"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

8 Ekim 2017 Pazar

NUH TUFANI VE TEVRAT KAVİMLERİ TARİHİ

NUH TUFANI - KAVİMLERİN HİKAYESİ ve TÜRKLER
Bu yazım aşağıdaki tarihlerde yıllardır kapalı tutulan blogumdadır. Son zamanlarda ortaya atılan düz dünya teorileri denilen saçmalıklarda rastladığım abuk sabuk fikirlerin artması nedeniyle tekrar yayınlama gereği duydum.
İyi okumalar, okuduklarınıza pişman olmayacaksınız.
02 Temmuz 2007, 13:39
Yazarın Notu....
[caption id="attachment_2067" align="alignleft" width="225"] İlk yazılarımda kullandığım E.H.Yazır Kur'an Meali kapağı[/caption]
“Aşağıdaki yazı dizisinde anlatılan konuyu daha iyi anlamak açısından bilmeyenlere birkaç kısa bilgi vermeyi uygun buldum.
Sure:Belli bir konuyu anlatmak,insanları bilgilendirmek üzere verilmiş Kuran metinleridir.Okuduğunuz yazı da bir metindir.Arap dilinde Kuranı oluşturan 114 metin vardır.Arapça Sure=Metin
Ayet:Surelerde geçen cümlelerdir.Her Kuran cümlesi bir ayettir.Ancak bazı ayetler birkaç cümleden de oluşabilmektedir.Ayet=Cümle.
Sureler ve ayetler Kurandan alınmadır.Allah kelamı (sözü) kabul edildiklerinden değiştirilmezler.Ayet ve Sure olarak belirtilenler yazarın kendi fikirleri değil bizzat kutsal kitap sözleridirler.
Tevrat ve İncil metin ve cümleleri için de sure ve ayet ifadesini kullanmakta sakınca yoktur.Çünkü,Tevrat İbranice (İsrail Dili),İncil Latince (Eski Yunan dili) ile yazılmışlardır.Türkçe’ye çevrilmiş hallerini okuduğumuzdan,İbranice ve Yunanca Ayet ve Sure kelime karşılıklarını aramaya gerek de yoktur.
Okuyacağınız metinde “Sure ve Ayet” olarak belirtilen cümlelerin adları yazılı din kitaplarından alıntı olduğunu öğrendiniz.Artık ona göre yorumunuzu yaparsınız.Kolay gelsin."
Dini inançlar asırlardır,devletlerin halklarını "yeniden doğuş,sonsuz gelecek" korkularına düşürerek uysal vatandaş yaratmada kullanıldılar.
Bunların kaynakları,ilk inanışlarda "Kralların Tanrı tarafından seçilmiş olmaları veya Tanrı oğlu" olarak algılanılmalarından kaynaklanmaktadır.

[caption id="attachment_2069" align="alignleft" width="225"] İlk yazılarımda da bu yazımda da kullandığım Kur'an meali tanıtım sayfası[/caption]
Hz.Muhammed ile gelen İslamiyete kadar da Tevrat ve İncil de dahil tümünde "Tanrı insan şeklindedir ve çocukları ,askerleri,silahları,göğe çıkan araçları vardır."
Kur'anda ise bu "İnsan şekli " kavramını bulamayız.Daha evrensel,daha belirsiz,insanlara güvenmeyen ama tövbe halinde acıyan,her şeyi karşılıksız veren,daha çok manevi tarafı öne çıkan daha evrensel bir tanılama vardır.
En modern "Tek Tanrı" inanışı da İslam ile gelmiştir.
Aslında dinler insanlara daima "bilinmeyen kayıp tarihleri hakkında ve her türlü bilim hakkında " bilgiler vererek yüceltme ve insanı "evrensel,akıllı,yaratıcı ve üretici" varlık haline sokmaya çalışırlar.
Bu yüzden tüm inançlarda "İnsan Tanrının bir parçası " olarak kabul edilir.
Yani her insanda biraz "Tanrı"lık vardır.
Bu çok büyük bir güvendir.
Ama,devlet idarecileri ise dinleri aksine "koyunlaştırmak,pısırıklaştırmak,köleleştirmek ve kendi çıkarları uğruna yaptıkları anlamsız savaşlarda ve terör olaylarında aletleştirmede kullanmaktadırlar.
Bu yüzden ortaçağ iki bin yıldan fazla sürmüştür. Kuran Fatiha ve Bakara Sureleri. Bu Kuranda ayetlerin başlarına ayet numaraları yazılmamıştır. Gelenek böyleydi ve Numara yazmak günah kabul edilirdi. 1990'larda sonra bu gelenek yayıldı
1560-1600'lerde Rönesansı yaparak "İncili kendi dillerine çevirmeyi başaran Avrupa,yarattığı "düşünce serbestliği ile dünyanın her alanda hakimi olmuştur.
Bizde ise hala "Kur'an tercüme edilemez,vb." rönesans öncesi inanışlar hakimdir.
Oysa aynı inanış bize onlardan geçmiştir.Her Hıristiyan millet İncil'i "Latince okudukları için,Tıp ve diğer pozitif bilimlerin dilleri de Latince olarak kurulmuştur.
Ama onlar kendi dillerine çevirip gerçeği anladılar ve yobaz "Engizisyon Yargıçlarının mahkemelerinden" kendilerini kurtardılar.
Biz ise hala yerimizde uygun adım saymaktayız.
Bunun iki nedeni vardır:
1-Bizdeki "Engizisyoncular" halkın uyanmasını istememektedirler.Çünkü Kur'an Arapçasının karşılık bulamayacağı veya anlaşılamayacağı bir dil kalmamıştır.Türkçe de dahil.
Yani Kuran her dile rahatça çevirilebilir.
2-Avrupa ve Amerika da bunu istememektedirler.Çünkü 550 yıl geciken rönesansımızı kısmen Atatürk yaptıysa da zihniyet hala aynıdır.Diğer Arap olmayan veya olan Müslüman ülkeler hala yağlı bir sömürge devlet halindedirler.Kimse de bundan olmak istemez.
Bu kadar salak millet uyanırsa,rahatça nasıl sömürebilirler ki?
Artık herkes bu yeniliği içinde yapmak ve kendi dinini kendi okuyup anlamak zorundadır.
Bilimden haberdar olmalı ve bilimle inancını en az 1400 yıl önceki ataları kadar kıyaslayabilmelidir.
[caption id="attachment_2072" align="aligncenter" width="640"] Kuran Kehf Suresi. Bu Kuran ayet ve sure numaralandırması yapımadan yazılan Kurandır. Eskiden bunlar günah sayılırdı. Bu yüzden ilk yazılarımda Kuran ayetlerinin numaraları tutmayabilmektedir.[/caption]
Amacım kimseyi belli bir "izm" vs.ye sevk etmek değildir.Herkes arzu ettiği şekilde algılayabilir.Saygı duyarım. Ancak Türk insanının yaşadığı mezalimlerin altında da bu inançlar yatmaktadır.Maalesef yaşadığımız dünya halkları arasında,yerimizi ve kim olduğumuzu,kim olarak değerlendirildiğimizi bilmek zorundayız.Yani şu Rönesansı da artık yapmalıyız.
Şıhlardan,pirlerden,hacı ve hocalardan bir an önce kurtularak beynimizi özgürleştirmeliyiz.
İlgilenirseniz okuyun.
Şimdi biraz da Sümerler hakkında bilgi verelim:
SÜMERLER:
[caption id="attachment_2040" align="aligncenter" width="600"] Arkeolog Henry Layard'ın gezilerini gösteren harita[/caption]
1843 yılına kadar bu kavimden dünyanın haberi yoktu.Her şey böyle başladı;
Eski İran Hanedanlarından olan AKAMANIŞ (Sami dilinde “Bilge Adam”) ‘ların anıtlarında ve mühürlerinde görülen yazıyı oluşturan işaretlerin başlangıçta süsleme amaçlı olduğu sanılmıştı.1686 yılında eski İran’ın başkenti Persepolis’i ziyaret eden Engelbert Kampfer bu işaretleri “Kamalar “ ve “çivi” şekilli basılar olarak tanımlamıştır.O zamandan beri de bu yazılara “Çivi Yazısı “ veya “cuneiform” adı verilir.Bunlar incelendikçe araştırılan alan Irak, Mezopotamya (İki Nehir Arası = Dicle-Fırat) bölgesine kadar genişledi.
1843 yılında Fransız Paul Emile BOTTA Sultan Abdülmecid'den aldığı kazı izni ile Musul yakınlarında Korsabad’da ilk büyük amaçlı kazısını başlatır.
Çivi yazılarının bu bölgeyi “Dur Sarru Kin” yani eski Sami dilince “Adil Kralın Sulu Şehri” olarak adlandırdıklarını tespit ettiler.Bu başkentin tam ortasında yan yana kondukları zaman iki kilometre kadar uzunluğa ulaşacak olan yarım kabartmalarla bezenmiş duvarları olan muhteşem bir sarayı,şehre ve kraliyet binalarına hakim şekilde yapılmış “Ziggurat” adı verilen bir piramiti de içinde bulundurmaktaydı.

Bu yapının “tanrılar için “Göklere giden Merdiven” olarak hizmet verdiği düşünülmekteydi.Çözülen yazıtlar da bu amaçla kullanıldığını kanıtlamıştı.
Şehrin geniş bir alana kurulmuş olması, sarayları, tapınakları, evler,ahırlar, depoları, süslemeleri sütunları ve sanat eserleri ile büyük kuleleri,surları,terasları,bahçelerini ortaya çıkaran kazılar beş yıl içinde tamamlandı.Bu şehrin Kralının II.Sargon olduğu da ortaya çıkmıştı.
Aynı dönem de de İngiliz Arkeolog Henry Layard da Ninova’yı ortaya çıkarır.Daha da hızlanan arkeologlar kazdıkça eski daha eskiyi bulurlar.Artık yeni bulunan medeniyetlere isim veremez olurlar.İncil ve Tevrat’ın tanımladığı kavim isimlerinin daha da gerisine düşerler.
1853 yılında Kraliyet Asya Derneğinde konuşan Sir Henry Rawlingson bu tabletlerdeki isim ve dillerin “ne Sami,ne de Hint-Avrupa “ dillerinde olduğunu yeni bir dil olduğunu gizemli bir halka ait dil olduğunu söyler.Kral isimleri artık bir anlam içermiyordu.
Sizce de öyle mi? Sargon’un önceleri danışmanlığını yaptığı kralın adı “Urzababa” Ur, İbrahim’in şehri, Baba bunu bilmeyen var mı? Sanki “Ur’un babası” gibi.O zamanki Osmanlı da zaten “Osmanlıca olarak konuştuğundan yaşayan bir “Türkçe” de yoktu.Burası işin makarası.Ciddiyete gelelim. Ninova’da bir araya getirilen 25.000.kil tablet incelenmeye başlanır.23.numaralı tabletin metni ilgi çekicidir.”
Asurbanipal’in ağzından nakledilen bu metnin ifadesi şöyledir;
“Katiplerin Tanrısı bana sanatının bilgisini lutf edip hediye etti.
Yazının gizlerine inisiye edildim.
Sümerce yazılmış olan çetrefilli tabletleri bile okuyabilirim.
Tufandan önceki günlerin taş yontularındaki muammalı sözleri anlıyorum.”
Daha sonra bulunanlar da Mezopotamya’nın ilk krallarının ünvanlarının “Sümer ve Akkad’ın Kralı” şeklinde alındığını tespit ederler.Bunu üzerine Fransız Nümismatik (Eski paralar ile ilgilenen bilim)ve Arkeoloji Derneğine bu halkın “Sümerliler” olarak anılmasını önerir.Telaffuz olarak da “Şumer” olarak Tevrat’a göre de “Şinar”’a uygun.Yani “Güneş” diyarı.

Bu kazılar 1935 lere kadar,tercümeleri ise 1950’lere kadar sürdü.Ancak çalışmalar halen bile devam etmektedir.
Sonraki tablet tercümelerinde ise tufan öncesi dahil dünyanın 470.000 yıllık kayıp tarihi hakkında bilgiler de derlenmiştir.Türkçe’ye uygun veya birebir Türkçe çok sayıda kelime içermesi bu milletin Kuzey’den gelerek bu medeniyeti kurması, onların “Türk” olduğunu düşündürmektedir. Sümerbanklar falan bundan sonra gelmeye başlar.Kazıyı yapan Arkeologların bölgenin yerli halkı olan Kürt”leri “Sümerli”ler olarak yorumlamalarından sonra “Osmanlının bölünme projelerine de bu konu kaynaklık eder.
Sümer baş tanrısı Aaan/Anu

Kürt meselesi”başlıklı yazımda bu konuyu geniş bir şekilde açıkladığım için bilgi vermeye gerek görmüyorum.Bunun da ne Türk ne de Kürt olmadığı belirlendi.Sadece 500 Türkçe kelimenin de “Sümerce” olduğu da tespit edilmiş bulunmaktadır.
Bu halkın tapınakları ve bunlardan sonraki Mısır,Hitit,Yunan Hint dönemi tapınaklarının da “İnsanlar” için değil “Tanrılar” için yapıldığıdır.Aşağıda Kur’anın bile bunu doğrulayan bir ayetini okuyacaksınız.
Sümerlerin Tanrı Panteonları “12” lik tanrı gruplarıdır.
Hepsinin itaat ettiği tek tanrı da “Anu” dur.

NUH TUFANI - KAVİMLERİN HİKAYESİ ve TÜRKLER
Din bilginlerinin ve diğer araştırmacı bilim adamlarının son 200 yıldır yapılagelen arkeolojik kazılardan elde edilen bilgiler ışığında günümüzden yaklaşık 13.000.yıl önce Dünyamızın yakınından geçen büyük bir gezegenin neden olduğu büyük su baskını olayına Tufan denir.
Gerek Sümer-Akad tabletlerinden gerekse din kitaplarında bahsedilen öğretilerden hiçbir canlının yaşayamayacağı kadar yüksekliğe ulaşan su yeryüzünü tümüyle silip süpürmüş,tek bir canlıyı dahi sağ bırakmamıştır.
Sümer-Akad tabletlerinde ölümsüzlüğü arayan ve insanları ölümsüzlüğe kavuşturmak için savaşan yarı tanrı Gılgamış gökyüzünde suların başlangıcında görevlendirilen ve Tanrılar arasına kabul edilen Ziusudra'ya (Utnapiştum'a ulaşır-Sümer'in Nuh'u) ve Ziusudra Tufan sonrası insanlığın hayatta kalış sırrını Gılgamış'a açıklar.
Ona açıklanan sır şudur: Tanrı Enki/Ea, peygamberi Ziusudra veya Atra Hasis'e sazdan hasırın arkasından tufan felaketinin sırrını açıklamasını temsil eden tablet resmi[/caption]
Tufanın gerçekleşeceğini önceden bilen Tanrılar, insanlardan gizli olarak aralarında toplanırlar ve insanlığın yok edilmesine karar verirler.Bu karar aralarında oy birliğiyle alınır.Her şey gizli yapılır.Tufana yedi gün vardır.Ancak, insanı kendi kanından ve kırmızı topraktan yaratan Tanrı Enki bu yasayı delmek için uygun bir yol bulur. Şuruppak bölgesinin hükümdarı olan Ziusudra'yı çağırır.Hasırdan bir perdenin arkasından ona yaklaşan felaketi anlatır ve olayın gelişimi hakkında bilgilendirir. Şu şekilde öğüt verir:
"Şuruppaklı adam,Ubar Tutu'nun oğlu.Evini yık, bir gemi yap.
Malı mülkü bırak,canını kurtar.
Mallarını düşünme hayatını kurtar.
Gemiye tüm canlı şeylerin tohumunu yükle,
Yapacağın geminin ölçüleri şöyle olacaktır...
Ziusudra, yapacağı garip şekilli gemiyi ,saltanatını,mallarını terk edişini nasıl açıklayacağını sorar.
-Onlara diyeceksin ki: "Gök Tanrısı Enilil'in bana düşmanca olduğunu öğrendim,demek ki şehrinizde kalamam ayağımı Enlil'in toprağına basamam.
-Öyleyse Absu'ya (Aşağı dünyaya-Afrika-Habeşistan cıvarı) gideceğim,Efendim Ea (Enki) ile birlikte oturmaya.
- Efendim Ea ayrıca diyarı zengin hasadıyla bereketli kılacağını söyledi ,deyince herkes yardımına koşar.Geminin kalafatlanması için ziftlerin eritilmesine çocuklar bile yardım eder. Ziusudra da her gün kurbanlar keserek,şarap ikram ederek, ziyafetler vererek çalışanları teşvik eder.Yedinci günüde gemi hazır olur.Güç bela kalaslar da iterek gemiyi Fırat Nehrine indirirler. Utnapiştim gemiye,tüm ailesini ve akrabalarını bindirir. Tarlalardaki hayvanlardan da alabildikleri kadar numune alırlar.Ayrıca geminin yapımında çalışan tüm zanaatkarları da gemiye bindirir.
Artık Tanrısı Ea'nın bahsettiği işareti bekliyordu.O işaret de :
Şafak vakti Tanrı Şamaşın emredeceği patlamaları duyduğunda gemiye bin ve girişi de kapa ! idi.
Ve şafağın ilk ışıkları parlarken patlamalar başlar,yani tanrılar dünyayı araçları ile terk etmeye başladıklarında o da gemisini gemici Puzur Amurri'ye devreder.Aynı anda korkunç gök gürültüleri ile başlayan fırtına ile birlikte ufuktan beliren kara bulutlar yükselerek gökyüzünü kaplar.Her yer kararır,fırtına iskeleleri,evleri ve büyük yapıları uçurmaya başlar.
Diyar çömlek gibi kırılır,parçalanır.Dağlar sular altında kalır,insanlar suların içinde çığlıklar atarak boğulurlar ve sele kapılmış saman tanesi gibi dönerler.
Fırtına altı gün ve altı gece sürer.Sonra deniz durulur,sel durur,rüzgar susar.Her taraf kille kaplanmış,içlerinde hayvan ve insan cesetleri görülmektedir.Enlil ve Tanrılar meclisinin isteği olmuştu.Enki'nin de isteği olmuştu.
Etrafın sakin olduğunu keşfeden Ziusudra gemiden bir lomboz açarak dışarı çıkar ve geminin üstüne çıkarak oturur.Yaşananlardan çok etkilenmiş ve korkmuştur.Göz yaşları yüzünden aşağı akmaya başlar.Etrafına bakar ve hiç bir kara parçası göremez.Uzun bir zaman sonra bir dağlık bölge ortaya çıkar ve gemi Kurtuluş dağına oturur.
Dağ gemiyi sımsıkı tutar ve hareketine izin vermez.
Bir dinlenme yeri bakması için bir kuş gönderir ama kuş geri gelir.Bir serçe gönderir ve o da geri gelir.Sonra bir Kuzgun (Leş Kargası) gönderir o geri gelmez.Bir yer bulmuştur.
Ziusudra bunun üzerine tüm kuşları salar ve kendisi de dışarı çıkar Bir sunak kurar ve sunakta bir kurban keser.Kokuyu alan Tanrılar sinekler gibi Ziusudranın çevresine üşüşürler.Kurban'dan yiyerek karınlarını doyururlar.
Sıra hesap sormaya gelir.İnsanlar nasıl kurtulmuşlardı?Kim aralarındaki anlaşmaya ihanet etmişti. Enlil'in oğlu Ninurta Ea'yı göstererek ""Ea'dan başka kim plan yapabilir?Her meseleyi bilen sadece Ea'dır.
Ea' da " Tanrıların sırrını açığa vuran ben değildim.Sadece tek bir insanın son derece akıllı olan bir insanın kendi bilgeliği ile tanrılarının sırrını anlamasına izin verdim.
Gerçekten bu insan bu kadar akıllı ise onun yeteneklerini görmezlikten gelmeyelim ve onun hakkında bir karar alalım" der.
Ea'nın konuşmasından etkilenen Enlil, Ziusudra'nın gemisine biner Ziusudra'nın ve karısının arasına girerek ikisine de diz çöktürerek alınlarına dokunarak onları kutsar ve:
- " Ziusudra, ve karısı şimdiye kadar insan idi, bundan sonra biz tanrılar gibi olacaklar .Ziusudra, çok uzakta suların ağzında oturacaktır." der.
Götürüldüğü yerde Tanrıların En büyüğü olan Anu oğlu Gök Tanrısı Enlil ona hayat vererek bir Tanrı gibi ebedi hayata yükseltir.
Tabletlerin sonunda insanoğlunun üremesiyle ilgili düzenlemeler vardır."İnsanlar arasında üçüncü bir sınıf olsun.Doğuran kadınlar ve doğuramayan kadınlar olsun.Erkek genç bakireye, genç bakire genç erkeğe ilgi duysun.Yatak serildiğinde eşi ve kocası birlikte yatsınlar"
İnsanlığın yok olmasını isteyen gök tanrısı Enlil artık kalan insanların yaşamasına izin vermiştir.
ZEND AVESTA (Zerdüştlük)
İran,Orta Asya'dan Avrupa'ya,Ukrayna'dan Arap yarımadasına kadar yaygın olan eski inanışlardan olan Mecusilik (Ateşperestlik)'in kitabı ve Peygamberi (Farsçası "haber getiren") Zerdüşt veya Zaradustra'nın yazdığı 850 ayetlik olduğu bilinen Zend Avesta'ya göre ;Kısaca;
"Avesta"da yer alan "Ebül Beşer"den ,Cemil ve oğlu Ferdiun'dan bahsedilmektedir. "Feridun ülkesi, Salm, Irak ve Turak (Türk) ismindeki üç oğlu arasında pay etmiştir. Salm'a bugünkü İran ve havalisi, Irak'a bugünkü Irak ve havalisi ,Turak'a ise Orta Asya ve Çin havalisi düşmüştür. Feridun ölünce Irak, Salm'a saldırarak İran ve havalisini almış,daha sonra Turak'a saldırmıştır.
Irak, Turak'ı yenememiş, savaş bunların torunlarına uzanana dek senelerce sürmüştür. Sonunda Turak'ın torunu "Afrasyap" Irak'ın torunu "Muncihir"i mağlup ederek Ceyhun nehri sınır kabul edilen bir anlaşma yapmıştır. Bu tarihten sonra ceyhun nehri doğusunda "TURAN", batısına da "İRAN" denmiştir.
TEVRAT, Tufan sonrasını daha açıklamalı anlatır;
Nuh, gemisi ve çocukları

- "Ve gemiden çıkan Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafes'dirler.. Ve bütün yeryüzüne yayılanlar bunlardan oldu... (Bu günkü Filistin ve İsrail topraklarının olduğu bölge olan) Kenan'ın ve Kuzey Afrika halklarının atası olacak olan Ham tufan sonrası bir gün babasının çadırına girdiğinde onu çıplak uyurken görür ve gülerek dışarı çıkar ve babasının mahrem yerlerini kardeşlerine anlatır.Sam ile Yafes ise ona uymazlar ve bir deri alarak babalarının üstünü, ikisi birlikte başlarını çevirerek girdikleri çadırın içinde örterler ve bakmadan başları dışarı bakar şekilde çadırı terk ederler.
Hayat hep sınavlarla doludur.Durum Allah tarafından rüyasında Nuh peygambere gösterilir.Olayın arkasından uyanan Nuh Peygamber :
Nuh'u oğulları örterken temsil edilmiş

"Ham, lanetli olsun!..Kardeşlerine kullar kulu olacaktır! Sam'ın Allah'ı Rab, mübarek olsun, ve Ham ona kul olsun! Allah, Yafes'e genişlik versin!..Sam'ın çadırlarında otursun!..Ve Ham ona kul olsun!. " diyerek lanetini belirtir.
Bu gün Antalya'da yapılan Türk ve İtalyan bilim adamlarının tarihi kanıtları birlikte incelemeleri sonucu, İtalyan'ların da ataları olan Etrüsk'lerin "Türk" soyundan olduklarının kanıtlandığı bildirildi.Biz Anadolu'dayız. Yani halen Sam'ın çadırında oturuyoruz değil mi?
Olgun,yerinde akıllı davranışlarıyla babasının en sevdiği oğlu konumunda olan Yafes'in suların çekilmesinden toprağın yaşanabilir hale gelmesi ile babasının tanrısı olan Rab Yahve'ye inanmadığını,çünkü insanları tufana terk ettiği için ona tanrı olarak tapmak istemediğini söyler.Nuh Peygamber de tövbe etmesini yoksa kendisinin ve neslinin Yahveh'in cennetine kabul edilmeyeceğini ayrıca kendisinin de sevgisinden mahrum kalacağını söyler.Sonun da Yafes diretir.Eşi ve çocuklarını alarak yasak olan Kuzey bölgesine gider ve oralarda yerleşir.
Bu olay sonrası Yafes ve nesli "Tanrıya inançsızlıkla "suçlanırlar.İşte Türk ve Kuzeyli kavimlere olan düşmanlığının gerçek yüzü de budur.Peygamberlerin de sadece "Sam"ın nesline gelme sebebi de budur.Yani kuzeyli kavimler istedikleri kadar uğraşsınlar atalarından dolayı cennet kapısı onlara zaten kapalıdır.

Boşuna kimse uğraşmasın.Bu son konu Türkler hariç herkesçe bilinen bir konu olup,bin senedir Arap harflerine taptırılmamızın nedeni de bence budur.Arapların ve Hristiyanların savaş esiri aldıkları ve işgal ettikleri topraklardaki Türkleri yakma nedenleri de budur. Ateşin inançsızlık günahını temizleyeceği İncil'de yazılıdır. İncil'e de Mecusilikten ve Şamanizmden geçtiği kabul edilir.Şamanizm ve Animistlik en eski dinlerdir.Bilimsel olarak bu kanıtlanmıştır.
Ham de babasından ayrılarak kendisine düşen Kenan'a oradan Kuzey Afrika'ya geçerek kendi kavimlerini kurmaya başlar.Mısırlılar,Kuş İmparatorluğu ve diğer Afrika kavimleri zaman içinde ortaya çıkmaya başlarlar.
Nuh'un yanında sadece oğlu Sam kalır.Sam'dan da İranlılar,Yahudiler,Hindistan'ın ilk yerlileri olan Alman,Avusturya,Hollanda,İsveç Norveç halkları türerler. Nereden geldiği belli olmayan bu günün Hintlileri olan Dravidler Sarı Çingene olarak adlandırılan Alman,Avusturya,Hollanda halklarını Hindistan'dan kovarak Kuzey'e yerleşmelerine neden olurlar.Bu yüzden bu kavimlere soy bilimciler yani Antroploglar ,"Blondy Gipsy" yani "Sarı Çingene" adını verirler.
Bir çok bilim adamı hatta ciddi bilimsel düşünen bilim adamları bile bu anlatımı Allah'ın emri ve gerçek olarak kabul ederler.Ancak bu anlatım Siyah,Sarı,Beyaz ve Kırmızı renkli insanların varlığını açıklayamaz. . Bazı bilim insanlarının bunu coğrafi nedenlere dayandırma çalışmaları ise sadece komiktir.Oysa Kur'an-ı Kerimde bu daha mantıklı bir anlatımla dile getirilir.Coğrafyanın ırkları belirlemesi saçmalığına da gerek kalmaz.Ayrıca Kur'an-ı Kerim Tufan'ın nasıl durdurulduğunu da açıklayarak üste de çıkar.Bunu da aşağıda yazacağım.
Kur'an-ı Kerim göre Tufan:
 Göklerden gelen suyun yeryüzünü silmesi

Kur'an-ı Kerim'de Nuh ve Hud Surelerinde Nuh Tufanı olayı biraz farklı anlatılır.Ben ayetlerin bir kısmını aldım.Merak eden Türkçe Kur'anı Kerim alarak tamamını okuyabilir.:
Nuh Suresi 1- Can yakıcı bir azap gelmeden önce onları uyar diye Nuh'u kavmine gönderdik.
" " 2-Nuh,"Ey milletim,şüphesiz ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."dedi.
" " 3- "Allah'a kulluk edin,O'ndan korkun,bana itaat edin"
" " 4- "Bu takdirde Allah günahlarınızdan bir kısmını bağışlar ve sizi bir vakte kadar erteler.Şüphesiz ki Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılmaz,keşke bilseniz."
" " 23- "İnsanlara sakın ilahlarınızı bırakmayın,hele Vedd,Suva,Yegüs,Yeükve Nesr'den asla vazgeçmeyin dediler."
" " 24-Böylece bir çoğunu sapıttılar.Ya Rabbim sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını arttır.
" " 25- Onlar günahları yüzünden suda boğuldular.Ateşe sokuldular.Kendilerine,Allah'a karşı yardımcı da bulamadılar.
" " 26-Nuh şöyle dua etti."Ya Rab'bim,yeryüzünde kafirlerden hiç kimseyi bırakma"
" " 27-"Çünkü onları bırakırsan kullarını sapıtırlar,yalnız ahlaksız ve nankör insanlar doğururlar ve yetiştirirler.Ya Rabbim,beni,anamı ve babamı iman etmiş olarak evime girenleri inanan erkek ve kadınları bağışla.Yalnız zalimleri yok et."
Hud Suresi 25-Biz Nuh'u kavmine gönderdik.Nuh dedi ki:Şüphesiz,ben size apaçık bir uyarıcıyım."
" " 26-"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin.Gerçekten ben başınıza acıklı bir günün azabının gelmesinden çekiniyorum."
" " 27- Kafirlerin elebaşıları " Biz seni kendimiz gibi bir insan görüyoruz.Aramızdan,ayak takımından başka sana uyan yok.Bize üstünlüğünü de görmüyoruz.Aksine sizi yalancı sanıyoruz." dediler.
" " 32-Dediler ki "Ey Nuh,bizimle çok uğraştın ve tartışmalarda çok ileri gittin.Gerçekçi isen tehdit edip durduğun azaba uğrat bizi."
" " 36- Nuh'a şu vahiy indi :" Kavminden sana iman edenlerden başkası inanmayacaktır.Onlar için tasalanma"
" " 37- Gözetimimiz altında ve vahyimiz doğrultusunda gemiyi yap.Zalimler için başvurma.Onlar suda boğulacaktır.
" " 38- Nuh gemiyi yaparken inkarcılar alaya kalkıştılar.Nuh dedi ki ,"Bizimle alay ediyorsunuz,Sonra biz de sizinle alay edeceğiz."
" " 39-"Artık rezil edici ve sürekli azabın kime ineceğini göreceksiniz."
" " 40-Buyruğumuzla sular kaynamaya başlayınca, "Hercinsten birer dişi ve erkek çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve de inananları gemiye bindir." dedik.Pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
" " 41-Nuh,"Gemiye binin,onun yürümesi ve durması Allah izniyledir.Allah acır ve bağışlar" dedi.
" " 42-Gemi dağ gibi dalgalar içinde onları götürürken,Nuh oğluna,"Ey oğulcuğum,bizimle birlikte gel,kafirlerle bir olma" diye seslendi.
" " 43-Oğlu, "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım" deyince Nuh,"Bugün,Allah'ın gazabından bağışlananlar dışında kurtulacak yoktur" dedi.O sırada aralarına dalgalar girdi,oğlu da boğulanlara karıştı.
" " 44- Yere "suyunu tut", göğe de Suyunu tut" denildi.Su çekildi.iş de bitti.Gemi Cudi dağına oturdu.Zalimlere de "Rahmetten uzak olun denildi.
" " 45-Nuh Rab'bine dua etti."Rabbim,oğlum,ailemdendi. Şüphesiz senin takdirin haktır ve sen de hükmedenlerin hakimisin"
" " 46 -Allah buyurdu:"Ey Nuh,o senin ailenden sayılmaz.Çünkü yaptığı iyi bir iş değildi.Artık bilmediğin şeyi benden isteme.Bilgisizlerden olmayasın diye sana öğüt veriliyor ."
" " 47-Nuh,"Ya Rab'bim,bilmediğimi istemekten sana sığınırım,Acı ve bağışla" dedi.
Yükseklere kaçanlar

" " 48-Ey Nuh,selamet ve bereketle gemiden in,aralarında inkarcılar da bulunan bir çok millet de nimetimizden yararlanacak*.Sonra,onlara yakıcı bir azap vereceğiz." denildi.
*Bu ayete göre, tufan tüm insanlığı yok edememiştir ve Nuh'un gemisinde olanlardan başkaları da kurtulmuştur. Onlara sonradan yakıcı azap verilerek yok edilecekleri söyleniyor. Demek ki tanrı insanları Tufan ile yok etme projesinde başarılı olamamıştır. Kendi yarattığı kölelerine güvenemeyen, sürekli sınavlara tabi tutan, ne yaratmayı ne de yok etmeyi beceremeyen kabiliyetsiz, ruhsal desteğe muhtaç bir tanrıya niye tapınılır?
Kamer Suresi 11-Biz de boşalan sularla gök kapılarını açtık
" " 12-Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık.Her iki su belirtilen ölçüye göre birleşti.
" " 13-Nuh'u tahtadan yapılmış mıhlarla da çakılmış bir gemiye yükledik.
" " 14-Hakkında nankörlük edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak gemi gözetimimiz altında akıp gidiyordu.
" " 15-And olsun ki biz o gemiyi ibret olarak bıraktık.Öğüt alan yok mudur?
Tufan sonrası insanlığın Nuh veya Ziusudra'nın neslinden üremiş olduğu inancı ilkel ve çağdaş dinlerce de kabul edilen bir gerçektir.
Üstelik Kur'an-Kerim'de :
"Hud Suresi Ayet 37- Gözetimimiz altında ve vahyimiz doğrultusunda gemiyi yap.",
" " Ayet 41-Nuh,"Gemiye binin,onun yürümesi ve durması Allah izniyledir.";
Kamer Suresi " 13- Nuh'u tahtadan yapılmış mıhlarla da çakılmış bir gemiye yükledik. Tufan bitiş

" " " 15-And olsun ki biz o gemiyi ibret olarak bıraktık.Öğüt alan yok mudur."
Sümer Tabletindeki anlatım :
"Şuruppaklı adam,Ubar Tutu'nun oğlu.Evini yık, bir gemi yap.(Muhtemelen büyük, tahtadan bir ev)
Malı mülkü bırak,canını kurtar.
Mallarını düşünme hayatını kurtar.
Gemiye tüm canlı şeylerin tohumunu yükle,
Yapacağın geminin ölçüleri şöyle olacaktır...
anlatımları,Sümer'li Ziusudra'nın Tanrısı Enki'den yapacağı geminin ölçülerini alması,gemisine bir kaptan vermesi ,gemiye binenlerin, Ziusudra'ya yardım eden halkından insanlar,zanaatkarlar, eşi ve tarlalardan bulabildikleri hayvanlar olması ile Nuh'un da gemisine her hayvandan Allah'ın bildirmesi ile her tür hayvanın çift çift binmesi ve Nuh'a inananların binmesi de denk düşmektedir.olayı ile de tam olarak uymaktadır.Her iki anlatımda da Nuh veya Ziusudra'nın yanlarına çocuklarını aldığına dair bir kayıt yoktur.Nuh'un gemiyi yaparken yanına katılan inananların inşaata yardım ettiği de düşünülebilir.

Suların kaynaması


Hud-Suresi-40 "Buyruğumuzla sular kaynamaya başlayınca, "Her cinsten birer dişi ve erkek çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve de inananları gemiye bindir." dedik.Pek az kimse onunla beraber inanmıştı"
Hikayedeki ifade de :"Utnapiştim gemiye,tüm ailesini ve akrabalarını bindirir.Tarlalardaki hayvanlardan da alabildikleri kadar numune alırlar.Ayrıca geminin yapımında çalışan tüm zanaatkarları da gemiye bindirir." görüldüğü gibi benzerlik içindedir.Ayrıca tüm canlıların tohumlarını alır.
Yerden suların kaynaması ise tamamen kıtaların yüzmesi teorisini doğruluğunu göstermektedir. Yaklaşan gezegenin yer çekimi sayesinde büyük kara parçalarının altında bulunan suların buldukları deliklerden yeryüzüne fışkırması ile kuyruklu yıldızların arkalarında su buharı taşıması gibi derin uzayın derinliklerinden gelen Marduk gezegeninin getirdiği sular da göklerden yer çekimine kapılarak yeryüzüne inmiştir. Olay, tamamen göksel ve fiziksel bir olaydır. 
Ayın hareketleri ile bir Med-Cezir denilen gel-git olayı olmaktadır. Dünyanın yakının dört büyük uyduya sahip,dünya'dan da büyük bir gezegenin geçmesi ise anlatımlara göre suyu tüm yeryüzünü kaplayacak kadar kabartmış,hava olaylarını tetiklemiş,fırtınalar,kasırgalar doğurmuş ayrıca da dünyanın merkezinde erimiş bulunan lavların da yaklaşan gezegenin çekimine kapılarak yanardağların ağzından fışkırmasına sebep olduğunu yine Kur'an-ı Kerimden öğreniyoruz.
Nuh Suresi Ayet 25- Onlar günahları yüzünden suda boğuldular.Ateşe sokuldular.Kendilerine,Allah'a karşı yardımcı da bulamadılar.

 Nuh Tufanının Karadeniz tufanı olduğunda bir çok Bizanslı tarihçi dahil hemfikirdir. İranlılar Araplara "Sizin tufanınız bizim dağlarımızı bile aşamadı" derler. Beykoz!da karadenizi tutan dağ seddinin yıkılarak akan suların Marmara, Ege ve Ak deniz çukurunu doldurduğu iddia edilir ve bu konuda çok deliller bulunmuştur.

Tablet anlatımında ise - "Diyar çömlek gibi kırılır,parçalanır." der.Yani arazide bir parçalanma olur.Bu da ya bir arazi çökmesini veya kim bilir,batık kıta olan Arap Yarımadasının ,deniz dibinden lavların fışkırmasıyla bağları kopan kara parçası, birdenbire kabaran suların hareketi sonucu denizin dibinden kaldırılarak, muhtemelen ABSU denilen aşağı dünya Madagaskar adası civarından sürüklenerek Asya kıtasına çarpmasına sebep olmuş olabilir.Çünkü bu bölgenin ilginç bir yapısı olduğunu Evliya Çelebi "Kızıldeniz kıyılarında tuz kayalıklarının olduğunu, İspanyollar , Portekizliler, Hollandalılar gibi denizci kavimlerin buralara bu nedenle saldırı yapamadıklarını anlatır.Göze net olarak görülemeyen tuz kayalıkları tahta veya demir olsun gemilerin parçalanmasına sebep olduğu için Portekizli ve Hollandalı denizcilerin buralara asker çıkaramadıklarından bahseder.Bu kıtanın Allah tarafından korunmalı yaratıldığını söyler.
Belki o zamana kadar Ağrı Dağı da yoktu.Bu olayın tetiklemesi ile sönmüş bir yanardağ olan Ağrı Dağının volkanik olaylar sonucu sonradan yükselmiş olabileceğini de varsayabiliriz. Eski Yunan mitolojilerinde de Ege ve Anadolu'nun volkanik efsaneleri bilinir.Daha yeni yeni bu volkanlar durulmuş durumdadır.Belki de Akdeniz çukuru da Marmara Denizi de bu olayda oluşmuş olabilir.
Çünkü eski Karadeniz'in Adriyatik kıyılarına kadar vardığını Evliya Çelebi seyahatnamesinde anlatır ve Estergon Kalesinin bir dağ tepesinde olmasına rağmen gemi bağlamak için iskele babalarının kale önünde bulunduğunu yazar.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri de Akdeniz toprağının eskiden Mısır-Yunan ortak toprağı olduğunu,bu iki kavmin de kardeş olduğunu,hatta yakın bir zamana kadar Mısır'dan Kıbrıs'a yol olduğunu bunun deniz olayları sonucu çöktüğünü alıntılar yaparak belirtir.Tablet metnindeki "Diyarın çökmesi " ile Kur'an-ı kerimdeki "Onlar günahları yüzünden suda boğuldular.Ateşe sokuldular" derken bu korkunç yeryüzü değişiminin de bu esnada olmuş olabileceği de akla yatkındır.
Tufanın sona ermesi olayını yüce Kur'an-ı Kerim: Kamer Suresi 12-"Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık.Her iki su belirtilen ölçüye göre birleşti." ve "Hud Suresi 44- Yere "suyunu tut, göğe de Suyunu tut" denildi.Su çekildi.iş de bitti.Gemi Cudi dağına oturdu.Zalimlere de "Rahmetten uzak olun denildi." şeklinde açıklamaktadır.
Tufan sonu temsili resim

Yeryüzünden kaynakların fışkırmasını dünyanın yakınından geçen "Marduk Gezegeninin neden olduğu adı geçen tablet metninde anlatılmaktadır.Peki, Gökten su nasıl geldi.Yani uzay boşluğundan.Bunun mantığı nedir.? Uzay boşluğunda su nerededir?
Bunun cevabı da tablet metninde şöyle verilir.:Tanrı Enlil sunulan kurban etinden yedikten ve Enki tarafından ikna edildikten sonra" Ziusudra, ve karısı şimdiye kadar insan idi.bundan sonra biz tanrılar gibi olacaklar. Ziusudra,çok uzakta suların ağzında oturacaktır." der. Bir çok metinde de uzay boşluğundan "Büyük engin" diye bahsedilir.Bütün ilkel inanışlarda "Önce büyük Engin'in" yaratıldığı sonra toprağın yaratıldığı ve topraktan yıldızların yaratıldığı anlatılır.
Kur'an-ı Kerim Hud Suresi Ayet 7 " Hiç bir şey yokken varlığı suyun üzerindeki Arş'taydı (gökyüzündeydi). Hanginizin daha hayırlı olduğunu sınamak için yeri ve göğü altı günde yarattı..Bilin ki "Ölümden sonra diriltileceksiniz " denilse inkarcılar " Bu apaçık bir aldatmadır" derler. Ta Ha Suresi- 5-) "Esirgeyen Allah arş'a hükmetmektedir."
"Suyun üzerindeki arş" ile "Esirgeyen Allah Arş'a hükmetmektedir" ifadelerinde "Arş" (Gökyüzü) ifadesinin sadece üzerinde yaşadığımız toprak parçasının üzerini örten hava tabakasından ibaret olduğunu düşünmek sadece cehalet olarak açıklanabilir.
Ta Ha Suresi 6-" Göklerde ve yerde her ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi onundur." ayetindeki "Göklerde " kelimesinin de içinde bulunduğumuz gökyüzünün ötesindeki gök yüzü kavramlarını içerdiğini düşünmeliyiz.
Yani açık ve seçik olarak suyun kaynağı gökyüzü yani uzay boşluğu olarak ısrarla gösterilmektedir.Bu güne kadar din araştırmacıları Mitolojik hikayeleri yorumlarken Büyük Engin tanımını hep Pasifik ve Atlantik okyanusu olarak hesaplamışlar bu yüzden de ilkel dinlere "Mitoloji" Yunanca "Tanrı Bilimi" demişlerdir.Son zamanlarda ise bunun bu iki okyanus değil Uzay boşluğu olduğu konusunda bölünmeler vardır ki bence bu ikinci olan doğrudur.
1-Bizim yıldız sistemimizin Samanyolu Yıldız kümesi olduğu artık kesindir ve tartışmasızdır.Uzaya yerleştirilen dev teleskoplardan önce bilei gece parlayan bu yıldız kümesinin parıltısını "Su buharından aldığı" kesinlik kazanmıştır.Bizde,"Nasrettin Hocanın arabasından dökülen samanların izi gökyüzüne çıkması" parıltının nedeni alaycı bir ifade olan Samanyolu kelimesi ile izah etmeye çalışılırken, İngilizce de de Milky way dir ki onlar da sütlü yol deyimini kullanmaktadırlar.Buda alaycı bir anlatımdır.İnsanlar çözemedikleri konulara alaycı basitleştiren ifadeler kullanmışlardır.
2-Yine uzay boşluğunun incelenmesinde uzayın (-270 C) eksi 270 santigratta donmuş buz kristallerinden oluştuğu tespit edilmiştir.
 Marduk/Nibiru'nun dünyayı ziyareti
Ayrıca Nuh Tufanına neden olan Marduk gezegeni de sulu bir gezegendir. Tabletlerde"Jüpiter'in yanından geçerken şaşırtılamayan" diye tanımlanır ve dört büyük uydusu vardır.(Bu gezegen henüz tam olarak tespit edemediler.Ancak şüphelenilen var diyor Nasacılar.)
Bu gezegen Dünyanın yakınından geçince de meydana gelen ısınmadan ve çekim olaylarından uzay boşluğunda oluşan su her iki gezegeni de etkilemiş olsa gerektir. Gezegenin geçişi tamamlanınca da gök yüzü suyunu tutmuş oldu yer yüzü de.Sonra sular duruldu ve kara parçaları yeniden yüzmeye başladılar ama biraz farkla sanki? O da daha aşağıda yazılı.
Kur'anı Kerimde Allah insanlara "kendisine eş koştukları ve iman etmedikleri için " tufan ile ceza vermek istemektedir. Nuh'u yine de son bir defa suçu üstünden atmak için gibisine elçi olarak göndermiştir.Yok edilecekleri kesindir.Yine de son bir kez sormak yakışır gibisine düşünülmüştür.Hiç bir şeyden haberi olmayan uzayı gözetleyemeyen insancıklar, her yerin günlük güneşlik olduğu sırada, rüzgar bile esmezken ,bir hafta içinde büyük bir yıldızın yakından geçip gökyüzünü ve dünyayı birbirine sokacağını nasıl bilebilirlerdi ki? Bu nedenle de hiç bir işaret görmediklerinden teklifi ciddiye almamışlardır.Tanrı da buna çok kızmıştır.O zaten kararını önceden vermiş.İman ettik deseler de dünya dolusu insanı nereye çıkaracak ki?
Din kitaplarına göre sadece olayı Tanrı ve melekleri bilirken,Tablete göre yine sadece Tanrılar Meclisi bilmektedir.Olay çok gizli tutulmaktadır.Her iki anlatım bunu doğruluyor.Yani kim olsa bu durumda konuşan birine "Kafana güneş geçmiş senin" der ve bundan da pişmanlık duymaz sanırım.Sonra her taraf tanrı habercisi o zamanlar.Kime inanacaksın.Delisi de akıllısı da ayrılmıyor ki.İnsanlar ne yapsın?
Adem sadece yarım elma yemiş.Adem'in yarım elmalık aklından da bu kadar insan aklı çıkar.Adem babamız O yasak meyve elma mıdır? buğday mı her neyse adam akıllı karnını doyurarak korkmadan yiyebilseydi herhalde bunlar olmazdı.Belki o zaman, Tanrı'sı," bu akılda beni geçer "diye düşünüp ya tam olarak imha ederdi, biz de bunları yaşamazdık. Ya da tam akıllı olur,Yaratıcımızın varlığını anlama güçlüğüne düşmeyeceğimiz için istediklerini yapar ikide bir helak olmaktan kurtulurduk.
Gariban Adem ve Hava yarım yedikleri için bunları cezalandırayım,ayırayım.Daha da hayvanlaşsınlar diyerek 70.000 sene Kanarya Adaları tarafına Ademi ve diğerini de Şeysel adaları tarafına sürmüş.Yani hayvandan farklı görmemiş.Demek ki cennette iken hayvan kadar da aklı yoktu o yüzden oradaydı.:))
Roma Sistine kilisesinin tavanında Adem-Hava-devler tarafından aşağılanırlar
Tanrı insanlara kızgın ve onları yok etme kararı almıştır.Ancak yalnız değildir.Çünkü Nuh oğlu için yalvarırken:"Rabbim,oğlum,ailemdendi.Şüphesiz senin takdirin haktır ve sen de hükmedenlerin hakimisin" diyerek , başka hükmedenler olduğunu ve Allah'ın onların da Hakimi olduğunu Kur'an ayetinde ifade eder.
Tablet metnindeki hikayede ise,İnsanlığı yok etmek isteyen,ondan nefret eden bir Gök Tanrı vardır.Onun da kararlarını onaylattığı bir "12" kişilik Tanrılar meclisi vardır.Kendi yıldızları olan Marduk yıldızının Dünyanın çok yakınından geçeceğini hesaplamaları üzerine kendilerini kurtararak gök yüzüne çıkmayı ve meydana gelecek Tufan, deprem, yanardağ patlamaları,yeryüzü şekillerinin değişmesi gibi olaylara insanlığı yok olmak üzere bırakma kararı alırlar.
Madenlerde ve her alanda çalıştırmak için yaratmış oldukları,"karabaşlılar" adını verdikleri insanları öldürme suçunu işlememiş olacakları gibi,kendi ırklarının da insanlarla evlenmesinden dolayı bozunmalarını durdurmuş olacaklardı.
Sonunda her iki olayda da insan ilkel işçi,karabaşlı ve kuldur.Yaratan Tanrısı sonunda onu yarattığına pişman olmuştur.Ama bir türlü neslini kurutmayı başaramaz.Engeller, tablette kendi oğlu Enki tarafından,Kur'an da da kendi merhametinden ortaya çıkar.Ona da merhamet denirse yani.Dünya dolusu milyarlarca insanı harca, üç beş kişiden nesil üret.Buna merhamet de. Dünya Allah'ın Genetik ve sosyoloji laboratuarı gibi.Sürekli yeni türler üretip yok ediyor.Onların zekalarını ölçüyor.Bir bahane bulup yine yok ediyor.Okuyun;
Hicr Suresi 4-"Biz hiç bir ülkeyi kaderinde yazısı olmadan yok etmedik.
" " 5- "Hiç bir millet ecelini ne önleyebilir ne de geciktirebilir.
" " 6- Gerçek şu ki : "Dirilten ve öldüren biziz.Hepsinin gerisinde biz kalırız."
Yani buyur burdan yak.Kaderi önceden yaz sonra onu yaptın bunu yaptın imha et dur.Her halde bunun başka işi yok Dediği gibi yarattıkların durmadan gözlemekle akıl fesadına uğramış görünüyor.Yarat,suçla, yok et, yeniden yarat, geliştikçe geçmişleri hakkında tartışmalara neden olan aracılarla bilgi ver.Gökyüzüne çıkacak duruma gelince de yok et.Bunda bir arıza var.
Bu olayın en mantıklı açıklaması "Yaratık Preditör'e Karşı" filmini seyretmek.Burada uzaylı kavimler dünyamızın insanlarını onlarla savaşacak kadar güçlendiriyorlar.Sonra bizimle savaşarak tatbikat yapıyorlar.Eğer kaybetme durumu olursa dünyanın belli noktalarına asırlar öncesinden yerleştirilmiş patlayıcılarla, ses silahlarıyla (Kuran ve Sümer tabletleri) insanları bitiriyorlar.Sonra yeniden bir insan veya başka bir tür oluşturup dünya yaşamını kendi denetimlerinde tutuyorlar.
Bu barış zamanında bir devletin,halkının bir kısmını silahlandırıp kendisine isyan ettirerek ordusuna tatbikat yaptırması gibidir.Bir çok devlet bunu deneyerek rakiplerine karşı caydırıcılıklarını korumaktadırlar.Bir seyredin bu filmi bakalım.Bu da bir açıklama.
Çünkü yarattığından bu kadar pişmanlık duyan,durmadan yok edip yeniden yaratan çocuksu bir Tanrı gerçeği ile yüz yüzeyiz. İşin aslı böyle daha akılcı görünmektedir ya neyse.
Bu aşağıdakiler bizim Niğde'lilermiydi acaba?
Hicr Suresi 80- Hicr Halkı da peygamberlerini yalanlamıştı.
" " 81- Dağlarda güven içinde ev yontuyorlardı.
" " 82- Sabaha karşı korkunç bir çığlık onları yakalayıverdi.
" " 83- Yaptıkları kendilerini koruyamadı.
Ürdün Petra kenti harabeleri

Adamlar başlarına geleceği bildikleri için saklanmak için kayaların içine evler yapıyorlar.Gel de Sümer tabletlerine putperestlik de.Bire bir cuk diye uyuyor.Kur'anda "Biz " zamiri, Allah'ın tek başına olmadığını, gösteriyor. Gök orduları da var sırada daha:
Fetih Suresi 7- "Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." Bak okudun mu?
Kur'an'da helak edilen kavimlere bakınca,Nuh,Ad,Semud ve Ress'liler en çok anılan kavimlerdir.Bu yok etme ve cezalandırmanın da:
"İsra Suresi -58-Kıyamet gününden önce ortadan kaldırmayacağımız veya şiddetli bir azaba uğratmayacağımız ülke yoktur.Bu kitapta yazılıdır "şeklinde devam edeceği anlatılır.
Görüldüğü gibi nankör olmayan bir insan yaratmayı başaramamış,sürekli kendisine inançsızlık eden ve bu yüzden de sürekli yok edilen ve yaniden seçilmiş,her defasında da güçten düşürülmüş bir insanlık yaratan Tanrımız var.Uyduğu bir kaç kuralı da var.
Bir kaç örnek daha :
En'am Suresi 121-Her şehirde,şehrin günahkarlarını hileler,düzenler kursunlar diye büyüttük,öne geçirdik.Aslında onlar kendilerine karşı hilekarlık yaparlar da bilmezler.
" " 133-Şüphesiz,size vaadedilen şeyler gelecektir.Olacakların önüne geçemezsiniz siz.
Mürselat Suresi 16-) Biz öncekileri yok etmedik mi?
" " 17-)Sonrakileri de onlara katacağız.
" " 18-) Biz suçlulara böyle yaparız.
" " 23-) Buna gücümüz yeter.Biz ne güzel güç yetireniz.
Kıyamet Suresi 36-) İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
Yorgan altında olanı bile gözleyen tanrımız var ne de olsa.
Kainatın en büyük porno arşivi onda olmalı[/caption]

*(Yani sürekli gözlem altındayız.Neredeyse 3 bin yıl süren ortaçağın ardından,birden ortaya çıkan sanayi devrimleri, son 40 yıllık bilişim, uzay teknolojlerindeki ilerlemeler de bunu doğrulamaktadır)
Nisa Suresi 132- Ey insanlar,Allah dilerse sizi ortadan kaldırır,başkalarını getirir.Allah'ın buna gücü yeter.
*(Arkeoloji müzelerindeki yılan bacaklı ,şahin suratlı, at gövdeli yaratıkların bir hayal ürünü olmadıklarını anlatmak istiyor anlaşılan.)
İsra Suresi 16-*Bir ülkeyi yok etmek isteyince,onun şımarık güçlerine ve zenginlerine emir veririz, onlar yoldan çıkarlar.Artık o ülke helak olmayı hak eder.*
Bu arada Merak edenler için;
Gılgamış da kendisine ve İnsanlığa Tanrılarının biçtiği ölümden kurtulmak için Ziusudra'dan yani Sümer'in Nuh'undan) ölümsüzlük otunu alır,geri dönerken de bir kuyuya düşer ve otu bir yılan elinden alır gider. Gılgamış Anası Tanrıça olduğu halde insan sayılır ve ölüme mahkum edilir.O tarihten beri de insanlar ölürler.Bu süreç en fazla insan ömrünün 30-35 yıla kadar düştüğü zamanları da görür.Belki "Kırkından sonra azanı mezar paklar" deyimi de bu zamanlardan kalmıştır.Hatta hikayede de görüldüğü gibi insanların çoğalmasından rahatsızlık duyan Tanrısı insanların cinsel ilişkilerine kısıtlama getirir.Kısır kadın ve erkekler olsun der.Gen yapısını bozarak akraba ilişkilerinde de sakat insanlar doğmasını sağlar vs.vs.Kur'an-ı Kerimde de Nisa Suresinde evlilik yapılamayacak kişiler anlatılır.Diğer Tevrat,Zebur,İncil'de de bu konulara önem verilir.Hikayenin sonunda da böyle bir düzenleme vardır.Sümer,Babil,Akad yasalarında da akraba evlilikleri ölümle cezalandırılmaktadır.
Gelelim suyun üzerindeki "Arş'a";
 Çift güneşli göksel yapı

Samanyolu yıldız kümesi su buharı ve su bulutları bakımından yoğundur.Ancak , Hubble teleskopu ile Nasa'lı bilim adamlarının yaptığı gözlemlerde "Çift güneşli,yüksek sıcaklıkta yıldız kümeleri tespit edilmiştir.Yani evrenin her tarafı aynı özellikleri göstermiyor.Şeytanın Ademe secde etmeme nedeni kendisi şöyle cevaplıyor:
A'raf Suresi 12- Allah Şeytan'a dedi ki:"-Sana buyurduğumda seni secde etmekten alıkoyan nedir? Şeytan şöyle dedi: " -Ben ondan daha hayırlıyım.Çünkü beni ateşten yarattın,onu da çamurdan var ettin" derken bu günkü astronomi ve teknoloji bilgilerimizin yardımlarıyla biraz anlayabileceğimiz bir yaratılış türüne dikkat çekmektedir.
Yani Sulu Samanyolu yıldız kümesinin ötesinde çift güneşli ve gezegenleri de neredeyse güneş gibi yanan sıcak gazlardan oluşmuş yıldızlardan oluşan galaksiler vardır.Eski Çin inanışları olan Taoizm,Konfüçyizm ile Hint inanışları olan Budizm,Hinduizm ve dünyanın her yerinde ortak tek inanış olan Şamanlık dinlerinde de "Nurani Tanrılardan bahsedilir ve Işıktan olan tanrıların insanlara barış getirdikleri ve yardımcı oldukları,topraktan ve Sudan olan Tanrıların ise kötü olduğu anlatılır.Semavi dinlerde de "Nur" yani Tanrısal ışık kutsallığı bir gerçektir.Örneğin,"Nur içinde yatsın" deriz."Nur yüzlü insan" deriz ve daha niceleri.
Yani Allah'ın evrenin tümüne hakim olduğunu düşünürsek,suda hayat olur da Ateşte veya böyle ortamlarda olmaz mı? dersek belki olayı biraz kavramamıza yardım eder. Allah'a göre güçlük olmayacağına göre ve de eski ezoterik bilgilerde de destek olduğuna göre bir olağan dışılık yoktur.Hem Tufan sonrası kavimlerce yazılmış olduğu anlaşılan bu tablet metinlerinden hem de Semavi ve semavi olmayan din kitaplarından tufan öncesi insanlığın büyük bir medeniyet yaşadığını,bunun da kaynağının gökyüzü olduğu gerçeğini görüyoruz.
Ali İmran Suresi 2/2- "Allah o Allahtır ki kendinden başka hiç bir Tanrı yoktur.Diridir.Allah her an yarattıklarını gözetip durandır."
Yeri "Suların üzerindeki arş( gökyüzü)" olduğundan, Samanyolu Yıldız kümesinin üzerinde veya ötesinde olduğuna göre içinde bulunduğumuz bölgeyi çok rahat her an gözetlediğini aşağıdaki ilk ayette anlatıyor
Bu konudaki bilgileri daha iyi yorumlamak için en azından Orta okul ve Liselerdeki astronomi bilgilerini iyi anlamak bile yeterlidir. Tübitak, Nasa vb. bilimsel kurumların sitelerine girerek de bu konudaki en son bilgilere ulaşabilirsiniz. 11.yy.da yaşamış Türk Bilgini Ali Kuşçu'nun dediği gibi "Astronomi bilgisi olmayan insan Kur'an-ı Kerim'in büyüklüğünü anlayamaz."
Buraya kadar Tufanı yaratan gök olayının ne olduğunu , Kuran ayetlerinin Tevrat ve İncil'e göre daha bilimsel ve akla yatkın olduğunu,bilimle Kur'an anlatımının uyuştuğunu inceledik.
Bundan sonra da kavimlerin nasıl türediğini anlamak kolay.Her iki anlatımda da Nuh veya Ziusudra yanlarına aile efradından ve inananlardan veya gemi inşaatına yardım edenlerden insanlar aldıkları için farklı ırk ve kavimlerin olması rahatlıkla anlaşılabilir.
Bundan sonra İslamiyete kadar geçen zamanda halen izleri kalan inançları görüyoruz.İnsanlar birbirlerine,tabiata,hastalılara,savaşlara karşı kendilerini korumaya çalışırken bir taraftan da Sümer Tanrısı da Kur'andaki Allah-ü Teala da tanrı sayısını arttıran kavimleri helak etme yarışlarına girmişlerdir.İnsanlık bu kadar kayıp ve engellemelerle bu günkü yakaladığı seviye yine de gurur vericidir.
Ebla-Ugarit şehir kazılarında elde edilen Sabilere ait Aramice metinlerde, evrende katı madde yokken, her şey sularla kaplı iken ilk yaratılan toprağın adı Er-Qan-El Arsha olarak geçer. Ve "İlk yaratılan toprak" anlamındadır. Bizim İslam alimleri onu "Arşı Ala" Yüksek gök yüzü olarak çevirmişlerdir ki tümden yanlıştır.
Şimdi sıra;
Neden İslam ?;
Ali İmran Suresi 3- Ya Muhammed,O sana öncekileri onaylayıcı olarak indirdi.Bundan önce de insanlara kurtuluş yolunu öğretmek için Tevrat ve İncil'i indirmişti.
" " " 19- Allah katında din ancak İslam Dinidir.Kitap verilenler bunu da bildikleri halde aralarındaki ihtiras (kıskançlık) yüzünden ayrılıklara düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki Allah . hesabını çabucak görür.
Yukarıdaki iki ve üçüncülerde ise,"Ya Muhammed, O sana öncekileri onaylayıcı olarak indirdi" ve "Allah katında din ancak İslam Dinidir" Cümlelerinin önceki bozulmuş dinlerin, Kur'ana göre bozulmuş yerlerini değiştirerek ve bilim ve aklın ışığında yorumlandığında gerçek çıkar.O gerçek de dinlerin tek olduğu gerçeğidir.Tabii bu neyi almak gerektiğini ayırt edebilecek büyük bir bilgi birikimin de gerektirir.
Yalnız arkadan gelen tehdit de aklımızı kullanmamızı,aksi takdirde "hesabımızın çabucak " görüleceğini söylüyor.
Tevrat ve İncil ile bu kitapların gönderildiği kavimlerin içine düştükleri çıkmazı, kendilerinin nasıl yarattığı,başından beri tek olan İslam dininin nasıl çok olduğu bahsini "İslam'ın Mekke ve çevresi Halkına ve bu bölgedeki halkın anlayacağı şekilde anlatması olarak yorumlamak doğrudur.Çünkü Hz.Muhammed'in kendi akrabaları içinde Hristiyan "Esed Kabilesinden Abdulmuttalib'in yeğeni VARAKA( sonradan olmuş)" olanlar olduğu yazılıdır. Mekke,Medine,Hayber gibi şehirlerde Yahudiler ve Hristiyanlar çok miktarda vardı.
Bu yüzden örneklerini de o yöre halkının barındırdığı inanç kültürlerine göre yapmaktadır.
Çünkü Kutsal Kitap sadece belli bir kavime,hem de sadece Mekke ve çevresi halkına inmiştir.Önceki iki kitaba inananlar arasında özden sapmalar ve bozunmalar olmuştur.Bu yüzden Mecüsilik , Şamanizm,Budizm gibi Asya dinlerine dair en ufak bir yorum yoktur.Hatta, Tevrat'ın bile anası olan, Sbi olduğu yazılan peygamber Muhammet'in de çok iyi bildiği Sabilerin Cinze (Ginza d Rbba Sabilerin din kitabı) kitabından da bahsetmez. Oysa, Adem'e yaratılışında secde eden melekleri yazan en eski ve tek kitap budur. Bunun nedeni, Cinze okuyan Sabilerin İncil'i Pşitto'da İsa'nın şeytan olduğunun yazması yüzünden Sabi Süryanilerin Hristiyan Romalılarca soykırıma uğratılıp yasaklanmalarının payı olabilir mi? Bu sebep de gelen dinin bölgesel, Hristiyanlığın bir alt köle diniyle Hristiyanlığa girmemiş Arapları Hristiyanlaştırmak için yazıldığını gösterir. İbni İshak'ın Siretül Resülullah kitabı örneklerle doludur. Kur'an'ın Arapları hedef aldığını Kur'an Ayetleri söylüyor.Ben değil.
İşte size yüce Kur'an-ı Kerim'den ayetler:
Önce öncekilere:
Kehf Suresi 1-)Kulu Muhammed'e eksik bir taraf bırakmadığı Kur'an’ı indiren Allah'a hamd olsun
" " 2-) O bunu insanları şiddetli bir azap ile korkutmak ve yararlı iş yapan müminlere de cenneti müjdelemek için yaptı.
" " 4- ) Bir de "Allah çocuk edindi " diyenleri uyarıp ceza göreceklerini bildirmek için yaptı.
" " 5-) Allah'ın çocuk edindiğine dair bir bilgi ne kendilerinde vardır ne de atalarında. Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar ancak yalan söylerler.
Tevbe Suresi 30- Yahudiler, Üzeyr "Allah'ın oğludur" dediler. Hristiyanlar, "İsa Allah'ın oğludur" dediler. Bu sözler onların uydurmalarıdır. Daha önceki inkarcıların sözlerini taklit ederler. Allah onları kahr edecektir.
Tevbe Suresi 31- Allah'ı bırakıp hahamlarını,papazlarını,Meryem oğlu İsa'yı Rab'leri tanımışlardı.Oysa onlara tek Allah'a kulluk emredilmişti.Ondan başka ibadet edilecek yoktur.O kafirlerin eş koştukları şeyden uzaktır.
Sonra sonrakilere yani kitapsızlara:
1-) Enam Suresi 91-" Sana Mekke halkını ve çevresindekileri uyarmak, Tanrı azabını anlatmak ve de bu nur dolu Kur'an’ı , onlarda bulunanı (Tevrat,İncil) doğrulayıcı olarak indirdik. Ahirete inananlar . . namazlarını daima kılarak bu kitaba da inanırlar."
2-) Şuara Suresi 7-)"Ya Muhammed,Şehirlerin anası Mekke ve de çevresinde bulunanları şüphe götürmeyen o kıyamet gününün dehşetinden haber veresin diye sana "ARAPÇA OKUNAN BİR KİTAP " vahyettik. Mahşerde toplananlardan bir kısmı cennete,bir kısmı da cehenneme gider.
3-) Fussilet Suresi 3-" -Bu bilen bir millet için ayetleri Arapça bir okunuşla açıklanmış bir kitaptır."
4-) Fussilet Suresi 44."Bu Kur'anı biz yabancı bir dilde bir kitap kılsaydık diyeceklerdi ki; Ayetleri uzun uzun açıklanmalı değil miydiBir Arap'a başka bir dille söylenir mi? De ki, bu inananlara doğruluk rehberi ve gönüllere şifadır. İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır. Kur'an onlara göre bir körlüktür" *(Arap olmayanlara mazeret hazır)*
5-) Zuhruf Suresi 3-"Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'ân kıldık"
6-) " " 5-"Haddi aşan bir kavimsiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim? Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir."*(Önceden bol bol göndermiş, biz bilmiyoruz.)*
7-) Ahkaf Suresi 12-"Kur'an’dan önce de bir rahmet ve rehber olarak Musa'nın kitabı vardı. Bu da zalimleri uyarmak ve iyi davrananlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş, öncekileri doğrulayan bir kitaptır."
8-) Meryem Suresi 97-" Ya Muhammed, biz, Kur'an’ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve de korkutman için senin dilinle indirerek kolaylaştırdık."
9-) Nahl Suresi 101- Şüphesiz biliyoruz ki,"Kur'anı Ona ancak bir insan öğretiyor " diyorlar. İşaret ettikleri kimsenin dili yabancıdırKur'an ise apaçık Arapçadır."
*(Yabancı bir değil dört akıl hocası olduğu iddia ediliyor ya konumuz değil )*
10-) Yusuf Suresi- 2- Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
11-) Ra'd Suresi- 37- Biz Kur'an’ı Arapça bir hikmet olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan and olsun ki Allah'tan başka senin için ne bir yardımcı vardır ne de bir koruyucu.
12-) Zümer " 28- Pürüzsüz Arapça bir Kur'an indirdik ki böylece korunsunlar
13-) Duhan Suresi 58- Ya Muhammed, Kur'an’ı biz senin dilinle indirdik. Olur ki onlar öğüt alırlar.
14-) Yasin Suresi 5- Babaları uyarılmamış bir kavmi uyarasın diye gönderildin. Çünkü onlar habersiz gafillerdir. Doğrusu çoğunun üzerine azap gerçekleşmiştir. Artık onlar iman etmezler.
15-) Kamer " 43- Ey Mekke putperestleri, sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür. Yoksa kitaplarda sizin için sorumsuzluk belgesi mi var?
16-Ta-Ha Suresi: 113- İşte biz Kur’an’ı Arapça olarak indirdik. Tekrar tekrar tehditlerimizi onda açıkladık ki belki sakınırlar da onlara bir ibret verir.
17-) İbrahim Suresi 4- Biz de apaçık anlatmaları için her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır veya doğru yola ulaştırır. O her şeye hakim ve hikmet sahibidir.
18-MÜRSELAT SURESİ:11-Peygamberlere ümmetlerine şahitlik için vakitlerini bildirdiği zaman kıyamet kopmuş olur.
19-Casiye Suresi: 28-(Kıyamet günü ) Her ümmeti o gün diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. Onlara denir ki;” Bu gün işlediğinizin karşılığı verilecektir.”
20-HACC SURESİ:78- Allah uğrunda gereği gibi cihad edin. Allah sizi seçmiş, atanız İbrahim’in yolu olan dinde sizin için bir zorluk yüklememiştir. Daha önce ve Kur’an’da Peygamberin size şahid olması,sizin de insanlara şahit olmanız için size Müslüman adını veren O dur. Artık namaz kılın,zekat verin,Allah’a sarılın.O sizin Mevlanızdır.O ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır
( Hz.İbrahim den sonra Yahudiler Babil’lilerle yaptıkları savaşta yenilirler ve Babil’e esir olarak götürülüp orada 70 yıl esir –köle olarak tutulurlar. Pers İmparatoru Büyük Krus'un bu ülkeyi tarihe gömmesi ile onun tarafından azad edilirler ve Kudüste Sinegogolarını da Büyük Krus inşa ettirir.
İbrahim Yahudi ve Arapların atasıdır. Arapların, Mısır Firavunu Tuthmoses veya Totiş tarafından çocuğu olması dileğiyle Hz.İbrahim'e hediye ettiği Kuzey Afrikalı köle prenses .Hz.Hacer veya Hagar’dan (Tevrata göre)doğan Hz İsmail den türediklerine inanılır. Türkler kesinlikle İbrahim veya Hint-İran soyu bir kavim değillerdir.)
Görüldüğü gibi 176 ayet hiç bir yorum farklılığı yaratmayacak kadar İslamiyetin Mekke ve çevresi Araplarını yoldan çıkmış, babaları uyarılmamış bir kavim oldukları ve ileride herhangi bir kıvırma yoluna girmelerini önlemek içinde "pürüzsüz bir Arapça" kullanıldığını belirtir.
17.ayet de "her peygamberi kendi milletinin dili ile gönderdik" der.
18.Ayet ise peygamberlere şahitlik görevinin verildiği gün kıyametin koptuğunu,
19.sıradaki ayette ise “Kıyamet günü her kavmin veya ümmetin “kendi kitabına çağrılacağını “ söylemektedir. Bu Kuran ayeti bile inkar edildi ki Müslümanların derecelerini varın siz hesap edin. Yaşar Nuri Meali; " 28. O gün tüm ümmetleri, toplanıp diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına davet edilir. Bugün, yapıp-ettiklerinizin karşılığıyla yüz yüze getirileceksiniz."
Türklerin kitabı değil 22 kavim olarak 22 Türk efsanesinden ibarettir. Tengrizm  en ayrıntılı inançlarıdır ve tek tanrıcıdır. İncil gibi teslis yapmaz, Tevrat gibi Yahudilerin tanrısı Yahvew ve başka kavimlerin tanrıları diye de ayırmaz. Türkler en eski kavim olduklarından kitapları doğal, kısa, ezbere okunabilen, genel tanımlamalardan ibaret efsanelerdir.
20.ayet ise ,Arapların, peygamberleri olan İbrahim’in kendilerine "Kıyamet günü" şahitlik edebilmesi için gereği gibi cihat etmelerini ve Arapların da insanlara şahitlik etmelerini, bunu zor olmadığını salık verir.
(Acaba Türk Milleti de Oğuz Kağan etrafında mı toplanacaktır. Çünkü Kur'an son kitap olduğu için biz ancak ibret alabiliriz. Diğer emirleri sapık Araplara verilen görev ve cezalarla doludur.)
Mesaj tamamen Mekke ve çevresi Araplarınadır. Çünkü Bedevileri bile ayırmaktan çekinmez...
Resmen Aristokrasi yapılır.Şehirli-Göçebe gibi,buyurun;
Tevbe Suresi 69-Sizden önce gelip geçen,Nuh,Ad,Semud, milletleriyle İbrahim'in milletine ve Medyen (İran) ile alt üst olmuş şehirler halkının haberleri size ulaşmadı mı?Peygamberleri apaçık delillerle geldiler,Allah onlara zulm etmedi,onlar kendilerine zulm ettirdiler.
" " 82-Allah seni şu seferden döndürür,de onlardan birileri savaşa gitmek için izin isterlerse de ki:"Artık benimle sonsuza kadar çıkamazsınız.Benimle birlikte siz düşmana karşı kesin olarak savaşamazsınız.Çünkü önce çıkmamıştınız.Oturun kalanlarla birlikte.
" " 83-(Savaşa katılmayan Bedevilere)Onlardan biri ölürse namazını kılma ve mezarının başında durma.Şüphe yok ki onlar kafir olarak öldüler.
" " 89-Bedevilerden bir kısmı özür dilemek ve izin almak için geldi,yalan söyleyenler de yerlerinde oturup kaldılar.İçlerinden kafir olanlar üzücü azaba uğrayacaktır.
" " 96-Bedeviler,kafirlik ve fitnecilik bakımından şehirlilerden beterdir.Allah'ın koyduğu sınırları bilmemekte önderdirler.Allah her şeyi bilir ve hikmet sahibidir.
" " 97-Bedevilerden öyleleri vardır ki zekatı ve sadakayı ziyan sayar ve size belalar çatmasını gözetip dururlar.Bekledikleri belalar başlarına gelsin.Allah her şeyi duyar, bilir.
" " 100-Çevrenizdeki Bedevilerden iki yüzlüler olduğu gibi,Medinelilerden de münafıklık edip duranlar var.Sen onları bilmezsin,biz biliriz.Onları iki kere cezalandıracağız.Sonra da pek büyük bir azaba uğratılacaklar.
" " 122- Ey inananlar,önce kafirlerden yakınınızda bulunanlarla savaşın.Onlar,sizde üstün güç ve şiddet bulsunlar.Allah emrini tutanlarla beraberdir.
Hz.Muhammed'in sağlığında bile bir kaç kez dine girip çıkan bedeviler ölümü sonrası kendi dinlerini kurmaya kalktıkları, Halifeye vergi ödemedikleri için Hz.Ebubekir'in üzerlerine Halid Bin Velid komutasında ordu gönderip yukarıdaki ayet gereğince resmen kıyımlar yapıldığı anlatılır.(Nasıl Müslüman Olduk-E.Aydın 1994-Başak yay.)
Yukarıdaki ayetleri Hz.Muhammed'in sağlığında okuyan,duyan ve işiten siz olsanız Müslüman olur muydunuz? Kavim olarak suçlanıyorlar, aşağılanıyorlar,birey olarak değil.
Neyse biz kaldığımız yerden devam edelim.Peki arapların neden uyarılmaları gerekiyordu? İşte cevabı:
Tevbe Suresi 30- Yahudiler,Üzeyr "Allah'ın oğludur*" dediler.Hristiyanlar,"İsa Allah'ın oğludur" dediler.Bu sözler onların uydurmalarıdır.Daha önceki inkarcıların sözlerini taklit ederler.Allah onları kahr edecektir."
*Ne Tevrat ne İncil'de böyle bir ifade bulamadım. Bulan İslam uleması varsa yazsın.Üzeyir peygamberi, Babil sürgünü sonrası Tevrat'ın tekrar kendisine vahiy edildiğine inanılan Tevrat yazarı rahip Azra/Ezra'dadır. Araplar Üzeyir derler.
" " 31-Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını Meryem oğlu İsa'yı Rab'leri tanımışlardı. Oysa onlara tek Allah'a kulluk emredilmiştir.Ondan başka ibadet edilecek yoktur.O, kafirlerin eş koştukları şeyden uzaktır.
Buyurun açık cevap,Hristiyan ve Yahudiler "Allah" tanımını karıştırmışlar ve putperestleşmişlerdi. Ve;
Zuhruf Suresi 15-)Demek O yarattıkları arasından kızlar edindi de oğulları size verdi .Öyle mi?
" " 16-) Ama O çok bağışlayıcı Allah'a isnad ettikleri kız evlat onlardan birine müjdelenince içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
" " 17-) Demek süs içinde yetiştirilecek de kendini savunamayacak kızları mı Allah'a isnad ediyorlar?
" " 18-) Onlar,Rahman'dan olan Allah'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu yalanları yazılacak ve sorguya çekilecektir.
..... kız çocukları da insan yerine konmuyorlar, kızı olan insan içine çıkamıyor,ve onları diri diri kuma gömerek öldürüyorlar.Apaçık nedensizce cinayet.İşte Ayet anlatıyor:
Tekvir Suresi 8-) Sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza ;
" " 9-) Hangi günahı yüzünden öldürüldü diye!
Bu sure kıyamet ve hesap saatini anlatır ve ne zaman okusam çok duygulanırım.O zamanki yeryüzünde bunlar kadar zalim ,nedensiz yere evlat katili olan ve bu kadar sapık hiç bir kavim yoktur.Oysa Araplar Kur'anın kendilerine gelmeleri ile övünürler.Bence utanmaları gerekir. Bu kadar toplum halinde aşağılık durumda olmaktan,değil mi?
O gerçekte şudur.Din her yerde birdir ve tekdir.Yahudi ve Hristiyanların içine düştükleri durum her yerde kendini göstermiştir.Bir şekilde yorumlamalar aslını yalanlayacak kadar değişmiştir.Bu da en çok yerleşik kavimler arasında görülmektedir.
Bu kasıtlı veya kasıtsız olarak,insanların tek olan dini çok yapmaları gerçeğini anlatır.Anlatılanların insandan insana geçmesi, ayrı yerlerde yaşamaları ve bu nedenle farklılıkların ortaya çıkması da doğaldır.Düzenli tek dil hakimiyetini yönetmek için yayın yapa Tv kanalları ve Dil Kurumları da o zaman yok tabii ki.
İslamda Arap Milliyetçiliği nasıl çıktı?
Yüce Allah bu iflah olmaz, kız evlatlarını diri diri kuma gömen,anasının bile kadın olduğundan utanan aşağılık, eşcinsel Mekke Araplarına gönderdiği nasihat ve garez karışımı vahiyleri yüce peygamber sağlığı boyunca kendi kavmi olan ve "Allah'ın Bekçileri " sıfatına haiz, Kabeyi korumakla görevli olan Kureyş'lilere benimsetememiştir.
Sonunda Medineliler çağırır, oraya gider ve bilindiği gibi sonra Allah'ın yardımları ile Mekke'yi de ele geçirir.İlk defa bir peygambere "Ordu kurma ve Fetih yapma" yetkisi veren Allah'ın tüm desteklerine rağmen bu kavim Müslüman olmaz.
İşte size bir örnek;_
Müslüman olduktan sonra Ebubekir Siraceddin adını alan İngiliz asıllı Müslüman ,Martin Lings adlı şahsın "Siret Ödülü" almış "Hz.Muhammed'in Hayatı" isimli kitabının 107.sayfasında 2.paragraftan itibaren bir alıntıyı aktarayım:
"" Hadice (R.A) nın ölümünü aslında daha küçük fakat dışarıda büyük etkiler uyandıran bir kayıp daha izledi.Ebu Talip hastaydı ve ölümünün yakın olduğu durumundan belliydi.Ölüm yatağında bir grup Kureyşli lider ,Utbe,Şeybe,Abdu Şems'ten Ebu Süfyan,Cumah'tan Ümeyye,Mahzum'dan Ebu Cehil ve diğerleri onu ziyaret ettiler ve ona şöyle dediler.
---"Ebu Talip,seninle gurur duyduğumuzu biliyorsun,şimdi ise başına bu hastalık geldi ve biz senin için korkuyoruz. Yeğeninle (Hz.Muhammed S.A.V)bizim aramızda geçenleri biliyorsun.Onu yanına çağır ve ona bizden bir hediye ver ve o bizi biz de onu rahat bırakalım.Bizi dinimizle barış halinde bıraksın." dediler.
Bunu üzerine Ebu Talib Peygamber (S.A.V),"halkının soyluları seninle anlaşmak istiyorlar." dedi.
-Peygamber (s.a.v)" Peki öyle olsun bana bir tek söz verin, tüm Arap ve İran'lıları yönetiminiz altına alabileceğiniz bir söz" dedi.
-Ebu Cehil "Babanın üzerine yemin ederim ki bu karşılıklar için bir değil on söz veririz." dedi.
-Peygamber (s.a.v) "Allah'tan başka Tanrı yoktur demelisiniz" dedi.
Ellerini çırptılar ve ,
-"Ey Muhammed,Tanrıları bir tek tanrı mı yapacaksın? Senin teklifin gerçekten çok acaip" dediler. kendi kendilerine;
-"Bu adam istediğimiz hiç bir şeyi bize vermeyecek, o halde kendi yolumuza gidelim ve Allah onunla bizim aramızda hükmünü verinceye dek babalarımızın dinine uymaya devam edelim" dediler.
*(Allah veya El Ellah=Hubel;Kabe'de bulunan 360 putun en büyüğünün adıdır.Kur'an ile belirtilmiş özel bir ad değildir.B u yüzden onlar da "Allah'ın (Tanrı) hükmünü beklemekten" bahsediyorlar.* Arapça'da "A" harfi yoktur.*Elif ile başlar.*)
Hz.Muhammed (S.A.V) "Peki öyle olsun bana bir tek söz verin, tüm Arap ve İran'lıları yönetiminiz altına alabileceğiniz bir söz" derken, kendi kabilesini ikna edememiştir. Onlarla pazarlıkla anlaşma yolunu denemeye başlar.Çünkü onların desteği olmazsa ölümünden sonra kurduğu düzenin bozulacağını biliyor.Ayrıca içindeki büyük "Fatihlik" hevesine de onların desteği ile ulaşacağına kanaat getirmiş olsa ki pazarlığa giriyor. Sadece bir "La İlahe İllallah" karşılığında.
Karşısındakiler de ne kadar inançlarına bağlı ki, onlarda verilenin farkındalar, gerçekleşeceğini de biliyorlar ama onlar da inançlarından dönmüyorlar.Ve,
"Ey Muhammed,Tanrıları bir tek tanrı mı yapacaksın?Senin teklifin gerçekten çok acaip"
diyorlar ve yollarına gidiyorlar.Onlar da o kadar inatçı.Çünkü kendileri "Allah'ın Evinin (Kabe'nin)" bekçileridirler. İnançsızlık göstermeleri onurlarını da kırar.Ayrıca Muhammed S.A.V ye ilk inananlar hep köle,cahil,fakir insanlardır.
Arkadaşı Ebubekir bile sadece onu korur.Başlangıçta ona inandığını söylemez.Onun da ileriyi gören biri oluşu ilk Halife oluşuyla ortaya çıkıyor zaten.
Çünkü onların dini efsanelerinde savaş,kıtlık kuraklık,salgın hastalık, doğal felaketler gibi konularda bir tanrının ihmal edilmesi,onlardan birin herhangi bir nedenle anılmalarının ihmal edilmesi sonucu bir çok felaketlere uğradıkları yazılıdır.
Hatta, Hititlerin bu konuda çok dikkat ettikleri,kendi tanrılarından başka, idarelerinde bulunan kavimlerin tanrılarına da taptıkları,başarılarının bu yüzden kalıcı ve uzun süreli olduklarına inandıkları eski Hitit tablet tercümelerinden anlaşılmaktadır.Bu yüzden Hititlere "Bin tanrılı kavim denilmektedir.
Aynı olay Bizans İmparatorluğu için de geçerlidir. Justiyen'e kadar bütün Bizans imparatorları tebalarının inançlarının temsilcileri olduklarını söylerler.Hatta İstanbul Yerebatan Sarnıcının yanında bulunan milenyum taşının olduğu yerde üzerinde Bizans toprakları üzerinde yaşayanların tanrılarını ve kutsal sembollerini temsil eden heykellerin bulunduğu büyük bir tak olduğunu tarihi belgelerde görmekteyiz.Bu tak'ın Jüstinyen tarafından yıkıldığı ifade edilir. Jüstinyen Hristiyan olduğunu söyleyen ve bu şekilde tahta geçen ilk Bizans imparatorudur. Hristiyanlıkta Ortodoksluk mezhebi çıkıncaya kadar tanrı resmi yapmak yasaktır.Putperestlik yasaklanmıştır.
Kureyş kavminin gösterdiği direnç de özünde bu korkudan kaynaklanmaktadır.
Görüldüğü gibi yukarıda değişik surelerden alınan ayetlerde İslam'ın Mekke ve çevresindeki halka geldiği ne kadar ifade edilse de, her peygamberin kusuru olduğu gibi Hz.Muhammed (S.a.v) nin de milliyetçilik damarı var ve "Fetihlerin Peygamberi" olmak, bir Zül Karneyn olmak istiyor.Oysa Fetih Suresi ona sadece Kureryşlilerin gasp ettiği mallarını geri alabilmeleri ve Kutsal olan Kabe'nin putlardan temizlenmesi için gelmişti.
Fetih Suresi 25-) Sizi,Mescid-i Haramı ziyaretten ve kurbanları yerlerine varmaktan alıkoyan o inkarcılardır. Eğer oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle inanmış kadınları bilmeyerek çiğneyip de, o . yüzden size vebal gelmeyecek olsaydı Allah kesin fetih için elbette izin verirdi.Eğer müminler seçilip de ayrılmış olsalardı,biz kafirleri muhakkak elem verici bir azaba uğratmıştık bile.
" " 26-)İnkarcılar gönüllerindeki ilkel çağın asabiyet ateşini alevlendirdiklerinde Allah Peygambere ve inançlı kimselere güvenini indirdi.Onların takva sözünü tutmalarını sağladı.Onlar bu söze layık . ve ehil kimselerdi.Allah her şeyi bilmektedir.
" " 27-) And olsun ki Allah ,Resulünün rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder.Ey inananlar!Siz Allah dilerse güven içinde, başlarınızı traş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak korkmadan. Mescid-i Haram'a gireceksiniz.Allah,sizin bilmediğinizi bilir.Size, bundan başka yakın bir zamanda bir zafer verecektir.
" " 28-) Bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini doğruluk rehberi Kur'an ve hak din ile gönderen O dur.Şahid olarak Allah yeter.
Evrensel olan,insanlık,eşitlik,barış,diğer inanışlara saygı,kardeşlik gibi değerleri savunan bir dinin kardeş bir kavimi ikna yolu ile değil de fetih ile,savaşla bastırmak ve yok etmek için yol göstermesi ilginçtir.Bir taraftan Mekke şehri ve çevresini İslama davet için tebliğci olduğu belirtilen bir peygamber,diğer taraftan,fatihlik, kan dökmek,inançsızları tuttuğu yerde öldürmek gibi emirleri olan bir din gerçekten çelişki yaratmaktadır.
Şehirli-Bedevi (Göçer) Arapları arasındaki soy ayrımı;
Bütün evrendeki dünyalara öğüt olarak gelen bir din, nasıl olur da Araplar tarafından, diğer kavimlerin sadece yeni çıkmış ve tartışılmakta olan bir dine, şüphe ile baktıkları için o an inançsız olanların öldürülmelerini adalet olarak kabul etmektedir.
Kendisinin sadece şüphelerini gideremediği yeni çıkmış bir inanış yüzünden katledilmesini kim anlayışla kabul edebilir? Bu nasıl bir rahmet ve iyiliktir?Bu nasıl bir öğüttür.Bu gün bile bunu kimse kabul etmez.Arap oldukları halde aşağılanan suçlanan Medineli ve Bedevilere bunu nasıl kabul ettireceksin?
Tevbe Suresi 100-Çevrenizdeki Bedevilerden iki yüzlüler olduğu gibi,Medinelilerden de münafıklık edip duranlar var.Sen onları bilmezsin,biz biliriz.Onları iki kere cezalandıracağız.Sonra da pek büyük bir . . azaba uğratılacaklar
Tevbe " 122- "Ey inananlar,önce kafirlerden yakınınızda bulunanlarla savaşın.Onlar,sizde üstün güç ve şiddet bulsunlar.Allah emrini tutanlarla beraberdir."
diyeceksin, sonra da;
Tekvir Suresi 27-) Kur'an bütün alemlere öğüttür.
*Ta Ha " 2-) Ya Muhammed,Kur'anı biz sana güçlük çekesin diye indirmedik.
" " 3-) Ancak Allah'tan korkanlara öğüt için.
" " 5-) Esirgeyen Allah arş'a hükmetmektedir.
İsra Suresi 39-) Eğer seni yalanlamaya kalkışırlarsa de ki: " Benim işim bana,sizinki sizedir."Siz benim yaptığımdan uzaksınız.Ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim."
Bakara " 245-)Dinde zorlama yoktur.Gerçekten de doğru yol ile yanlış yol iyice ayrılmıştır.
Ra'd Suresi 40-) Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de seni çekip alsak da sana düşen sadece tebliğ etmektir.Hesap görmek bize düşer.
evrensel barış ve insanlık değerlerini ortaya koyacaksın.Burada çelişkiler yumağı vardır.Hangisi ilahi,hangisi insani?
Alemlere (Dünyalara yani evrendeki başka yıldızlara da) öğüt olarak gelen bir Tanrı emri,rehber olan din daha kaynağında birliği sağlayamadan bölücüğe başlamıştır.
Acaip değil mi sizce?
Bunun tek açıklaması olabilir. Hz.Muhammed bir Zülkarneyn olmak istemektedir.Acele etmektedir.İnsanların ikna edilmeleri için harcanacak zamanı kayıp olarak görmektedir.Baskı en kolay yoldur.
Bu ayrımcı ve bölücü anlayışını tüm Arap Yarımadasını ele geçirinceye kadar sürdürdü..Kendine kucak açan Medinelileri ve Bedevileri de yukarıdaki ayetlerde yazdığı gibi aşağıladı.Ölümünden sonra da Kureyş'liler iktidarı Ebubekir vasıtası ile ellerine geçirince fetihler yine sürdü.Fetihler de onun halifelik döneminde başlar.
Kur'an-ı Kerim'in kitap haline getirilmesi 3.Halife Hz.Osman zamanında ancak gerçekleştirilir..Bu zamana kadar hep hafızların ezberinde kalmış olan bu vahiyler,Peygamber'in ölümünden 12 yıl sonra halife olan Hz.Osman'ın çabaları güvenilen hafızlar toplanarak uzun çalışmalar sonucu kitap yapılabilmiştir.Kur'an ayetlerini iyi bilen hafızların çoğunun Mekkelilere,Hz.Peygamberin ölümünden sonra da Bedevilere karşı yapılan savaşlarda ve Arabistan yarım adasını İslamlaştırma savaşlarında öldüğü açık bir gerçektir.Bu yüzden kalan hafızların Emevi ailesi tarafından etkilenerek çelişkili ama bir Arap İmparatorluğunun önünü açacak Kur'an böylece hazırlanmış olabilir.Savaş ve ganimet telaşına düşen insanların "neyin hak neyin batıl olduğunu düşünmeye vakti olmaz.Bedeviler de bu savaşların ganimetleri ile meşgul oldukça İslam nuruna kavuşmuş oldular.Zenginlik her şeyi değiştirdi.
Hz.Ömer'in 10 yıllık iktidarı döneminde Azerbaycan İran ve Ceyhun Nehri yakınlarına yani Güney Türkistan'a kadar gelen İslam imparatorluğu, İranlı'lara da Kur'anda bahsedilen felakete uğramış "Medyen " halkı olarak bahsedildiğinden onları kendilerinden sayarak fazla üzmezler.
Ammaaa bize gelinceeeee.
İşte bazı Türk tanımları hem de kimlerden, buyurun, bakın;
Kuran'ı Kerim'de:
Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cüc Ve Me'cüc, Yeryüzünde Bozgunculuk Çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" (Kehf Suresi, 94)
Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım."
"Bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."
Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler. (Kehf Suresi, 95-97)
Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di haktır." (Kehf Suresi, 98)
Yecüc ve Mecüc(Ün Sedleri) Açıldığında, onlar her bir Tepeden Akın Ederler; Gerçek Olan Vaad Yaklaşmıştır, işte o zaman, inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler). (Enbiya Suresi, 96-97)
Türklerin ve Diğer Çekik Gözlülerin Mecüc (Cüce Şeytanlar) Soyu olmakla Suçlanmaları,
Hadislerden;
Türk tanrısı Gök Han

Küçük gözlü, kırmızı yüzlü suratları kalın dereden olan Türkler ( Yecüc Mecüc'e ) karşı savaşlar yapılmadıkca kıyamet kopmayacaktır.)Asırlardır mertliğiyle övündüğümüz atalarımız maalesef içinden;
-" Sizlere ilişmedikce sizde Türklere ilişmeyiniz.Çünkü severlerse sizi soyarlar.Sevmezlerse öldürürler."
- "Eey Arap,kendi ırkınla saf tut.Türk'den ve zenciden eş edinme."
... Ye'cüc ve Me'cüc namı (ismi) verilen Mançur ve Moğol kabileleri, eski zamanda Çin-i Maçin'den bir kısım başka kabileleri beraber alarak kaç defa Asya ve Avrupa'yı herc-ü merc (altüst, karmakarışık) ettikleri gibi, gelecek zamanlarda dahi dünyayı zîr ü zeber (altüst) edeceklerine işaret ve kinayedir (üstü örtülü sözdür) (Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, s. 463) .
Bediüzzaman'ın bu sözlerine göre Yecüc ve Mecüc;
Moğol, Mançu ırkındandır.
Daha önce Avrupa ve Asya'yı ele geçirip, doğudan batıya kadar her yeri harap ettikleri gibi ahir zamanda da dünyayı altüst edeceklerdir.
Himalaya Dağları'nın arkasından çıkacaklardır.
Saldırgan, yağmacı bir topluluktur.
Hz. Zülkarneyn, mazlum halkları korumak için iki dağ arasına yaptığı sed ile bu topluluğun saldırılarını durdurmuştur.
Kuran ayetlerinden ve hadislerden Yecüc ve Mecüc'ün insan oldukları açıkça anlaşılmaktadır. Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde bu konuyla ilgili ortaya konan bazı deliller şunlardır:
Hadislerde bildirildiğine göre, "Hz. Adem'in soyundan gelmektedirler Kıyamet Alametleri, Müellif: Muhammed B. Resul Al-Hüseyni, Mütercim: Naim Erdoğan, Genişletilmiş 8. baskı, Pamuk Yayıncılık, s. 248 ."
Erlik Han-Şeytan tanrı

Peygamberimiz (sav) "Birer, ikişer karış boyundadırlar, en uzunları üçer arşındır" hadisiyle onların kısa boylu olduklarına işaret etmiştir. "Bir iki karış boylu" ifadesi kısa boylu anlamına gelen bir teşbih olarak kullanılır.
(Bir arşın,Dirsek kemiğinin sivri ucu ile orta parmağın ucu arasındaki uzunlıktur.Bu ölçü kişinin vücut yapısına göre değişir.Yaklaşık 40-60 cm arasında oynayabilir.Bu yüzden yaptığımız top mermileri birbirine uymadığından uzun menzilli toplar yapmayı başaramadığımız için Avrupa'dan sepetlendik.Bu hallere düştük.Hep bu Arap hesaplarının yanlışlığından:)) )
Küçük gözlü, geniş yüzlü, kumral saçlı bir kavimdir: "Siz devamlı düşmanla savaşacaksınız; hatta yüzleri geniş, gözleri küçük, saçları kumral Yecüc ve Mecüc ile de savaş yapacaksınız (a.g.e, s. 253) ..."
Hadislerde bildirildiğine gibi, "Fesat çıkaran bir topluluktur (a.g.e, s. 257) ."
22 kabileden oluşan bir topluluktur: "Yecüc ve Mecüc yirmi iki kabileden ibarettir (a.g.e, s. 249) ."
İbni Abbas’ın rivayetine dayanan bu son hadise karşı İbni Ebi Hatem Şueyh’in hadisi ise şöyledir: “ Onlar üç sınıftır. Birinci sınıf büyük ağaç gibidir. İkinci sınıf dört arşın uzunluk ve dört arşın da genişliktedir. Üçüncü sınıf da kulaklarından birini yatak edip ikincisini yorgan yapıyorlar.”(*) Tüm bu birbirleriyle çelişkili nakillerinden daha ilginci ise Yecuc Mecuc’un Türkler olarak tarif edilmesidir.
Bu tanımladıkları varlıklar,Irak-Kafkasya halklarının tapındıkları, boyu iki karış olan İran Zerdüşt dininin beş cüce tanrısından olan Azer şeytanının tanımıdır. Kur'an'a göre de İbrahim'in babasının adı Azer'dir. Hazar gölü, Azerbaycan adlarının kaynağı bu şeytan ibadeti kökenlidir. Azerilere bu adı Ruslar aşağılamak için yakıştırmışlardır. Aynı şeytanın Filistin'deki adı da Yerah'tır. Tevrat'ta da İbrahim'İn babasının adı bu şeytandan uyarlama TERAH'tır. İki şeytan da kulaklarının birini yatak diğerini yorgan yapan iki karış boyundaki şeytanlardır. Bunların Mısırlı olanının adı da BAHA'dır. Bu şeytana ibadet edenler 19.yüzyılda Bahailik dinini bu şeytan ibadeti üstüne kurmuşlardır.
Atalarımız boşuna dememişler;
"Arif edermiş kendini tarif"
(*)(Ulan dallama,adama sormazlar mı ki "Sen hangi Orta ve Kuzey Asyalı'yı kulağının birini yatak,diğerini de yorgan yapıp yattığını gördün?" Pis iftiracı Arap.Böyle bir yaratık dünyanın keşfedilmedik sırrının kalmadığı bu zamanda bile böyle bir yaratığa rastlanılmış mıdır?

Bu saçmalalıklar tamamen kendileri son değişen kavim olduklarından varlıklarına sebep olacak dostluk-düşmanlık ilke yaratma isteğindendir. Böyle Tanrı emri mi olur? Olsa olsa pis (İbrani) Yahudi ve Arap uydurması olur.
Yecüc Mecüc’ü aşağılayan tüm hadislerin arasına Yecüc Mecüc’un Türkler olduğu izahının girmesi, Türk düşmanı Arap milliyetçiliğinin hadis uydurmada nasıl etkin olduğunu göstermektedir.
Abdullah İbni Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Mirac gecesinde, Resülullah aleyhissalâtu vesselam Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa ile karşılaştı. Kıyameti aralarında müzakere ettiler. Önce Hz. İbrahim aleyhisselâm'dan başlayıp ona Kıyametten sordular. Onun Kıyamet hakkında herhangi bir bilgisi yoktu. Sonra Hz. Musa aleyhisselam'a sordular. Kıyamet hakkında onun da bir bilgisi yoktu. Söz Hz. İsa aleyhisselâm'a geldi. O: "Kıyametin kopmasına yakın şeyler (alametler) hakkında bana bilgi verildi. Ama Kıyametin kopma (vaktini) Allah'tan başka hiç kimse bilemez" dedi.

Sonra (Kıyametin alâmetlerin en biri olarak) Deccal'in çıkmasını anlattı. Şunları söyledi: "Sonra ben inip onu öldüreceğim ve bundan sonra halk memleketlerine dönecek. Bu defa onların karşısına Ye'cüc ve Me'cüc çıkacak ve her tepeden hızla hücum edeceklerdir. Onlar giderken rastladıkları her suyu içip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edecekler. Bunun üzerine halk feryat ederek Allah'tan yardım dileyecek. Ben de Ye'cüc ve Me'cüc'ü öldürmesi için Allah'a dua edeceğim. (Duâm kabul görecek) ve yer onların (leşlerinin) kokusu ile çok pis kokacak. Ben yine Allah'a dua edeceğim! Allah da bir su gönderecek ve o su, onları taşıyıp denize atacaktır. Daha sonra dağlar ufaltılıp dağıtılacak ve yer, derinin yarılıp genişletildiği gibi yayılıp genişletilecek. "
İşte söylenen bu hal vuküa gelince, insanlara yakınlığı itibariyle Kıyametin, ev halkı ne zaman doğumu ile aniden karşılaşacaklarını bilmedikleri hamile kadın gibi olacağı bana bildirildi."
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri de Marifetname isimli eserinde "Araplar bizi soykırıma uğratmışlardır.Ancak hidayete ermemizi sağladıkları için onlara saygı duymalıyız " der.
Sanki dinin Araplara geldiğini görmemiş gibi.Onu da görmüştür ve aynı kitabında " İstanbul'un Fethinden sonra İslam Alimleri ile yapılan pazarlıkta kıyamet günü öncesi Mesih'e Türkleri 300.000 Asker vermesi ile Türklerin cennete girmelerine karar verildiğinden bahseder.Bunu da alıntı yaparak yazar.
Nuh Peygamberin 13.000 yıllık lanetini 12.000 sene sonra gelen nesiller mi belirleyecek? Ben inanmadım.Bu sadece Türkleri İslam sancağına razı etmekten ve başka halkı bir arada tutmak için çözüm bulamamaktan başka bir şey değildir.
Nuh'tan itibaren Yahudilerin ve öteki kavimlerin kökenleri;
Biraz da başka dinlerden bilgi girelim;
Nuh'un Oğulları
Yar.9: 18 Gemiden çıkan Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham Kenan'ın babasıydı.
Yar.9: 19 Nuh'un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan üredi.
Yar.9: 20 Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti.
Yar.9: 21 Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çırılçıplak uzandı.
Yar.9: 22 Kenan'ın babası olan Ham,babasının çıplak olduğunu görünce dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı. Nuh'un örtülmesi

Yar.9: 23 Sam'la Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri yürüyerek çıplak babalarını örttüler. Babalarını çıplak görmemek için yüzlerini öbür yana çevirdiler.
Yar.9: 24 Nuh ayılınca küçük oğlunun ne yaptığını anlayarak,
Yar.9: 25 şöyle dedi: "Kenan'a lanet olsun, Köleler kölesi olsun kardeşlerine.
Yar.9: 26 Övgüler olsun Sam'ın Tanrısı RAB'be, Kenan Sam'a kul olsun.
Yar.9: 27 Tanrı Yafet'e bolluk versin, Sam'ın çadırlarında yaşasın, Kenan Yafet'e kul olsun."
D Not 9:27 "Yafet": "Bolluk, genişlik" anlamına gelir.
Yar.9: 28 Nuh tufandan sonra üç yüz elli yıl daha yaşadı.
Yar.9: 29 Toplam dokuz yüz elli yıl yaşadıktan sonra öldü.
Tevrat'a Ait Doğru Bilgiler Arasında Soy Şecereleri De Vardır.
Hz.Nuh'un üç oğlu Ham, Sam ve Yafes soyundan şu milletler gelir.
Yafes'in Yedi Oğlu
---Gomer'in çocukları ‘Aşkenaz, Rifas, ve Togarmah’tır. (Yaradılış 10:3). Tevrat'ta Aşkenaz diye geçer.
---Mecüc. Ezekyel'e göre, Mecücler kuzeyde yaşardı (Ezekyel 38:15, 39:2). Josephus'a göre Grekler'in Saytiyalılar diye çağırdıkları bunlardır, (Romanya ve Ukrayna'nın eski adı Saytiya )
---Sam'ın oğlu Elam'la , Maday Iranlıların atasıdır. Josephus der ki Maday'ın çocukları Greklerce Medes diye bilinirdi. Med'ler Tevrat'ta da geçer. Sayrus'tan (Büyük Krus) sonra, Med'ler daima Persler ile anılır (Tevrat'ta). Onlar tek krallıkta birleşmiştir —‘Med ve Persler Kanunu’ (Danyel 6:8, 12, 15). Sonra sadece Persler diye çağrıldılar. Medler Hindistan'a da yerleşmişlerdir’
---Yavan’ın oğlu Elişa, Tarşiş, Kittim, ve Dodanim (Yaradılış 10:4), Yunanlılar ile alakalıdır. Elisyalılar, isimlerini Elişah'tan almışlardır. Tarşiş ve ya Tarsus Kilikya olarak bilinir.
----Tubal. Ezekiel Yecüc ve Meşeç ile anar (Ezekyel 39:1). Tiglath-pileser I, M.Ö.1100 yılındakiAsur kralı, Tubal'den Tabali diye bahseder. Josephus onların adını Thobelit'ler diye kaydetti ki, sonra Iber'ler olarak bilinir.Gürcistan'ın başkenti (Tubal'dan gelen) Tiblistir. Buradan bu insanlar, Kafkas dağlarının geçip, kuzey doğuya, Tobol nehrine isim vermiş, ve Tobolsk şehrinin isim sahibi olmuşlardır.’
----Meşeç, diğer torunu adı, Moskova'nın eski adıdır. Rusya'da bir alan hala "Mesçera Altı" diye bilinir.
----Tiras'ın çocukları Thracia'lılar olarak bilinirdi. Grekler ismi Traklar olarak değiştirdiler.Tras'ın insanları vahşi Hint-Avrupalılardı. Tiras'a daha sonralarıThuras, ya da Thor, yani Yıldırım tanrısı olarak tapılırdı.
Yar.10: 2 Yafe(s)t'in oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yâvan, Tuval, Meşek, Tiras.
Aşağıdaki Kavimler Haritasında,Nuh'un çocukları arasında paylaştırılan coğrafyayı görüyorsunuz. Yukarıdaki adlarla hangi oğluna hangi bölge verilmiş görünüz.Anadolu başından beri Türk yurduymuş zaten.Anadolu Yafes'in soyu arasında pay edilmiş görünmektedir. Magog ve Tuval Türklerin atası olarak kabul edilir.Buradan Kuzeye göçen insanlar vardıkları yerlere Anadolu'da babalarının adları ile anılan yer isimlerini vermişlerdir.Magok (Mecüc-Cüceler) yazan yer ise Sümerli olmakla övünen Kürt ve Ermenilerin kendilerine ait dedikleri yerlerdir.Lanetli kavim başka kim olabilir ki.
Ham'ın Dört Oğlu:
Kuş, Mizraim, Fut, ve Kenan.
1-Kuş-Etiopya'lıları-Bu kavim bir dönem Kuş imparatorluğunu kurmuş,burunları kuş burnu delikleri olan tanrılara tapmışlar ve Mısır'da idareyi uzun bir dönem ellerine almışlardır.
2-Mizraim-Mısır'ı
3-Fut-Libyalılar-(Futitler sonra da Fatımiler olarak anılmışlardır.)
4-Kenan-Filistin-İsrail topraklarının olduğu bölge.Yahudilere vaad edilen bölge.Filistinliler bura'ya Girit adasından gelmişlerdir.
Ham'ın Dört Oğlu:
Kuş, Mizraim, Fut, ve Kenan.
1-Kuş-Etiopya'lıları-Bu kavim bir dönem Kuş imparatorluğunu kurmuş,burunları kuş burnu delikleri olan tanrılara tapmışlar ve Mısır'da idareyi uzun bir dönem ellerine almışlardır.
2-Mizraim-Mısır'ı
3-Fut-Libyalılar-(Futitler sonra da Fatımiler olarak anılmışlardır.)
4-Kenan-Filistin-İsrail topraklarının olduğu bölge.Yahudilere vaad edilen bölge.Filistinliler bura'ya Girit adasından gelmişlerdir.
Sam'ın Beş Oğlu:
Elam, Asşur, Arfakşad, Lud, ve Aram.
Elam, İranlılar'ın atası olup Krus zamanına dek Elamlılar diye bilinirdi.
Aşur, Asur'un adıına bu günkü Suriyelilere verilmiştir.’
Arpakşad, Keldanîler'in atasıdır. Bu Hurri (Nuzi) tabletleriyle doğrulanmıştır. Kalde'nin kurucusu Arif-hurra olarak bilinir’Onun nesli; Eber-Peleg-Reu-Serug-Nahor-Terah-İbrahim neslini meydana getirmiştir.(Yaradılış 11: 16 –26). Eber’in öteki oğlu Yoktan 13 çocuğuyla (Yaradılış,10:26–30), Arabistan'a yerleşmiştir.
Lud, Lidyalılar'ın atasıydı.Bu halk Aydın-Manisa arasında kurmuş oldukları devletle ve parayı ilk kullanan kavim olmakla bilinirler.
Aram, Suriyeliler'in adı olmuştur. En eski Suriyeliler Aramîler olarak bilinir.
İncil’de Yuhanna’nın Vahyi 20l7-8 “Ve bin yıl tamam olunca, şeytan zindandan çözülecektir. Ve yerin dört köşesinde olan milletleri, Y’e’cüc ve Me’cüc’ü, saptırmak ve onları cenk için bir ataya toplamak üzere çıkacaktır. Onların sayısı denizin kumu gibidir” demektedir.
İncil'de "Bin yıl tamamlanınca Şeytan atıldığı zindandan serbest bırakılacak. Gog'la Magog'u (Yecuc ile Me'cüc'ü) savaş için toplayacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur (Vahiy; 20-7) şeklinde yer alıyor. Tevrat'ta ise İsrail'in düşmanları alarak geçiyor (Çıkış; 10-2, Tarihler I; 5, Hazakiel; 38-2, 39-6)…
 Nuh'un Nesilleri Yahudilere göre

Yukarıda soy ağaçlarında da görüldüğü gibi bu günkü insanlık şekillenir.Ham ve Yafes nesli Nuh Peygamber tarafından lanetlendikleri için bunların kavimlerine hiç bir uyarıcı peygamber veya nebi gelmez.Peygamberlerin hep Sam soyundan olan "Sami kavimlerine gönderilmelerinin nedeni de bu olarak görülmektedir.Oysa Tevrat'da Nuh neslinin kaldırıldığına dair işaretler vardır.
İşte Babil'in Yok edilişi olayı;
BÖLÜM 11
 Babil Kulesi

Yar.11: 1 Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı.
(YUNUS SURESİ: 19- İnsanlar tek bir milletti.Sonradan düştüler ayrılıklara....)
Yar.11: 2 Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde (Mezopotamya) bir ova bulup oraya yerleştiler.
Yar.11: 3 Birbirlerine, "Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim" dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar.
*(Metinde bahsi geçen "Kule" sözcüğünün İbranicesi "ŞEM" dir. Bazı tarihçiler ve dil bilimciler bunu "Göğe yükselen,göğe çıkan olarak" da yorumlamaktadırlar. Yanı,bu insanlar,uzay mekiği yapmış ta olabilirler.Uzay mekiklerinin dış cephesi,atmosfere giriş-çıkış sırasında meydana gelen ısınma sonucu yanmasın diye fayansla kaplanır.Fayans 1200C'.de 24 saat toprağın pişirilmesi ile olur.Toprak pişirme de bunu da düşünmek gerekir.Yoksa sıradan bir kule için Tanrı'nın insanları dağıtması düşünülemez. Her taraf zaten zigguratlar- piramitlerle doludur.)
Yar.11: 4 Sonra, "Kendimize bir kent kuralım" dediler, "Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız."
Yar.11: 5 RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi.
Yar.11: 6 "Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar" dedi,
Yar.11: 7 "Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar."
*(Kur'an'dan;
HİCR SURESİ: 8- Biz melekleri ancak gerektiğinde getiririz.O takdirde de mühlet ve aman verilmez ceza göreceklere)
RUM SURESİ: 22- O’nun delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması ,AYRI AYRI DİLLERİNİZİN ve renklerinizin olmasıdır.İşte şüphesiz bunlar da bilenler için ibretler vardır.)
Tevrat;
Yar.11: 8 Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu.
Yar.11: 9 Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.
Yine Kur'an;
MÜMİNUN SURESİ:
30-Doğrusu biz Nuh’u ve kavmini imtihan etmiş olduk ama bu olayda sizin için nice ibretler vardır.
31-Sonra onların ardından başka bir nesil var ettik.
32- Onlara aralarından “Allah’a kulluk edin.Ondan başka ilahınız yoktur,sakınmaz mısınız?” diyen bir elçi gönderdik.
43- Hiçbir milletin eceli öne alınmaz ve geri bırakılmaz.
ENBİYA SURESİ:
6- Onlardan önce yok etmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar,bunlar mı inanacaklar
11- Biz inkarcı nice ülke halkını kırıp geçirdik,ardından başka milletler yarattık.
12- Onlar gazabımızı hissettiklerinde hemen ülkelerini bırakıp kaçıyorlardı.
36- İnsanlar aceleci olarak yaratılmıştır.Size ayetlerimi göstereceğim.Acele etmeyin.
HİCR SURESİ: 8- Biz melekleri ancak gerektiğinde getiririz.O takdirde de mühlet ve aman verilmez ceza göreceklere
100-Hicr halkı da peygamberi yalanlamıştı.
102- Dağlarda güven içinde ev yontuyorlardı.
- Not -( Bizim Ürgüplüler olmasın!-Allah ve meleklerini çok iyi tanıyorlar ve korunmak için dağlarda taştan evler yontuyorlar.Gerçekten onlara karşı koyuyorlar ama ses silahı,insan beyninde korku yürek çarpıntısı uyandıran silahlara karşı koyamamışlar. )
103- Sabaha karşı korkunç çığlık onları yakalayıverdi
*(Sümer Tanrısı Anu'nun makamında iki tane "Sesle Hükmeden" bulunmaktadır.Nasılda
uygunluklar var değil mi?)
104- Yaptıkları kendilerini koruyamadı.
FURKAN SURESİ:
37- AD VE Semud ile Ress’lileri ve bunların arasında bir çok nesilleri de yok ettik.
38- Hepsine örnekler vermiştik ama bizi dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik
Yüce Kur’an da daha sert ifadelelerle helak edişleri defalarca anlatmaktadır.
Mısır tanrılarının Sfenkslerle insan kıyımı.Sümer'li İnanna'nın "Onları tufanla yok edeceğmize aslan gönderseydik" sözünün aslı buradadır.
A’RAF SURESİ: 4-Nice yurtlar helak ettik.Azabımız gece veya gündüz dinlenirken geldi onlara.
5-Kendilerine azabımız geldiğinde “Biz gerçekten zalimler idik” dediler ve başka sözleri de olmadı.
Al-i İmran Suresi: 137-Sizden önce neler gelip geçmiştir.Dünyayı gezin de Peygamberleri yalanlayanların sonunu görün.
VAKIA SURESİ: 57-Ey inkarcılar sizi biz yarattık.Hala tasdik etmezmisiniz.
61- Sizin kılıklarınızı değiştirmeye ve bilemeyeceğiniz bir surette yeniden yaratmaya gücümüz yeter.
Bu sfenks resmine iyi bakın.Havadaki Doğan Horus'tur.Kıyımı gözlemektedir.Ayaykalrının altında küçücük insanlar var.Köleliğe isyan eden insanları bunlarla kıyıp köleliğe razı ediyorlar.Resime Mısır papirüslerinde rastlanılmıştır.Tevrat,İncil ve Mısır kayıtlarında "Yecüc-Mecüc ülkesi Mısır,Filistin,Anadolu, İran ve Afganistan geçmektedir.
İNSAN SURESİ;
1-İnsan bahse değer bir şey oluncaya kadar uzun süre geçmiştir.
Yukarıdaki Tevrat ve Kur'an ayetlerinde görüldüğü gibi Nuh kavminin yok edilip yenileriyle değpiştirildiği açıkça belirtilmektedir.
Kur'an Nuh'un oğulları hakkında bilgi vermediği gibi sadece bir oğlundan bahseder.O da babası ile gemiye binmemiştir,babasının tanrısını inkar etmiştir.Dağlara kaçarken boğulmuştur.
Hud Suresi:" 43-Oğlu, "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım" deyince Nuh,"Bugün,Allah'ın gazabından bağışlananlar dışında kurtulacak yoktur" dedi."O sırada aralarına dalgalar girdi,oğlu da boğulanlara karıştı"
Nuh'un bu oğlunun durumu Yafes'in durumu ile uygunluk göstermektedir.Gemiye binenler ile alakalı olarak Sümer metinleri ile Kur'an uyum içindedir.
Hud Suresi;40-Buyruğumuzla sular kaynamaya başlayınca, "Hercinsten birer dişi ve erkek çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu(43.ayete bak ) ve de inananları gemiye bindir." dedik.Pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
Mısır'da,Aslan başlı dinozorları güden insan çobanlar.
SÜMER:Utnapiştum tüm akrabalarını ve ailesini gemiye bindirdi.yanları sıra canlı yaratıklardan bulabildiklerinin hepsini ve tarlalardaki evcil ve vahşi hayvanlardan bulduklarını da yükledi.)
Ve gemide kaptan olup olmadığına bakalım;
Hud Sures:41-Nuh,"Gemiye binin,onun yürümesi ve durması Allah izniyledir.Allah acır ve bağışlar" dedi.
-Kamer-Suresi:14-Hakkında nankörlük edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak gemi gözetimimiz altında akıp gidiyordu.)Gemiye tüm canlı şeylerin tohumunu yükle.
(Sanki "Her canlının DNA tüplerini laboratuvardan al"der gibi.Bu daha uygundur.Çünkü bir gemiye tüm canlıları doldurmak ancak böyle mümkün olabilir.)
Peru-Lima'ya 300 km uzaklıkta bulunan İca çölünde bir köylünün bulup Dr.Javier'e sattığı "İca Taşlarında da yukarıdaki resmin başka bir ifadesi vardır.
Geminin tüm kapakları kapatılır ve içeri binenlerle birlikte Utnapiştum gemiyi Enki’ni görevlendirdiği Gemici Puzur Amuri”ye devreder.
TEVRAT:
Yar.6: 18 Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin.
Yar.6: 19 Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al.
Yar.6: 20 Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler.
Yar.6: 21 Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depola."
Yar.7: 1 RAB Nuh'a, "Bütün ailenle birlikte gemiye bin" dedi, "Çünkü bu kuşak içinde yalnız seni doğru buldum.
Yar.7: 2-3 Yeryüzünde soyları tükenmesin diye, yanına temiz sayılan
hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift, kirli
sayılan hayvanlardan birer çift, kuşlardan yedişer çift al.
Yar.7: 13 Nuh, oğulları Sam, Ham, Yafet, Nuh'un karısıyla üç gelini tam o gün gemiye bindiler.
Yar.7: 14 Onlarla birlikte her tür hayvan -evcil hayvanların, sürüngenlerin, kuşların, uçan yaratıkların her türü- gemiye bindi.
Yar.7: 15 Soluk alan her tür canlı çifter çifter Nuh'un yanına gelip gemiye bindi.
Yar.7: 16 Gemiye giren hayvanlar Tanrı'nın Nuh'a buyurduğu gibi erkek ve dişiydi. RAB Nuh'un ardından kapıyı kapadı.(Burada geminin kapaklarının Rab tarafından kapandığı yazılı.Bu denizaltı gibi bir gemi olmalı ki kapakları dışardan kapansın.Sümer de de zaten öyledir."MA-gur-gur" yani yuvarlanır tipte yapılır.)
Sumer Metinleri ve Kur'an Nuh'un aile ve akrabalarını gemiye aldıklarını yazarken Tevrat sadece
Akad Tabletleri (Gılgamış Destanı) ve Kur'an-ı Kerimle uyuşan yanlarını zaten yukarıda inceledik.Bunlardan bir de Nuh'un veya Ziusudra'nın ailesi ve inananlarını yanlarına aldığı konusu olduğunu,ancak aile bireylerinden sadece Kur'an'da Nuh'ûn bir oğlunun inanmadığı için gemiye binmediğini anımsayalım.İncil ve tevrat anlatımlarında bahsedilen sadece Nuh'un üç oğlundan insanlığın türediği ise kim bilir hangi sümer hikayesi ile alakalıdır bilmiyoruz.Bu yüzden,kendi kitaplarını kendi geliştirdikleri bilime ters yorumlayan bu Yahudi-Hristiyan kavimlerin insanlığın cahilliğini kullanarak dinlerini kendi sömürgeci arzularına alet etmektedirler.
Kur'an'ın hiç bir yerinde Nuh'un üç oğlundan bahsedilmezken Tevrat ve İncil'in değiştiği bu kadar vurgulanırken İslam alimlerinin Tevrat'ın Yaratılış kavramını benimsemeleri akılcı değildir.
İslamiyet de “İbrahim” kavmine gelen “Tevrat ve İncil’in” devamıdır.Her üç kitapta “Gok-Magok veya Yecüc-Mecüc” yani “Cüceler ve Devler” kavimlerinin kıyamet öncesi bu “İbrahim kavimlerinin üzerine felaket yağdıracağından bahsetmekte ve bunu tehdit olarak göstermektedir.
Hem Tevrat'ın "Babil'in Yokedilişi'ni anlatan hem de Kur'anın önceki sayfasında yazılı ayetlerinde "Nuh neslinin kaldırılıp,yerine yeni nesillerin konulduğu açıkken,her ne oluyorsa,bu olay iltifat görmez ve Nuh Nesli hikayesi aynen sürdürülür.
Oysa,bu kavimlerin yenileriyle değiştirildiklerini Kur'an'da da Tevrat'da görmekteyiz. Kur'anda "Add,Semud, Ress'liler gibi,İbrahim Peygamber zamanında da yeğeni Hz.Lut'un yerleştiği Sodom ve Gomora kentlerinin homoseksüel yaşamları nedeniyle imha edilişine tanık olmaktayız.
Görüldüğü gibi kavimlerin değişmesi belli bir sıra,zaman uygunluğu ve şartları gerektirmektedir.
Tüm kavimler birden değiştirilmemiştir.Tevratın ve Sümer tabletlerinin tufan sonrası kral listelerinde de,peygamberlerin ömürlerinde de düzenli bir ömür kısalması görülmektedir. Sonra ortaya çıkan bir savaşla tümden bitirilmektedir.
İbrahim öncesi savaşlarda insanların savaşlar sonucu her kaybeden milletin tüm fertlerine ek olarak küçük ve büyükbaş hayvanlarına kadar yok edilip mallarının da yakıldığını artık biliyoruz.
Bu Yecüc-Mecüc iddiası,bu gün yeryüzünde yaşayan, beşeriyet ailesinden olan hiç bir millete ait olamaz.Bu en son ortaya çıkarılmış kavim olan Hz.İbrahim kavminin varlığını perçinlemesi için kendine "dost ve düşman" kavim yaratmasından ibarettir.Tüm yakın çevresinde bulunan milletleri dost,ebleh zenci ve Arap göçebelerini de "köle" göstermiş ve en uzakta sadece varlığından haber oldukları kuzeyli "çekik gözlü,savaşçı göçer-yerleşik " milletleri de düşman göstermiştir.
Nasıl ki Kur'anda "Kureyş'lilerin mağdur ettiği Müslüman Arapların haklarını korumak için indirilen "Fetih ve Tevbe "Sureleri,daha sonra tüm komşu kavimlerin işgali, yayılmacılığın, işgalin,yağmanın, soykırımların nedeni olarak da gösterildiyse.
Halife Yezid zamanında "Kur'anın 1.suresi olan "İkra-Oku- ile başlayan, Alâk Suresinin " nasıl 96.Sure olacak şekilde karıştırılmasında kadar halkın okuduğunu anlamasını önleyen "Bulmaca Kuran" yaratılması, Arap olmayan milletlerin anlamalarını önlemek için "Kur'an dilinin Arapça" olarak belirlenmesi gibi olaylar hep Arap İslam Devletince gerçekleştirilmiş olması gibi.
İncil'de rönesansa kadar (16.yy) "Latince"dir. Matbaanın yayılması ile uyanan Hıristiyan halklar İncili kendi dillerine tercüme edince "Kiliselerin pabucunu" dama atmışlardır.
Biz hala bu rönesansı yaşayamadığımız içindir ki bu cehaleti çekip durmaktayız. Kur'an değişmediyse de her inanan milletin anlamasını önlemek, ruhban bir kesim yaratmak için de muhtelif tadilatların varlığı açıktır.
Bu şartlarda Yecüc-Mecüc kavmi iddiası da yeryüzünde yaşayan hiç bir insan topluluğuna ait olmamaktadır. Tevratta kısmen bir iki cümle ile geçiştirilen bu olay Hz.Muhammed'in "Mirac" olayı ile açıklık kazanır ve yanlış yorumlar alır başını gider.
Bazı Hristiyan yazarlar bile bu olaydan yararlanmayı ihmal etmezler.Çünkü,en geniş bilgi İslam'dadır.Bunlar tamamen bilinen insan topluluklarının dışında bir kavim olsa gerekir.(iki karış boyunda,kulakları yerlere değen v.b. gibi saçma sapan tanımlamalar)
Musevi,İsevi ve Arapların Türkler,Moğollar,Çinliler ve kardeş kavimlerine bu sıfatı yakıştırmaları, tamamen onların bencilliklerinden,o dönem için gelişmelerine engel görmemelerinden ibarettir.Böyle bir şey yoktur.
Bunların gösterdiği düşman kavimler içinde bizim de soyumuz mevcuttur.Bunları aşağıdaki hadislerde görmekteyiz.
Ama din adına insanlık ailesinin bir kısmını dışlayan,diğer kavimlerin kendi kitaplarında da belirtilen" ağabeylik haklarını" almak isteyen,"Yakup=topuk tutan-üçkağıtçı"(*) bir peygamberden isim almış bu aşağılık kavimlerin iddialarını incelemeye devam edeceğiz.
*(Yakup peygamber ağabeyi Eesev'in topuğuna tutunarak doğar.Bu yüzden "Üç kağıtçı,topuk tutan anlamına gelen Yakup adı verilir.Bir gün ağabeyini Esev'in zayıf bir anında boşluğunu değerlendirerek bir tas çorbaya "ağabeylik hakkını " alır.Ensesine keçi derisi koyup,kör babasından peygamberlik için kutsama alır.Ağabeyi kıllıdır.vs.Kaynak Tevrat.)
İSRAİL:
Hz.Yakup bir gün yolda bir adamla karşılaşır.Adam onunla akşama kadar süren bir güreş yapar.Yakup'un uyluk kemiği adamın başına çarpar ve Yakup'un kemiği çıkar.Yakup adamı bırakmaz."
Beni Kutsa" der.
AdamAllah'tır.
Yakup'u kutsar ve
-"Bundan sonra senin adın İSRAİL olacak,neslin bu adla anılacak der.
Yakup İsrail'in anlamını sorar.
Adam;
-"İsrail, Allahla güreş tutan " demektir.
İşte Tevrat'ta geçen "İsrail ve İsrailoğulları terimlerinin anlamını da öğrendiniz.
Bence en son yenilenen kavim olan bu İbraniler eskilerin kültür birikimleri karşısındaki eziklikleri atmak için bu şekil bir uydurmalara da girmiş olabilirler.O dönemde tanrılar zaten insan şekilli bilinen Gökten İnmiş "Nefiller" di.Bu açıdan bakıldığında,Nefilimleri başı insanları değiştirmeyi tatamlayınca bu kavime de varlığına sebep olacak bir şeyler vermiş,onlarda palavracılıklarını ekleyerek böyle bir şeyler elde etmiş olabilirler.
Yalnız,Yahudiler-İbraniler,dünyada bu kadar güç sahibi olmasaydılar acaba Tevrat'ın bir Aborjin efsanesinden ne farkı kalır dı ki?
Ama bu kavimin ardından gelen iki peygamberin kitapları eski kavimleri de içine alınca,İsevilerin Musevilerle bir hareketleri bunları önemli kılmaktadır.Endişeler de buradan kaynaklanmaktadır.
Eskilerin hatası bu yenileri imha etmeleri gerekiyormuş.Ama olmamış.Şimdi herkes acıyı hissedecektir.
Ve ;
ÜSTÜN IRK
Tevrat'ta İbrahim Peygamberin,yeryüzündeki diğer kavimlerin çok tanrıya tapmaları ve sapık cinsel ilişkiler ve yaşam tarzları içinde olduklarından dolayı Tanrı Yahve'nin onları cezalandırmak için İbrahim Peygamberin neslini seçtiği işlenir.
İncil Tevratında bahsi geçen,Mısır Kralı Tutmosis II.'nin hediye ettiği Kuzey Afrikalı köle Prenses "Hagar veya Hacer'den olan İsmail peygamberin soyunu annesi "asil" kavim olmadığı için yüceltmez.(Tevrat-Yaratılış Hacer ile İsmail -Bölüm 16.)
Babaları bir anaları ayrı kız kardeşi olan Sara'dan olan İshak peygamberin iki oğlundan küçüğü olan "Yakup " ile Allah güreşir ve ona "İsrail=Tanrı ile güreşen" adını verir ve onun soyundan peygamberler getirir.Bildiğimiz Yahudiler veya Museviler Yakup soyundan gelenlerdir.(Tevrat Yaratılış Bölüm 32:28.ayet)
Hz.Muhammed de İsmail soyuna verilen bir teselli'dir.Bu yüzden de Kuran-ı Kerim;
Şuara Suresi- 7:"Şehirlerin anası Mekke ve çevresinde bulunanları şüphe götürmeyen o kıyamet gününün dehşetinden haber veresin diye sana Arapça okunan bir kitap vahiy ettik.Mahşerde toplananlardan bir kısmı da cehenneme gider"
ayeti ile Kuranın gelişinin Allahü Teala'nın İsmail soyunu sonunda onurlandırması dile getirilmektedir.Yani Kuran=İslam sadece "Mekke ve Çevresinde " yaşayan İsmail soyu Araplarına gelmiştir.Diğer Araplar ise İbrahim soyundan çok çok eski kavimlerdir ve coğrafi ortaklık dışında hiç bir bağları yoktur.
Bu yüzden Mekke Arapları kendilerini üstün ırk saymaktadırlar.Oysa bunlar yeni oluşmuş kavimlerdir ve yeryüzündeki bütün kavimleri yok etmekle görevlidirler.Tevrat,Zebur,İncil ve Kuran hepsi İbrahim Peygamber soyuna inmiş kitaplardır.
Diğer kavimleri de aldatarak özlerinden koparıp kendilerine hizmet ettirmektir.Bunu da başarmışlardır. Mevali konusunda inceleyeceğiz.
Mevali Kavramı;
Mevali özgürlüğüne kavuşturulmuş köle demektir.
Dindeki anlamı ise, başka milletten olup ta daha iyi bulduğu veya savaş, işkence ve her türlü baskı zoruyla kabul ettirildiği için kendi milletinin dinini terk edip din değiştiren kişi demektir. Eski İran, Sümer, Mısır dinlerinden Grek dinlerine, Tevrat'tan Kur'an'a kadar bu gelenek vardır. Kur'an Hicaz Araplarına geldiği için de Hicaz Arapları başka milletleri "mevali" sayarlar. Önceki bölümde anlatılan Tevbe Suresindeki Bedevi-Şehirli Arap ayrımının da aslı bu kölecilik olayıdır.
Bu gün Şeriat ile yönetilen Suudi Arabistan ve benzeri Vehhabi dini uygulayan Arap ilkelerinde Araplar çalışmazlar. Türkiye, Filipinler, Pakistan gibi diğer İslâm ülkelerinden getirilenler her işte ücretli olarak çalıştırılırlar. Bunun açıklaması da budur.
Şimdi de İslâm kaynaklarından okuyalım;
Araplar kendilerini nasıl görürler,diğer müslümanları eşit görürler mi?;
“Arap’lar Arap’ların eşitidir. MEVALİ de MEVALİ’nin. Ey MEVALİ, (Arap olmayan vatandaşları) içinizde Arap’lar ile evlenmiş olanlar suç işlemiş olurlar, kötü yapmış olurlar.”(*)
*(İslamda eşitlik var diyenlere ithaf olunur.Peygamberin köle azad etmesi eşitlik anlamına gelmez.)
Muttaki 8/24-28- Lewis Çevirisi
“Ey Arap kendinden olanla ve kendi denginle evlen ve yapacağın çocukların safiyeti bakımından dikkatli ol ve asla zenci ile evlenme. Çünkü zenciler çarpık yaratık olduklarından onlarla evlenenlerin çocukları sakat ve çarpık doğar.”
Muttaki 8/24-28- Lewis Çevirisi
Hadislerin yol göstermeleri üzerine Araplar İran ve Anadolu üzerine saldırmış ve ele geçirmiştir. Bize gelmeden önce de Zerdüşt olan Kürtleri de ciddi bir soykırımdan geçirmişlerdir.Süleymaniye’de bulunan bir zerdüşt Kürt belgesinde Arap işgali şöyle anlatılır;
”Kutsal yerler yakıldı.Ateşler söndü ve büyüklerin en büyüğü kendisini gizledi.Arap zülmü Şehrizara kadar olan tüm köyleri harap etti.Kadınlar ve kızlar esir alındı.Erkekler kendi kanlarında boğuldular.Zerdüşt inancı yalnız bırakıldı. Hürmüz’ün hiçbirisi için bağışlaması olmayacaktır.”
Ham'ın nesli köle olmuş,Sam'ın nesli de şımarıklık ve inançsızlıklarına rağmen karşılıksız destek olan Tanrı'nın yardımı ile bu günkü dünyanın gücünü eline almıştır.
Yafes'in nesli de Cengizhan olayından sonra iyice "Tanrı'nın kırbacı" olarak adlandırılmaktadır. Tanrı'ya inançsızlığın sembolü ilan edilmektedirler.Kıyamete kadar beklenen helak edilme olaylarının önlenmesi için de Dünyanın süper gücü olan Sami kavimlerince yok edilmek istenmektedirler.
Arapların başlattığı İ.S.650-950 yılları arasındaki 350 yıl süren Türk soykırımların nedeni de budur.Bunun bu günkü adı ise "Türk Dünyası sorunu"dur.
Rusya SSCB iken bile ABD ve AB'nin kurucu ülkeleri 1976 yılında Pariste toplanarak 21.yy'da Türk Tehlikesi konusunu işlemişlerdir.Ruslar, Sosyalizm zamanında bile Türk'lere silah vermemiş, mutfaklarda görevlendirmişlerdir. Bunu bir Azeri yetkiliden dinlemiştim.
1917'de İngiliz Generali Allenby'nin komutasındaki askerlerin Kudüs'e girdiğini haber alan müttefikimiz olan Alman Askerlerinin Gelibolu'da "Kudüs kafirlerden kurtuldu" diyerek bayram yapmışlar ve içkili eğlencelerle bunu kutlamışlardır.(J. BARBARİN- Büyük Piramidin Sırları )
Almanların yanında 1.Dünya savaşına sokulmamız bile ortaklaşa bir Haçlı organizasyonuna benzer.Rusya'da 17 Ekim Sosyalist devrim olayı tam Rusya'nın Osmanlı Topraklarından pay alıp açıklarını kapayacağı bir anda oluvermiştir.Arkasında İngiliz ve Fransız hükumetlerinin olmadığını kim söyleyebilir.
Bu gün içinde bulunduğumuz kardeş kavgalarının da bu hesap üzerine olduğuna dikkat etmeliyiz.Rusya ile yapılacak bir birlikteliğin sonucunun da 1.Dünya Savaşı tecrübesi ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir.İbret alınacak çok tecrübe olduğuna inanıyorum.
Diğer Yecüc-Mecüc nesli olan (Çin 2.milyar,(Hindistan da etrafı Himalayalar ve Okyanus ile çevrili bir yarımada kıtadır)Hindistan 1.5 milyar civarında nüfusa sahip. Dünya nüfusunun tamamı 7.milyar kadar olduğuna göre.Bu iki ülke dünyanın yarı nüfusunu oluşturuyor.
Bunlara,Japonya,Vietnam ve Çin-Türk kırması diğer bölge ülkelerini ekleyelim.ABD-AB işbirliğinin yarattığı sömürgeci düzene karşı son dönemde oluşan Avrasya blogu da bu olayı kısaca doğruluyor zaten.Adres de zaten buralar.)
Bu cümleler,Düşmanları tarafından yenilgiye uğratılan Türklerin bir bozkurt'un arkasına takılarak "Ergenekon " adını verdikleri yere göç ederek saklanmaları,uzun yıllar sonra buraya sığamayacak duruma geldiklerinde odun ve kömürleri yığarak körüklerle ateşler yakıp demir dağından geçit açıp dışarı çıkmalarını kutladıkları "Ergenekon Destanını " andırmıyor mu?Altay Dağlarının anlamı da "Demir" dağı demektir.Nevruz bayramında demir dövmek adeti de buradan gelmektedir.
Dünyanın en kısa boylu kavimleri olarak bilinen Çin'lilerdir.
Dünyanın en uzun boylu adamı 2.70.cm boyu ile yine bir Çinlidir. Yani devler ve cüceler mi?
Bu çıkış sonrası,Cengizhan,Hülagü Han ve Timur ile Sami kavimlerine üç büyük saldırı yapılmıştır.Üçüncü saldırı sonunda da çoğu Müslüman olarak dönmüşlerdir. Denilmektedir ki bu da Türklerin ve Moğolların doğruyu aramakta gösterdikleri özeni de hayranlıkla görmekteyiz.
Bu fatihler Sami kavimlerini kırıp geçirirler ama geriye Müslüman dönerler.
Ama Sami kavimleri için böyle bir incelik söz konusu değildir.
Türk uygarlığının en yoğun yaşandığı yer olan Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasındaki (Güney Türkistan) bölgeyi bize "Maveraünnehir" (Nehrin öte tarafı) olarak öğretirler.Ama kimse bu Arapça ismin Türk bölgesine nasıl verildiğinin espirisini anlatmaz.Öylece kabul ettiriverirler.Aynen Kızılderililerin neslinin tüketilmesinden sonra bu toprakların adının "Amerika " olması gibi.
İşte nasıl Hidayete erdiğimize dair bir alıntı.için Yüreğim dayanmadığı için daha çok yazamıyorum.;
Halife Süleyman,Yezid Bin Mühelleb'i Horasan'a 716 yılında Vali olarak atar.Yezid önceki valiliği sırasında da kendi askerlerinin üşümesini önlemek için esir Türkleri soyarak onların donarak ölmelerine sebep olmuştur.Önce Dağıstan'a saldırır Cürcan şehrini ele geçirdiğinde burayı askerlerine yağmalatır, hiç bir teslim kuralına uymaz.Tam 14.000 Türkü katlettirir. Buraya 4000 asker bırakıp Taberistan'a saldırır.Bura'da zorlanınca Cürcan melikinden yardım ister.O da burada baskı altındaki Türkleri asker edip Türklere karşı savaşa sürmek isteyince Türk halkı isyan eder ve Arap askerlerinin hepsini öldürürler.
Bunu duyan Yezid "Cürcanı tekrar ele geçirdiğinde Türklerin kanları ile değirmen çevirip intikam ekmeği yiyeceğine dair yemin eder." Kısa bir zaman sonra bu şehri Yezid tekrar ele geçirir.Şehrin 24 km.Giriş ve çıkışına sağlı sollu direkler diktirir Türkleri bu ağaçlarda idam ederek cesetlerini kargalara yedirir.Şehri de askerlerine yağma ettirir.Bunların içinden 12.000 esir alarak Enderhiz Vadisine götürür ve burada akan suyun içine başını kestirdiği Türklerin kanlarını akıtarak değirmende buğday öğütür ve ekmek pişirterek yer.Böylece yeminini yerine getirir.Burada katliama uğratılan Türklerin sayısının 50.000 civarında olduğu yazılıdır. Maveraünnehir-Güney Türkistan nasıl oldu bakın işte.
Bu sapık kavimler bizi sadece imha edilmek üzere yaratılmış bir yaratık olarak görüyorlar.Bunu önce bilelim.
Doğru yola bu kadar gayretle sevk edilmeye çalışan bu kavimlerin 650-1000 yılları arasında Türklere,diğer siyonistlerinde 6 kıtada yaptıklarını tarihten hep okuyoruz.Yine de iflah olmuyorlar ve Tanrılarının gözü önünde durmadan yalan söylüyorlar.Cinayetler, soykırımlar işliyorlar.
Alemlere öğüt olarak gelen bir din'in emirleri nasıl olur da bu kadar kıyımı emreder ve inananları bu kadar gözü kara zalim olabilirler.Bu nasıl Tanrıdır ki doğruluk, evrensellik, adalet, kardeşlik içeren o mesajları sadece seçtiği bir kavim için geçerli olsun? Küçücük dünyada bile soy ayrımı yapan bu Tanrı Evrende nasıl bir adalet yürütmektedir?
Bunlar Tanrı'ya ait olamaz.Arapları toplayarak güç elde ettiğini gören peygamber ve onu destekleyen zengin tayfasının planları da "Tanrı emri gibi kitaba sokulmuştur."
Kendilerine gelmemiş bir dinin dilini anlamadıkları kitabının "harflerine "tapmak,telaffuz bile edemedikleri bir dildeki dine kendilerine ait olmayan bir dille ibadet zorunda bırakıldıkları için binlerce yıldır akıl fesadına maruz bırakılmış Arap olmayan Müslüman milletler de Araplar da sadece ibadet eden ama bilimden,fenden uzak ,üretemeyen insanlar haline gelmişse bu onların geri zekalı oldukları göstermez.Bu onların kültürel olarak ezilip yok edilmeleri, kendilerine "Din" diye anlatılan ilmi kendinden menkul bir takım dinde bile yeri olmayan, hacı,hoca,şıh,pir adları ile bilinen ruhbanların telkinlerini "Allah" adına doğru uyguladıkları anlamına gelir.
İşte Büyük Önder M.Kemal Atatürk'ün devrimleri insanımızı İslam dünyası ve insanlık ailesi içinde kısa bir sürede seçkin bir yere bir anda taşıyıvermişse bunun sebebi bu düşünce devriminden başka bir şey değildir. Bu dinlerin yaptırımları tamamen yeni yetme İbrani kavimlere ait olup diğer kavimlere ise "İbret " almak düşmektedir.İbret almak bire bir uygulamak veya her cezayı da hak etmiş olmak değildir.
İsra Suresi :5-"Bu ikiden birinin vakti gelince üzerinize pek güçlü olan kullarımı göndereceğim. Onlar da yurdunuzda her şeyi araştıracaklar.Bu yerine gelecek bir vaattir. "
Ayetinde,şımarıklıkları ve nankörlükleri ile Allah'ı bile bıktırıp ceza verdirmek zorunda bırakmış olan İbranilerin ve Arapların "Yecüc Mecüc" diye tanımladıkları,Allah'ın ise "Pek Güçlü Kullarım" dediği ise onları üç kez araştıran Moğol ve Türk kavimleri(*) olduğuna kendileri inanmaktadırlar.Yoldan çıktıkları için bu kavimlerce cezalandırıldıklarını,bu kavimlerin "Tanrının Kırbacı" olduklarını yazarlar. *(Cengiz Han,Hülagü Han ve Timurlenk tarafından yapılan saldırıları esas alırlar.)
Böylesine "Pek Güçlü Kullarım" diye "Allah" tarafından tanımlanan kavimlerin "Lanetli,Yecüc Mecüc" kavimleri olarak kabul edilmesi de akıl fesadı yaratacak kadar saçmadır.
Kur'an-ı Kerim de bunu aşağıdaki ayetlerle doğrulamaktadır.Yani Nuh neslinden kimse kalmadığını yazmaktadır.
Nuh neslinden kimse kalmadığına göre de "Yecüc-Mecüc" kavmi de kalmamıştır. Kim bilir ne zaman böyle bir kavim yaşamıştır.Belli değildir.
Hz.Muhammed'e ait olduğu belirtilen hadisler de ya uydurma ya da üzerimizden yanlış yorumlanmış sözlerdir.Belki de Yahudilere uygunluk sağlamak için söylenmiş,yazılmış olabilirler.
Her ne olursa olsun saçmadırlar ve aşağıdaki Kur'an ayetlerine de tersdirler.
Bütün bu karmaşalar,kendinden sonra gelen kitapları kabul etmedikleri için son değişikliklerden haberdar olmayaı inkar eden İbrahim-İshak soyu ile,onlara yamanmaya çalıştıklarından ellerindeki kitabı onlara göre yorumlayan sapık,şaşkın Araplar ve onların ağzına bakan süzme salakların işidir.
MÜMİNUN SURESİ:
30-Doğrusu biz Nuh’u ve kavmini imtihan etmiş olduk ama bu olayda sizin için nice ibretler vardır.
31-Sonra onların ardından başka bir nesil var ettik.
Bu şımarık en son yaratılmış olan kavimler şımarıklıkları,bilimi ahlaksız kullanmaları yüzünden de yakında yeni bir cezaya da çarptırılacaklardır.İşte;
"İsra Suresi:7:"İyilik ederseniz,kendinize,kötülük ederseniz yine kendinizedir. İki vaadden ikincisinin vakti gelince kötülükleri ortaya çıkarmaları ve ilk girdikleri gibi mescidde kibir edenleri yine cezalandırmaları için yeni bir millet gönderir."demektedir.
Burada son Moğol akınının yapan Timurlenk de anlaşılabileceği gibi,son Afgan-Irak halkının işgali ile yaptıkları zulümleri de hesaplamak hata olmaz inancındayım.
Zaten 4 halife döneminden kalan tek bir Kuran-ı Kerim'in mevcut olmadığını yazıyor araştırmacılar.
Ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü.İnsanlık,kardeşlik,hakça bir yaşam adına ne varsa ibret alalım ama diğerlerinin alınacak bir tarafı yok.Herkes gerçekleri görüp değerlendirmek zorundadır.
Batıdan teknolojiyi alıyoruz,Kur'an ve diğer dinlerde de iyi olan bir güzellik varsa ona da uyarız.Aynı teknolojiye sağladığımız uyum gibi.
Zaten bu dinlerin yaptırımlarının çoğu da bu kavimlere cezadır.Ayetler böyle yazıyor.
Buyurun:
Al-i İmran S.93- Tevrat indirilmeden önce Yakup’un kendilerine haram ettiğinden başka bütün yiyecekler İsrail oğullarına helaldi.De ki;doğru iseniz tevratı getirip okuyun.
Bu konuda son yazdığım yazıyı da bu cümleyi tıklayarak adilyargıç blogumdan okuyabilirsiniz.
Bu yazının ardından da bu cümleyi tıklayarak keykubat blogspot.com blogumdaki yazımı okuyarak da işi sonuçlandırabilirsiniz.
Benim şu anki çıkarımlarım bunlardır.Bilgi arttıkça yorumlar da değişecektir.
Yararlanılan Kaynaklar= Kur'an-ı Kerim Türkçe anlamı Sabah Gazetesi armağanı 1989 E.H.Yazır Tercümesi
*(Bu Kur'an kitabında ayet numaraları olmadığından ve bazı durakların basım hatası çıkmadığından ayet numaraları tutmayabilir.Ancak bir kaç ayet yakınındadır.)*
12.Gezegen Z.Zitchin (Tevrat ve İncil alıntıları kısmen)
Hz.Muhammed'in Hayatı M.Lings İnsan yay.2006
Nasıl Müslüman olduk? Başak yay. E.Aydın 1994 Mart-
Son