"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

6 Mart 2009 Cuma

MUHACIR’DAN MACIR A

MUHACİR’DAN MÂCIR’A,MUHAMMED'TEN MEMET'E.

Ben,bu topraklarda doğdum.Bu halkın sahip olduğu inançta yetiştim.Benim,atalarım “Muhacir” olarak bilinen insanlardır.Onlar has ve gerçek “TÜRKTÜLER”.


Ben,annemden, babamdan,köyümden,akrabalarımdan “TÜRKÇE” öğrendim.Benim atalarım,Müslüman Türklerdi”.


Onlar,Hazreti Muhammed’in emri ile Mekke’deki,müşriklerin baskısına dayanamayan Müslümanların,o zamanın Hıristiyan devleti olan Etiyopya’ya yani Habeşistan’a sığınmak için,Daha sonra Hazreti Muhammed ile Medine’ye , devlet olduktan sonra da yeni feth edilen yerlere gönüllü yerleşerek toprakları genişletme,dini yayma amacıyla göç eden Mekke’li Müslümanları örnek almış Türk’lerin soylarıydı.


Bu gelenek,Türklerde İslam öncesi ve sonrası "Uç Beyliği" ve Akıncılık" olarak da bilinmekteydi.Osmanlı'da Bilecik yöresine "Uç Beyliği" olarak kurulmuştur.Görevi de akınlar yaparak "Selçuklu-Türk-İslam " sınırlarını genişletmekti.


Bunların görevi,yeni feth edilmiş topraklara yerleşmek ve orada "İslamı" hakim kılmak için "gönüllü" olarak da çalışmaktı.Her biri hem çok iyi bir savaşçı hem de aralarına yeni karıştıkları halkı "ikna edebilecek" bilgi birikimine sahip insanlardı.Yerleştikleri halktan yeterli sayıda insan kazandıklarına inandıkları zaman da,toprakları genişletmek için daha ileri akınlar yapmaktaydılar.


Eğer feth edilen toprak elden çıkarsa Mâcırlar ilk önce geri çekilirler,devletin ordusu ile birlikte ilerisi için fırsat kollarlardı.Bu yüzden sürekli "göçer" tarzı yaşamlara sahiptiler.Kendilerinden sonra gelenlere "muhacir" denmesini ret etmeleri de bu kavrama dayanmaktadır.Bu yüzden de hep Çanakkale,Edirne,,Adana,Hatay, Muğla, Aydın, Antalya gibi "uç-sınır" bölgelerine yerleşmişlerdir.


Mâcırların bu gün bile bilgili,okumaya düşkün insanlar olmaları,hatta en cahil köylülerinin bile seçkin,çağdaş insanlar olmaları bu geleneklerinden gelmektedir.


Şimdi gelelim "mâcır" konusuna.

Ama bizim şivelerimizde “H” harfi kullanılmadığından kendimiz de diğer Türk boyları ve Müslümanlar da bize “MU(H)ACİR” yani “MUACİR”- veya daha kısaca “MÂCIR” derlerdi ve bizler bu "Mâcır" adı ile bilinirdik.


Buna başka bir örnek de “HÜSMEN” adı “ÜSMEN” ,”HÜSEYİN” adı “ÜSEYN-“ÜSÊN”,”AHMET” ise “ÂMET” “MUHAMMED” de “MUAMMET” den başlayarak “MÂMET” olmuş, ve son olarak da “MÊMET” haline gelmiştir.


Dil böyle söylemektedir.


”MEHMET ve MEHMETÇİK” Türk olmayan devşirmelerin başında olduğu “Türk Dil Kurumu Yetkililerininuydurmasıdır.”MEHMET” şivesi ile bir ad Türkçe’de yoktur.


Bu günkü “MEMETÇİK” adı da bu şekilde “Muhammed’in” Türkçe’deki “H” harfini yutan dil yapısından türemiştir.


Atatürk Çanakkale 3.Kolordu 1915

Nazım Hikmet’in şiirinde dile getirdiği gibi “MEMETÇİK MEMET” böyle oluşmuştur.

Türk Milleti,askerliği İslamiyet’le birleştiren,“peygamber ocağı” kültüründe birleştirdiğinden askerine peygamberinin adını vermiş ve onu kendi şivesi ile de seslendirmiştir. “MÊMET” .


Çünkü “Her Türk Asker Doğar” ilkesine göre de şehit ve gazi adayı olan askeri için kullandığı “MÊMETÇİK” adı vardır.


Bu dil özelliği “İber Türk’ü” olan “Bask’lılarda” ve İspanyol diline bile vardır.”H” harfini kullanmazlar.

Şimdi konumuza dönelim.


Bu yüzden ki,1876-78 Osmanlı Rus Harbi sonrası ,savaş sırasında Rus’lara en büyük yarayı verdikleri için,”soykırımla” cezalandırılacaklarını,ana karnında çocuklarının öldürüleceklerini asırlardır süre gelen tecrübelerine dayanarak bildiklerinden korkarak,Osmanlı topraklarına ilk göçü de onlar başlatmışlardı.

Bazı tarihçilere göre bu yenilginin ardından Balkanlarda yapılan Müslüman ve Türk soykırımı5.000.000 ile 30.000.000” arasında değişir.


Ki bu yüzden kendilerinden sonra Türkiye’ye göç edenlere de “Muhacir-Mâcır” denmesine karşı çıkıp,onları da ret edenlerdi.


Bunların devlete en sadık olanlarını da Sultan II.Abdülhamit,Çanakkale’ye oradan Filistin ve Suriye’ye kadar yerleştirmişti. Doğu Anadolu Rus işgalinde olduğundan Kürtler ayrı devlet kurmak istediklerinden o bölgelere Mâcır yerleştirmek mümkün olamamıştır.


O Çanakkale ki,Osmanlı zamanında bile daima “Rum” yani Müslüman olmamış azınlığın çoğunlukta olduğu bir şehir iken,onlar sayesinde ilk defa “Türk-Müslüman” çoğunluğunu elde etmişti.

Kafkasyalı Çerkezler de buna dahildirler.


Ama batı,Mâcırların 30 yıl askere alınmalarını bir anlaşma ile yasakladı.Sonra bu madde Çerkezler için korundu ise de Balkan Mâcırları için 1890’larda eklenen bir madde ile 15 yıla indirildi.


Bu halk,önce Çerkez Ethem’in,sonra da “İngiliz,İtalyan,Fransız “ askerlerinin ülkeyi işgal etmelerindense,onlara yakın görünen,tam bir “kayıkçı kavgası edebiyatı olan “ Anzavur’un arkasında toplanarak iç kardeş kavgasını Çerkez Ethem’e,Atatürk’e karşı yürütmekten ve de “zaferi onlara teslim etmekten “çekinmeyen insanlardı.


Yeni kurulan rejimin yaşaması için 86 yıldır sürdürülen karalama kampanyalarına da “ses çıkarmayan” insanlardı.

Ben,onların soyundanım.

Ben Türkiye Cumhuriyeti için yüreği doğduğundan beri çarpan bir insanım.Benim ülkeme, milletime,başta kendi ülkem ve insanım olmak şartıyla,yeryüzü insanlık ailesine karşı sevgimi hiçbir şey değiştiremez.


Balkanları fethedenler de bizim ecdadımızdı.Balkan göçmenlerini aşağılyanlar, kendilerinin başka devlet uyruğunda olduklarını unutuverirler hemen. Balkanların fethi 1350-1440 arasıdır.

Anadolu'nun Osmanlı olması ise 1470-1516 arasıdır.
Bunu unutanlar,kurtuluş savaşında da 1821'den1918 yılına kadar Rus-İngiliz idaresinde yaşadıklarını unutup,Kurtuluş Savaşında Türkleri biz kurtardık deme yüzsüzlüklerini de bırakmazlar.

Benim dedem de 1877'de göç esnasında kağnı arabasında doğmuş,yerleşecek bir yurt gösterilmesi için senelerce (5-6 yıl) Tekirdağ civarında beklemişler,toplanan yiyecek yardımları ile yaşamışlar.

Paraları olmadığı için de yerleşmeleri için bir dağın eteğine atılıvermişler.

Onlar yüce gönüllülükleri ile buna da şükretmişler,şikayet etmemişler.

Atatürk'ün ölümünden sonra devleti ele geçiren dönmeler ve işbirlikçi birtakım Kürtler,halen asılsız iftiralarla bizlere saldırmaktadırlar.


Biz geldik hem Anadolu Türk'ünü kurtardık hem de yurdun adı Türk oldu.Anadolu Türkü'nün soyunu kurutmak üzereydiler çünkü.


Başka adla devlet kurmak isteyen işbirlikçilerin hevesleri kursaklarında kaldı.


Travmalar geçirdiler.


Travmatik oldular.


Şimdi gene ABD-AB arkasından kurşun sıkarak itliklerini de esirgemiyorlar.


Bizi nasıl sevebilirler ki?

Keykubat

4 Mart 2009 Çarşamba

İNSANLIGIN YILDIZ SAVASLARI 1


-->

İNSANLIĞIN YILDIZ SAVAŞLARI;

EFSANELERDE,TEVRAT ve KURAN’DA YILDIZ SAVAŞLARI.



Yeryüzü insanlık ailesinin, karanlık geçmişi hakkında atalarımızın savaş,salgın hastalık,büyük ihanetler, felaketler sonucu bilge insanlarını yitirmeleri ile,sahipsiz kalmış olanlarda da ezberlerinde kalmış,anlamlarını kavrayamadıkları,kısmen unutulmuş,başkalarıyla karıştırılmış bölük pörçük efsane ve din kırıntıları anlatılanların ve onlardan mevcut dinlerin içine geçmiş, bulmaca gibi kelime oyunları içine saklanmış sır sayılabilecek bilgiler olduğuna inananlardanım.
Bütün Mit’ler eskiden birer dini inançtılar.Sonra yeni oluşan daha kapsamlı inanç yapılarının içlerine karıştılar.
Dinler ve Mitler,insana karanlıkta kalmış kayıp geçmişi hakkında bilgiler sunmaktadır.Bu yüzden yeryüzünde halen,savaşların ve emperyalist kavgaların temelinde “dine dayalı yapılanmalar” vardır.
Amerika’nın B.O.P “projesi,Haçlı Seferleri,gizli-açık tarikatlar,tehlikeli ve yararlı muhtelif yapılanmalar içindedirler.Hepimiz de farkında olalım veya olmayalım güç sahibi olan bu yapılanmalar tarafından yönetiliriz.
Her efsane ve Mit’in içinde gerçek payı vardır.
Bu amaçla derlediğim bazı mit,efsane,ve dini kaynaklardan seçtiklerimi uzun bir yazı dizisi olarak hazırladım.
Şimdi bunlar hakkında kısa bir bilgi verelim;

KARAHAN DESTANI VE DESTANLAR HAKKINDA GENEL BİLGİ


Yaratılış destanı, dünyanın nasıl yaratıldığını, insan ırklarının nasıl meydana geldiğini ve şeytanın nasıl bir kötülüm unsuru olduğunu, Türklerin düşüncesine göre izah etmektedir. Yaratılış destanı bugün Altay Türklerinde yaşamaktadır.

Yaratılış destanında Şaman dini inanışlarından, mühim çizgiler vardır. Şaman dini, başta Türkler ve Moğollar olmak üzere, umumiyetle eski Sibirya kavimleri arasında ortak bir dindir.
Bu din
a) Gökleri nur âlemi;
b) Yeryüzü;
c) Yeraltındaki karanlıklar âlemi olmak üzere üç âlem esasına dayanır.

Gök Âlemi: On yedi kat hâlinde, engin bir nur âlemidir. Burada iyilikler, güzellikler ve iyi ruhlar bulunur. Bu âlemin hâkimi, bütün varlıkların yaratıcısı olan Tengri Kayra Han = Ülgen’dir. Ülgen hemen hemen Tek Tanrı inanışlarını andırır, büyük bir kudret hâlinde tasavvur edilir.

Yeryüzü: Yeryüzünde insanlar, başka canlılar ve yir-sup melekleri vardır. Bunlar Tanrı’nın yeryüzüne yolladığı iyilik melekleridir. Yeryüzünde, ayrıca yeraltı âleminden gönderilmiş kötü ruhlar ve cinler de vardır.

Yer Altı Âlemi: Yedi yahut on dört tabaka halinde bir karanlıklar âlemidir. Bu âlemin hâkimi “Erlig” isimli bir şeytan veya canavardır.

YAPILAN İLMÎ ÇALIŞMALAR


Türk tabiî destanlarından Yaratılış, Türeyiş, Göç, Bozkurt, Ergenokon, Oğuz ve Şu destanlarını bir araya getirerek tek ve bütün bir destan hâlinde ilk söylenişlerinden binlerce yıl sonra, bir Türk yazarı tarafından bütünleştirilmiştir.

M. Necati Sepetçioğlu, Yaratılış ve Türeyiş adlı yapma Türk destanını yazmıştır. Eser ilk defa 1965 yılında Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından Ankara’da 5000 adet bastırılmıştır. Eser aynı yılın içinde İngilizce’ye çevrilerek Kansas Devlet Öğretmen Kolejinde MASTER TEZİ olarak hazırlanmıştır.

Eserin 1977 yılında Lehçe çevirisi Varşova’da üst üste iki baskı yapmış ve yirmi bin adedin üstünde satmıştır. Yine bu eserden TANRI KARAHAN’ın DÜNYASI adıyla Polonyalı yazar ve rejisör M.T. Nowakowski’nin uyguladığı monodram Varşova’da STARA PROCHOWNİA Tiyatrosunda sahneye konmuştur.

Yaratılış ve Türeyiş’in ikinci baskısı 1969’da 1000 Temel Eser Dizisi’nin 12’nci kitabı olarak on bin adet bastırılmıştır. Ayrıca XIX. Asırda Prof. W. Radioff tarafından şâmânî Altay Türkleri arasında derlenmiştir.

METİN DURUMU VE TARİHİ KAYNAKLAR


İslamiyet’ten önceki Türk destanlarının orijinal tam metinleri bulunamamıştır. Çin, Arap, İran, Türk vb. kaynaklardaki dağınık bilgiler destanı geleneğimizin çok eski devirlere giden bir tarihi olduğunu göstermektedir. Ele geçen malzemede naturisme (tabiat kültürü) devresinin izlerini taşıyan “gün, ay, yıldız, gök, dağ, deniz” gibi motiflerin bulunması bunun en canlı delilidir.

Resimli Türk Edebiyatı’nda N. Sami Banarlı da bu destandan bahsetmektedir.
Türk Edebiyatı Tarihi’nde Nihal Atsız da bu destana yer vermiştir.

TARİHİ VE COĞRAFİ DURUM (Zaman Ve Mekân Kavramı)

Mekân: Mekân geniş mekândır. Olaylar, başta her tarafı su olan bir mekânda geçmektedir. Daha sonra Tanrı’nın dünyayı yaratmasıyla olaylar bu dünyada geçer. Ayrıca mekân olarak gökyüzü ve yeraltı da seçilmiştir. Olayların bir kısmı buralarda geçer. Burada gökyüzü iyiliklerin taraf bulduğu bir mekân, yeraltı da ceza çekmek için gönderilen yer olarak karşımıza çıkar.

Zaman: Eserde zaman kronolojik olarak verilmiştir. Geniş zaman dilimi kullanılmıştır. Olayların cereyan etme sırası veya dünyanın yaratılışı belirli bir sıraya göre olmuştur.

Destandaki olayların gerçek tarihle bağlantısının olduğunu söyleyebiliriz. İslam tarihinde geçen bazı olaylarla benzerlik göstermektedir. Örneğin Er Kişi’nin Doğanay ile Ece’yi kandırıp yasak ağaçtan yedirmesi, şeytanın Hz. Adem ile Hz. Havva’yı kandırması gibidir. Yine aynı şekilde Doğanay ile Ece’nin ceza olarak hemen üzerinden elbiselerinin alınması yine Hz. Adem ile Hz.Havva’nın cezasına benzemektedir.

XIX. Asırda Prof. W. Radioff tarafından şâmânî Altay Türkleri arasında derlenmiştir.

KARAHAN YARADILIŞ DESTANI
ŞEYTANIN LANETLENİŞİ

Bunun üzerine Kara Han: "Şimdi sen artık günahlı oldun" dedi; "Bana karşı geldin, kötülük düşündün. Senden sonra sana uyan, senin gibi kötülük düşünenler, senin gibi kötü kişi olacaklar; bana itaat edenler ise iyi ve temiz düşünceli olacak, onlar güneş ve aydınlık yüzü göreceklerdir. Bundan sonra senin adın Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar ise benim olsunlar!..."

KURAN’DA

ŞEYTANIN LANETLENİŞİ;
A’RAF SURESİ 11-And olsun ki sizi yarattık,şekil verdik sonra da Meleklere “Adem’e secde edin diye emrettik.” İblisten başka hepsi secde ettiler.
13-Ve Allah buyurdu;”Cennetten meleklerin içinden “in” öyleyse.Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir.Çık,çünkü sen aşağılıklardansın.
İNSANIN CENNETTEN KOVULUŞU
Bu işler olurken Kara Han oraya gelmişti, insanların hepsi birden kaçışıp aklınca birer köşeye gizlenmişlerdi. Kara Han: "Doğanay!. Ece!. Doğanay! Ece!" diye haykırmağa başladı. "Neredesiniz?" Doğanay'la Ece: "Ağaçların arasındayız" diye cevap verdiler. "Sana görünemeyiz. Utanıyoruz."

TEVRAT’TA

İNSANIN CENNETTEN KOVULUŞU
Tevrat Yaratılış 3.Bölüm,
Yar.3: 3 "Ama Tanrı, 'Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz' dedi."
Yar.3: 4 Yılan, "Kesinlikle ölmezsiniz" dedi,
Yar.3: 5 "Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız."
Yar.3: 6 Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.
Yar.3: 7 İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.
Yar.3: 8 Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
Yar.3: 9 RAB Tanrı Adem'e, "Neredesin?" diye seslendi.
Yar.3: 10 Adem, "Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim" dedi.
Yar.3: 11 RAB Tanrı, "Çıplak olduğunu sana kim söyledi?" diye sordu, "Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?"
Yar.3: 12 Adem, "Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim" diye yanıtladı.
Yar.3: 17 RAB Tanrı Adem'e, "Karının sözünü dinlediğin ve sana, meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi" dedi, "Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.
Yar.3: 18 Toprak sana diken ve çalı verecek, Yaban otu yiyeceksin.
Yar.3: 19 Toprağa dönünceye dek Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın Ve yine toprağa döneceksin."
Yar.3: 23 Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem'i Aden bahçesinden çıkardı.
Yar.3: 24 Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi.

KURANDA

İNSANIN CENNETTEN KOVULUŞU
ARAF SURESİ;
19-Allah yine buyurdu;”Ey Adem,sen ve eşin cennette yerleşin dilediğinizden bol bol yiyin.Yalnız şu ağaca yaklaşmayın,zalimlerden olursunuz sonra.
20-Daha sonra şeytan edep yerlerini kendilerine göstermek için onların kafasına girdi ve “Rabbiniz sırf melek olup da sonsuz kalıcılardan olmayasınız diye sizi bu ağaçtan men etti.Başka sebepten değil” dedi .
21- Ve onlara “Ben size gerçekten dost öğüdü verenlerdenim “diye yemin etti.
22- Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini yediklerinde edep yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarından kopararak üzerlerini örtmeye başladılar.
Rableri onlara “Ben size o ağacı yasak etmedim mi? Ve şeytan size apaçık düşmandır demedim mi? Dedi.
23-Adem ile eşi;”Ya Rabbimiz biz kendimize zulüm ettik.Bize acımaz ve bağışlamazsan şüphesiz zarar edenlerden oluruz,”dediler.
24-Allah buyurdu;”Birbirinize düşman olarak inin.(*)Yeryüzünde bir müddet yerleşip geçineceksiniz.”
(*)Bakara Suresi 36/2. ayette de tekrar edilen bu “lanet” insanların tarihin başından beri aralarındaki savaşların bir nedeni de bu lanete dayanıyor olmalı.
25-Ve buyurdu;”Orada yaşayıp orada öleceksiniz. Ve oradan diriltilip çıkarılacaksınız.”
26-Ey Adem oğulları;(*)şeytan Adem ile Havva’yı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtıp belaya düşürmesin. Çünkü o sizin onu göremeyeceğiniz yerden sizi görür.Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların dostu kıldık.””
Araf Suresi;
BAŞKA GEZEGENDEN Mİ GETİRİLDİK?
Araf Suresi 10-Şüphesiz biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve oradan geçimlikler verdik .Öyleyken de pek az şükrediyorsunuz.
Bakara Suresi;
36-Şeytan onları ayartıp cennetten ayaklarını kaydırdı.İçinde bulundukları nimet yurdundan çıkarıverdi.
Dedik ki “Birbirinize düşman olarak inin.Yeryüzünde bir zaman kalıp yaşamanız gerek””.
38-Sonra “Hepiniz inin oradan” * dedik.size benden bir yol gösterici (Peygamber) gelecek.Benim yoluma uyanlara korku yoktur.Üzülmeyecektir onlar.Ayetlerimizi inkar edip yalan sayanlar Cehennemliktir,orada sonsuz kalırlar.””
* “İnin” ifadesi,yüksek bir yerden aşağıya gönderilmeyi anlatmaktadır.Yukarıdaki Hopi Kızılderililerinin (Tewa) dünyaya yani “Orta Dünyaya” Orion yıldızını takip ederek gelişleri, Karahan Yaratılış Destanında da Tanrı Karahan’ın Erlik Han’ı (Şeytanı) “üç kat yerin altına” atıp cezalandırması ve göklerin “güneşi ve ayı bulunmayan karanlık “alt dünyaya”sürmesi,
Hz.Muhammet’in Mirac’ında “göklerin katlarını Melek Cebrail’in refakatinde “Burak” adlı kanatlı atı (Kızılderililer Tren’e “Demir At demektedirler) ile geçmesi tamamen gerçeğe dayalı astronomik bilgilerin “efsane-din öğretisi bağlamında bizlere öğretilmesi gerçeğini yansıtmaktadır.
Kara Han da: "Öyleyse üç kat yerin altında, ayı güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum!" diye Erlik'i cezalandırdı.”
Kara Han Erlik'i yerin altındaki karanlık ülkesine sürdü, üzerine yedi kat kilitler vurdurdu. "Burada güneş ve ay ışığı görmeyesin; iyi olursan yanıma alırım kötü olursan daha derinlere sürerim" dedi.

KARAHAN DESTANINDA

MAYTERE-PEYGAMBER VÂDİ
Bu iş de bitince bütün insanlara birden ceza verdi: "Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz, benim yemeğimden yemek yok" dedi; "Artık yüz yüze 'gelip sizinle konuşmayacağım. Size bundan sonra Gök Oğul'u (Maytere) göndereceğim."
KURANDA PEYGAMBER VÂDİ
Bakara Suresi 34-Sonra “Hepiniz inin oradan” dedik.size benden bir yol gösterici gelecek.Benim yoluma uyanlara korku yoktur.Üzülmeyecektir onlar.Ayetlerimizi inkar edip yalan sayanlar Cehennemliktir,orada sonsuz kalırlar.

ŞEYTANIN VÂDİ

Erliğe de kızdı: "Benim adamlarımı neden aldattın?" diye sordu öfkeyle. ,

Erlik: "İstedim vermedin" dedi; "Ben de senden çaldım. Artık hep çalacağım. Atla kaçarsa düşürüp çalacağım; içip içip sarhoş olurlarsa birbirine düşürüp dövüştüreceğim.. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım."

KURAN’DA

ŞEYTANIN VÂDİ

ARAF SURESİ:16-Şeytan dedi ki;”Şüphesiz,onlara önlerinden,arkalarından sağlarından,sollarından yaklaşacağım.Sen de onlardan bir çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.

ŞEYTAN-İNSAN ARASINDA GÖK SAVAŞLARI

Göksel bir kavimle dünya insanlarının yaptığı “yıldız savaşları” efsanesi,mevcut dini kaynakların en eskisi olarak bilinen Krishna’nın (Krişna) yazdığı Hinduizm dininde geçmektedir.
Daha sonra da, XIX. Asırda Prof. W. Radioff tarafından şâmânî Altay Türkleri arasında derlenmiş olan Türk Yaratılış Destanı Karahan Yaratılış Destanında da geçmektedir.

HİNT MAHABBARATA DESTANINDA

GÖKSEL BİR SAVAŞ ANLATILIR;
Mahabharata Destanı' nda, göklerde uçakların uçtuğu ve kentler üzerine tahrip edici bombaların atıldığı eski bir devirden bahis olunur. Zalim savaşlar yapılmış ve kötülük serbestçe hükmetmiştir. Jeolojik tufandan az önce olanların muhtemel görüntüsünü eski yazıtlardan ve çoğu ırkların efsanelerinden faydalanarak yeniden kurabiliriz. http://gizliilimler.tr.gg/Agarta_Yeralt%26%23305%3B-Devleti.htm
Şimdi de Karahan Destanından kısa bir alıntı;

KARAHAN DESTANINDA GÖK SAVAŞLARI

Bir gün geldi Ulu Kişi o gün güçleneceğini hissetti. Yine o gün Kara Han Ulu Kişiyi yanına çağırttı ve: "Var git, güçlendin gayri; Erlik'in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni, maksadına ereceksin" dedi. "Kendi gücümden sana güç verdim."
Ulu Kişi önce hayret etti: "Yayım yok, okum yok, kargım yok, yatağanım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik'i nasıl yok edebilirim ben?"

Kara Han, Ulu Kişi'ye bir kargı verdi. Ulu Kişi kargıyı alıp Erlik'in göklerine gitti. Erlik'i yendi, kaçırdı; göklerini alt üst edip kırdı geçirdi. Erlik'in gökleri parça parça oldu yeryüzüne döküldü. O zamana kadar dümdüz olan yer yüzü, o günden sonra kayalıklarla, sipsivri dağlarla doldu. Görklü Güzel Tanrının özene bezene yarattığı o güzel yer yüzü eğri büğrü oldu. Erlik'in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu; ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi; sipsivri taşların kayaların üstüne düşenler öldü; hayvanlara çarpanlar hayvanların ayaklarının altında kaldılar.
Şimdi de Tevrat’ın en kısa bölümü olan “Babil Kulesi” bölümüne girmeden önce önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum.
Nuh Tufanı sonrasında,Hz.Adem soyundan olan Nuh peygamber ,eşi,Sam,Yafes ve Ham adlarında üç oğlu ve eşlerinden oluşan ailesi,her hayvandan bir çiftin de içine yüklendiği Tanrı Yahve’nin sağladığı bir gemi ile kurtulurlar.
Kuran Kamer Suresinde de Tufan olayı tam bir netlikle anlatılır.
10- (Nuh Peygamber) O da “Ben yenildim, bana yardım et” diye Rabbine yalvardı.
11-Biz de boşalan sularla gök kapılarını açtık
12 – Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık.Her iki su belirtilen ölçüye göre birleşti.
13-Nuh’a tahtadan yapılmış mıhlarla da çakılmış bir gemiye yükledik.
14-Hakkında nankörlük edilmiş olan Nuh’a mükafat olarak gemi gözetimimiz altında akıp gidiyordu.
15- Andolsun ki biz o gemiyi bir ibret olarak bıraktık .Öğüt alan yok mudur.?
Hud Suresi;
40. Nihayet emrimiz gelip de tandır * kaynayınca söyle seslendik: "Yükle içine her birinden ikiser çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmis olanları." Ama Nûh'la birlikte çok az bir kısmı iman etmisti.”
*Volkanlar kastedilmektedir.Marduk gezegeni uyduları ile yaklaşınca,güney kutup dairesinden kuzey kutup dairesine doğru bir yol izlerken,denizlerdeki sular med ve cezir olayında olduğu gibi kabarmış,yerin merkezindeki magma da çekim kuvveti ile aktif ve sönmüş yanardağların kraterlerinden ve yeryüzünün kabuğunun ince olduğu yerlerden fışkırmış,korkunç bir kıyamet-yok oluş süreci başlamış olmalıdır.
DÜNYAYA GÖKTEN GELENLER;
Yazının altında adlarını verdiğim yazarların 1961 yılından itibaren derledikleri Kızılderili mitlerini topladıkları eserlerini “Kızılderili mitolojisi” adı altında yayınlamışlardır.Türkiye’de ki ilk yayımı ise 1994 İmge yayınları tarafından yapılmıştır.Çevirisi Ünsal Özünlü tarafından yapılmıştır.
Alice Marrıot:Amerikan İçişleri Bakanlığı El sanatları bölümünde uzman Kiowa ve Ova Kızılderilileri hakkında iki kitap yazmıştır.Amerikan Antropoloji Kurumu üyesidir.
Carol K.Rachlin:New.Jersey eyalet müzesinde arkeoloji asistanı,İndiana tarihçiler birliğinde yardımcı araştırmacı,Oklohama Beş Uygar Kabile Müzesi ve Philbrook Sanat Müzesinde özel danışman olarak görev yapmış.Amerikan Antropoloji Kurumu üyesidir.

Kızılderili İnançlarının Temelleri Hakkında;
Tanrı Kavramı;
Kızılderili dinlerinin çekirdeğinde ve karakter tiplerinin ötesinde karmaşık bir ruh kavramı bulunmaktadır.Doğanın tüm güçlerinin üzerinde ve ötesinde göl çamurundan, ya da nehir diplerinden ya da toprağın tozundan insanları yaratan tanrısal,olağanüstü bir varlık bir yaratıcı vardır.
O tektir.,her şeyi benliğinde toplayan bir bütündür.Beyaz adamlar tarafından “Büyük Ruh “ olarak da değer verilen varlıktır.
Yaratıcının yönlendirmesi,ve O’nun yol göstericiliği altında bir sürü hepsi de büyük ama hiç biri de en üstün olmayan başka doğa üstü varlıklar bulunur.
Güneş hepimizin babası,Toprak da hepimizin anasıdır.Güneşe dönmek,toprağa dokunmak güç kazandırır ve nimet getirir.
Rüzgarlar,yağmur,bulutlar ,gök gürültüsü ve fırtınalar güneşle toprağın birbirleriyle ve insanlarla yaptığı iletişim araçlarıdır.
Oruç;
Amerika Kızılderililerinin inançlarında koruma güçlerini doğuştan getiriler.İyi ruhların yardımı bazen ORUÇ tutmakla,çile çekmekle,dua etmekle elde edilebilir.Bazen nimet bir birey olarak insanın kendi içinde doğuştan getirdiği gücü açığa çıkarması ile,insanın beklemediği bir anda geliverir.
Evrenin canlı bir yeteneği olan güç,yaratıcı ile O’nun,yardımcılarından gelir.”Güç” *dedikleri zaman bir çok Kızılderili’nin demek istediğinin bir bölümünü bile anlatabilen başka bir sözcük İngilizce’de yoktur.Sözcük bir kişi için kullanıldığı zaman “Ermiş,Cin,” kelimeleri,Kızılderililerin “Güç” sözcüğünü tanımlamak için bir anlamda kullanılabilir.
Kuzey Amerikalı bir çok Kızılderili dünyasının altında başka dünyalar bulunmaktadır.
Hopilerin bir ırmağın altındaki bir vadiye ilişkin inançlarında olduğu gibi bazen yaşam sonrasının açıkça belirtilmiş,bir kavramını sezebiliriz.
Cennet-Cehennem;
O vadide iyiler sonsuza dek mutludur,kötüler ise dikenlerle kaplı bir çölü geçmek için sonsuza dek çaba gösterir ve v adiye ulaşmaya çalışır.
*Mısır’ın inancında Evrenin yaratıcı gücü “KA”yı anımsatmaktadır..

GÖK SALDIRISINDAN KAÇAN UZUN KUŞAK HALKI (TEWA)



Güneybatı Amerika’nın Kızılderili köylüleri,iyi birer hava gözlemcisidirler ve gözlemler,güneş, ay ve yıldızları içerir.
Güneş ve ay yeryüzü gibi kutsal varlıklardır.Yıldızlar,doğaüstü varlıklardır ve insanlar üzerinde diğer yeryüzü varlıklarından daha az güçleri vardır.
Santa Clara,Pueblolu Pablita Velarde,İhtiyar Baba:”Masalcı” adlı kitabının öyküsünde yıldızların bu özelliklerini işlemiştir.
Orion ile Uzun Kuşak,Samanyolu ile Sonsuz Yol,Karar Yeri’ndeki iki parlak yıldızla “İkizler Burcu”,Kuşku yeri’ndeki Başlık ile “Yengeç Burcu” ve Yardımsever Üç Yıldızla “Aslan Burcu” kastedilmektedir.
Hopi Kızılderilileri,aslında kendileri gibi Hopi olmayanlara efsanelerini anlatmamakla yeminlidirler.
Elde edilebilenleri ise,gizlemeye gerek görmedikleri kısa öykülerden ibarettir.
Bu da onlardan birisidir.

UZUN KUŞAK ve HALKI (TEWA)

Sonbaharda,gün batımından sonra doğuda yükselen parlak yıldız,Puebloların atalarını kuzeyden ,şimdi bulundukları yere getiren o Uzun Kuşak’tır.
O herkesin tanıdığı bir savaşçıymış ve düşmanlarına karşı kendilerini savunurken,onları yönetebileceğini bildiklerinden insanlar onun peşinden gitmişler.
Gök Savaşı.:
Düşmanlarından bazıları hep köylere saldırıyor ve tarlaları alt üst ediyorlarmış.Kadınları ve çocukları tutsak alıyor,erkeklerin çoğunu öldürüyormuş.Bu Uzun Kuşak onları kurtarmaya gelinceye kadar sürüp gitmiş.
“Bizi buradan götür” diye yalvarmış insanlar ona.
“Barış içinde yaşayacağımız yeni topraklara götür bizi”
Çocuklarım” demiş Uzun Kuşak.Buralardan gitmek istediğinizden emin misiniz?Burada yaşam zor biliyorum ama başka yerlerde de buralardan kolay olmaz.
Göçe başlarsanız,yolda tehlikeler olacak.Bazılarınız,hasta olacak,bir çoklarınız açlık ve susuzluk çekecek,belki de bazılarınız ölecek.
Bir düşünün ve böyle bir tehlikeyi göze alıp almayacağınızdan emin olun.”
Her güçlüğe razıyız” diyerek söz vermiş insanlar.”Sen yalnızca bizi bu karanlık topraklardan alıp,aydınlığa çıkabileceğimiz ve kendi yaşamımıza sahip olabileceğimiz bir yere götür.”
Böylece uzun kuşak onları yanına alarak yola koyulmuş ve insanlar da kendisini izlemişler.Gökyüzünde beyaz bir bant gibi uzanan Sonsuz Yol’a adımlarını atmışlar.
Kendilerine özgü bir şey buluncaya kadar izleyecekleri yol buymuş.
İnsanlar Uzun Kuşakla birlikte Sonsuz Yol’da (Samanyolu) ilerlerken gittikçe yorulmaya ve umutları azalmaya ,bazıları da aralarında kavga etmeye başlamışlar.Giyecekleri ve yiyecekleri çok azmış.Uzun Kuşak kendisini takip edenlere nasıl yiyecek bulunacağını,tüylerden nasıl giyecek yapılacağını,öğretmek gereğini duymuş.(Kuran’da “Göklerde,aslında sizin için bazı kolaylıklar vardır” ayeti.)
Sonunda Uzun Kuşak onları kendisinin bile daha önce hiç gitmediği yepyeni bir ülkeye götürmüş.
Bu yeni ülkede hiç karanlık yokmuş.Her zaman gün ışığı varmış.İnsanlar yürüye yürüye yola devam ediyor, ve devam edemeyecek kadar yoruldukları zaman da dinleniyorlarmış.
Çocuklar doğuyor,yaşlılar ölüyor,ama onlar hala yolculuklarını sürdürüyorlarmış.
Kavgalar daha şiddetli olmaya,insanlar birbirlerine yumruk atmaya,yaralamaya,başlamışlar.Sonunda Uzun Kuşak,onlara;”Buna bir son vermek gerek.Sizler birbirinize düşmandan daha çok zarar veriyorsunuz.

Eğer,yalnızca size özgü bir yere ulaşmamız gerekiyorsa aranızda asla zorbalık olmamalı.Şimdi kara vermelisiniz.Burada durup dinleneceğiz.Kadınlardan çoğu bebeklerini doğurmak üzere.Çocuklar doğuncaya ve anneler yeterince güç toplayıncaya kadar bekleyeceğiz.Sonra da beni ya da başka bir yolu izlemeye ilişkin kendi kararınızı kendiniz verirsiniz.
Orada gökyüzünde Uzun Kuşak’ın kuzeyinde bulunan çok parlak iki yıldızın (İkizler Burcu) bulunduğu yerde insanlar dinlenip kararlarını vermişler.
O iki parlak yıldız artık “Karar Yeri” olarak tanınmış.Bu gün insanlar yaşamlarının dönüm noktalarına geldikleri zaman yardım umuduyla bu yıldızlara bakarlar.
Yeryüzünde bulunduğumuz sürede iyi ya da kötü,ileri ya da geri,yumuşak ya da sert,hepimizin alacak olduğu kararlarımız vardır.Bu yıldızlar,ne yapacağımızı bize söylerler.

İnsanlar dinlenip,kendilerini daha güçlü hissettikten sonra Uzun Kuşak ile birlikte daha ötelere gitmeye hazırlanmışlar.Bunu ona söylemişler.Böylece herkes onunla gitmiş.
Uzun Kuşak çocuklarının birbirlerine karşı temiz yürekle ve sevgiyle davrandıklarından emin olmak için yolculuk boyunca bazen durup onları seyretmiş ve incelemiş.

Ama Uzun Kuşak’ın kendisi de yoruluyormuş ve kendi yüreği de artık bomboş ve kuşkuluymuş.Kafasının içinde garip seslerin konuşmakta olduğunu duyuyormuş ve kimlerin konuştuğunu,kendisine ne söylemeye çalıştıklarını bilemiyormuş.

Sonunda seslere yanıt vermeye karar vermiş.Görünmeyen nesnelerle konuşurken kendi halkı da dinlenmek için onun çevresinde toplanmış.

Anneler,babalar kim olduğunuz söylemek için bana işaret gönderin “ diye başlamış Uzun Kuşak.”Benim halkım yorgun,ben de yaşlanıyorum.Doğru yolda olduğumuzu ve yakında ülkemize varacağımızı anlatmak için bana bir sözcük gönderin.
Sonra halkı onu korkuyla izlerken Uzun Kuşak uyuyacak gibi olmuş.Oturmakta olduğu yere yıkılmış, ve gözleri,kapanmış.Halkının hepsi yanında dururken o kımıldamadan yatıyor,onlar da ne yapacaklarını bilemiyorlarmış.Gittikçe korkmaya başlamışlar.

Sonunda Uzun Kuşak gözlerini açmış,kendisi uyurken çevresinde toplanmış olan insanlara bakmış.”Korkmayın” demiş.
“Bana bir çok işaret gönderildi.Yolculuğumuzun en kötü yanı bitti,yakında sonuna geleceğiz.”
“Bu iyi teşekkür ederiz” demiş insanların hepsi de.
“Bir çok insan yaşamlarında “Kuşku Yeri” (Yengeç Burcu) olan bu yere gelecek” diye devam etmiş uzun kuşak.(Uzay yolculuğu yakında başlayacak galiba)
Eğer böyle olursa,size yardım etmeleri ve yol göstermeleri için anneleriniz ve babalarınız olan “Yukarıdaki Kişilere” dua etmelisiniz.Bunu size anımsatmak için başlığımı buraya,insanların başlarını kaldırıp görebileceği bir yere bırakacağım”
1948 Amerika-Rosewell Ufo Kazası temsili resmi
Başlığını çıkarıp,yanına koyunca başlık,parlak bir yıldız salkımına dönüşüp gökyüzüne yayılmış.
Ve böylece insanlar, yolculuklarına devam etmişler.Yolculuklarının bütün öyküsü yukarıda yıldızlarda anlatılmak tadır.

Gökyüzünde ne zaman,nerede ,birbiri yanında “üç parlak yıldız” (Aslan Burcu) görülse bunlar bir sedye yaparak üzerine eşyalarını bağlamış iki delikanlıyı simgeler.
Sonra onlar delikanlı oldukları için yaşlı bir kadının eşyalarını kendi eşyalarının yanına koyabilir ve sedyeyle üç parça eşyadan oluşan yükü çekerek yola devam edebilirler.

Bu yıldızlar,gençlerin yardımsever olduklarını ve başkalarını da düşündüklerini anımsatan bir simgedir.
Sonunda insanlar yolculuklarını bitirmiş,artık sonsuza kadar vatanları olan “Orta Yere” gelmişler.
(Alice Marriot’a Nambeli Leonıdas Romero de Virgil ve San İldefenso’lu Maria ve Antonıo Da tarafından anlatılmıştır.)
Bu efsanede,düşman kavimden gezegenlerini terk edip Dünyaya yerleşen bir halkın öyküsünü okuduk.

KAYIP MU KITASI



Önce kitabın yazarını tanıyalım.,
“James Churchward (27 Şubat 1851-04 Ocak 1936) İngiliz doğumlu,en iyi bilinen doğa üstücü (occult-Okült) yazardır.Her nasıl olduysa uzman balıkçı,mucit,mühendis olarak da patentlendi.(1852-1925) arasında yaşamış Mason yazar Albert Churchward’ın da ağabeyidir.1890’larda Amerika’ya gelmesinden önce Sri Lanka’da çay yetiştiricisiydi.
1890’larda eşi ile “MU” yu tartıştığı,“My Friend Churchey and His Sunken Continent-Tapınakçı Arkadaşım ve Batık Kıtası” adlı eseri ile ün yaptı.Askeri gemilerin zırhla kaplanmasında kullanılan NCV çeliği ve diğer alaşımların patentlerini aldı.
1914’de patent hakkının ihlal edilmesini tatlıya bağladıktan sonra Wononskopomuc gölün deki 30 dönümlük arazisindeki mülküne çekilerek emekli oldu ve Pasifik seyahatleri hakkındaki soruları cevapladı.1926’da 75 yaşında varlığını kanıtlamakta ısrar ettiği yeri,”Motherland of the Man-İnsanın Ana Vatanı” adlı eserini yayınladı.”

J.Churchward'ın eserinde yer alan Nacaal tabletlerinden elde
ettiği Mu ve Atlantis kıta haritası ve insanların göç yolları.

1868 yıllarında Hindistan İngiltere’nin kolonisi (sömürgesi) iken,orada İngiliz subayı. Bir Albaydı.
Bir İngiliz Kolejinde yardım için görevliyken,ilgisini çeken bir taş üzerindeki eski Hint yazıtlarını çözmeye çalışırken tanıştığı ve bir Tibet tapınak rahibi olarak Rishi (Rişi) adı tanıttığı arkadaşının kendisine bu çalışmasından dolayı ilgi, göstermesinin ardından,onun tapınağına bir gün gider ve orada Nuh Tufanından önce 16.000 yıllık,Burma üzerinden Hindistan’a gelip yerleşmiş Nacaal halkına ait binlerce güneşte pişmiş toprak tabletlerin varlığını öğrenir.
Daha sonra,onların kırılmış olanlarını tamir eder,temizler ve düzene sokra,rahibin de sevgisini bu yolla kazanınca tablet dili olan Nacaal Dilini rahipten öğrenir.
Burada bir çok sırları öğrenen yazar daha sonra Pasifik Okyanusundaki adalarda,Fiji,Sri Lanka ve civarlarındaki ada ve ada ülkelerinde yıllarca çalışmalar yapar.
Benzer konuda araştırmalar Meksika’da yürüten arkadaşı William Niven’in keşfettiği Maya tabletlerini de inceleme üzere yanına gittiğinde,bunların eski Uygur Türk dilinde yazılmış yazılar olduğunu tespit eder.Maya tabletlerini ilk çözen odur.
Onun bu eseri,dilimize ilk kez Büyükelçi Tahsin MAYAKON (Mayatepe) tarafından 1936 yılında kazandırılmıştır.
Büyükelçi Tahsin Mayatepek (Mayakon),1926 yılında Yunanistan’ın Korfu Adasında Konsolos olarak görev yaptığı sırada Fransız gezginlerini yazdığı (Jervais De Courtelmont’un yazdığı) CİVİLİZATION-Medeniyet adlı kitabında Meksika’daki bir bölgenin “Tehuan TEPEK” Fransızcası (COLLİNE AUX SERPENTS) “Yılanlar Tepesi “olmasının dikkatini çekmesi ile başlayan Maya iline ilgisi,Fransa’dan Maya-Fransızca sözlüğü incelemesi ile yoğunlaşır.
Yaptığı incelemede “Tepe” adının halen Meksika diline ve Amerika’nın Teksas civarlarında bir çok sokak ve yer adlarında kullanıldığını ta tespit etmesi üzerine 1932 yılında Atatürk’e bir raporla durumu bildirir.
Atatürk tarafından Ankara’ya davet edilmesinin ardından Amerika ve Meksika’ya gönderilen Tahsin bey,Meksika’da 300’e yakın yer,nehir,dere,tepe adının Türkçe olduğunu tespit eder.
Meksika ve Amerika’da yöre halklarının kabile kabile dillerini inceledikten sonra hazırladığı çalışmasını 1934 yılında Dolmabahçe Sarayında toplanan Türk Dil Kurultayına “Kızılderili Dillerinde Türkçe Sözler” başlığı ile sunar.
Amerika’da,ilk basımı 1931 olup,1934 yılına kadar beş baskı yapmış olan ,James Churchward’ın,“My Friend Churchey and His Sunken Continent-Tapınakçı Arkadaşım ve batık Kıtası” ve ardında yayınlanan devamı olan diğer kitapların,kayıp Türk tarihi ile ilgili önemli bilgiler barındırdığını keşfeden Büyükelçi Tahsin Mayatepek (Mayakon),kitabı 1936 yılında Türkçe’ye çevirerek Atatürk’e sunar.
Daha sonra Albay J.Churchward’ın kitaplarının dört cildini de Türk dilini Tetkik Cemiyeti Başkanı İbrahim Necmi Dilmen’e bir ekip kurdurarak tercüme ettiren Mustafa Kemal Atatürk,Tahsin Beyi de 1936’da Meksika büyükelçiliğine atar.Orada yapacağı tek iş ise Kızılderili dillerinde Türk dili ile bağlantıları araştırmaktır.
Tahsin Mayatepek (Mayakon), Albay James Churchward’ın 4 ciltlik bu eserinde;”Dünyada ilk insanların,huzur ve saadet diyarı,Tevrat’ta Gan Edn (Eden),Kuran’da “Cennet-i Adn” adı altında anlatılan “Mu” kıtasında geçtiği anlatılan yaşamın sürdüğü 18.milyon Km2 lik bir araziye sahip kıtanın 11.500 yıl önce müthiş depremlerle,yanardağ infilakları ile üzerinde bulunan 64 milyon nüfusu ile 24 saat içinde denize battığı ve ilk yüksek medeniyetin,ilk dilin,Tanrının birliğine dayanan ilk yüksek dini inancın,ilim ve fenlerin 70.000 yıl önce Mu kıtasından MAYA namıyla çıkarak,Aya’da,Uygur,Hindistan’da Naga-Maya,Fırat deltasında Akad, Mezopotamya’da Sümer,Kızıl Deniz’in batısındaki Afrika arazisinde Mayu ve Etiyopi (Habeşistan),Tamil adlarını almış olan Mu’nun çocukları tarafından bütün dünyaya yayılmış olduğu,şimdiye kadar doğuda ve batıda yayınlanan kitapların hiçbirinde görülmemiş bilgileri 50 yıl süren incelemelerinin sonucunda öğrendim” demektedir.
Atatürk’ün anılarında anlatılan derin tarihi bilgisinin ardında Tahsin beyin Amerikan ve Meksika Kızılderilileri ve onların hakkında başkalarınca yapılan dikkatli çalışmaların izleri vardır.
Mu Kıtası dizilerinde de Türk tarihi ile köklü bilgilerin bulunması da Tahsin beyin bu çalışmasını destekleyince sonunda ortaya “Güneş Dil Teorisi” kavramı çıkar.

MU KITASI İDDİASININ BİLİMSEL OLARAK ÇÜRÜTÜLMESİ

Alfred Metraux1930’larda onun iddialarını Easter Adasında araştırmayı üstlendi,ve 1940’da “Mu ve Kayıp Kıta” yı içeren Easter Adası üzerine tek konulu bir yazı (Monografi) yayınladı.
20.yüzyılın ortalarında Oşinografi (Okyanus bilimi) ve deniz dibinde tektonik plakaların yayılmalarını inceleyen bilim dalındaki gelişmelere dayalı keşif çalışmalarında,”MU” gibi son dönemlerde kaybolmuş kıtaların bilimsel sayılabilecek bir iz bırakmadıkları görülmüştür.
Atatürk’ün ölümünden sonra meydana gelen bu olayın ardından “Güneş Dil Teorisi “ de rafa kaldırılmıştır.
Yalnız önemli bir noktayı göz önünden kaçırmamalıyız.O da ,Güneş Dil Teorisinin tamamı Mu Kıtası hakkında J.Churchward’ın eserlerine dayanmadığı gibi,Tahsin beyin yaptığı çalışmalarda inkar edilemeyecek kesin tespitler vardır.
Sadece Türkiye’nin ve Türk devletlerinin dahil edilmediği,benim 1976’dan beri bildiğim “21.Yüzyılda Türk Tehlikesi” konulu ABD-AB ve Rusya arasında yürütüle gelen bir çok faaliyetin bir parçasının da bu eserin, Türklerin kimliklerini bulma ve insanların bozulmuş Sami Dinlerini terk ettiklerinde ortaya çıkabilecek olan “Vatikan Kontrollü Hıristiyan Dünya Birliğinin” çökme korkusu ile dünya uluslarında yaratacağı “kardeşlik” duygusunu önlemek niyetinin olmadığını kim söyleyebilir?
Emperyalist devletlerin,hedef devletleri “milliyetçilik,” kavgalarına sevk ederek küçük devletlere bölme gibi mevcut devletleri ufaltarak tehlikesiz küçük devletler yaratarak yönetme ideallerini nasıl gerçekleştirebilecek ki?
Çıkardıkları terör olayları ile yaptıkları ulusları soyma işini gerçekleştirebilmelerini ortadan kaldırabilecek olan bu uyanışa emperyalizm dayanabilir mi ki?
Bu eserin ve Güneş Dil Teorisinin okyanus bilimi olan oşingrafik çalışmalarla çürütülmesinin ardında böyle bir niyetin olmadığını kim iddia edebilir ki?
Sonra,bilim onların elinde,onlar ne yazarsa insanlar onu kabul ediyorlar.Başka şansları zaten yok.Bu da önemli bir noktadır.
Bu kitaplardan buraya alıntı yapmak için neyi seçeceğime karar veremedim.Bu yüzden yazının altına verdiğim linkten en iyisi bilgisayarınıza ücretsiz indirerek kendiniz okuyun.
Şimdi de yine “occult” bir kitaptan konu ile ilgili bazı bilgileri okuyalım.

ATLANTİSLİLERİN “ANTİ MADDE SİLAHI” VE GÖKSEL SAVAŞLARI;
Andromeda’dan Gelen Ufo-Dünya dışı Bir Kadının Kehanetleri” Prof.Rn.Hernandez (Takma ad) Yarbay Wendelle C.Stevens,Zitha Rodriguez Montiel tarafından yazılmış,Rengin Özer tarafından dilimize çevrilmiş bu kitabın 156.sayfasında bahsedilen bir göksel savaş ilginçtir
Kitabın kahramanı olan Lya adlı uzaylı bir kadın bu konuda çok detaylı bir savaş hikayesi anlatır.Ben,mümkün olduğunca kısaltarak anlatmaya çalışacağım.

Bermuda Şeytan Üçgeni adlı bölge.Bimini adası bu üçgenin alt sol kısmındadır.
Günümüzden altı milyon yıl kadar önce yeryüzünde kıtaların tamamı tek bir kara parçası halindeydi.Üzerinde yaşayan uluslar da birbirlerine çok yakındılar.Ancak bir gece Atlantis denen kenti dalgala bir anda yutuverir.Koca kıta ortadan ikiye bölünerek batmaya başladığında bilim alanında üstün düzeyde yaşayan insanlar bu olayda çaresizce boğulurlar.
Bu olayın başlangıcı da güneş sistemi ve dışında tüm galaksiye hakimiyet peşinde koşan Atlantisliler,evrimsel gelişmelerinin yetersizliğine rağmen bu hırslarını sürdürmekteydiler.Güneş sisteminin üçüncü gezegeni olan Maldek (Marduk ta olabilir) Atlantislilerin dünyaya yerleşmeden önceki vatanlarıydı.
SİON denilen yıldızdan gelen,bilimsel ve teknolojik alanda olarak çok gelişmiş olan bu varlıklar ile Atlantisliler geçimsizlik yüzünden dünyaya yerleşmişlerdir.Dünya da o zaman güneş sisteminin dördüncü gezegenidir.

Dünyada başka yıldızlardan gelen kavimler de vardı.Atlantisliler gelişmiş teknolojileri ile diğer kavimleri idareleri altına alıyor,onlar üzerinde akla hayale gelmeyecek her türlü kimyasal,biyolojik,genetik,nükleer deneyleri yapıyorlardı.

İnsanın orijinini merak ederek,gen deneyleri ile insan hayvan DNA'larını korkunç mutasyona uğrattılar . Elde ettikleri bir takım canavarları da arenalarda birbirleri ve köle insanlardan yetiştirdikleri gladyatörlerle dövüştürerek,sirklerde göstererek eğlenmekteydiler.
Sonunda “ANTİMADDE” denilen bir silah geliştirirler.
”Antimadde”;:Kısaca maddeyi kuşatan uzay boşluğu,hiçliğin varlıklardan daha büyük olduğu teorisine dayalı bir kavram olarak söylesem yeterli olacaktır.

Varlığın antimanyetik halini bulmaları sonucu geliştirdikleri bu silahla,gökyüzündeki yıldızların yerlerini değiştirip, gezegenleri,güneş sistemlerini düzenleyebildikleri gibi,insan veya toprak ya da hava veya su olan her şeyi de “hiçliğe” çevirebilmekteydiler.

İnsan veya maddenin ölümü halinde ruhunu oluşturan enerji serbest kalarak bu uzay boşluğuna hiçliğe karışmakta ve bedeni hakkında bilgileri korumaktadır.
Bu “antimadde silahı” maddeyi uzay boşluğuna çevirdiği gibi ruhu da yok ediyordu.Böylece evrenin temel yapısını da tehdit ediyordu.Galaksiler arası yasaya göre,gelişmemiş toplumların böyle bir silahı arzularına göre kullanmalarını yasaklamaktaydı.Önce Maldek-Atlantis kavgası bu yüzden hız kazanır.Atlantisliler bu silahı,bu gün

Bermuda-Bimini Adasının deniz dibinde tarihi
Bimini Yolu adlı kalıntıları.

bizim Bermuda Şeytan üçgeni olarak bildiğimiz bölgede Bimini adlı adada büyük bir piramidin içinde saklamaktaydılar.Maldekliler bu piramit korumasını aşamadılar ve silahı etkisiz hale getiremediler.

Karşılıklı savaş ilan edildi.
Diğer kavimler de Maldeklilerin yanında yer alıp Atlantislilerin bu silahı teslim etmesini isterler ama bu çabalar sonuçsuz kalır.
İlk önce gökyüzünde sömürge gezegenlerini, kolonilerini kaybeden Atlantisliler sonunda Maldek gezegeninin yörüngesindeki çıkarak Mars ile çarpışma noktasına getirecek şekilde silahlarını ayarlarlar,gezegen yörüngesinden çıkar.

Gezegenin durumunu fark eden Maldekliler laboratuarlarından gönderdikleri bir ışınla da bir anda Atlantis kıtasını denizin dibine gömerler.
Meydana gelecek tufanla ilgili uyarılan başka uluslar kendilerini kurtarırlar,bir kısmı da Maldekliler tarafından kurtarılarak başka yerler götürülerek kurtarılırlar.
Dünya bu olayla yörüngesinden çıkar,manyetik kutbunu kaybeder,kıtalar da gezmeye başlarlar.
Maldek gezegeni de enerjisini yitirerek,Dünya,Mars,Jüpiter ile çarpışma konumlarına girer,bu olay dünyaya meteor yağmurları getiri.Sonunda Mars ile Jüpiter gezegeni arasındaki meteor kuşağı bu olayın kalıntılarıymış
Maldekliler de başka kavimler tarafından kurtarılmışlar.
Zaman zaman kendiliğinden faaliyete geçen bu silah da Bermuda Şeytan üçgenindeki kaybolmalara sebep olmaktaymış.Bu silaha bizim mevcut bilimimizle yaklaşmamız da olası değilmiş.
Evrensel yasa gereği başka kavimler de bu silaha el koyamıyormuş.

Fas açıklarında Atlantis kalıntısı sanılan yer şekiller,Google tespiti.
Yazı bize,yeryüzündeki mevcut dinlerin neredeyse tümünde var olan “İnsanın Günahkar doğması”,Tanrının insanları günahkar sayması,günahkar doğum,doğan çocuğun vaftiz edilmesi, kıyamet ve hesap günlerinin gerçek hikayesi inançlarının” temelini, kaynağını açıklamaktadır.

Cennetin,gökyüzünde oluşu,buraya çıkmak için,defalarca sınavla dolu yaşamlardan temiz çıkarak kabul edilmek için karpuz seçilir gibi seçilmeyi bekleme,aşılmaz sınavlara tabii tutulma olayları,tanrının insanların kendisine asla tapmayacağını belirtmesi,kavimleri birbirlerine düşürerek savaştırıp insanlığın gelişmesinin engellenmesinden, geçmiş kralların Tanrının oğlu,Evrenin Kralı,Göklerin Hakimi,Şahlar Şahı,Krallar Kralı gibi sıfatlarının ardında böyle şanlı,ancak mahkum edilmiş bir geçmiş göksel bir üstünlüğün olması gerçeği olamaz mı??
Aslında bu hikaye bir takım bilim adamlarının,araştırmacıların,dinsel,arkeolojik,,teknolojik bilimsel bilgi ve önemli bulgularını, kendi mesleki kariyerlerine zarar getirmeden,takma adlarla,uzaylı efsaneleri ile yazdıkları kitaplarla ulaştırmak doğrudan paylaşmak isteyen fedakar aydın kişilerin çabalarını anlatmaktadır.
Bu açıdan bakıldığında ancak anlam kazanmaktadır.Yoksa,okült (Occult) yani doğa üstücü akımın bir ürün olmaktan öteye gidemez.


ALLAH’IN LANETİ VE NUH’UN OĞLUNUN GEMİYE BİNMEMESİ
Kuran'da Sam,Yafes ve Ham yoktur.Nuh'un tek oğlu vardır o da babasının tanrısının lütfunu kabul etmez,gemiye binmez,boğulmayı tercih eder.
Bunda derin anlamlar vardır.
Yukarıdaki efsanelerin ışığında daha derin anlam kazanmaktadır.
Hud Suresi;
41. Nûh dedi: "Binin içine! Onun akıp gitmesi de demir atması da Allah'ın adıyladır. Benim Rabbim elbette ki Gafûr'dur, Rahîm'dir."
42. Gemi onları, dağlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nûh onlardan ayrı bir yerde duran oğluna seslendi:"Oğulcuğum, bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma."
43. Oğlu cevap verdi: "Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur." (*) Nûh dedi: "Allah'ın merhamet ettiği dışında bugün hiç kimse için Allah'ın kararından kurtaracak yoktur." Ve ikisi arasına dalga girdi de o, boğulanlar arasına katıldı.”
*Bu ayette de Allah’ın insanlar tarafından çok iyi bilindiği açıktır.Nuh’un oğlunun bile Allah’ın merhametini istememesi insanı düşünmeye sevk etmektedir.
Ayrıca Tevrat’taki Nuh’un oğulları olan Sam,Yafes ve Ham’a ait en ufak bir doğrulama da yoktur.
44. Ve denildi: "Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Ve su çekildi. İs bitirilmişti. Gemi, Cûdi üzerine oturdu ve haykırıldı: "O zalimler topluluğu geri gelmez olsun!"*
*Allah’ın yok olan insanlara karşı gerçek bir kini olması,her şeye gücü yeten,gizli-açık ilimlerin tümüne sahip,”insanların iyi ve kötü olmalarının da “kendi takdirine” bağlı olan bir Allah için uygun bir davranış olmasa gerektir.
45. Bu arada Nûh, Rabbine yakardı da dedi ki: "Rabbim, oğlum benim ailemdendi! Senin vaadin elbette haktır. Sen hâkimlerin,hükmü en güzel verenisin."
46. Allah buyurdu: "Ey Nûh! O, senin ailenden değildi.* Yaptığı, iyi olmayan bir isti. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme.Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım."
*Oğlu konusunda Allah Nuh’u açıkça tehdit etmektedir.Sanki bir güç onu zorlamış da Nuh’u zoraki kurtarmış havası veriyor.
47. Nûh dedi: "Rabbim! Hakkında bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni affetmez, bana acımazsan hüsrana uğrayanlardan olurum."*
*Nuh gerçekten yüreksiz bir gibi görünüyor.Oğlu öleceğini bile bile Allah’ın yardımını istemiyor.Daha bir çok insan gibi.Oldukça düşündürücü bir olay.İşte bu yüzden diğer efsanelerle kıyaslama yapma gereği doğuyor.
Bu ayetler,ayrıca da,Sümer’in Nuh’u olan “Ziusudra-Atra Hasis” destanını kesin kes doğrulamaktadır.
48. Söyle denildi: "Ey Nûh! Sana ve seninle beraber olanlardan diğer gruplara bizden bereketler ve bir selamla aşağıya in. Bazı ümmetler de var, kendilerini önce nimetlendireceğiz * sonra bizden acıklı bir azap hepsini kucaklayacak."(Yaşar Nuri Öztürk Çevirisi)
*Tufandan sadece Nuh’un gemisine binenler değil,başka insanların da kurtulması,tufan felaketinin her yerde olmadığına açık bir delildir.Orta Asya ve Amerika kıtalarında bu Tufan kültürü yoktur.
Maya tablet tercümelerinde dört kez yeryüzünün tufan ve lavlarla yok edildiği ve hayatın yeniden başlatıldığı yazılıysa da “Nuh Peygamber” gibi bir seçilmiş kurtulan,kayıtlarında yoktur.
Tevrat tufan sonrası gelişen olayları anlatırken,Nuh’un evlatları arasında ayırımcılığa sebep olan “lanetlenme” olayını ve sırası ile bu üç oğuldan insan neslinin ürediğini adları, soyları ve kurdukları krallıklarda hükmetmiş kral listeleri ile anlatırken bir den Babil Kulesi Bölümü ile işler sarpa sarmaktadır.
Önceki dinlerde,Tanrı soyları ile dünya insanları arasında yer almış büyük bir göksel savaş anlatılırken,bu olay Tevrat’ta adeta gizlenmektedir.
Bu büyük savaşı,Tanrıya karşı gelen günahkarların yaşadığı” Babil şehri Halkını Tanrının cezalandırması şeklinde yazarak bir çok gerçeğin üstünü örtmektedir.
Bunun nedeninin de Hz.İbrahim ve soyunu “Sam peygamber soyuna” yamama gayreti olduğu açıktır.
Yukarıdaki Hud Suresi ayetlerinde ve Kuranın hiçbir suresinde Tevrat’ta geçen bu çocukların adlarına,izlerine rastlanılmamaktadır.

Devamı S-2'de


Alaeddin Yavuz
Keykubat

İNSANLIĞIN YILDIZ SAVAŞLARI 2

Önceki yazıyı okumak için tıkla
Babil Kulesi
BÖLÜM 11


Yar.11: 1 Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. Kuran’ın Bakara Suresi 213.ayeti “ İnsanlar tek ümmetti....”diye başlar ve bu konuyu yine Hud Suresinde tekrar ettiğini görmekteyiz;
213- “İnsanlar tek ümmetti.Allah Peygamberleri,müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi.Anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında doğruyu bulmaları için Peygamberlerle kitap bile gönderdi.
Onlar aralarında kıskançlık yüzünden kendilerine açık belgeler geldikten sonra da o kitap hakkında anlaşmazlığa düştüler.Bunun üzerine Allah inananları kendi izniyle anlaşmazlığa düştüklerinde haktan yana götürdü.Allah dilediğini doğru yola eriştirir.”

Daha sonra,insanların yeryüzünde bir yerden bir yere göç ettirildiklerini öğreniyoruz.Hazineci Alman Henry Schilliman’ın Homeros’un İlyada destanından yola çıkarak Çanakkale’de Hisarlık tepesinde eski Truva kentini keşfetmesine özenen Fransız Arkeolog Paul Emile Botta ile İngiliz arkeolog Henry Layard’ın 1843’lerde Sümer harabelerini aramalarına neden olan o meşhur Tevrat ayeti;

Yar.11: 2 Doğuya göçerlerken Şinar(Güneş) bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler.

Bu ayette de Nuh soyunun tekrar muhtelif imhalardan geçirilip,göklerdeki,sömürgeci Tanrı kavimleri için tehlike olmalarının önünün kesilmesi için rüzgar önünde kuru yaprak gibi dolaştırıldıklarını anlamak hiç de zor değildir.

Yar.11: 3 Birbirlerine, "Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim" dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar.
O dönemlerde,en az 800-1500 yıl ömürleri olduğunu Tevrat’tan da öğrendiğimiz Nuh kavminin son kalıntıları,Tufan öncesi bu göksel kavmin her işinde çalıştıklarından üstün teknolojik bilgilere sahip oldukları bir gerçektir.Tevrat’ta Nuh 930 yıl yaşamıştır.
İlk fırsatta da göklere çıkmak için bir araç geliştirme çabasına koyulduklarını bu ayetten anlıyoruz.
Yar.11: 4 Sonra, "Kendimize bir kent kuralım" dediler, "Göklere erişecek bir kule(*) dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız."

(*)Aslı İbranice “Şem” olan bu kelime, “göğe yükselen taş anıt-taş” olarak tercüme edildiği gibi,12.Gezegen’in yazarı Zecharıa.Zitchin,bunu bir uzay mekiği olabileceğini iddia etmektedir. Bir yukarıdaki ayette de “Taş yerine tuğla,harç yerine zift” kullanılması,”hava sızdırmazlığı” temin etmek için kullanılmıştır.Binalar genelde zift ile kaplanmazdı.Hiçbir kule de Tanrıyı korkutmazdı.Ama gökyüzüne çıkmaları ise onları rakip yapmaktadır.

“”Hez.9: 2 Kuzeye bakan yukarı kapı yolundan altı kişinin geldiğini gördüm. Her birinin elinde ölümcül bir silah* vardı. Aralarında keten giysili, belinde yazı takımı olan bir adam * vardı. İçeriye girip tunç* sunağın yanında durdular.””
*Yahudileri bu “ölümcül silahlarla kıyan “yazıcı-katip melekler”,daha önce kimleri kıydı acaba?
*Bunlar her bakımdan insanlar.
Kuran İnfitar Suresi; “”10-Oysa üzerinizde gözetleyici melekler var. 11-Değerli katip melekler. 12-Her ne yaparsanız bilirler.””

Yukarıdaki,Hezekyel 9.Böl.2.ayet’te ve Kuran İnfitar Suresi 10-13.ayetlerde geçen gözcü melekler sayesinde insanların gelişmesini öğrenen Tanrı yeryüzüne iner ;
Yar.11: 5 RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi.

Gördüğü gelişme Tanrı’yı endişelendirmiştir ve endişesini açıklamaktan da geri durmaz;

Yar.11: 6 "Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar" dedi,

Asıl korkunç olay bu ayette anlatılmaktadır.Artık Adem veya Nuh kavmi diye bir kavim yoktur.Her insan değiştirilir;
Yar.11: 7 "Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar."

Her ne kadar yukarıdaki ayet “dillerin” karıştırıldığını söylese de Kuran ayetleri başka söylemektedir.
YUNUS SURESİ: 19- “İnsanlar tek bir milletti.Sonradan düştüler ayrılıklara.Rabbinin önceden bir takdiri olmamış olsaydı, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında hemen hüküm verilir suçlular da helak olup giderdi” RUM SURESİ: 22- O’nun delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması ,AYRI AYRI DİLLERİNİZİN ve renklerinizin olmasıdır.İşte şüphesiz bunlar da bilenler için ibretler vardır.

Hemen önlemler paketi yürürlüğe sokulur;

Yar.11: 8 Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu.

Yar.11: 9 Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.(*)
(*)Görüldüğü gibi insanların rakip olarak algılandıkları çok açık.Bir kule için verilen ceza az buz bir ceza değil.

Sebebi ise Kuranda Nahl Suresi 4’de açıkça belirtilir.İnsanlar Tanrı için bir “hasım”dır;
NAHL SURESİ-4- Allah İnsanı bir damla sudan halk etmiştir.Böyleyken onlar yaman bir hasım kesilirler”

Gerisi de gelir.Nuh kavmi yerini başka yeni kavimlere bırakmıştır.İşte Kuran ayetleri;
MÜMİNUN SURESİ: 30-Doğrusu biz Nuh’u ve kavmini imtihan etmiş olduk ama bu olayda sizin için nice ibretler vardır. 31-Sonra onların ardından başka bir nesil var ettik. 43- Hiçbir milletin eceli öne alınmaz ve geri bırakılmaz.””

Bu ve yukarıdaki Hud suresi ayetlerine göre Tevrat’ın “Nuh’tan Avram’a –İbrahim’e” bölümü de hükmünü yitirmiş olmaktadır.O zaman Ham,Sam,Yafes ile ilgili tüm hikayeler başka bir Sümer hikayesi ile açıklanıncaya kadar anlamlarını yitirmişlerdir.Bu hikayeye göre yaratılan “Yecüc-Mecüc” kehaneti de anlamsızlaşmaktadır.
Sam,Yafes ve Ham olayını Müslümanlar acaba neye göre kabul etmektedirler?Bakara 106’ya göre mi?
O ayette,önceki kitaplarda değiştirilmemiş,bozulmamış ayetlerin Kuran’da tekrar edilmediği vurgulanır.Tufan olayını Kuran neredeyse baştan sona yeniden anlatmaktadır.Nuh’un çocukları konusuna neden en azında bir “sayısal” rakam verme açısından bile yaklaşmamıştır?

Bu yüzden bu bölüm,Tevrat içinde de ciddi bir çelişki yumağıdır.
Şöyle;
Yaratılış-Sam’dan Avram’a Bölüm 11’de Sam soyunun listesi verilir ve Avram-İbrahim peygamberin babası Terah’ın da Sam’ın torunlarından Nahor’un oğlu olduğu vurgulanır; Yar.11: 25 Terah'ın doğumundan sonra Nahor 119 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Yar.11: 26 Yetmiş yaşından sonra Terah'ın Avram, Nahor ve Haran adlı oğulları oldu. Yar.11: 27 Terah soyunun öyküsü: Terah Avram, Nahor ve Haran'ın babasıydı. Haran'ın Lut adlı bir oğlu oldu.

Buraya kadar Tevrat ayetlerinde her şey olağan görülmektedir.Her ne kadar Nuh ve soyunun yok edildiği belliyse de Tevrat’ı yazan rahip Ezra,Babil olayında sadece “dil” değişimini vurguladığı için hiçbir şey olmamış gibi ,Yahudilere üstünlük tanımak için anlatımını böyle yapmıştır.
Bence Tevrat’ta ilk yalanlardan birisi burada saklıdır.
Çünkü;
Avram-İbrahim’in karısı Sara 127 yaşında öldüğünde,bölgede Hitit İmparatorluğu hakimdir ve Saranın mezarı için o kadar çok yer varken İbrahim,Hititlilerden mezar yeri almayı tercih eder. Sebebini de Yaratılış bölüm 23;5-6.ayetler vermektedir.
Hz.İbrahim Hititli bir “bey”dir.Hem de “Güçlü bir bey”.Mezar yeri için para istemeyi bırakın,bedava vermektedirler.;

Genesis-Yaratılış-Blm.23;
Yar.23: 4 "Ben aranızda konuk ve yabancıyım" dedi, "Bana mezar yapabileceğim bir toprak satın. Ölümü kaldırıp gömeyim."
Yar.23: 5-6 Hititler, "Efendim, bizi dinle" diye yanıtladılar, "Sen aramızda güçlü bir beysin. Ölünü mezarlarımızın en iyisine göm. Ölünü gömmen için kimse senden mezarını esirgemez." İşte ayetler; Yar.23: 10 Hititli Efron halkının arasında oturuyordu. Kent kapısında toplanan herkesin duyacağı biçimde, Yar.23: 11 "Hayır, efendim!" diye karşılık verdi, "Beni dinle, mağarayla birlikte tarlayı da sana veriyorum. Halkımın huzurunda onu sana veriyorum. Ölünü göm."

Avram’a yani Hz.İbrahim’e de “Efendim” diye hitap etmektedir.
Aynı Tevrat ise Yaratılış 10.bölümde Hititlilerin “”Sam”ın oğlu Kenan’ın büyük oğlu Sidon’un soyundan olduklarını yazmaktadır;

Genesis-Yaratılış-Blm 15;
Yar.10: 15-18 “Kenan ilk oğlu olan Sidon'un babası ve Hititler'in*, Yevuslular'ın, Amorlular'ın, Girgaşlılar'ın, Hivliler'in, Arklılar'ın, Sinliler'in, Arvatlılar'ın, Semarlılar'ın, Hamalılar'ın atasıydı. Kenan boyları daha sonra dağıldı.”
D Not 10:15-18 "Sidon": Saydalılar'ın atası.

Çelişkiyi gördünüz mü?
Biraz daha çelişkiyi kuvvetlendirelim;
Yaratılış Bölüm24.İbrahim,oğlu İshak’a kız bulması için uşağını akrabalarına yani erkek kardeşi Nahor’un evine gönderir ve gelini Rebeka’yı getirtir.;

Genesis-Yaratılış-Blm 24,
Yar.24: 4 Oğlum İshak'a kız almak için benim ülkeme, akrabalarımın yanına gideceksin."
Yar.24: 51 İşte Rebeka burada. Al götür. RAB'bin buyurduğu gibi efendinin oğluna karı olsun."
Yar.24: 67 İshak Rebeka'yı annesi Sara'nın yaşamış olduğu çadıra götürüp onunla evlendi. Böylece Rebeka İshak'ın karısı oldu. İshak onu sevdi. Annesinin ölümünden sonra onunla avunç buldu.
Genesis-Yaratılış-Blm 25,
Yar.25: 21 İshak karısı için RAB'be yakardı, çünkü karısı kısırdı. RAB İshak'ın yakarışını yanıtladı, Rebeka hamile kaldı.
Yar.25: 24 Doğum vakti gelince, Rebeka'nın ikiz oğulları oldu.
Yar.25: 25 İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav*fo* koydular.
D Not 25:25 "Esav": "Tüylü" anlamına gelir.
Yar.25: 26 Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esav'ın topuğunu tutuyordu. Bu yüzden İshak ona Yakup * adını verdi. Rebeka doğum yaptığında İshak altmış yaşındaydı.
*25:26 "Yakup": "Topuk tutar" ya da "Hileci" anlamına gelir.

İşte “üçkağıtçı” adı ile doğan bir peygamber.
Esav da Hititli kızlarla evlenir;
Genesis-Yaratılış-Blm 26;
Yar.26: 34 Esav kırk yaşında Hititli* Beeri'nin kızı Yudit ve Hititli Elon'un kızı Basemat'la evlendi.
Yar.26: 35 Bu kadınlar İshak'la Rebeka'nın başına dert oldular.

Hititli gelinlerden bıkan İshak,Kenanlı kızları da istemediği için oğlunu gene amcası Nahor’un kabilesine gönderir.Dayısının kızlarından birini almasını salık verir.
Ne de olsa akrabalık “zorunlu tahammül yaratan” başka bir bağlılık yaratmaktadır.
Genesis-Yaratılış-Blm 27;
Yar.27: 46 Sonra İshak'a, "Bu Hititli* kadınlar yüzünden canımdan bezdim" dedi, "Eğer Yakup da bu ülkenin kızlarıyla, Hitit kızlarıyla evlenirse, nasıl yaşarım?"

YARATILIŞ BÖLÜM 28
Yar.28: 1 İshak Yakup'u çağırdı, onu kutsayarak, "Kenanlı kızlarla evlenme" diye buyurdu,

Okuduğunuz gibi,Yahudilerin atası sayılan ve daha sonra Allah ile güreşip yendiği için “Allah’la Güreşen” anlamına gelen “İsrail” adını alacak olan ağabeyi tüylü Esav’ın aksine tüysüz parlak olan Yakup’u (“üç kağıtçı” yı) Allah kendisi seçtiğini ileriki ayetlerde itiraf edecektir.

Demek ki “İbrani Yahudiler" Sam değil,Sam ve Yafes’e “kölelik etmekle “ Nuh’un cezalandırdığı Ham soyundanmış? İşte “Üstün Irk Projesi”ne neden gerek duyulduğunu şimdi anlayabilirsiniz. Yani bu Ham Soyunun kendilerini asırlardır (4.000.yıldır) Sam Soyu diye tanıtmaya çalışmaları “üçkağıtçılığın üç kağıtçılığı değil midir.
Üç Kağıt konusunu da Tevrat kendisi açıklasın;

İşte Tevrat ayeti;
Nuh'un Oğulları -Ham’ın Lanetlenişi;
Yaratılış Bölüm 9.
Yar.9: 18 “Gemiden çıkan Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham Kenan'ın babasıydı.”
Yar.9: 19 Nuh'un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan üredi.
Yar.9: 20 Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti.
Yar.9: 21 Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çırılçıplak uzandı.
Yar.9: 22 Kenan'ın babası olan Ham babasının çıplak olduğunu görünce dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı.
Yar.9: 23 Sam'la Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri yürüyerek çıplak babalarını örttüler. Babalarını çıplak görmemek için yüzlerini öbür yana çevirdiler.
Ham’ın Lanetlenişi;
Yar.9: 24 Nuh ayılınca küçük oğlunun ne yaptığını anlayarak,
Yar.9: 25 şöyle dedi: "Kenan'a lanet olsun, Köleler kölesi olsun kardeşlerine.
Yar.9: 26 Övgüler olsun Sam'ın Tanrısı RAB'be, Kenan Sam'a kul olsun.
Yar.9: 27 Tanrı Yafet'e bolluk versin, Sam'ın çadırlarında yaşasın, Kenan Yafet'e kul olsun."
D Not9:27 "Yafet": "Bolluk, genişlik" anlamına gelir.

Bu 25 ve 27.ayetlere göre de Ham soyu olan Ortadoğu,Hititliler (Alman-Avusturya,Hollanda ve İngilizler,Yunanlılar) Ham oğlu Kenan soyu olan,Filistin-Lübnan,Suriye,Kürtler ve Kuzey Irak’ın Yafes’e yani Türklere hizmet yükümlülükleri var.Şaka değil,ayet söylüyor.
Zaten Yafes’in lanetlenişi Tevrat tercümesinde yer almamaktadır.Lanetli olan sadece Ham soyudur.Yani,Hint,İran,Hitit ve bu soylardan üreyen Avrupa halklarıdır.

Çünkü hepsi Ham soyu.

İşte,Yahudilerin “üçkağıtçı rahibi Ezra’nın “üstün ırk” yaratmak için “Tevrat’ı değiştirme “ nedeni gene Tevrat ayetleri ile gün gibi ortadadır. Halen başımızda “din adamı “diye vaazlar verip nutuklar çekenler bu “tezatı” atalarımızın asırlardır cehaletten göremedikleri gibi,onlar da aynı körlüğü sürdürmektedirler. Tevrat’ın değiştiğini Kuran da söylemektedir İncil’de.Bu yüzden,İncil Tevrat’ı Tekvin ile Yahudi Tevratı bir çok konuda ayrılmaktadır.

En kolayından,İsmail peygamberin varlığını Yahudi Tevrat’ı yalanlarken İncil Tevrat’ı Tekvin kabul etmektedir.
Bu nedenle Babil Kulesi konusu da Tekvin’de daha açıklamalı işlenmiştir.

Babil Kulesi olayının bir takvimi olmasa da aklen şunu da görmekteyiz ki,bu olayda kavimler karıştırılmış,gökten inen Allah’ın ordularınca melezleştirilmiş,dilleri,ırkları ayrılmıştır.

Bu planlı “yok ediliş sürecini” Hz.İbrahim’in amca oğlu Lut peygamberin yerleştiği Sodom ve Gomora kentlerinin eşcinsellik nedeniyle yok edilişini daha Tevrat’ın başlangıcında okumaktayız.
Genesis-Yaratılış-Blm 19;
Yar.19: 24 RAB Sodom ve Gomora'nın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı.
Yar.19: 25 Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti.
Yar.19: 26 Ancak Lut'un peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi.

Kuran Kamer Suresi; 33- Lut Milleti de uyarıcı peygamberini yalanladı. 34- Biz de üzerine taş yağdıran bir fırtına gönderdik.Ancak Lut ailesini bir seher vakti kurtardık 37- Ve Lut’un konukları olan meleklere tecavüz etmeye kalkıştılar. Biz de onların gözlerini silme kör ederek “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı tadın dedik.

Ayrıca Kuran da İbrahim’in babasının adını Terah değil Azer olarak düzeltmektedir.
Müminun Suresi 30-31.ayetlerde de Nuh soyunun imtihan edilip “yok edildikleri” ve ardından yaratılan nice nesillerin de yok edildikleri yazılıdır.

Kavimlerin “sistemli yok ediliş süreçleri” aşağıdaki Kuran ayetleri ile de özetlenmektedir;

Enbiya Suresi,
6- Onlardan önce yok etmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar,bunlar mı inanacaklar.?
11- Biz inkarcı nice ülke halkını kırıp geçirdik,ardından başka milletler yarattık.
12- Onlar gazabımızı hissettiklerinde hemen ülkelerini bırakıp kaçıyorlardı.

FURKAN SURESİ;
37. Ve Nûh kavmi... Resulleri yalanladıklarında hepsini boğup, insanlara bir ibret yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.
38- AD VE Semud ile Ress’lileri ve bunların arasında bir çok nesilleri de yok ettik. 39- Hepsine örnekler vermiştik ama bizi dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik
Enbiya Suresi,
43- Biz onları ve atalarını yaşattık,nihayet kendilerine ömürleri uzun geldi. Tin Suresi, 4.” Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.” 5. “Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/aşağıların en aşağısına çevirip attık.”

İnsanların zayıflatılmış “genetik yapıları” sayesinde,bir buzağı bile doğar doğmaz ayağa kalkabilirken,2 yaşında yetişkin olurken,bir insanın ayakta dikilmesi 6 ay,yardımsız yürüyebilmesi 1 yıl,gelişmesi ise 15-20 yıl almaktadır.
Ama Tanrı bunu da geri almakla tehdit etmektedir,

Nisa Suresi;
132- Ey insanlar,Allah dilerse sizi ortadan kaldırır.Başkalarını getirir.Allah’ın buna gücü yeter.”
Fatır Suresi;
16-Allah dilerse sizi yok eder yerinize başka mahluk getirir”.
Mearic Suresi;
39- Doğuların ve batıların Rabbine and olsun ki gücümüz yeter.
40-Onların yerine daha hayırlısını getirmeye

ALLAH’IN ORDUSU:
FETİH SURESİ
7-Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah’ındır.Allah güçlü olandır,hüküm ve hikmet sahibidir.
Yasin Suresi;
27- Biz ondan sonra onun kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
28- Sadece tek bir çığlık o kadar.Bir anda sönüp gittiler.
29- Ne zaman kendilerine elçi gelse onu alaya alan kullara yazıklar olsun

Araf Suresi.
4-Nice yurtlar helak ettik.Azabımız gece veya gündüz dinlenirken geldi onlara.
5-Kendilerine azabımız geldiğinde “Biz gerçekten zalimler idik” dediler ve başka sözleri de olmadı.

Hicr Suresi,
iğinde getiririz.O takdirde de mühlet ve aman verilmez ceza göreceklere.KAVİMLERİN HELAKI KADERLERİYMİŞ
4-Biz hiçbir ülkeyi kaderinde yazısı olmadan yok etmedik
5-Hiçbir millet ecelini ne önleyebilir ne de geciktirebilir.
8- Biz melekleri ancak gerekt
ALLAH ASLA TEK DEĞİL,GÖKSELBİR KAVİMİN ÖNDERİ;
23-Gerçek şu ki,DİRİLTEN VE ÖLDÜREN BİZİZ.HEPSİNİN GERİSİNDE BİZ KALIRIZ
80-Hicr halkı da peygamberi yalanlamıştı.
81- Dağlarda güven içinde ev yontuyorlardı.
82- Sabaha karşı korkunç çığlık onları yakalayıverdi
83-Yaptıkları kendilerini koruyamadı

Bazı kavimler Tanrı’nın azabı ile karşılaştıklarında “el aman” da dilemezler.Bunların Babilliler mi,Nuh soyu mu olduğunu asla bilemeyeceğiz.;

ALLAH’TAN AMAN DİLEMEYENLER;
MÜMİNUN SURESİ;
76- Nitekim biz böylelerini azapla yakalamıştık da yine Rablerine baş eğmemiş ve yakarmamışlardı.
78- Oysa sizin için kulaklar,gözler ve kalpler var eden O dur.Ne de az şükredersiniz!
79- Sizi yaratıp yeryüzüne yayan O’dur.Hepiniz O’na döneceksiniz.

İsra Suresi;
16- Bir ülkeyi yok etmek isteyince onun şımarık güçlerine ve zenginlerine emir veririz, onlar yoldan çıkarlar.Artık o ülke helak olmayı hak eder.

58- Kıyamet gününden önce ortadan kaldırmayacağımız veya şiddetli bir azaba uğratmayacağımız ülke yoktur.Bu kitapta yazılıdır.

70- And olsun ki,biz İnsanoğlunu şerefli kıldık,onların karada ve denizde gezmesini sağladık,temiz rızıklar verdik ve de onları yarattıklarımızın pek çoğundan üstün ettik.

HER ŞEY BAŞTAN BELLİ:
133-Şüphesiz size vaad edilen şeyler gelecektir,olacakların önüne geçemezsiniz siz.

İNSANLAR ESKİ HALLERİNDEN ÇOK AŞAĞI DÜZEYDE YARATILIRLAR
Sonunda Tanrı insanları kendi kavmi için “zararsız” bir hale sokmayı başarır.;
Aşağıdaki ayette de İbret Turizmi önerilmektedir.
ALİ İMRAN SURESİ;137-“Sizden önce neler gelip geçmiştir.Dünyayı gezin de Peygamberleri yalanlayanların sonunu görün”
Meryem Suresi 74- Biz onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki onlar varlıkta ve gösterişte bunlardan daha üstündüler.
Yukarıdaki ayette,Adem-Nuh kavmi ile Hz.Muhammed zamanındaki kavimler kıyaslanmaktadır adeta.
Aşağı ki ayetlerde “Nasrettin Hocanın kuşuna” dönmüş, “insan ömrü” vurgulanır;
Enbiya Suresi; 44- “Biz onları ve atalarını yaşattık,nihayet kendilerine ömürleri uzun geldi....” Tin Suresi, 4.” Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.” 5. “Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/aşağıların en aşağısına çevirip attık.”

İnsanların zayıflatılmış “genetik yapıları” sayesinde,bir buzağı bile doğar doğmaz ayağa kalkabilirken,2 yaşında yetişkin olurken,bir insanın ayakta dikilmesi 6 ay,yardımsız yürüyebilmesi 1 yıl,gelişmesi ise 15-20 yıl almaktadır.
Ama Tanrı bunu da geri almakla tehdit etmektedir,

Nisa Suresi;
133- Ey insanlar,Allah dilerse sizi ortadan kaldırır.Başkalarını getirir.Allah’ın buna gücü yeter.”
Fatır Suresi;
16-Allah dilerse sizi yok eder yerinize başka mahluk getirir”.
Mearic Suresi;
40- Doğuların ve batıların Rabbine and olsun ki gücümüz yeter.
41-Onların yerine daha hayırlısını getirmeye.
İNSANLARIN YARATILIŞI ve NEDENİ:
Tegabun Suresi,
3-Gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratan ,size şekil veren ve şeklinizi güzel yapan O’dur.Dönüş O nadır.
Zariyat Suresi;
56-İnsanları ve cinleri ancak bize kulluk etmeleri için yaratmışızdır
57-Biz onlardan rızık istemiyoruz.bizi doyurmalarını da istemiyoruz.!
dır.
Kurana göre ceza yiyen sadece insanlar değildir;
CİN SURESİ
8-“Doğrusu biz cinler göğe erişmeye çalıştık.Fakat onu sert bekçilerle alevler ve meşalelerle doldurulmuş bulduk.
9-“ Göğün dinlenmeye mahsus bir yerinde oturduk.;ama şimdi kim dinleyecek olsa kendisini gözetip duran ateşten bir ok buluyor.
10-“Biz yerdekilere kötülük mü murad edildi?yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir.Bilmeyiz.”
Ayetin de yazdığı gibi Cinler de bu yasaktan nasiplerini almışlardır.Onlarda kendilerine yapılan bu yasaklamanın Hayır mı Şer mi olduğunda kararsız kaldıklarını 10.ayette ne güzel açıklamaktadırlar.
HER ŞEY BAŞTAN BELLİ:
Tevrat’ta geçen Musa peygamberin kavmini kurtarması için Tanrısı Yahve ona görev verir.Firavun da aslında gelen isteğin Tanrı’dan mı değil mi olduğunu ayıracak güçtedir.
İnançsız biri değildir.
Sadece,Musa’nın,İbranilerin Tanrısını kendi tanrısı olarak görmez.Hatta İbrahim’in çocukları bile “Babam İbrahim’in Tanrısı” deyimini çok kullanırlar.
Ama,Ona da “Tanrı “ olduğu için saygısızlık etmeyeceğini bildiği için,Firavun’u İNATÇI” kılacağını söyler.
Yani,”Tanrının dilemesi” ile bizler davranış değiştirebiliyoruz,Tanrıya saygılı Firavunu “inatçı eden “ tanrının kendisidir.
Maceracı bir Tanrı değil mi?

Tevrat Mısırdan Çıkış Böl.4;
Çık.4: 21 “RAB Musa'ya, "Mısır'a döndüğünde, sana verdiğim güçle bütün şaşılası işleri firavunun önünde yapmaya bak" dedi, "Ama ben onu inatçı yapacağım. Halkı salıvermeyecek”

“Tanrının dilemesi” konusu Kuranda da aşağıdaki ayet ve başkalarında da yer alır.
Enam Suresi;
111-“”Onlara melekler indirseydik,ölüler dirilip konuşsaydı onlarla,her şeyi toplayıp önlerine koysaydık yine de Allah dilemedikçe inanmazlardı.Fakat çoğu bilmez.””

Yani biz ne yaparsak yapalım “her şey başından Tanrının dilemesi ile olmuş” anlamına resmiyet kazandıran iki kitaptan iki ayet okuduk.
Cennete girme konusunda ciddi sorunlar olduğunu daha kesin olarak görmüş oluyoruz.
Bu ayetler ışığında,bir insanın ateist,deist,politeist,materyalist,Darwin’ci,Komünist,Sosyalist olması hep onun dilemesi ile olmaktadır.
Bu halde yani,inançlı firavunu bile “inatçı” yapan bir tanrı yanında,kimsenin hiçbir suçu olamaz.
O her şeyi de önceden takdir etmiş zaten.Yani,tabiat ve toplum içinde her türlü “zıtlığı” kendisi yaratıp barındırmaktadır.Sonumuzu da takdir de etmiş.
Başımıza gelen felaketlerin sebebini de hazırlamış zaten;
Enam Suresi;
123-Her şehirde şehrin günahkarlarını hileler,düzenler kursunlar diye büyülttük,öne geçirdik.Aslında onlar kendilerine karşı hilekarlık yaparlar da bilmezler.

İNSANLARI KORUYUCULARA EMANET EDER VE TANRI GÖKLERİNE ÇEKİLİR.

Bütün bunlardan sonra Kara Han, insanlara: "Ben size mal verdim, aş verdim; yer yüzünde iyi, güzel, temiz ne varsa verdim, yardımcınız oldum, siz de iyilik yapınız. Ben göklerime çekileceğim, belki bir daha dönmeyeceğim." dedi. Arkasından yardımcı ruhlarına: "Gün Aşan, sen, içki içip aklını yitirenleri; körpecik çocukları, kısrak yavrularını inek buzağılarını koru, onlara kötülük gelmesin. (Hint,Kızılderili ve tüm dinlerde ineklerin kutsallığı vardır.Kuran Bakara Suresi "İnek" demektir.) Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al, intihar edenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızlan, başkalarına düşmanlık edenleri koruma. Benim için, bir de Hâkanları ile Yurtlan için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, *benim yanıma getir.
Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ, Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar, sizlere yardımcı olacaklar.

*İslam'da vatan için ölüm yoktur.Vatan için Ölüm'ün kaynağı sadece bu destandır.Türkler Tanrılarının bu emri sayesinde asildirler.
Çünkü tanrıları cezacı değildir.Türkler ayrı bir İnsan Irk'ına aittirler.Hz.Muhammed "Adem soyu" demektedir.İsra Sur.16."Pek güçlü kullarım" demektedir.(RTE.G.BUSH YECÜC MECÜC " BAŞLIKLI YAZIM)
Bu yüzden Araplar sömürgeliği kolay kabul ederler.Bu yüzden vatan için şavaşmazlar.İslam'da sadece "Cihat" vardır.Onun da kime dayanılarak yapılacağı belli değildir.

Çünkü,İslamda Ruhbanlık da yoktur.Papalık,papazlık,rahiplik,şeyhlik,pirlik,Hilafet yoktur.
Hilafet de Kureyşlilerce Hz.Muhammed'in ölümünden sonra uydurulmuştur.

TANRININ KORUYUCU YAYI
Tevrat-Yaratılış Blm.9
Yar.9: 12 Tanrı şöyle sürdürdü konuşmasını: "Sizinle ve bütün canlılarla kuşaklar boyu sonsuza dek sürecek antlaşmamın belirtisi şu olacak:
Yar.9: 13 Yayımı bulutlara yerleştireceğim ve bu, yeryüzüyle aramdaki antlaşmanın belirtisi olacak.
Yar.9: 14 Yeryüzüne ne zaman bulut göndersem, yayım bulutların arasında ne zaman görünse,
Yar.9: 15 sizinle ve bütün canlı varlıklarla yaptığım antlaşmayı anımsayacağım: Canlıları yok edecek bir tufan bir daha olmayacak.
Yar.9: 16 Ne zaman bulutlarda yay görünse, ona bakıp yeryüzünde yaşayan bütün canlılarla yaptığım sonsuza dek geçerli antlaşmayı anımsayacağım."
Yar.9: 17 Tanrı Nuh'a, "Kendimle yeryüzündeki bütün canlılar arasında sürdüreceğim antlaşmanın belirtisi budur" dedi.

İNSANIN RAHİMDE OLUŞUMU VE KIYAMET DİRİLİŞİ
Müminun suresi
12- Şüphesiz ki biz insanı çamurun özünden yarattık.
13- Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.
14- Sonra o nutfeyi kan pıhtısına çevirdik.Donmuş o kanı da bir çiğnemlik et yaptık. O etten kemikler yarattık ve kemiklere yine et giydirdik.Sonra da onu başka bir yaratılışta yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir.
ÖLÜM VE DİRİLİŞ;
15- Sonra, siz bütün bunlardan sonra öleceksiniz.
16- Ve sonra kıyamet gününde diriltileceksiniz.
MÜMİN SURESİ,
67-Sizi,topraktan,sonra da nutfeden,sonra kan pıhtısından yaratıp bebek olarak çıkaran O’dur.Kiminiz daha önce öldürülür,kiminiz belirli bir süreye erişirsiniz. Belki artık düşünürsünüz.
İNANMAYANLARA KARŞI MÜTHİŞ BİR KİN VAR; 84- Ama hışmımızı gördüklerinde (inkar edip eş koşanlar) inanmaları fayda verecek değildir.Bu Allah’ın kulları arasında öteden beri yürürlükte olan yasasıdır.İşte kafirler burada yanılıp ziyana uğramışlardır.

SECDE SURESİ
3-“Onu peygamber kendisi mi uydurdu” diyorlar? Hayır ya Muhammed! O senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir.Belki doğru yolu bulurlar.
5- Gökten yere kadar her işi Allah düzenler.Sonra işler saya geldiğinizden BİN YIL miktarında olan mesafeye bir günde yine O’na yükselir.
11- De ki; “Vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak,sonra Rabbinize döndürüleceksiniz
.
ŞAFFAT SURESİ
5-O göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir.O güneşin doğup battığı yerlerin de Rabbidir.
6- Şüphe yok ki biz yakın göğü bir süsle yıldızlarla süsledik.
7-Onu itaattan çıkan her şeytandan koruduk

İnsanlara bu kadar kinin bunca yok ediş operasyonundan sonra hala bitmeden sürmesi, geçmişteki “göksel savaşlarda” atalarımızın verdiği yaranın büyüklüğünü göstermektedir. Resmen,insanlara okuma-yazma yasaklanmış,genleri değiştirilerek,en zayıf hayvan haline getirilmiş bizlerin,vâd edilen o cennette ne işe yarayacağı akılla açıklanacak bir şey değildir. İncil’de Vahiyler bölümünde yazdığı gibi ,tanrı soyu burayı kendileri için “meyve bahçesi” haline getirmişler,bizler de meyveyiz.
Başka bir anlam çıkarmak mümkün değildir.
Baksanıza tanrı “öç” peşinde;
DUHAN Suresi;
15-B iz sizden azabı birazcık kaldıracağız.Ama siz yine dönücülersiniz.
16- Onları çarptıkça çarpacağımız gün şüphesiz ki öcümüzü alırız.
Sonra da “biz büyüğüz” edebiyatı.”

MUCİZELERE DEVAM:
CASİYE SURESİ
3-Şüphe yok ki göklerde ve yerlerde müminler için deliller vardır.
(Mars’ta insan yüzlü dağ ve Mısır piramitleri ile aynı konumda yapılmış ve aynı sayıda piramitler,12.burç,vs.vs)
4-Sizin yaratılışınızda ve yeryüzüne yaydığı canlılarda kesin olarak inananlar için nice ibret verici işaretler vardır.
CENNETİN YERİ:
Araf Suresi-40-“Ayetlerimizi yalan sayıp onları küçümseyenlere göğün kapıları kesin kapalıdır.İğne deliğinden deve geçinceye kadar giremezler cennete onlar”

Ayette açıkça cennetin yeri “Gökyüzü” olarak belirtilmektedir.Cennete gitmek için ölmek değil,çok hızlı uzay aracı yapmak,evrenin sırlarını öğrenmek, yeterli oluyor.Atalarımız doğru yoldaymışJ)

Kaf Suresi;
31- Cennet Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.Zaten uzak ta değildir

CENNETİN BÜYÜKLÜĞÜ
Ali İmran Suresi;
133-Rabbinizin bağışlamasına ve yerler ile gökler genişliğindeki cennete yarış eder gibi koşun.
142-Yoksa Allah içinizden savaşanları belli etmeden ,ve sabredenleri seçmeden mi cennete girivereceğinizi sanıyorsunuz

İSTİKBAL GÖKLERDEDİR:
Zariyat Suresi;
20-Yeryüzünde gerçekten inananlar için bir çok ibretler vardır.
21-Kendinizde de bir çok alametler vardır.
22- Rızkınız ve size vaad olunanlar göklerdedir
Bütün bu ayetlerin ışığında Tanrı’nın Yahudiler’den,Hicaz Araplarından ve Ham soyu Sarı Çingene olan Alman+İngiliz+Yunanlılardan “Üstün IrkYaratma” projesi olmadığı açıktır.
Bütün bunlar,geçen zaman içinde “ırkçı” rahiplerin yarattığı uydurmalardan başka bir şey değildir.

Diğer yandan ayetlerde geçmişte yaşanmış,”göksel bir savaşın kini” açıkça görülmektedir.Bu olgu“üstün ırk” fikrine kuvvet kazandırmaktaysa da dikkatli bakıldığında Tanrının kavimlere ayrı dinler,peygamberler göndererek birbirlerine düşürme gibi çabası da vardır. Yukarıdaki Babil Kulesi bölümünde,Kuran ayetlerinde atalarımızın “renklere,ırklara,farklı dillere ayrılmalarını,birbirine düşman olarak yeryüzüne indirilmelerini,ardından,tanrı soyunca planlı bir şekilde sivrilen insan gruplarının yok edildiklerini,yerlerine yeni tüp bebek peygamberlerden * üremiş,yaşama sıfırdan başlayan,yaşam süresi kısaltılmış,tabiata direnci sıfırlanmış” kavimlerin yaratıldığını okuduk,gördük.

*İbrahim peygamberin,kısır karısı Sara’dan,tanrının evine yaptığı bir ziyaret sonrası 100 yaşında baba olması,oğlu İshak peygamberin,”kırmızı tüylerle kaplı oğlun Esav’ın doğması gibi örnekler bitmek bilmemektedir.
İncil’in Vahiyler bölümünde,biz insanların Tanrı soyu için “şırası çıkarılacak üzüm” olarak görüldüğüne dikkat edildiğinde,farz edelim,seçilmiş olan kavim de sonunda Tanrı soyunun meyvesi olmaktan kurtulamayacaktır.

İnsanların,bu çetrefil efsanelerle uğraşmak yerine,aralarında adaleti sağlayacak bir “tek dünya devletine” doğru “adil bir geçiş” planları yapması,göklerden gelecek bir tehlike varmışçasına birleşmesi,yeryüzünden her gün akan kanları silmesi için bir şeyler yapması gereklidir.

Okuduğumuz gibi,din kitapları,mitler,efsaneler kavimlerin birbirini işleterek özelliklerini yitirmelerini veya güçle ortadan kaldırmalarını gerektirmektedir.

Bu da dünyada güçlü bir birliği engellemektedir.İnsanlığın ilerlemesini önlemektedir.

Asırlardır boşu boşuna insanlık ailesinin birbirini kıymasına bir son verilmeli,kayıp olan yılların açıkları kapatılmalıdır.

Saçma sapan B.O.P’muş,topmuş,Semitizm miş bilmem neymiş bunlardan bir an önce kurtulmak gerekmektedir.

Aramızda,yani sonsuz evrende bir toz zerreciği kadar olan bu gezegende “adaleti” sağlayamazsak,göklerde nasıl kabul görebiliriz?

Ayetlerde görüldüğü gibi “Cennet”in yeri göklerdir ve oraya “ölü” değil “diri” gidileceği de yukarıdaki ayetlerle belirtilmiştir.

Keykubat
Alaeddin Yavuz

Bu yazıya destek olacak yeni belgeli araştırma sonuçlarımı okumak için tıklayınız;
https://alaeddinyavuz.wordpress.com/2016/07/07/turk-dili-cehennemi-degil-tanrinin-dilidir/


1.Sayfaya tekrar dönmek için tıklayınız.

MuKıtası kitaplarını indirmek için,aşağıdaki linkteki “akrobat reader” sembolünü sağ tıklayıp,”farklı kaydet” seçeneğini tıklarsanız kitapları bilgisayarınıza tek tek indirebilirsiniz.Osmanlıca-Türkçe bir sözlüğünüz de arada bir lazım olabilir.;
http://www.tdkkitaplik.org.tr/tezler.asp
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mu_K%C4%B1tas%C4%B1