abdullah Gül ağzından kaçırmıştı.

24 Mayıs 2003 tarihli Vatan gazetesinde Sedat Sertoğlu’na açıklamalarda bulunan Gül, bir soru üzerine şunları kaydetmişti: “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (eliyle koltuğa vurarak) ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell, Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var.” Bu açıklamaların hemen sonrasında 9 maddelik mutabakat basına sızmıştı. Bugüne kadar yalanlanmayan mutabakatta şu maddeler yeralıyordu:

ABD müdahale edebilir

1- Irak’ın kuzeyinde bulunan bütün Türk birlikleri ve Türk ordusuna bağlı özel kuvvetler, aşamalı olarak Türkiye sınırları içine çekilecek. Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçeyle olursa olsun, sınır ötesi harekâtlarda bulunmayacak.

2- PKK/KADEK’e karşı Türkiye devletinin egemenlik alanı içinde yapılacak askeri harekâtlar için, ABD askeri makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak. Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD askeri makamlarına bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD Hükümeti, uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek. Bu durumda ABD gerekli gördüğü ambargo ve silahlı müdahale gibi siyasal ve askeri yaptırımları saklı tutacak.

Pentagon’a üs verilecek

3-Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askeri harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak, askeri birlik verecek.

4- Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun bulduğu sayı ve kabiliyete indirilecek, özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek, savaş uçağı sayısı sınırlanacak.

Kürdistan tanınacak

5- Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve ’Kürdistan’adı verilen devlet resmen ilan edildikten sonra Türkiye tarafından da resmen tanınacak.

6- Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yönetici ve elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacak.

Eyaletleşmenin önü açılacak

7- Kamu Reformu Yasası ve Yeni Yerel Yönetim Yasaları hızla çıkartılacak, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek.Türkiye, dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter devlet yapısını terk ederek, federasyona geçecek.

8- KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ’Arafat modeli’denen uygulamayla devre dışı bırakılacak, Kıbrıs’ta Annan Planı bazı küçük değişikliklerle hayata geçirilecek. :arrow: http://www.guncelmeydan.com/pano/erdogan-ve-talat-in-cumhurbaskani-denktas-ve-kktc-yi-bitirme-konusmalari-t22818.html 

Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacakTürk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak.

9- Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehinde düzenlemeler yapılacak. :arrow: http://www.guncelmeydan.com/pano/akp-hukumeti-teslimiyet-protokolunu-imzaladi-t22735.html

Böyle sosyal sorumluluk sahibi insanları adi suçlu gibi görülüp mahkum edilmesi de vicdanları yaralar, devletin adaletine olan bağlılığı yok eder.

Anayasamızın 14;15;16;24.;25.:26. maddelerine göre kimse dini görüşleri ve yazıları terörü teşvik etmedikçe yazı ve kanaatlerinden dolayı suçlanamaz diyor.
III.  Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması 
MADDE 14-
(Değişik: 3/10/2001-4709/3 md.)
Anayasada  yer  alan  hak  ve  hürriyetlerden  hiçbiri,  Devletin  ülkesi  ve  milletiyle  bölünmez  bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok
edilmesini  veya  Anayasada  belirtilenden  daha  geniş  şekilde  sınırlandırılmasını  amaçlayan  bir  faaliyette
bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.

IV. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
MADDE 15-
(Değişik: 16/4/2017-6771/16 md.) Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası
hukuktan  doğan  yükümlülükler  ihlâl  edilmemek  kaydıyla,  durumun  gerektirdiği  ölçüde  temel  hak  ve hürriyetlerin  kullanılması  kısmen  veya  tamamen  durdurulabilir  veya  bunlar  için  Anayasada  öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
 (Değişik: 7/5/2004-5170/2 md.) Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller
sonucu  meydana  gelen  ölümler  dışında,  kişinin  yaşama  hakkına,  maddî  ve  manevî  varlığının  bütünlüğüne dokunulamaz;  kimse  din,  vicdan,  düşünce  ve  kanaatlerini  açıklamaya  zorlanamaz  ve  bunlardan  dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz



VI. Din ve vicdan hürriyeti
MADDE 24-
Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî
inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. 
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi
ilk  ve  ortaöğretim  kurumlarında  okutulan  zorunlu  dersler  arasında  yer  alır.  Bunun  dışındaki  din  eğitim  ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. 
Kimse,  Devletin  sosyal,  ekonomik,  siyasî  veya  hukukî  temel  düzenini  kısmen  de  olsa,  din  kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya  din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz

VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti
MADDE 25-
Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve
kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti
MADDE 26-
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu
olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir  almak  ya  da  vermek  serbestliğini  de  kapsar.  Bu  fıkra  hükmü,  radyo,  televizyon,  sinema  veya  benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
(Değişik:  3/10/2001-4709/9  md.)  Bu  hürriyetlerin  kullanılması,
millî  güvenlik,  kamu  düzeni,  kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün  korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının  şöhret  veya  haklarının,  özel  ve  aile  hayatlarının  yahut  kanunun  öngördüğü  meslek  sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(Mülga: 3/10/2001-4709/9 md.)
Haber  ve  düşünceleri  yayma  araçlarının  kullanılmasına  ilişkin  düzenleyici  hükümler,  bunların  yayımını
engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. 
(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.)

Bu yasalara göre izin almaksızın konusu suç teşkil etmeyen yazılar yayınlanabilir, dinler hakkında görüşler açıklanabilir, yorumlar yapılabilir.
Bu özgürlük dini rejim yanlılarını rahatsız ediyor ve bu aciz insanlar, karşılarında direnemedikleri laikleri, demokratları, solcuları, agnostik, deist ve ateistleri susturabilmek için "dini değerleri aşağılama" diye bir suç icat ettiler.
Bu suç hem anayasamıza, hem evrensel insan hakları beyannamesine hem de AB kriterlerine aykırıdır.
Ama eşcinselliği, kulamparalığı, pedofili denilen bebek seviciliği ve bebeklerle zevk evliliklerini, bebek tecavüzlerini bile ilahileştiren Talmud yasalarını, Şeriata geçmiş Arap, Fars, Grek geleneklerini yazarsan, her cuma hutbesinden tutun da da her televizyon dini programında, Müslüman olmayanlara "kafir, müşrik, sapık" diyen Kuran ayetlerini okuyan, dinsizleri ve ateistleri "sapıklar, din düşmanları" diye suçlayan ilahiyatçılara cevaben yazılan yazıları biraz kantarın topuzunu kaçırınca hemen TCK 216 kılıcı başınıza dayanıyor.

Anayasa 14. maddenin bendine tekrar bakalım;
"...Kimse,  Devletin  sosyal,  ekonomik,  siyasî  veya  hukukî  temel  düzenini  kısmen  de  olsa,  din  kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya  din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. "

17 yıldır devleti yöneten hükümet bütün okulları imamhatiplere çevirmiş, taşımalı eğitim sistemi getirerek köylü çocukları şehirlerde okumaya böyle olunca da mevsimlerden kaynaklanan ulaşım sorunları yüzünden çocuklar cemaat yurtlarına mahkum edilmiş, devletin rejimini din kurallarına dayandırma siyaseti aralıksız olarak güdülmüştür.
Bu da yetmediği gibi, bilinen Anadolu İslam ve ahlak geleneklerinde "çekirdek aile içi ensest üreme kültü yoktur ve çekirdek aile üyeleri arasında cinsellik hem toplumda yeri olmayan, yadırganan bir kavramdır hem de yasaktır.
Oysa Diyanet İşleri başkanlığı aşağıdaki fetvası nedeniyle çok eleştirilmiş, Diyanet kurumu bu fetvasını silip haberi veren Cumhuriyet gazetesini mahkemeye vermiştir. Yapılan yargılamalar sonunda gazete haklı çıkmıştır.
İşte o bildiri;
Mehmet Görmez'in sapıklık fetvası

Bunun da yetmediği gibi, hükumetin devlet bütçesinden para vererek cemaat ve tarikatlara açtırdığı öğrenci yurtlarında çocuklara ve yetişkinlere her türlü cinsel istismarlar yaşanmış, mahkemeler cinsel istismar davalarıyla dolmuştur.

2017 utanç raporu... 409 kadın öldürüldü, 387 çocuk cinsel istismara uğradı

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, 2017 yılında 409 kadın cinayeti işlendi, 387 çocuk cinsel istismara uğradı ve 332 kadına cinsel şiddet uygulandı. Platformun verilerine göre, 2016 yılında 328 kadın, 2015 yılında ise 303 kadın öldürülmüştü.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, basından derlediği kadın cinayetleri istatistiklerini açıkladı. Rapora göre, 2017 yılında 409 kadın öldürüldü. Sadece Aralık ayında 45 kadın en yakınları tarafından cinayete kurban gitti.

387 ÇOCUK İSTİSMARA UĞRADI
Aralık ayında 41 çocuk, 2017 toplamında ise 387 çocuk cinsel istismara uğradı. Bu yıl öldürülen 20 çocuğun yarısı, yani 10 çocuk babası tarafından öldürüldü.
Van’da daha 4 kilogram ağırlığındaki yeni doğan bebek istismara uğradı. Hastaneye getirilmesiyle, uğradığı istismar sonucu yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Yalova'da çocuk parkından kaçırılan 5 yaşındaki E.U. isimli kız çocuğu ölü bulundu. E.U.'yu M.Ş.A.'nın kaçırdıktan sonra cinsel istismarda bulunarak öldürdüğü öğrenildi.

Diyarbakır’da 9 yaşındaki M.Ö.’nün 37 yaşındaki babası M.S.Ö tarafından 1 ay boyunca tecavüze uğradığı ortaya çıktı. M.S.Ö. mahkemede kendisini, “Çocuğumun kabızlık sorunu var” diye savundu.

KIYAFET DAYATMASI HER YERDE

İstanbul’da Sultan Taşar ekmek aldığı fırından çıkarken taksici tarafından ‘O şortla ekmek almaya gelmişsin. O ekmek sana haram. Boğazından geçen her şey sana haram, O babana söyle sana nasıl giyineceğini anlatsın’ şeklinde sözlü saldırıya uğradı.
Yine İstanbul’da, Melisa Sağlam ‘Ramazan'da böyle giyinmeye utanmıyor musun' diyerek Ercan Kızılateş tarafından minibüste saldırıya uğradı. Eminönü’nde bir adam “üstüne başına dikkat et, milleti azdırıyorsun” diyerek Canan Kaymakçı isimli kadına sözlü saldırıda bulundu.

Aralık ayında Ankara'da yaşayan 20 yaşında bir üniversite öğrencisi evine gitmek için indiği otobüsten takip edilip evinin önünde tacize uğradı. Saldırgan sosyal medyadaki dayanışma sayesinde bulundu. Saldırgan ifadesinde “Mini etek giymişti tahrik oldum” dedi.
Sosyal medya hesabından beden eğitimi dersinde eşofman giyen öğrencilerden tahrik olduğunu ima ederek , 'Kız öğrencilerin giydiği eşofman onları çıplak yapar', şeklinde paylaşımlar yayınlayan Ayşe Kemal İnanç Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde görevli Felsefe öğretmeni Ercan Harmancı hakkında Konya Milli Eğitim İl Müdürlüğü tarafından başlatılan soruşturma sonucu görevden alındı.

332 KADIN CİNSEL ŞİDDETE UĞRADI

2017’da toplam 332 kadın cinsel şiddete uğradı. Edirne'ye otobüsle seyahat eden M.K kendisine cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla muavin E.G’den şikayetçi oldu.
Uşak'ta nişanlısı H.Ö tarafından cinsel istismara uğrayan 16 yaşındaki A.S, istismar sonucu hamile kaldı. Bebeği evinin tuvaletinde kimse yokken gizlice doğurup ailesinden korktuğu için dışarı attı.
Bursa’da G.A ayrılmak istediği için erkek arkadaşının tecavüz girişimine maruz kaldı. Genç kadın kurtulmak için evin camından atlamak istedi. Çevredekilerin müdahalesiyle hastaneye kaldırılan genç kadın, kurtulmak için intihar etmek istediğini açıkladı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/2017-utanc-raporu-2017de-409-kadin-olduruldu-387-cocuk-cinsel-istismara-ugradi-40696747
Korkunç rapor: Türkiye, çocuk istismarında dünyada üçüncü

Antalya Serik'te kurulan Çocuk İstismarıyla Mücadele ve Çocuk Haklarını Koruma Derneği başkanı, Türkiye'nin çocuk istismarı konusunda dünyada üçüncü sırada olduğunu vurguladı. Oğuz'un ortaya koyduğu çocuk istismarı rakamı ise acı gerçeği gözler önüne serdi.


GÜNDEM


10 Ocak 2018 Çarşamba 11:45
BUĞRA Kaan Oğuz, "Çocuk istismarı konusunda ülkemiz ne yazık ki dünyada üçüncü sırada. Türkiye Psikiyatri Derneği yaptığı araştırmada, ülkemizde istismara uğramış çocuk oranını yüzde 33 olarak tespit etti. Bu rakam her 3 çocuktan 1'i demektir. Dünyada ise son 10 yılda cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı 250 bin civarında" dedi.
“ÇOCUKLAR YAŞADIKLARI TRAVMALARLA KALIYOR”
Derneğin faaliyetleri hakkında bilgi veren ÇOCUKÇA Başkanı Buğra Kaan Oğuz, birkaç çocuk istismarı dosyasına avukat olarak atanmasının ardından derneğin kurulmasının gündeme geldiğini söyledi. Çocuk istismarıyla ilgili oranları araştırdıklarını ve çarpıcı rakamlara ulaştıklarını anlatan Buğra Kaan Oğuz, “Dünyada her 5 çocuktan 2’si fiziksel, duygusal ya da cinsel istismara uğruyor veya ihmal ediliyor. Ve ne yazık ki uzmanlar cinsel istismar vakalarının ancak yüzde 15’inin adli mercilere intikal ettiğini söylüyor. Gerisinin üzeri bir şekilde kapatılıyor ve çocuklar yaşadıkları travmalarla kalıyor” dedi.
‘ÜLKEMİZ NE YAZIK Kİ DÜNYADA ÜÇÜNCÜ SIRADA’
Çocuk yaştaki cinsel istismarın ilerleyen yaşlarda açığa çıkıp ciddi sorunlar yarattığını vurgulayan Buğra Kaan Oğuz, şöyle dedi:
“Öyle ki yapılan araştırmalara göre istismarcıların en az yüzde 50’si çocukluğunda istismara uğramış kişiler. Halbuki istismara uğrayan çocuk bunun akabinde psikolojik destek alsa, bu travmayı atlatması mümkün, fakat çoğu olayda çocuk hiçe sayılıp olayın bir şekilde üzeri kapatılmaya çalışıldığı için mağdur bir kez daha mağdur ediliyor. Çocuk istismarı konusunda ülkemiz ne yazık ki dünyada üçüncü sırada. Türkiye Psikiyatri Derneği yaptığı araştırmada, ülkemizde istismara uğramış çocuk oranını yüzde 33 olarak tespit etti. Bu rakam her 3 çocuktan 1’i demektir. Dünyada son 10 yılda cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı ise 250 bin civarında. Antalyamız ise Türkiye’de 4’üncü sıradadır.”
‘MÜCADELE EDİLMESİ GEREKEN BİR HASTALIK’
Dünyadaki oranlar hakkında da bilgi veren Buğra Kaan Oğuz, Avrupa ülkeleri ve ABD’de de tablonun çok iyi olmadığını vurguladı. Buğra Kaan Oğuz, şöyle dedi:
“Dünyada en çok çocuk istismarı içerikli yayın yapan internet sitesi Avrupa’da. Ve Hollanda bu konuda birinci sırada. ABD, Kanada, Fransa ve Rusya ise, onun ardından geliyor. Dünyada çocuk istismarı konusunda ilk 10’da Güney Afrika, Bangladeş gibi ülkeler başı çekerken ardından Türkiye, İngiltere, ABD, Rusya ve Avustralya geliyor. Görüldüğü gibi bu suçun, bu pedofili olarak tanımlanan hastalığın ekonomi, refah seviyesi, okuryazarlık yani kısacası her anlamda gelişmişlik diye tabir edebileceğimiz olguyla hiçbir alakası yok. Bu tamamen üzerine eğilinmesi ve mücadele edilmesi gereken bir hastalıktır. Tabi biz bu araştırmaları yapıp kendimizde belli bir bilinç oluşunca ister istemez rahatsızlık duyduk.”
Belediye Başkanı Ramazan Çalık, çocuk istismarının Türkiye’de de yaygınlaşmasından duyduğu üzüntüyü dile getirirken, bununla mücadelenin herkesin görevi olduğunu vurguladı.
‘BUNUN OKUMUŞLUKLA CAHİLLİKLE ALAKASI YOK’
Kaymakam Haluk Şimşek de gelişmiş toplumların en büyük sorununun çocuk istismarı ve kadına şiddet olduğunu aktarırken, “Bazı kadınlar da evde şiddete uğruyor. Bunun okumuşlukla cahillikle alakası yok ama dışarıya söyleyemiyor. Çocuklar da ne yazık ki istismara uğruyor, söyleyemiyor. En büyük sorunlardan biri bu. Önemli olan bu olayları başlangıcında yakalayıp müdahale edebilmek” dedi.
Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2018, 12:06
https://www.yenialanya.com/gundem/korkunc-rapor-turkiye-cocuk-istismarinda-dunyada-ucuncu-h305697.html


Bu da yetmemiş, 2019 Yerel seçimlerini takiben hükumet yanlısı Akit gazetesi yazarı Şevki Yılmaz, yazarlığını yaptığı Akit Gazetesindeki köşesinden muhalif kesime alenen "iç savaş tehdidi" yapmış ve "Edirne'den Hakkari'ye her yer Arakan gibi kan akacak" tehdidi yapmıştır. Okuyalım;
Eklenme Tarihi: 18.09.2017 15:48 Güncellenme: 05.02.2019 10:31

Edirne'den Hakkari'ye her şehir Arakan gibi yakılacak!

Yeni Akit gazetesi yazarı Şevki Yılmaz'ın 2019 seçimlerine ilişkin yorumları çok konuşulacak.

Yeni Akit gazetesi yazarı eski milletvekili Şevki Yılmaz, 2019 seçimlerine ilişkin dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Yılmaz, "Biz 2019'da dirilişimizi gerçekleştiremezsek Edirne'den başlayarak Erzurum'a Hakkari sınırına kadar her şehir Arakan gibi yakılacak" dedi.

Akit TV'de canlı yayına katılan Şevki Yılmaz, Şaban Dişli'nin ekonomi danışmanlığına getirilmesini ve 2019 seçimlerini yorumladı.

"Şaban Dişili'nin göreve getirilmesini nasıl yorumladınız?"sorusuna Şevki Yılmaz, şöyle yanıt verdi:

"Reis-i Cumhur Tayyip Erdoğan kardeşimizin bir tasarrufudur. Bunu büyütmeye muhalafete malzeme çıkarmaya gerek yok. Kol kırılır yen içinde, burada bunu sorman bile yanlış olduğu kanaatindeyim."

"BİR KERE AHLAKİ BİR DURUŞTUR REİS'İN YAPTIĞI..."

Şevki Yılmaz, "Biz Reis'e inanıyoruz, güveniyoruz. Geminin kaptanı Reis'tir. Büyük kasırgalarla gemiyi sürüyor. Bunu nedeni niçinini ona sorarız. Cevap verir vermez" diyerek şöyle devam etti:

"İktidarın anlatmamız zor olan konulardan iktidarın kaçması lazım ama yaptı. Yapınca da savunmak bize düşer. Paratoner olmak bize düşer. Çünkü Şaban Dişli kardeşimiz kardeşinden dolayı suçlanamaz. Var mı FETO'luğu yok, var mı ByLock'u yok. Var mı hizmeti var. Birileri onunla Sakarya siyasetinde güreşmiş olabilir, niye o güreşe alet olacağız ki...

Bir kere ahlaki bir duruştur Reis'in yaptığı... O arkadaşın suçu yoksa ben bunu boğamam diyor. Bu nebevi bir metot değil mi?"

"HAKKARİ SINIRINA KADAR HER ŞEHİR ARAKAN GİBİ YAKILACAK"

"Tayyip Erdoğan kardeşimizin duruşu İslami bir duruş. Araştırmış, bakmış bunun o kardeşiyle o katille o generalle ilgisi yok, alakası yok. Neden boğdurayım ki, görev vermiş"diyen Şevki Yılmaz 2019 seçimlerine ilişkin ise şu ilginç yorumu yaptı:

"Biz 2019'da dirilişimizi gerçekleştiremezsek Edirne'den başlayarak Erzurum'a Hakkari sınırına kadar her şehir Arakan gibi yakılacak. Bunu Haçlılar planlamış, yemini var, kağıdı var. Vaktim yok."
https://www.internethaber.com/edirneden-hakkariye-her-sehir-arakan-gibi-yakilacak-1808332h.htm?fbclid=IwAR3n1NgUizCLKMnhGnIBdxAtSvxmMQX_N_TTBl-QfBrILMj454BlnVI2IH

Kurnaz yazar olan Şevki Yılmaz suçtan yırtmak için "bunu haçlılar planlamış,yemini var, kaydı var, vaktim yok" demiş ama yeminin kağıdını, belgesini ortaya koymamıştır. Tabi ki mesajı muhalif kesime ulaşmıştır.

Olaylar bununla da kalmamıştır. AKP hükumeti öncesinden beri, R.T.Erdoğan ile de hemşehri olan adi suçlu, mafya önderi olarak bilinen bir şahıs da Hükumetin çatısı altında sığınma bulmuş ve her kesime tehditler yağdırmaya o da katılmıştır;

Sedat Peker'den açık tehdit: Diktatör diyenleri asacağız

Suç örgütü lideri Sedat Peker, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı eleştirenleri en yakın bayrak direklerine ve ağaçlara asmakla tehdit etti.
Daha önce hakkında 'halkı kin ve nefrete tahrik'ten suç duyurusunda bulunulan suç örgütü lideri Sedat Peker, bugün yaptığı konuşmasında seslendiği kitleye "Azrail Aleyhisselam'ın yardımcısı olabilmek için memuriyet dileyin" çağrısı yaptı. Peker ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan'a diktatör diyenleri en yakın bayrak direklerine ve ağaçlara asmakla tehdit etti.

'AZRAİL'İN YARDIMCISI OLABİLMEK İÇİN MEMURİYET DİLEYİN'
Sedat Peker, "Kardeşlerim benim yaptığımı yapın. Her gece dua ederken yüce Allah'tan Azrail Aleyhisselam'ın bu şerefli görevi yerine getirirken, bizim de içinde yer alabileceğimiz bir memuriyet dileyin. Azrail Aleyhisselam'ın yardımcısı olabilmek için memuriyet dileyin" şeklinde bir açıklama yaptı.
'DİKTATÖR NEYMİŞ GÖRECEKLER'
Peker açıklamasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 'diktatör' diyenlere yönelik şu sözleri sarf etti:
"Bu şımarmış, devletimizin devlet olma geleneğiyle onlara sağladığı imkanlardan dolayı şımarmış bu kişiler sayın cumhurbaşkanımız için diktatör diyorlar. Bizim haklarımızı elimizden aldı diyorlar. Bunun gibi çeşitli suçlamalar yapıyorlar. Ancak ben biliyorum ki onlar yatsınlar kalksınlar bizim devletimizin devlet olma geleneğindeki öğretilere dua etsinler.
Yüce Allah korusun, eceliyle bile olsa sayın cumhurbaşkanımızın bu dünyadaki misafirliği biterse, onlar diktatör neymiş görecekler. Yüce Allah’ın izniyle onlara yakınlık duymuş, onlarla yol almış, onlarla daha sonrasında yolunu ayırmamış bütün herkesi en yakın bayrak direklerine asacağız. En yakın ağaçlara asacağız"
'CEZAEVLERİ DE BİR GÜN BASILACAK'
Peker tehditlerini şöyle sürdürdü:
"Bazı aşırı solcular kendilerince nostalji yapıp Bastille Cezaevi’nin geçmişte basılmasını Maltepe Cezaevi’ne yürüdükleriyle eşitleyip kendi aralarında sohbetler yapıyorlar. Tabii ki bunlar duyan kulaklar tarafından duyuldu. Neymiş, Maltepe Cezaevi’nin basacaklarmış, arkadaşlarını çıkaracaklarmış. Büyük bir devrimin başlangıcı olacakmış. Onların düşündüğü gibi cezaevleri de bir gün basılacak. Ancak vallahi onların hayal ettiği gibi değil. Dışarıda yakaladıklarımızın hepsini ağaçlara, bayrak direklerine astıktan sonra o cezaevlerine de gireceğiz. Onları cezaevlerinde de asacağız. Boyunlarından asacağız bayrak direklerine." (HABER MERKEZİ)

Sedat Peker, 'Evet' kampanyasına tehditleriyle katıldı

Futbol Yorumcusu Rıdvan Dilmen'in başlattığı 'Evet' kampanyasına suç örgütü lideri Sedat Peker de katıldı.
Ülkeye 'Başkanlık sistemi'ni getirmek isteyen anayasa değişikliği referandumu için Futbol Yorumcusu Rıdvan Dilmen'in başlattığı "Evet" kampanyasına suç örgütü lideri Sedat Peker de katıldı.
'AK Troll' Taha Ün'ün davetine yanıt vererek bir video paylaşan Peker, "Referandumu gerçekleştirmeyeceğini söyleyen birçok insan var ve bu sayı son günlerde nedense daha da fazlalaşıyor" gibi bir iddia ortaya attığı konuşmasında "Referandumu yapmamak adına sokaklara çıkan birileri olursa onları sokaklarda bekliyor olacağımızı şimdiden özellikle söylemek isterim" tehdidinde bulundu.
Sedat Peker, 1 Kasım seçimleri öncesi "Oluk oluk kan akıtacağız" tehdidiyle de gündeme gelmişti. Peker daha sonra aynı ifadeyi barış imzacısı akademisyenler için de kullanmıştı.
Peker'in açıklaması şöyle:
“Aslan kardeşim, mesajını aldım. Gazete patronlarının, basın kuruluşu sahiplerinin geçmişte olduğu gibi elleri cebinde pijamalarıyla liderlerimizi evlerinde karşılayamaması için, bu ülkenin onurlu bir vatandaşı olduğumdan dolayı mutlaka ‘Evet’ diyeceğim. Tüm dünya mazlumlarına umut olmuş bir Türkiye’nin, koalisyon hükümetlerinin elinde çürümemesi ve o ulusların da umutlarını kaybetmemesi adına mutlaka ‘Evet’ diyeceğim.
Türk – İslam davasının lideri cennet mekan Alparslan Türkeş’in, gençliğimizin efsane isimlerinden Muhsin Yazıcıoğlu başkanın isteği ve savunduğu fikir olduğu için partili cumhurbaşkanlığı sistemine mutlaka vefa duygumdan dolayı ‘Evet’ diyeceğim. Mahkeme-i kübrada onlarla karşılaştığım zaman gösterdiğim vefadan dolayı utanç içinde asla onlara karşı olmayacağım.
Sokakları yakarak ve yıkarak referandumu gerçekleştirmeyeceğini söyleyen bir çok insan var ve bu sayı son günlerde nedense daha da fazlalaşıyor. 15 Temmuz’da Fethullahçı Terör Örgütü’nün üyelerine karşı nasıl ki sokaklarda olduysak, referandumu yapmamak adına sokaklara çıkan birileri olursa, onları sokaklarda bekliyor olacağımızı şimdiden özellikle söylemek isterim. Sırf bunun için bile ‘Evet’ diyeceğim.
Kardeşlerim, dostlarım ben varım. Sizler de var mısınız?" (HABER MERKEZİ)

Akademisyenleri tehdit eden Sedat Peker şiddeti azmettirdi'

Barış İçin Akademisyenleri 'Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız' diye tehdit eden Sedat Peker, hakkında açılan davaya katılmadı.
Cansu PİŞKİN
İstanbul 

Barış İçin Akademisyenleri tehdit eden suç örgütü lideri Sedat Peker hakkında açılan davanın ilk duruşması Kartal'daki Anadolu Adliyesi 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Sanık Sedat Peker'in katılmadığı duruşmada akademisyenler, maddi ve manevi zarar gördüklerini dile getirerek, söz konusu tehdidin toplumu hedef aldığını savundu. 
Barış İçin Akademisyenler’in 11 Ocak 2016'da kamuoyuyla paylaştığı “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisinin ardından kendisine ait internet sitesinde 13 Ocak 2016'da imzacı akademisyenleri tehdit eden Sedat Peker, “Sözde Aydınlar Çanlar İlk Önce Sizin İçin Çalacak” başlıklı bir yazı yayımlamıştı. Sedat Peker, “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız” ifadelerini kullanmıştı. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, Özgürlükçü Hukukçular Derneği Ankara Şubesi ve akademisyenlerin ihbar ve şikayetleri üzerine Peker hakkında "tehdit" ve "suç işlemeye tahrik" suçlarından toplam 1 yıl 4,5 aydan 11 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. 
İddianamede şüpheli Peker’in savunmasında bahse konu yazıyı bizzat kaleme alıp yayınladığı, ancak suçlamaları kabul etmediği, yazı içeriğinin bir öngörüden ibaret olduğunu söylediği ancak beyanatın diğer vatandaşları, müştekilere zarar verme yönünde tahrik ettiğini ve ayrıca şahsen tehdit iradesi taşıdığı belirtildi.
'SANIK TÜM TOPLUMU HEDEF ALMIŞTIR'
Anadolu Adliyesi 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, suç duyurusunda bulunan 26 imzacı akademisyen ve avukatları ile Sedat Peker'in avukatları hazır bulundu. Sanık Sedat Peker ise duruşmaya katılmadı.
İlk olarak savunmasını yapan Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, "28 yıldır üniversitedeyim. Emekçilerin, insanca çalışma ve yaşamalarını sağlayacak ekonomik ve sosyal haklarını önceleyen, çalışmalar yapan ve bu bağlamda demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne inanan bir akademisyenim. Akademik faaliyetlerimin bir parçası ve gereği olarak düşüncelerimi çeşitli yollarla kamuoyuyla paylaşırım. Çalışma ve paylaşımımdan ötürü tehdide maruz kalmak sadece ben değil tüm akademi ve akademisyenlerin de tehdit edilmesi anlamına gelmektedir. Bilimsel çalışmalar ve savunulan düşüncelerin ölümle tehdit edildiği ülkede bilimin gelişmesi, barışın, demokrasinin olması mümkün değildir. Sanık akademik faaliyetlerimi ve dolayısıyla tüm toplumu hedef almıştır" diyerek davaya katılma talebinde bulundu. 
'PEKER'İN BEYANI NEFRETİN TOPLUMSALLAŞTIRILMASIDIR'
Akademisyen Beyza Üstün ise 33 yıldır akademide olduğunu belirterek, "Üniversitede kaldığım sürece doğadan ve toplumdan yana çalışmalar yaptım. Yaşamın ve yaşam alanlarının özgürlüğünü önemsiyor, halkların eşit ve barış içinde yaşamasından yana mücadele ediyorum. Bu davranış somut, kişiye özgü sonuçlanan beyan değil, nefretin toplumsallaştırılması ve yaygınlaştırılmasıdır, şiddete azmettirmektir. Azmettiriciliği nedeniyle cezalandırılmasını istiyorum" diye konuştu.  
Akademisyen Adem Yeşilyurt maddi ve manevi zarar gördüğünü söyleyerek, "672 sayılı KHK ile ihraç edildim. Sabah buraya gelirken eşim 'Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız diyen adama yüzünü göstermeye korkmuyor musun' diye sordu. Korkuyorum ve cezalandırılmasını istiyorum" dedi. 
Bunun üzerine Peker'in avukatı, "İşten çıkarılmasına sebep olan 672 sayılı KHK'nın gerekçesi nedir? Bunun müvekkilimle ilgisi nedir? Bunun aydınlatılmasını istiyorum" diye itiraz etti. Akademisyenlerin avukatları Oya Meriç Eyüpoğlu ise, "Müvekkilim, maddi zararda oluşturulan kamuoyunu ifade etmiştir. Söz konusu sorunun bu davanın konusuyla ilgisi yoktur" diye konuştu.  
'MANEVİ ZARAR TOPLUMSALDIR'
Prof. Gençay Gürsoy da 50 yıl akademisyen olarak hizmet etmiş emekli bir öğretim görevlisi olduğunu söyleyerek başladığı savunmasında "Tehdidin kışkırtma içerici olduğunu düşünüyorum. Ciddi bir tehlike, kışkırtma söz konusudur. Maddi zarar ölçülemez, manevi zarar toplumsaldır. Doktora öğrencisi olduğunu ifade eden İrfan Keşoğlu, imzacı akademisyenlere yönelik nefret söylemi yüzünden akademik hayatının başlamadan bittiğini düşündüğünü kaydetti. 
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, maddi zararı olduğunu belirterek, "İstanbul Tıp Fakültesi öğretim üyesiyim. Bu suç nedeniyle öğrenci ve hastalarımla bir arada olmak ve 35 yıllık birikimimi 24 saatlik zaman dilimine sığdırarak paylaşmak ve emeğimi ortadan kaldırmak suçu işlenmiştir. Bu maddi zarardır bundan sonra da duruşma günlerinde bu kayba neden olacak. Bilimsel üretim içinde olan insanlar için zaman önemli bir maddi kayıptır. Ölüm tehdidinin yöneltilmesi, davranışının meşrulaştırılması ve toplumun ahlakının örselenmesi söz konusudur o nedenle sanığın cezalandırılmasını talep ediyorum" dedi. 
Akademisyen Yücel Demirer de yargıcı, "Maddi zarar konusunun çok dar sorulduğunu düşünüyorum. Zararın maddi maneviliği bu kadar dar soru içerisinde kuşatılamaz" diye eleştirerek, suçun niteliğinin dikkate alınmasını talep etti. 
'TEHDİT YAKIN, CİDDİ VE KORKUTUCUDUR'
Akademisyenler yaptıkları ortak savunmada, sanık Sedat Peker'in açıklamalarının sadece imzacıları değil, tüm  akademinin de bu tür çalışmalardan imtina etmesine ve korkmasına yol açtığını belirterek, Peker'in cezalandırılmasını istediler. 
Ortak savunma şu şekilde: "Bizler şiddetle işi olmayan, toplum yararına bilimsel faaliyet yürüten kişileriz. 89 üniversiteden 1128 akademisyen ve araştırmacı ülkemizde barış içinde ve insancıl koşullarda yaşama hakkının tesis edilmesi bunun için hukuk içinde çabaların gösterilmesi amacıyla kamuoyunda Barış Bildirisi adıyla anılan bir metin altında bir araya geldik. 
Bildirinin kamuoyuna açıklandığı 11 Ocak 2016 tarihinden itibaren başta cumhurbaşkanı ve başbakan olmak üzere hükümet yetkilileri tarafından son derece ağır hakaret ve ithamlarla karşı karşıya kaldık. Sanık tarafından dile getirilen hakaret ve tehditler suç işleme çağrıları gerek ülkeyi yönetenler, gerek bir kısım dernek, ülkü ocağı ve hatta öğrenci oluşumu, gerekse bir kısım medya kuruluşunun imzacıları açıkça tehdit ettiği, hatta somut olarak tehdit mesajlarının akademisyenlerin odalarının kapılarına asıldığı, fotoğrafların yayınlanıp hedef haline getirildiği bir ortamda yapılmıştır. Bu nedenle söz konusu tehdit yakın, ciddi ve korkutucudur. Sanığın faaliyetleri biz imzacılara değil aynı zamanda yürüttüğümüz akademik faaliyetlere yöneliktir. Zira bilim insanları olarak bu bildiriye imza atıp düşüncelerimizi paylaşmamız nedeniyle bu tür saldırılara maruz kalmak bu ve benzeri bilimsel çalışmalar yapmayı akademik özgürlükleri kullanmanın en önemli araçlarından olan düşünce açıklamalarında bulunmayı engeller. Böylece akademik özgürlüklerin kullanımını da sakat bırakır. Nitekim böyle olmuş sanığın açıklamaları sadece biz imzacıların değil bizlerin dışındaki tüm  akademinin de bu tür çalışmalardan imtina etmesine ve korkmasına yol açmıştır. Akademik faaliyetlerin aksamasının akademik toplumsal görevlerini yerine getirmesini engellemesinin yanı sıra çoğunlukla farklı düşüncelere yönelik önemli bir gözdağı içeriği de malumdur." 
Tüm bu hususların dikkate alınmasını isteyen imzacı akademisyenler sanığın tehditlerinin doğrudan muhataplarından biri olduklarını söyleyerek, davaya katılmayı ve Peker'in cezalandırılmasını talep etti.
'GÜVENLİĞİMİZDEN MAHKEME SORUMLUDUR'
Avukat Veysi Eski, Özgürlükçü Hukukçular Derneği'nin de şikayetçiler arasında olduğunu ancak derneğin KHK ile kapatıldığını hatırlattı. Eski, "Toplumda 'suç örgütü lideri' olarak bilinen sanık iddianamede geçen sözleri sarf ederek toplumda ve imzacı akademisyenlerde korku ve paniğe neden olmuştur. Derneğimizin tüzüğü gereği suç duyurusunda bulunduk. Bölgede yaşanan baskı ve katliamlara karşı mücadele ettiği için Kürt illerinde yaşanan hak ihlallerine dair rapor hazırladığı için kapatılmıştır. Ancak biz üyeleri olarak barış bildirisine imza atan akademisyenlerin avukatlarını üstlendik ve bütün müvekkiller adına katılma talebinde bulunuyoruz" dedi. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası avukatı İlkay Bahçetepe de imzacılar arasında üyelerinin bulunduğunu belirterek müdahil olmak istedi. 
Akademisyenlerin avukatlarından Oya Meriç Eyüpoğlu, ceza yargılamasında sanığın nerede olduğunun sorulması ve tespit edilmesi gerektiğini belirterek mahkeme tarafından bu hususun sorulmamış olmasını eleştirdi. Eyüpoğlu, "3 saattir devam eden yargılamada sanığın nerede olduğu mahkemeniz tarafından sorulmamış zapta geçirilmemiştir. Ceza usul hükümlerine göre sanığın ifadesi alınmadan sanık vekillerinin esasa ilişkin savunmaları alınamaz. Ama yargılama boyunca davanın esasına ilişkin beyanda bulunulmasına izin verilmiştir. Yargılamanın selameti açısından nasıl bir gerçekle karşı karşıya kalacağımız tüm taraftarda kaygı oluşmasına sebep olmuştur. Aslolan sanığın beyanının alınmasıyla yargılamanın başlaması olduğu için daha 2 gün önce medyada Beykoz'da bir törende olduğuna ilişkin haberler çıkan sanığın neden huzurda olmadığı ve neden huzura alınmadığını soruyor ve hakkında ifadesi alınmak üzere yakalama kararı verilmesini istiyoruz. Sanığın herhangi bir gerekçeyle vekiller ve müvekkiller yokluğunda ifadesinin alınmasını kabul etmediğimizi ve CMK gereğince doğrudan kendisine soru sorma hakkımız kullanacağımızı beyan ediyoruz" dedi. 
Avukat Tamer Doğan da sanık savunması alınmadan esasa ilişkin beyanda bulunmayacaklarının altını çizdi. "Basit bir tehdit suçuyla karşı karşıya değiliz" diyen Doğan, Peker'in sıradan bir insan olarak algılanmaması gerektiğini söyledi. Doğan, "Sanık bir çağrı yaptığında harekete geçeceğini bildiği paramiliterler bulunmaktadır" dedi. Doğan, Peker'in zorla getirilmesini ve isnat edilen suçlar açısından tutuklu yargılanmasını talep etti. Doğan, şikayetçi olan imzacı akademisyenlerin isimleri, açık adresleri ve avukatlarının isimlerinin dosyaya dahil edildiği için olası tehdit veya bir suç girişiminde sanık ve sanık vekillerinin sorumlu olacağını söyledi ve "Güvenliğimizden de sayın mahkeme sorumludur" diye ekledi. 
Avukat Ahmet Baran Çelik de Peker hakkında zorla getirme talebinde bulunarak "Tehdit mesajında müslüman Türk tanımı yapıyor ve bu tanımdaki insanların oluk oluk kan akıtıp kanlarıyla duş alacağını söylüyor. Bu ifadesiyle Türklüğe hakaret ettiğini düşünüyor ve TCK 301 gereği suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum" dedi. 
DURUŞMA 9 HAZİRAN'A ERTELENDİ
Peker'in avukat Kemal Levent ise, halası vefat ettiği için Peker'in katılamadığını ancak gelecek celse hazır bulunacağını söyledi. 
Mahkeme, suç duyurusu taleplerinin gelecek hafta değerlendirileceğine, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası'nın suçtan doğrudan zarar görme unsuru oluşmadığı için reddine, Peker'in sanık müdafi tarafından gelecek celse hazır edilmesine, ÖHD'nin katılma talebinin daha sonra 
değerlendirilmesine karar vererek bir sonraki duruşmayı, 9 Hariran 10:30'a erteledi.
https://www.evrensel.net/haber/306751/akademisyenleri-tehdit-eden-sedat-peker-siddeti-azmettirdi

Ekrem İmamoğlu'na tarikatçılardan ölüm tehditleri

31 Mart Seçimleri'nde en fazla oyu alarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen, geçersiz oyların sayımından dolayı mazbatasını alamayan Ekrem İmamoğlu'na birçok bakanlığa sızan Menzil Tarikatı'ndan olduğu iddia edilen kişiler sosyal medya üzerinden ölüm tehditlerinde bulunmaya başladı. Ölüm tehdidinde bulunan şahıs Bahçeli ve Sedat Peker'i referans verdi.
07 Nisan 2019 Pazar 23:01


İstanbul’da oy kullanılan 31 bin 186 sandığın yüzde yüzde 88.6'sında geçersiz oyların sayımı tamamlandı. Son YSK seçim sonuçları verilerine göre; Ekrem İmamoğlu, 15 bin 871 oyla önde görünüyor. Süreç bu şekilde devam ederken AKP'den İstanbul'un tamamında oyların tekrar sayılması talebi geldi. AKP İstanbul İl Başkanlığı, İstanbul'daki 38 ilçede oyların yeniden sayılması talebine ilişkin dilekçesini, Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) gönderilmek üzere İl Seçim Kurulu'na verdi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz ise, Büyükçekmece'de seçimin iptaliyle ilgili talepleri olduğunu bildirdi.


Tüm bunlar yaşanırken sosyal medya üzerinden 31 Mart Yerel Seçimleri'nde en fazla oyu alan Ekrem İmamoğlu'na ölüm tehditleri başladı. Menzil tarikatından olduğu iddia edilen kişilerİmamoğlu'na ölüm tehditleri yağdırdı. 
Twitter hesabında kendini oyuncu olarak tanıtan, daha önceki tweetlerinden Menzil Tarikatı üyesi olduğu anlaşılan onaylı twitter hesabı sahibi Recep Terzi isimli kullanıcı, "İmamoğlu mazbata yerine imamın kayığına binecekmiş. #Organize Usulsüzlük" diye yazdı. Terzi'nin tweetinin altına yine Menzil Tarikatı mensubu olduğu anlaşılan Ehlibeyt isimli twitter hesabı, "İyi olur. Biz de helvasını yeriz ardından" ifadelerini kullandı.

Bu tweetlerin altına yüzlerce tepki geldi. Tepki gösteren vatandaşlar Terzi'nin suç işlediğini belirterek Emniyet Genel Müdürlüğü'nü ve İçişleri Bakanlığı'nı göreve çağırdı. Terzi, bu yorumlara rağmen tweeti silmedi ve bu konu hakkında bir açıklama yapmadı. Tam aksine kendi tweetini retweet yaptı...."


Devletin kuralları hem dini rejime dayandırılmış hem de mafya devleti olmuştur.

Dincilere, yobazlar her şey serbest anlamını çıkarmak ülkemiz adına hiç de hoş bir şey değildir.
Şimdi, önce TCK yı sonra da dinlerin "suç olan" ayetlerini, dinci yobazlardan birinin örnek "suç olan" açıklamasını okuyalım.



TCK 216/1/2/3
“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama

Madde 216- (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Şimdi TCK 216/3'ü Anayasanın 24 maddesindeki aşağıdaki bentteki suçları dinler işlerse;
Kimse,  Devletin  sosyal,  ekonomik,  siyasî  veya  hukukî  temel  düzenini  kısmen  de  olsa,  din  kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya  din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."
Hükmüne rağmen bu dinlere inanan Yahudi, Hristiyan ve Müslüman toplumlar ve onlardan doğan kökten dinci terör örgütleri  beraat mı ettirilmelidir veya bu dini emirler bir şekilde halkın gözünden bir şekilde düşürülmeli midir;
Dinlerden örnekleri verelim;

Tevrat Yasanın Tekrarı Kitabından;

Yas.7: 2 Tanrınız RAB bu ulusları elinize teslim ettiğinde, onları bozguna uğrattığınızda, tümünü yok etmelisiniz. Bu uluslarla antlaşma yapmayacaksınız, onlara acımayacaksınız.
Yas.7: 3 Kız alıp vermeyeceksiniz. Kızlarınızı oğullarına vermeyeceksiniz; oğullarınıza da onlardan kız almayacaksınız.

Yas.7: 24 Krallarını elinize teslim edecek; adlarını göğün altından sileceksiniz. Onları yok edene dek kimse size karşı duramayacak.
Yas.20: 13 Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan
Yas.20: 14 Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz;

Bu düşmanlıklar TCK216/1;2;3 MADDELERİN TÜMÜNE AYRICA SAVAŞ ÇIKARTMA VE TERÖR SUÇLARINA GİRMEKTEDİR.

Şimdi de Kur'an ayetlerinden,Tevrat'tan daha beter tehditler okuyalım. Bu ayetler, çocukları ana-babaya, kardeşi kardeşe, karıyı kocaya ve bütün ülkeyi bir birleri ile boğazlaşmaya sevk eden ayetlerdir ki Tevrat ayetleri en azından Yahudileri birbirne düşümediğinden kısman masum sayılabilir.

Kuran Tevbe Süresi
9; 1:Allah ve resulünden, antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere karşı fesih bildirimidir!(ultimatom)

9;5 - Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."

Müşrikler peygamberi sürmüş, o ise onları ölüme mahkûm etmiştir.
9;13 Antlarını bozan ve Elçiyi yurdundan çıkarmaya kararlı olan bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Hâlbuki sizden önce savaşı başlatan onlardır. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer inanıp güvenmiş kimselerseniz bilin ki Allah, kendisinden korkmanıza daha layıktır.

9;14 Onlarla savaşın ki sizin ellerinizle Allah onlara azap etsin, onları parçalasın, size zafer versin ve inanıp güvenenler topluluğunun içini rahatlatsın.
Aileden başlayıp herkese düşmanlık aşılıyor.

9;23 Ey inanıp güvenenler! ayeti görmezlikten gelmeyi (kafirliği), inanıp güvenmeye (imana) tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile yakın dost (veli) edinmeyin. Kim onları dost edinirse, onlar kendilerine yazık etmiş olurlar.
Kim peygamberin tebliğine inanmazsa pisliktir, eski dini ibadetleri yasaklanmıştır;

9;28 Ey inanıp güvenenler! O müşrikler[1*] birer pisliktir; bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksul kalmaktan kokarsanız[2*], Allah emir verdiği takdirde ilerisinde ikramıyla sizi zenginleştirecektir. Allah bilir, doğru kararlar verir."
Bu ayetleri çoğaltmak mümkündür.

Tevrattan İslam'a uzanan Türk düşmanlıklarını sırasıyla okuyalım;

Din Kitapları suç işlemeye devam ediyor;

Şimdi Tevrat'in Türk düşmanlığı;
Hezekiel kitabı 39


“İnsanoğlu, Gog’a karşı peygamberlik et ve ona de ki, ‘Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roş’un, Meşek’in, Tuval’ın önderi Gog, sana karşıyım. ,
2 Seni geri çevirip sürükleyeceğim. Seni uzak kuzeyden çıkarıp İsrail’in dağlarına getireceğim. 
3 Sol elindeki yayını vuracak, sağ elindeki oklarını düşüreceğim. 
4 Sen de askerlerinle senden yana olan uluslar da İsrail dağlarına serileceksiniz. Sizi yem olarak her çeşit yırtıcı kuşa, yabanıl hayvana vereceğim. 
5 Açık kırlarda düşüp öleceksiniz. Çünkü bunu ben söyledim. Egemen RAB böyle diyor. 
6 Magog’un ve kıyıda güvenlik içinde yaşayanların üzerine ateş yağdıracağım. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaklar.
Ruhsal sorunlu bir tanrı. İlle de tanınmak istiyor, tam psikiyatri vakası;,

7 “ ‘Halkım İsrail arasında kutsal adımı tanıtacağım. Bundan böyle kutsal adımın aşağılanmasına izin vermeyeceğim. Uluslar benim İsrail’de kutsal olan RAB olduğumu anlayacaklar. 
8 O gün yaklaştı! Söylediklerim olacak. Egemen RAB böyle diyor. Budur sözünü ettiğim gün!
9 “ ‘O zaman İsrail kentlerinde yaşayanlar dışarı çıkıp topladıkları silahları yakacaklar. Küçük büyük kalkanları, yayları, okları, sopaları, mızrakları ateşe atacaklar. Bunlarla yedi yıl ateş yakacaklar. "
Bu resmen, İsrail'e en az 5000 km uzakta yaşayan, İsrail'den haberi olmayan bir millete yapılan tehdit,tam tanrıya yakışır bir davranış, tabi İsrail tanrısı paranoyak tanrı, deyince gene dini değerleri aşağılama suçu işlemiş olacağız. Ama tanrıya veya bunları "Tanrı kral" halkı kendisine ibadet ettiren olarak yazdıran I.Constantin midir acaba?

Bira da İslami Hadislerden alalım;
Hz Muhammet'e Göre Türkler Şeytanın ordusu.

Bunlar da Tanrı Kral olan ve Anadolu, Arabistan halklarının da imparatora sadakatlerini göstermek için Sezar'ın evlatlığı Antonius'tan beri zorla ibadet ettirildiği Roma imparatoru Herakles'in emirleri mi acaba?İşte aşağıda Hz.Muhammed (S.A.V)’nin bizzat kendi hadisleri;

“Mirac gecesi Allah beni Yecüc ve Mecüclerin yanlarına gönderdi; Onları dine davet ettim; kabul etmediler.. Onun için onlar, Adem ve İblis neslinden Allah’a asi gelenlerle birlikte cehenneme gireceklerdir”.

Bir diğer hadis;

“Küçük gözlü, kırmızı yüzlü ve suratları kalın deriden yapılmış kalkanlara benzer Türkler’e (Yecuc- Mecuc’e) karşı savaşlar yapmadıkça hüküm günü gelmiş olmayacaktır.”

(Bu adlar Hz. Muhammed’in hadislerini toplayan altı kişiden en doğru yazmakla ünlenenlere aittir.) Buhari-K. Cihad 95,96; Müslim K. Fitan 63,64-66

Medine Cinleri Müslüman yılanlarmış, öldürmek yasakmış.
Evine giren yılanı öldürmeye çalışırken ölen Arap için Muhammet bunları diyor;

‘Arkadaşınız için Allah’a istiğfar edin! Kuşkusuz ki Medine’de Müslüman olmuş bir takım cinler vardır. Onlardan birini görürseniz, kendisine üç gün mühlet verin! Eğer bundan sonra yine de görünürse onu öldürün! Çünkü o bir şeytandır!’ buyurdu.”
Müslim 2236/139, Muvatta 2/976, Ebu Davud 5257, Tirmizi

Türklerin Medine yılanları kadar kıymeti yok. Mevali, azadli köle. Her ne yaparsa faydası sahibine olan köle.


Tevrat'ın "Yahudiler dışındaki tüm insanlığı soymay öldürmeyi, yok etmeyi" emreden ayetleri ile Kuran'ın her aileden her millete insanlığı birbirine düşman eden ayetleri ve hadisleri suç ise dinler yasaklanmalıdır.

Bunlar suç teşkil etmiyorsa, bunları eleştirmek de suç olamaz.

İşte okuduğunuz gibi Tanrı kralların hedeflerini yazdırdıkları düşmanlıkların her türünü içeren bu kutsal kitap ayetleri, savaş çıkarmak, uluslararası düşmanlık yaratmak, aile içi düşmanlık yaratmak, herkesi birbirine düşürmek, yok yere masum insanların canlarının alınmasına, mallarının ve çocuklarının yağmalanıp köle edilmesine kısaca dinlerin FETİH", bilimin SÖMÜRGECİLİK dediği, insanı insan önünde aşağılatan her şeyi emretmeleri serbesttir.
Bunlara "yok" dersen, sapıksın, kafirsin, müşriksin, katlin vaciptir artık.
Son 40 yıldır, Taliban, El Kaide, IŞİD, Boko Haram gibi sayısız dini örgüt tarafından bu şekilde öldürülen, yağmalanan köle edilen, tecavüz edilen insanlık çağı başlatılmış oldu.

TCK 216 sadece dinleri eleştiren ve kanaatlerini yazanlar, Anayasamız göre, "terörü övmedikçe, terör tahrikçiliği yapmadıkça dinler hakkında yazılan kanaatlerinden dolayı kimse yargılanamaz" ilkesine göre suçlanamazlar. 
Bunu bozmak için uydurulan TCK 216 maddeleri, yukarıdaki insanlık dışı suçları tanrı emri diye yazan dini metinleri ve onları tanrı emri sayıp halkı kin ve düşmanlığa sevk eden gerici tehditlere sadece bir örnek olan Şevki Yılma Sedat Peker beylerin tehditlerini yargılamayacak da tamamen ensest, biseksüel Arap geleneklerine göre yaşamı kimine peygamber, kimine göre Allah sayılan dini kişiliklerin cinsel yaşamları ve tercihleri dini metinlerde yer aldığı şekilde ve bu dini kişiliklerin kendilerinden olmayanlara kullandığı hakaret, aşağılama ve yok etme tehditlerinden çok daha hafif din kitaplarının terimleriyle tanımlamak nasıl suç olabilir?

Dini değerlerin insanı aşağılamalarından geçtik, insanlığın tümünü kazımakla insanlığı tehdit ettiği dünyada, bu tehditlerin terör örgütleri, cemaatler ve siyasal iktidarlarca yapıldığı bir dünyada ve ülkemizde dini değerleri kendi diliyle tanımlamak, nasıl aşağılamak ve suç olarak yorumlanabilir?

Alaeddin YAVUZ

PAPA EŞCİNSEL RAHİBİN ELİNİ ÖPTÜ

PAPALIK, BİR DEVRİMİ GERÇEKLEŞTİRME GİRİŞİMİ İÇİNDEDİR
Papa, eşcinsel rahibin elini öptü, bunun yorumuna geçmeden önce benim yazılarımla başlayan bir değişimi gözler önüne sermek istiyorum.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünde tercümanlık ve mihmandarlık yaptığım yıllarda Hristiyan dünyasının devlet, cumhurbaşkanları, A.B. Dönem başkanlarını, bakanlarını ve bürokratlarından oluşan en yüksek devlet adamlarını ağırladığım, ülkemize ziyarete veya arşiv araştırmaya gelen akademisyenlerini, gazeteci ve televizyoncularını da müracaatları halinde şubamde ağırlamış gereken yasal hizmeti verdiğim yıllarda sürekli olarak Türk ve Müslümanlara "pedofilik yani çocuk seviciliği, kulamparalık, sübyancılık ve homoseksüellik" suçlamaları bu kişilerce yapılmıştır.
Türk halkının elbette bu olaylardan haberi yoktur. Bunlara mantıklı ve delilli cevaplar vermek de bana düşüyordu.
Ben ateist olduğumu söylesem de "sapık toplumun mensubu olduğumdan benim de sapık olduğum yüzüme söyleniyordu.
Bunu yüksek mevkideki amirlerime ilettiğimde, "siktir et, uluslararası kriz yaratma" deyip örtülüyordu. Haklıydılar.
İşte bunların birikimleri beni bu dinlerin "pornografik kökenlerini" incelemeye itmiştir. Özellikle köleci toplum, ensest, endogamik toplum dinlerinde her türlü sapkınlık ilahi emir olarak yer almaktadır.
En kapsamlı yazım olan, "SÜMERDEN İSLAMA CİN VE ŞEYTAN KÜLTÜ" yazımda geçmişte yazdıklarımı da toplamıştım. En çok bu yazım batılı dini kurumlarca incelenmiştir.
Papalık, 2012 yılının sonlarından 2013 yılının başına kadar bütün bloglarımdaki İncil, Tevrat ve İslam'daki eşcinsellik ile ilgili yazılarımı 20 bilgisayarla Vatikan'dan ve 20 bilgisayarla Tayland'dan bir kiliseden incelemiştir.
Sonuç olarak istifa ettirilen ilk papa olan Ratzinger, namı değer XVI. Bnedictus, 13 Şubat 2013 günü basında yer alan açıklamasında şöyle demiştir.
Hristiyanlık hakkında yapılan eleştirilen incelenmiş, "eşcinsellik ve pedofilinin İncil'de yer aldığına kanaat getirilmiştir.Ama İslam da gözden düşmüştür".
Bu habere sevincimden, önceki dinler hakkında yaptığım araştırmaların da birikimleriyle "Dinler cinsel sapıklıkların temelidir" başlığı ile yayınladıktan sonra beni kendini Müslüman sanan biri, TCK 216'dan hükümet mensuplarına hakaretten yaklaşık 10 kadar suçtan mahkemeye vermiştir.
Oysa papalığın bu kararı, 1092'lerde Papa II.Urban'ın verdiği ilk Haçlı Seferi fetvasında "Türkler Luti kavimdir, ateşten geçirilmeli, malları, eşleri yağmalanmalıdır" fetvasını kaldırmıştır.
Oysa bu fetva gereğince 1000 yıl süren ve hala devam eden Haçlı seferlerinde milyonlarca Türk ve Müslüman yakılarak öldürülmüş, eşleri ve çocukları köle olarak satılmıştır. En ağırı 19. yüzyıl boyunca Balkanlar, Kafkaslar ve Anadolu'da Rum ve Ermeni isyancılarca yapılmıştır.
Oysa Papa Rtzinger iyi bir "Diyalogcu" olarak, 1000 yıllık bu soykırım fetvasını kaldırmıştır. Bunun ardından da Hristiyan dünyasında Hristiyan papazlar ve Yahudi Rabbiler hakkında yapılan cinsel istismar suçlarının tahkikatına izin verilmiş çok sayıda din adamı mahkumiyet giymiştir.
Şimdiki papa Francis'in de aşağıdaki "google çevirisi" olarak yayınladığım haberde İtalyan Gay kilisesi baş rahibinin elini öpmesi bu anlamda değerlendirilmelidir.
Papa Francis daha önce de İrlanda ziyaretinde , din adamlarının işledikleri cinsel istismar, tecavüz suçlarını önlemekte yetersiz kaldıklarını itiraf etmiş, bir ay kadar önce bir Barbarin adlı Fransız kardinal, kiliselerdeki cinsel istismar suçlarını örtmekten altı ay hapis alınca geçen 15 gün içinde Papalığa gelerek istifa etmiştir.
Papa Fransis, daha önce de Adem ve Hava'nın yalan olduğunu, cehennemim olmadığını, "insanları seven tanrı, insanları cehennemde niye yaksın" diyerek açıklamıştır.
Papalık gibi bir kurum, dini hukuki yargılamaya açarak dinde reform ve çağdaşlaşmayı başlatmıştır.
Gerek İncil gerek Kuran veya Tevrat bütün dinlerde göksel bir tanrının değil, "TANRI KRAL" olan büyük imparatorların emirleri yer almaktadır.
Papalık bu sonuca ermiş olmalı ki sapkınlıkları kaldırmak veya toplumun meyilleri yönünde özgürlüğü sağlama yönünde adım atmıştır.
Bizim İmam kılıklı Yahudi yobazlar hala, Talmud ayetlerine göre "3 yaşında tesettür, 6 yaşında nikah diye fetva versinler dursunlar.
Aşağıdaki haber Papa Francis'i kendi açsından haklı olarak eleştirmiştir. Ama olaylara bir benim tespitlerim açısından bakılmalıdır.
Saygılar.
Alaeddin Yavuz

Papa,eşcinsel yanlısı eylemci rahibin elini öper, kitlesini kutsar

Editörün notu: LSN'nin aşağıdaki hikayeyi yayınlamadaki niyeti, Papa ile İtalya'nın önde gelen Katolik muhaliflerinden biri arasındaki halka açık bir toplantı hakkında bilinen gerçekleri sunmaktı - başlı başına bir haber etkinliği. Bununla birlikte, geriye dönük olarak, belirli açıklıkların bulunmadığı durumlarda ve sadece gerçekleri bağlamında, açıkça belirtildiği gibi gereksiz yere kendilerini ödünç vermelerinin farkındayız. O zamandan beri bu makale ile birlikte okunması gereken bir açıklama yayınladık. Bu bulunabilir burada .
ROMA, 23 Mayıs 2014 ( LifeSiteNews.com ) - Papa Francis, bu ayın başlarında, Kilise'nin eşcinsellik konusundaki öğretiminde değişiklik yapmak için önde gelen eşcinsel aktivist bir rahip kampanyasının eliyle Mass'ı kutlayarak ve öperek kaşlarını kaldırdı. 6 Mayıs’ta Francis, eşcinsel aktivist örgütü Agedo Foggia’yı Katolik Kilisesi’nin öğretisine karşı koyan 93 yaşındaki rahip aldı  .

Fr. (Don) Michele de Paolis, Domus Santa Martha'da Papa Francis ile Kitle'yi kutladı ve daha sonra tahtaya bir kadeh ve patenin armağanlarını ve en son kitabının bir kopyasını “Sevgili Don Michele - uygunsuz bir rahibe sorulan sorular” ile sundu.
Don Michele bir önceki kitapta, “eşcinsel aşk, heteroseksüelden daha az olmayan bir armağandır” diye yazdı. Ayrıca eşcinsel çiftlerin seks yapmaması fikrini de reddetti.
Francis, toplantıyı papazın elini öperek, uzak sol gazetesi L'immediato'nun “aynı büyüklükte bir başka birine harika bir adamın alçakgönüllülüğünü açığa vurması” olarak adlandırdığı bir jest olarak kapatarak kapattı. için  onun Facebook sayfasında, o rahibin diğer örgüt Emmaus, Topluluk ile bir kitle için Francis istedi söyleyerek şu: “olması mümkün mü?”


Papa dedi ki, “Her şey mümkün. Kardinal Maradiaga ile konuşun ve her şeyi hazırlayacaktır. ”  
“Sonra da (inanılmaz şekilde) elimi öptü! Ona sarıldım ve ağladım ”dedi.
Bu jest İtalyan medyasında bir his yarattı ve “bloglar, çünkü Paolis, İtalya'da eşcinsel ideolojisi için önde gelen bir din sözcüsü olarak bilinen bir isim. Fakirlere ve AIDS'ten muzdarip olanlara yardım eden güney İtalya'daki Foggia kentinde Emmaus Topluluğunun kurucusu olarak kapasitesi ile Francis ile görüştü.
Ancak, “toplumdaki eşcinsellerin ebeveynleri, akrabaları ve dostları birliği” olan Agedo Foggia'yı (Eşcinsellerin aileleri, akrabaları ve arkadaşları topluluğu) (İtalya'daki eşcinsel ve cinsiyet ideolojisini teşvik etmek için kampanya yapan) - bu ülkede en çok tanındığı yer.
LifeSiteNews, Vatikan sözcüsü Fr. Frederico Lombardi, karşılaşmanın doğası ile ilgili açıklamada bulundu ancak basında hiçbir cevap alamadı.
Foggia Şehrinden desteklemek için ek olarak, Agedo Foggia ile ve finanse edilmektedir ile çalışan  Unar , İtalyan hükümetinin Ulusal Ayrımcılıkla ve belgeleri yayınladı Irkçılık Ofisi (Ufficio Nazionale Antidiscriminazioni Razziali)  gazeteciler tehdit  onlar Homoseksüelliği başarısız olursa cezaevinde ile olumlu bir ışık.
Agedo Lecce'nin web sitesi,   okuyucuların “İncil'in ilkeleri bataklığından kurtulmasına” yardımcı olmak için de Paolis'in kitaplarından birinden geniş bir alıntı yapıyor. O, “[W] e Kutsal Yazı'nın üstesinden gelmek zorundaydı. "Mektup öldürür, ancak Ruh hayat verir" diyen 2 Korintliler 3: 6'daki aynı Aziz Paul'dür. ” 

“Bu İncil mektubu,” de Paolis, “öldürdü ve öldürmeye devam ediyor, ne yazık ki, zaman zaman, sadece ahlaki olarak değil aynı zamanda fiziksel olarak da bir gerçek. İncil ',' Tanrı'nın sözü değildir; İncil “Tanrı'nın sözünü” içerir. ”
“Sonsuz bir tartışmada enerjiyi boşa harcamak yerine, Kilise eşcinsel sevginin heteroseksüelden daha az olmayan bir armağan olduğu bilgisine sahip olarak, neşeli bir benlik kabulü Hıristiyan ruhaniyeti inşa etmeyi amaçlamaktadır. Diyalog içinde bulunduğumuz ve hepsiyle karşılaştırdığımız, ancak yalnızca Tanrı'ya itaat ettiğimiz bir maneviyat. ”
Kilise halkı, “bilimin şimdi net bir şekilde açıkladığı eşcinsellik fenomenini tamamen görmezden geliyor: eşcinsel yönelim kişi tarafından serbestçe seçilmiyor. Oğlan ya da kız, kimliğinin temel bir yönü olan kişiliğin derinliklerine dayanan bir yaklaşım olduğunu keşfedecek: bu bir hastalık değil, sapkınlık değil. ”
Katolik Kilisesi'nin eşcinsellere gösterdiği “duyarsızlığı”, “Bazı kilise halkları 'Eşcinsel olmak sorun değil, ama seks yapmamalı, birbirlerini sevemezler” diyor. Bu en büyük ikiyüzlülük. Büyüyen bir bitkiye söylemek, 'Büyümemelisin, meyvememelisin!' Demek gibi. Evet, doğaya aykırı! '”
“Ana Kilise'ye sabrımız olmalı” diye devam ediyor. “Eşcinsellere yönelik tutumu değişecek.” İtalya'da, “eşcinsel Katolik gruplarının zaman zaman temaslı oldukları, genellikle dürüstlükle işaretlenmiş olan piskoposlarla temas kurduğu” çok sayıda inisiyatife övgüde bulundu. 
De Paolis, İkinci Vatikan Konseyi'nden sonra ortaya çıkan aşırı, Marksist bilgili bir soldaki İtalyan din adamı alt kültürünün önde gelen bir üyesidir. Bir Katolik yazarı  Giuseppe Nardi , de Paolis'in 1970'lerden bu yana İtalya'daki Kilise'de ve Güney Amerika Kilisesi'nde baskın olan aşırı solun “anarko-Katolikliği” nin bir destekçisi olduğunu yazdı.
De Paolis  , İtalyan Parlamentosu'nun eşcinsel yaşam tarzına dair ahlaki bir eleştiriyi durdurma girişimi olarak kınayan İtalyan Homofobi karşıtı yasa tasarısına sponsor olan İtalyan Milletvekili Ivan Scalfarotto'nun babası Gabriele Scalfarotto ile birlikte Agedo Foggia'yı kurdu  . Son zamanlarda İtalya'daki aile yanlısı ve Katolik eylemciler,  Papa Francis'in  tasarıya karşı çıkmalarına yardım etmeyi istediler . 

Çeviri otomatik google çevirisidir.

Pope kisses the hand of, concelebrates mass with pro-homosexual activist priest

Editor's note: LSN’s intention in publishing the story below was to present the known facts about a public meeting between the pope and one of Italy’s leading Catholic dissidents – a newsworthy event in itself. However, in retrospect we recognize that in the absence of certain necessary clarifications and contexts the facts alone, as presented, unnecessarily lend themselves to misinterpretation. We have since published an explanation, which should be read in conjunction with this article. It can be found here.
ROME, May 23, 2014 (LifeSiteNews.com) – Pope Francis raised eyebrows earlier this month by concelebrating Mass with and kissing the hand of a leading homosexual activist priest campaigning for changes in the Church’s teaching on homosexuality. On May 6, Francis received the 93 year-old priest who has cofounded the homosexualist activist organization, Agedo Foggia, that is opposed to Catholic Church teaching.
Fr. (Don) Michele de Paolis concelebrated Mass with Pope Francis at the Domus Santa Martha and then presented the pontiff with gifts of a wooden chalice and paten and a copy of his most recent book, “Dear Don Michele - questions to an inconvenient priest”.
In a previous book, Don Michele wrote, “homosexual love is a gift from (God) no less than heterosexual.” He also disparaged the idea of homosexual couples not having sex.
Francis closed the meeting by kissing the priest’s hand, a gesture that the far-left newspaper L'immediato called one “revealing the humility of a great man to another of the same stature.” De Paolis described the unusual papal gesture himself in a post to his Facebook page, saying that he asked Francis for an audience with the priest’s other organization, the Community of Emmaus: “Is that possible?”
He said that the pope replied, “Anything is possible. Talk to Cardinal Maradiaga and he shall prepare everything.”  
“And then (unbelievably) he kissed my hand! I hugged him and wept,” de Paolis concluded.
The gesture has made something of a sensation in Italian media and ‘blogs since de Paolis is a well-known figure in Italy as a leading clerical apologist for the homosexualist ideology. He ostensibly met with Francis in his capacity as the founder of Emmaus Community in the southern Italian city of Foggia that assists the poor and those suffering from AIDS.
But it is for his cofounding of Agedo Foggia, an “association of parents, relatives and friends of homosexuals” (Associazione di genitori, parenti e amici di persone omosessuali) – that campaigns to promote the homosexualist and gender ideology in Italian society and the Church – that he is best known in this country.
LifeSiteNews asked Vatican spokesman Fr. Frederico Lombardi for clarification as to the nature of the encounter but received no reply by press time.
In addition to support from the City of Foggia, Agedo Foggia is funded by and working with the UNAR, the Italian government’s National Antidiscrimination and Racism Office (Ufficio Nazionale Antidiscriminazioni Razziali) that has issued documents threatening journalists with prison if they fail to portray homosexuality in a positive light.
The website of Agedo Lecce carries an extensive quote from one of de Paolis’s books to help readers “get out of the quagmire of biblical precepts”. He wrote, “[W]e must overcome the letter of Scripture. It is the same St. Paul in 2 Corinthians 3:6 who says, ‘The letter kills, but the Spirit gives life.’” 
“That this biblical letter,” de Paolis wrote, “killed and continues to kill, unfortunately, at times, not only morally but also physically, is a fact. The Bible ‘is’ not the word of God; the Bible ‘contains’ the word of God.”
“Instead of wasting energy in endless controversy the Church aims to build a Christian spirituality of joyous acceptance of self, gratitude to God in the knowledge that homosexual love is a gift from Him no less than heterosexual. A spirituality in which we dialogue and we compare to all, but obey God alone.”
Church people, he said, “completely ignore the phenomenon of homosexuality, which science has now clarified unequivocally: the homosexual orientation is not chosen freely by the person. The boy or girl will discover that it is an approach deeply rooted in personality, which is an essential aspect of his identity: it is not a disease, it is not a perversion.”
He lamented the “insensitivity” shown to homosexuals by the Catholic Church, saying, “Some church people say, ‘It’s okay to be gay, but they should not have sex, they can not love each other.’ This is the greatest hypocrisy. It’s like saying to a plant that grows, ‘You must not flourish, you must not bear fruit!’ Yes, it is against nature!’”
“We must have patience with our Mother Church,” he continues. “Her attitude towards homosexuals will change.” He praised the “numerous initiatives” that have already been founded throughout Italy in which “groups of homosexual Catholics have occasional contact with the diocese, usually marked by cordiality.” 
De Paolis is a prominent member of an Italian clerical subculture on the extreme, Marxist-informed left that sprang up after the Second Vatican Council. One Catholic writer, Giuseppe Nardi, wrote that de Paolis is a promoter of the “anarcho-Catholicism” of the extreme left that has been dominant in the Church in Italy, as well as in the South American Church, since the 1970s.
De Paolis founded Agedo Foggia with the late Gabriele Scalfarotto, the father of the Italian Deputy Ivan Scalfarotto who sponsored the Italian parliament’s “anti-homophobia” bill that has been denounced by family activists as an attempt to shut down any moral criticism of the homosexual lifestyle. Recently pro-family and Catholic activists in Italy sought to secure Pope Francis’s aid in opposing the bill.