"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

1 Mart 2017 Çarşamba

HAYIR YENİ ANAYASA KABUL EDİLECEK GİBİ DEĞİL

YENİ ANAYASA DİKTATÖRLÜK ANAYASASI OLACAKTIR.

Mevcut Anayasamıza daha şimdiden yapılan İKİ EK MADDE ile devlet idaresinin şekli belirlenmiştir.
Geçici 1. Madde'de mevcut anayasaya göre Cumhurbaşkanı,  Milli Güvenlik Konseyinin görevlerinin HALK OYLAMASI ile kabul edildiğinde, Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığını yürüten Cumhurbaşkanının (Devlet Başkanı yazılmış), cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak YEDİ YILLIK BİR DÖNEM için seçileceği ve Cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getireceği, yetkileri kullanacağı belirtilmiştir. Diğerleri şimdilik tartışma konusu değildir.
Geçici 2.Madde ise kanaatimce diktatörlüğü tanımlamaktadır. Milli Güvenlik Konseyi üyeliklerinden birisi herhangi bir nedenle boşaldığında YERİNE ÜYE ALINMAYACAĞI belirtilmektedir. Yani üyeler ne kadar eksilirse TEK ADAMLIK o kadar rahat olacak demektir. Biri öldü, biri kaza geçirdi, biri yoğun bakımda...olduğunu düşünelim. Bu konuda sayısız komplo teorisi üretilebilir.

Yapılacak genel seçimler sonucu belirlenecek hükumet ile Milli Güvenlik Konseyinin adı "CUMHURBAŞKANLIĞI KONSEYİ" ne dönüşüyor.
Bu da, konsey üyelerinin Cumhurbaşkanının sadece getir götür memurlarına dönüştürülmesinden başka şey değildir. 

Cumhurbaşkanlığı Konseyinin Görevleri kısmında da, mevcut kazanılmış anayasal hakların korunulacağı adları anılarak belirtilmiştir. Ancak onlardan sonra sayılanlar ise endişe vericidir. Tamamen Padişah ile Sadrazam (başbakan) ve Vezirlerden (bakanlar) oluşan feodal yapıya dönüştürülen bir "CUMHURBAŞKANI" ve "CUMHURBAŞKANI KONSEYİ" TBMM'nin tüm yetkilerini üç maddede üstlenmiş görünmektedir.

Bunlardan en korkunçlarını aynen maddeden kopyalayarak ekliyorum; "
"a) ...milletlerarası andlaşmalara, dış ülkelere silahlı kuvvet gönderilmesine ve yabancı kuvvetlerin Türkiye’ye kabulüne, olağanüstü yönetime, sıkıyönetim ve savaş haline dair kanunlar ile Cumhurbaşkanınca gerekli görülen diğer kanunları Cumhurbaşkanına tanınan onbeş günlük sürenin ilk on günü içinde incelemek;
 b) Cumhurbaşkanının istemi ve tespit edeceği süre içinde: Milletvekili genel seçimlerinin yenilenmesine, olağanüstü yönetim yetkisinin kullanılmasına ve alınacak tedbirlere, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun yönetim ve gözetimine, gençliğin yetiştirilmesine ve Diyanet İşlerinin düzenlenmesine ilişkin konuları incelemek ve görüş bildirmek; 

Şimdi bu maddeyi biraz düşünerek yargılayalım;

Tamamıyla TBMM'ye ait olan yetkilerin tümü neredeyse Cumhurbaşkanlığı konseyine verilmiştir. "a" maddesinde sayılan milletlerarası anlaşmalar yapmak, şu anda hükumetin görevidir, DIŞ ÜLKELERE SİLAHLI KUVVET GÖNDERMEK VE KABUL ETMEK ise TBMM'nin görevidir. Bir madde ile hem hükumet hem TBMM devre dışı bırakılmıştır.
"b" maddesi daha korkutucu bir ifade ile başlıyor; "Cumhurbaşkanının isteğine göre". yani Cumhurbaşkanlığı Konseyi veya hükumet ya da TBMM partileri bir maddeyi ihtiyaç olarak belirleyemeyecek, öneremeyecektir, sadece TBMMM binasında konken oynayıp sekreterleriyle, metresleriyle aşklarını konuşacaklardır. Çünkü başka iş kalmıyor. Daha bitmediii... 
Cumhurbaşkanı İSTEMEDİKÇE, kimse genel seçimlere, OHAL uygulamasına veya bitirilmesine, RTÜK'e talimat vermeye veya görevlerini düzenlemeye kalkışamayacaktır.
Burada dikkat çeken iki terim çok önemlidir çünkü bu laik düzen ve demokrasinin sonu demektir ki şöyle;"GENÇLİĞİN YETİŞTİRİLMESİNE" ve "DİYANET İŞLERİNİN DÜZENLENMESİNE"
Yani halkımız aynen RTÜK ile uyutulmaya, aslı olmayan dini safsatalar, hadis, dua v.b. gibi narkozlarla uyutulup, kötü giden her şeyin gizleneceği bir ulusal haberleşme sistemi içinde hapsedilirken, GENÇLİĞİMİZ de RTÜK, DİYANET ve M.E.B tarafından seçilmiş en etkili köleleştirici eğitimle verilen narkozla hipnoz edilmiş ve her verilen emri "Allah'tan bilen" zavallı, aklı dumura uğratılmış olacaktır.
Ondan sonra gelsin FETİHLER. 
Yahu tank üretelim dedininiz motoru yok beee.
Neyse üzülmeyelim, savaşa sokacak güçler taka tuka bir şeyler verirler artık. Ortadoğu Jandarması olacağız ya Rusya, Balkanlar, İran, Çin her yeri fethederiz artık bu imanla.

Sıra geldi son maddeye;
c) Cumhurbaşkanının istemine göre, iç ve dış güvenlik ile gerekli görülen diğer konularda inceleme ve araştırma yapmak ve sonuçlarını Cumhurbaşkanına sunmak."

Bu da her türlü araştırma ve istihbaratı bu konseyin "CUMHURBAŞKANININ İSTEĞİNE GÖRE" yapacakları anlaşılıyor. Muhterem kişiliklerinin uygun bulmayacakları bir araştırma, mesela kendi veya çocuklarının veya görevlendirdiği resmi sivil örgütlenmelerin hakkında "anayasal, tck, cmuk gibi şeylerde belirtilen suçlar gibi basit şeylerle rahatsız edilmek istemediği sonucunu çıkartabiliriz değil başka sonuç ta çıkartamayız. Çıkaran varsa saçmalar bence.
Kısaca, TBBM partileri, hükumet iptal yani ilga yani kaldırılıyor demektir. Bizlerin gözlerini boyamak için de bu diktatörlüğün gerçekleşmesinde BÜYÜK EMEKLERİ geçen TBMM ve onları dışarıdan mali, siyasi destekleyenlerin evlatlarından veya göstereceklerinden oluşan kukla bir meclis de "dostlar demokrasi var desin" diye maaşa bağlanıp sabah gelinip akşam gidilen TBMM konken Salonu olacaktır.
Bunu anlamak için HUKUKÇU, AVUKAT, YARGIÇ, MİLLETVEKİLİ, BAKAN olmaya gerek yoktur. Zaten bunu yaptıranın da İmamhatipten sonra düz lise farkını vererek aldığını resmi sitesinde yazdığı gibi başka diploması da yoktur.
Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinde kendileri yazdırmışlar, bakınız isterseniz.


Şimdi merak eden Altıncı Kısmı toptan okuyabilir.

ALTINCI KISIM 
Geçici Hükümler 

GEÇİCİ MADDE 1- Anayasanın, halkoylaması sonucuTürkiye Cumhuriyeti Anayasası olarak kabul edildiğinin usulünce ilânı ile birlikte, halkoylaması tarihindeki Millî Güvenlik Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak, yedi yıllık bir dönem için, Anayasa ile Cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır. 18 Eylül 1980 tarihinde Devlet Başkanı olarak içtiği and yürürlükte kalır. Yedi yıllık sürenin sonunda Cumhurbaşkanlığı seçimi Anayasada öngörülen hükümlere göre yapılır. Cumhurbaşkanı, ilk genel seçimler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp, Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar, 12 Aralık 1980 gün ve 2356 sayılı Kanunla teşekkül etmiş olan Millî Güvenlik Konseyinin Başkanlığını da yürütür. İlk milletvekili genel seçimleri sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp göreve başlayıncaya kadar geçecek süre içinde, Cumhurbaşkanlığının herhangi bir surette boşalması halinde, Millî Güvenlik Konseyinin en kıdemli üyesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp Anayasaya göre yeni Cumhurbaşkanını seçinceye kadar, Cumhurbaşkanına vekâlet eder ve O’nun Anayasadaki bütün görevlerini yerine getirir ve yetkilerini kullanır



GEÇİCİ MADDE 2-

12 Aralık 1980 gün ve 2356 sayılı Kanunla kuruluşu gösterilen Millî Güvenlik Konseyi, Anayasaya dayalı olarak hazırlanacak Siyasî Partiler Kanunu ile Seçim Kanununa göre yapılacak ilk genel seçimler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun ve 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunlara göre görevlerini devam ettirir. 

Anayasanın kabulünden sonra 2356 sayılı Kanunun 3 üncü maddesindeki Millî Güvenlik Konseyi Üyeliklerinden birisinin herhangi bir nedenle boşalması halinde doldurulması usulüne ilişkin hüküm uygulanmaz
Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp göreve başladıktan sonra, Millî Güvenlik Konseyi, altı yıllık bir süre için Cumhurbaşkanlığı Konseyi haline dönüşür ve Millî Güvenlik Konseyi Üyeleri, Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyesi sıfatını alırlar. 
Millî Güvenlik Konseyi üyesi olarak 18 Eylül 1980 tarihinde içtikleri and yürürlükte kalır. Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyeleri, Anayasada Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin haiz bulundukları özlük hakları ile dokunulmazlığına sahip olurlar. Altı yıllık süre sonunda Cumhurbaşkanlığı Konseyinin hukukî varlığı sona erer. 

Cumhurbaşkanlığı Konseyinin görevleri şunlardır: 
a) Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilerek Cumhurbaşkanlığına gönderilen, Anayasada yazılı temel hak ve hürriyetlere ve ödevlere, lâiklik ilkesine, Atatürk inkılâplarının, millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunmasına, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna, milletlerarası andlaşmalara, dış ülkelere silahlı kuvvet gönderilmesine ve yabancı kuvvetlerin Türkiye’ye kabulüne, olağanüstü yönetime, sıkıyönetim ve savaş haline dair kanunlar ile Cumhurbaşkanınca gerekli görülen diğer kanunları Cumhurbaşkanına tanınan onbeş günlük sürenin ilk on günü içinde incelemek;
 b) Cumhurbaşkanının istemi ve tespit edeceği süre içinde: Milletvekili genel seçimlerinin yenilenmesine, olağanüstü yönetim yetkisinin kullanılmasına ve alınacak tedbirlere, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun yönetim ve gözetimine, gençliğin yetiştirilmesine ve Diyanet İşlerinin düzenlenmesine ilişkin konuları incelemek ve görüş bildirmek; 
c) Cumhurbaşkanının istemine göre, iç ve dış güvenlik ile gerekli görülen diğer konularda inceleme ve araştırma yapmak ve sonuçlarını Cumhurbaşkanına sunmak."

Buraya kadar okuyana son olarak şunları yazabilirim. Her şeyi tek elinde toplayan cumhurbaşkanı, bütün bürokrasiyi tespit etmekte, bütün yargıyı, genelkurmayı her şeyi elinde tutmakta, o istemedikçe yasa önerisi bile yapılamayacak, yurt dışına asker gönderip ülkeyi savaşa sokabileceği gibi, yabancı ülkelerin ordularını ülkemize davet edebilecek. Bu 11. yy. da Türk korkusuyla Papa İnnocenzio'dan yardım isteyerek Haçlı ordularını ülkesine davet eden I. Aleksus Komnenos'un büyük hatası, 1204'de Aleksiyus Angelos komutasındaki  IV.Haçlı ordusunun kabaran iştahla gelerek1204'de İstanbul'u yağmalattıran Bizans İmparatoru IV. Aleksios'u hatırlattı.

Ülkeye silahlı yabancı oırduları davet edecek ama doğan olumsuz sonuçlarından hiç bir yargı denetimine tabi olmayacak. Çünkü hükumet ve meclis genel seçimlere de karar veremeyecek. Cumhurbaşkanı memnunsa "hükumet devam edecek" dedikçe sorun yok, halk isyan mı etmiş, yolla üstüne bir ordu, kim öldü kim kaldı olacak.
Bana görünen bu gene de siz bir daha okuyun derim.

Hükmet, mevcut kamu kurumlarının memur atamalarını, maaş ödemelerin, ÜST AKIL(!) tarafından verilen emirler doğrultusunda "DEMOKLESİN KILICI" gibi yürütecektir mutlaka.
Ancak, CUMHURBAŞKANIna tanınan yetkiler bana arenalarda savaşan dövüşçüler hakkında "baş parmağını yukarı" kaldırdığında "YAŞASIN", "aşağı indirdiğinde" ise "ÖLDÜRÜN" emri veren Roma imparatorlarını hatırlattı.

Takdir sizindir.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Anayasa okumak için TIKLA https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2016.doc

CUMHURİYETİN TRAVMA YAŞATTIĞI KRİPTOLAR DEVLETİ YIKIYORLAR

TRAVMA GEÇİRENLERİN TARİHİ

1516'da Yavuz ile büyük güç haline gelen Osmanlı'yı frenleme siyasetleri, Türklerin Sünnileştirilmesi siyaseti ile Osmanlı'yı kendi kurcu milletine düşman haline getirmişti. Bunları Celali İsyanları olarak bilinen isyanlar tepki olarak takip etmişti.
Kendi halkını terk edip Rum, Ermeni, Arap sevicisi olmuş Osmanlı padişahları, saraya doldurdukları devşirme iç oğlanı köleleriyle yükseldiği gibi büyüme hızını birden kaybetmiştir. 
En büyük isyanlardan birisi 1658 Bitlis Abdal han İsyanı'dır ve Melek Ahmet paşa güçlükle bastırır. Evliya Çalebi'nin seyahatnamesinde ve Gürcistan'ın, "2003 Gürcistan Azınlık Raporunda Yezidi Kürtler ve Süryaniler"  başlığıyla Avrupa Parlamentosuna verdiği raporda da Kürt isyancıların, Ermenilr, Süryaniler, Gürcistan Gürcüleri ile paslaşarak bu isyanları yaptıkları sabittir. 
680 Osmanlı Lehistan Seferi Avusturya ile Prusya'nın kuzeyinden Baltık denizine çıkma çabası "Keşifler çağında uyumuş" Osmanlı'ya çok görülür. Çünkü o tarihte Kutsal İttifak olarak çalışan Hristiyan ülkeleri dünyayı işgal etmeyi başarmışlar, silah sanayiinde de fersah fersah Osmanlı'yı sollamışlardı. Haliyle ne kadar geri de olsa Osmanlı bir güçtü ve açık kapatılabilirdi. Hristiyan birliğinin karşısından arasına girmesine izin verilmedi. Önce Ruslar ve Avusturyalılar kışkırtıldı, Kırım seferleri yapıldı, 1683 Viyana kuşatmaları ile Osmanlı durdurulmuştu. Bundaki başarının sebebi da Balkanlarda Sırplara, Bulgarlara, Yunanlılara, Anadolu'dada Müslüman tarikatı görünen  Hristiyan Ermeni, Süryani, Yahudi, Yezidi Kürtleri kışkırtmalar ile başlayan Osmanlıyı savaş esnasında Hristiyan azınlıklarıyla içinden vurma siyasetlerinin getirdiği ilk ERMENİ SÜRGÜNÜ, Rize Hemşin Ermenilerinin 1680-1730 yılları arasında geçen "50" yıllık süreçte Anadolu'ya dağıtılmasıdır.
Hemşin Ermenileriyle başlayan kışkırtmalar geçen zaman içinde cesaretlenen öteki azınlıklara sirayet etmiştir.
Osmanlı'nın 1768-1774 Osmanlı Rus harbinde, Gürcistan Azınlık Raporunda, Gürcülerin, Rus Çarının emriyle Süryani ve Yezidi Kürtlerle işbirliği yaparak OSMANLI'YI HEM KAFKASLARDA HEM DE ANADOLUDA SIRTINDAN vurduğu yazılıdır. 
Bu savaşta yenilen Osmanlı 1174 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla, ülkesindeki tüm gayrimüslüm azınlıkların üzerinde Rusya'ya hak tanır. Bunu daha sonra onunla birlikte hareket eden Kutsal İttifak ülkelerine de tanımak zorunda kalır. Gelişmiş Avrupa'nın silahları ve paralarıyla güçlenen Azınlıklar her şekilde isyan edip devleti ele geçirmişler, planlarını önceden düşmana verdikleri savaşlarda sadece Türk ve Müslüman soykırımı yaptırmışlardır. (2003 Gürcistan Azınlık Raporunda Süryaniler, Yezidi Kürtler" başlıklı "adilyargic." blogumdaki yazımı paylaşan çok sayıda sitede de görebilirsiniz.)
İşte Osmanlıyı içinden yıkan kurtların hepsinin ortak hedefi de Balkanlarda kurulan Bulgar, Yunan, Romen, Macar, Sırp, Arnavut devletleri gibi 1915'de devlet olmayı umuyorlardı.
Bunu İttihat ve Terakki Partisi, Enver paşa ve ondan gelen Mustafa Kemal Atatürk cumhuriyeti tarihe gömmüştür.
İttihat ve Terakki ile Atatürk Düşmanlıklarının temeli de budur. Bunu yapanlar, sürgünlerden kurtulmak için Müslüman oldum diyerek sürgünden kurtulanlar ile 1917 Süveyş Kanal savaşını Cemal paşanın kaybetmesinin ardından İngilizlerin Türkiye'ye silahlandırıp sürdüğü 178.000 Ermeni isyancının bu gün aramızda yaşayan dini tarikatla, halkı Türk-Kürt ırkçılıklarıyla bölen, ekonomik krizlere mahkum eden "devleti yıkma temelli" siyasetlerinin de sonuçlanacağı tarih elbette 21. yüzyıldı.
Şimdi, 1915'de devlet olma hayalleri yıkılan ve bunun travmasını yaşayan azınlıklarını kendi internet sitelerinden, yazılarından çektiğim sayfa resimlerini okuyarak tanıyalım.

TRAVMACILAR

















Siyasi baskıyla alınan deli raporu ile kurtulan ilk Rize'li (Hemşin Ermeni'si)
Bunu Kadir Mısırlı takip edecektir.

DÜzce'ye yerleşmiş Hemşin kripto Ermen'isi Hasan Mezarc'ının TBMM'de soruşturulmasını istediği
Topal Osman'ın öldürülmesine neden olay Ali Şükrü Bey olayının
Atatürk'ü KORUMASIZ BIRAKMAK için kurulmuş bir
kripto Ermeni-Rum tezgahı olduğu anlaşılmıştır.


Tarihçi Cezmi Yurtsever'in tespitlerinden






Bu da Rize'li bir Ermeni vatandaşımız olmalı değil mi?
İnsani değil cüzdani imanlı çünkü







Aşağıda 10 yıl önce yayınladığım yazımı bu gün yeni belgelerime ilaveli olarak tekrar ediyorum;

Elan kapalı olan keykubat.blogcu.com blogumdan alıntıdır;
Cuma, 20 Nisan 2007

4 KASIM'DA WOLFOWİTZ'E GÖNDERİLEN İHANET MEKTUBU

Tayyip Erdoğan'ın Yüce Divan'lık suçlarını açıklamayı sürdürüyoruz. ABD'nin Türkiye'yi de bölen Büyük Ortadoğu Projesi'nin görevilisi olduğunu her fırsatta söyleyen Tayyip Erdoğan'ın 4 Kasım 2002 tarihinde yani seçimlerden 1 gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Paul Wolfowitz'e yazdığı ihanet belgesini getiriyoruz ekranlarınıza;

Dr. Paul Wolfowitz
Savunma Bakan Vekili
Pentagon
Washington DC, 20301
Ford
4 Kasım 2002

Değerli Dr. Wolfowitz,

Ülkelerimiz arasındaki tarihsel ortaklık ve dostluğun gelecekte de sürmesi ümidimi paylaşmak için, bu mesajımı ortak dostlar aracılığıyla doğrudan size ulaştırmak isterim.
Seçim sonuçlarının bizim genelkurmay saflarında biraz rahatsızlık yaratmış olabileceğinden, resmî konumunuz gereği, hiç kuşkusuz haberdarsınızdır. Bilmenizi isterim ki, onların Türkiye'nin müreffeh, seküler (çağdaş) ve birinci dünya topluluğunun güvenilir bir üyesi olması ümitlerini partim ve ben de paylaşıyoruz. Ve geçmişte hiç olmadığı kadar birleşmiş olan ülkemizin çıkarları için en iyisi olacak şekilde birlikte çalışabileceğimiz kanaatindeyim.
Bu amaçla, Org. Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem, özel bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum. Özel cep numaram şudur: 0533 7…
Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler.
Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.
Samimiyetle sizin olan,

Recep Tayyip Erdoğan
Genel Başkan

Tayyip Erdoğan, bu ihanet mektubunu 3 Kasım seçimlerinden bir gün sonra ABD Savunma Bakan Vekili Paul Wolfowistz'e yazdı. Mektubu özel kurye ile gönderen Erdoğan, özel cep telefonu numarasını da bu mektuba yazmış. Erdoğan mektupta, Genelkurmay'ı, 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarından rahatsız olduğu gerekçesiyle, ABD Savunma Bakan Vekiline şikâyet etti. Wolfowitz'ten Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı ile kendisi arasında arabuluculuk yapması istedi. Erdoğan'ın mektubundaki "bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler. Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Samimiyetle sizin olan," sözleri de bir "amir-memur" ilişkisini yansıtıyor.



Bu mektupla ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi memurluğunu açıkça sergileyen Tayyip Erdoğan, mektubu bu günü kadar yalanlamadı.

YORUM:Ulusal Kanal yine yeni bir başarıya imza attı.İkili ilişkileri belgelemede usta olduğunu bir kez daha gösterdi.ABD dünyanın Valisi,RTE efendi de sadık bendeleri imiş gibi yazılar.Bu millet de bu oylarını böyle verip böyl seçim yapıyor işte.
Kara Murat'ın Kazıklı Voyvodayı değiştirmeye gitmesi gibi bize de ABD kaç Sarı johny gönderiyor acaba?
Haberin doğruluğu yakında gündeme oturur.Hep beraber ne olacağını görürüz.Ben bu kanalın pek yanlışını görmedim ama okuyucu açısından en azından böyle bakmakta yarar var.

İstanbul’da kalıp ABD ve AB ülkeleri arasında AKP hükümetine destek toplayan ve bu konuda ciddi gayretler sarf eden Roger COHEN imzası ile internette yazılar yazan bu şahsın
tesadüfen sitesine girerek okuduğum yazısı çok ilgimi çekmiş olduğu için bir kısmını tercüme ederek sizlere de sunmaya karar verdim.
En dikkatimi çeken ifadesi ise en başında “FIGHT FOR TURKEY- Türkiye İçin Savaşın” ve aşağıda koyu siyah işaretlediğim satırlarıydı.Bu ifadeyi ben tanıyordum.1990-92 yıllarında ben Tunceli’de görev yaptığım yıllarda Tunceli’de “İngilizce “ kağıtlar dağıtılırdı.Bunları İstanbul’da hiç görmeme rağmen Tunceli’de rahatça görüyordum.O el ilanlarında şöyle bir başlık vardı “FIGHT FOR FATHERLAND-BABANIN ÜLKESİ İÇİN SAVAŞIN” “Baba”dan kasıt “İsa Peygamberdir.Çünkü Hıristiyanlığın ilk yedi kilisesi de Anadolu’dadır.
İşte Yedi Kilise'nin haritası.Yani hedef ülkemiz.Niğde'den Urfa,Hakkariye oradan Hindistana kadar gidiyor.Gökçeada'da varlığını unuttuğumuz Rum varmış.Onların hakları için geçen hafta baskı yaptılar.Birde buralara dolarlarsa Osmanlı gibi yandık.AKP bunu yapıyor.
"
“Fatherland” nasıl “Turkey” olmuştu?
Çok basit elbette artık “Türk’üm” demekten imtina etmiş “alt ve üst kimlikçi bir başbakanımız da varken “geçiş aşamasında “ bu kadar son bir kıyak yapılacaktı ve Türklerin adı anılacaktı.O da elbette “uyutmak için” yapılmaktaydı.
ABD-AB işbirliği ile ülkemizde gerçekleştirilmek istedikleri “Ilımlı İslam” devriminin geldiği aşamayı belirtiyordu.Bu aşamanın “ölümcül,düşmanca,kin dolu,şiddetli,çabuk ilerleyen...” anlamlarına gelen “Vırulent” kelimesinin seçilerek vurgulanması ise adamların bu işe ne kadar asıldıklarını açıkça anlatmaya yeterlidir sanırım.
Ayrıca,batı ülkelerinin geçmişte yaşamış olduğu “rönesans-aydınlanma ve din ile devlet işlerinin ayrılması mücadelesinde akmış kanları öne sürerek,ülkemizde gerçekleştirmek istedikleri son B.O.P senaryosunun da benzer olaylarla gerçekleşmesi gereğini de vurgulamış olmaktadır.
Bu senaryo bana nedense hep herşeyin bir başlangıcı olduğunu hatırlatır ve taaa oralara götürür.Hadi bir gidip gelelim(!);
I.Dünya savaşının hemen ardından ABD ve İngiliz yanlısı ayrılıkçı ve işbirlikçilerin kurdukları Hürriyet ve İtilaf Partisinin padişaha bağlı Kürdistan kurma planı Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının zaferi ile hüsrana uğramıştır.
Mustafa Kemal isimli biri birden çıkmış ve elinde sihirli değnek varmışçasına "Düveli Muazzamanın"  muazzam planlarını bozuvermişti.
Her şeyi altüst eden bu gelişme ülkenin teslim planını tam asırların emeğini boşa çıkaracaktı. Bunca emeğe yazık değil miydi?
12 Mart 1971 ABD yanlısı askeri harekat ile güçlenmeye başlayan bu işbirlikçiler,12 Eylül 1980’de tamamen ABD destekli askeri ihtilal ile desteklenmişlerdir.Bütün sağ ve sol parti ve gençlik örgütleri bu olayda ezilirken 1983’de Turgut ÖZAL ile 1919’ların işbirlikçi,”İngiliz ve Amerikan Muhipleri- İngiliz ve Amerikan bağlıları-Sevenleri” derneği üyelerinin kurdukları Hürriyet ve İtilaf Partisinin ardılları 03.Kasım 2002 genel seçimleri ile zirveye taşınmıştır.
Atatürk'ün bir şekilde siyaset sahnesinden çıkarılışının ardından İsmet Paşa'nın İngiliz idaresine ülkeyi  terk ettiğinden beri olan gelişmeler, devleti bu günün "ülkeyi bölmekle görevli ABD-AB destekli "Türk'üm" demekten kaçınan bir liderin  iktidar olduğu kara günlere böylece ulaştırmıştı.
Bu gün yaşanan karmaşanın ardında işte bu gerçekler vardır.İngiliz planlarını daima uygulayacak işbirlikçileri sayesinde istediği ortamı 80 yıl sonunda gerçekleştirmektedir.
İşte AKP destekçisi muhterem Roger’ın (Racır) kaleminden dökülenlerden birkaç satır;
“Türkiye’yi konuşalım.Sonucunda büyük ölçülere bağlı olarak demokrasi ve İslam’ın küçük bir meselesi (Türban) yüzünden herkesin seyretmek zorunda olduğu bir ülkenin ruhu için verilen bir savaşı konuşalım.
Batı,bu kavganın verilişi sırasında memnun veya sabırsız olmamalıdır. Yüzyıllardır,devlet ve kilisenin ayrı yapılanmasının yasal inşası öncesinde sayısız savaşlar ve çok sayıda ölüler olması gerekmiştir.
İslam dünya dinlerinin başta gelenleri arasında en genç olanıdır.Onun çağdaşlık çizgisine oturtulması ölümcül bir mücadele aşamasındadır.Hiçbir yer,batıya yönelik laik görünümlü,milli kahraman Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’lerde kurduğu modern Türkiye Cumhuriyetinin yerini almak için yükselen siyasal İslam’ın mücadele ettiği Türkiye’den daha muhafazakar değildir.Bu kavgayı seviyorum.Kemalist kurumlar için “Laik-faşist” ona karşın iktidarda olan AKP için “İslâm’i-faşist” gibi kaba ve yanlış yönlendirmeye uygun etiketleri yanında fakat açık ve cesurdur.”.......
Yaşım 50’ye gelmiş bir Türk Vatandaşı ve Türk Evladı olarak Türkiye hakkında birkaç satır yazı için Turgut Özal’ın bile milyonlarca dolar ödeyerek reklam yaptırdığını ve bu yolla ülkemizden bahsettirdiğini de hatırlarım.Bu adam ki ülkemizi onlara tamamen açan bir liderdi.
Ancak ne oldu da adamlar artık ülkemize tezgah kurup dışarıdan destek toplar hale geldiler artık vatandaş olarak sizler de bir karar verin.
Şimdi size Sevr Anlaşması günlerinden bu güne ufak bir anı tazelemesi daha yapmayı yararlı gördüm ve aşağıdaki satırları ekledim;
“Sevr Anlaşması Güneyde bir Kürt Özerk Bölgesi de yaratıyordu.Hatta,bu bölgenin güya Padişaha şeklen bağlı bir Kürdistan şeklinde teşkili için İstanbul’da Hürriyet ve İtilaf Fırkasından (Özgürlük ve Birleşme Partisi) yani ateşkes devrindeki iktidar partisinden Şeyhülislam Mustafa Sabri ile Zeynelabidin Efendi ve Vasfi bey heyeti ile Kürtler namına Ayandan Seyit Abdulkadir arasında bir sözleşme bile imzalanmıştı.İstiklal savaşının zaferi tabii bunu engelledi.
Lozan Anlaşmasında ise Kürdistan söz konusu olmadı.Zaten Kürtler namına konferansa yapılan müracaatla ,Kürtlerin ayrı bir talebi olmadığı ve Türklerle beraber yaşamak arzuları bildirilmiş bulunuyordu.
DEVLET KURMA HAYALLERİ İLE BAŞLAYAN İSYANLAR;
KÜRT İSYANCI’NIN İNGİLİZLERDEN İSTEDİKLERİ:
Seyit Abdülkadir:(1880 Mahri’li Şeyh Abdullah isyanını çıkaran Şeyh Abdullahın oğlu. Medine’ye sürüldü.1908 (Meşrutiyetin İlanı) ihtilalinden sonra İstanbul’a döndü.Ayan azası seçildi.Şeyh Sait İsyanından önce bir İngiliz temsilci zannettiği Emniyet mensubundan istediği ise :Kürt Krallığı,İngilizlerle İşbirliği,Akdeniz’e açılan bir çıkış kapısı,ve 250.000 peşin Altın idi.)
Şeyh Sait’in İsyan Nedenleri:
"Hilafet kaldırılmıştır.Zamanın imamı kalkmamıştır.Zamanın imamına biat (itaat) etmeden ölen peygamberin şefaatinden mahrum kalır."
...Vaktiyle Şeyhülislamlık dairesi olan binada şimdi kızlarla Romanya Üniversitesinden gelen Hıristiyan öğrenciler beraber oturup çay içmişlerdir.
(Bu bina kız mektebi haline getirilmişti ve o tarihte gelen Romanyalı kız öğrenciler bu mektebi ziyaret etmişlerdi.)
Dinin dünya işlerinden ayrılması uygun değildir.İslam ulemasına göre dinin dünya işleri ile hükümleri tıpkı ibadet gibidir.
diyerek Allah ve Ahret korkuları vererek Kürtleri isyan ettirmeyi başarmıştır.”
(* “Sevr Anlaşması” ile başlayan paragraftan buraya kadar olan bölümde yazılanlar tamamıyla Şevket Süreyya .AYDEMİR’in “Tek Adam “ isimli kitabından alınmıştır.)
Oysa;
Yunus Suresi:17- Yalan yere Allah’a iftira edenlerden veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kim olabilir.Suçlular elbette kurtuluşa eremezler.
“Meryem Suresi: 87- Rahman nezdinde söz ve izin almış olanlardan başkası şefaatte bulunamayacaktır.” Ayetine göre halifelerin veya şeyhlerin böyle yetenekleri ve izinleri yoktur.İnsanlar kandırılmıştır.
13 Şubat 1925’de Diyarbakır’dan Muş,Bingöl ve bütün doğu Anadolu’ya yayılan Said Nursi kökenli “İslam Kürdistanı” kurmak isteyen İngiliz Hükümeti destekli Şeyh Sait İsyanı 16.Nisan 1925'de bastırılmış, isyan yaklaşık 200.000 asker ve sivilin canına mal olmuştu.

Yukarıdaki satırlarda görüldüğü gibi bu Kürt isyanları hem bağımsızlık savaşının sürdüğü yıllarda hem de genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında “Hatay ve Musul-Kerkük” davalarının tartışmalarının en ateşli dönemlerinde çıkmıştır.
Kendi şahsi çıkarları için cahil insanımızı isyanlara,kardeş düşmanlığına itenler, yaşamayacağını bildikleri bir Kürdistan kurmak uğruna,diğerleri de Avrupa’ya bağlanmak adı altında “Pontus Devleti” uğruna ülkemiz insanlarını yıllardır kıydırmışlardır.
Hepsi de bu genç devlet tarafından bastırılınca bazıları da doğal olarak “travma” yaşamışlardır. Onlar da bu gün “travma geçiren” baba ve dedelerinin izinden gidenlerden başkası olmasa gerektir.
İşte travma yaratacak,tümenlerle vatan evladını yok yere ölüme gönderen ayrılıkçı Kürtlerin ve Pontusçu lazların Kurtuluş Savaş esnasında ve sonrasında çıkardıkları isyanlardan bir kaçı;
01-1919-22, Simko (Ismail Ağa) İsyanı
02-1919-11 Mayıs, Ali Batı İsyanı
03-1919-21 Mayıs, Mahmut Berzenci İsyanı
04-1921-6 Mart Dersim- Koçgiri İsyanı
05-1924-4 Eylül,Hakkari Beytüşşebab İsyanı
06-1924Nasturi İsyanı
07--1925-13 Şubat, Lice-Muş,Van-Elazığ Şeyh Said İsyanı
08-1925-10 Haziran, Nehri İsyanı
09-1925-7 Ağustos, Reşkotan-Raman İsyanı
10-1925 Kasım, 1. Sason İsyanı
11--1926-16 Mayıs, 1. Ağrı İsyanı
12-1926-21 Ocak, Hazro İsyanı
13-1926-7 Ekim, Koçuşağı İsyanı
14-1927-26 Mayıs , Mutki İsyanı
15-1927-13 Eylül 2. Ağrı İsyanı
16-1927-7 Ekim Bıcar İsyanı
17-1929-6 Temmuz, İt Resul İsyanı
18-1929-20 Eylül, Tendürek İsyanı
19-1930-26 Mayıs, Savur İsyanı
20-1930-20 Haziran, Zilan(Zeylan) İsyanı
21-1930-21 Temmuz, Oramar İsyanı
22-1930-7 Eylül, 3. Ağrı İsyanı
23-1930-24 Ekim, Dersim-Pülümür İsyanı
24-1930-Eylül, 2. Mahmut Berzenci İsyanı
25-1931-Kasım, Şeyh Ahmed Barzani İsyanı
26-1937-Ocak, 2. Sason İsyanı
27-1937- 21 Mart,I. Dersim İsyanı
28- 1938 I.ve II.Dersim isyanları

Sadece Kürtler mi?
Kanuni döneminden bu yana “Padişah indirip tahta Padişah çıkaran devşirme Yeniçeri ve Enderun tayfası Osmanlı’da yenilikçi bütün padişahları kimini 24 saatte tahttan indirmeyi ve Osmanlının yavaş yavaş soydaşları olan AB devletlerine teslimi işini I.Dünya savaşı ile tamamlamışlardı.İslam deyince bizim millet inanıyordu.
Yüzyıllardır bu I.Sultan Murad’ın "Yakın koruma askeri olan Yeniçerileri " Sırp ve Arnavutlardan kurması ile devlete musallat ettiği bu insanlar zaten devlet demekti.Avrupa'nın gözünde "Türk" de bunlardı.
İşte,Kurtuluş Savaşının başarısı ile devleti soydaşlarına teslim planı bozulan devşirmeler kendilerine işbirlikçi bulmakta zorlanmadılar.Çünkü "Müslüman olmak" gibi bir güce sahiptiler.Padişahı kıskaçta tutan yurt içinde kalmış işbirlikçi  çevresinin de destekleri ile halk genç cumhuriyete karşı kışkırtılır.

Kürt İsyanlarına aşağıdaki Türk isyanları da eklendi;

“25 Kasım 1925’de Şapka Kanunu'nun çıkmasıyla birlikte Rize, Trabzon, Gümüşhane, Giresun, Samsun ve Tokat, Amasya, Erzurum, Sivas , Maraş, Kırşehir, İzmir-Menemen, Kayseri'de sert direnişler yaşandı.
Şapka gerekçesiyle çıkarılan bölücü ve gerici isyanların bastırılmaları sonucunda , başta Erzurum İskilipli Atıf Hoca olmak üzere, Rize'de 8, Maraş'ta 7, Erzurum'da 4, Sivas'ta 3, İskilip'te 2, Menemen'de 28 olmak üzere, diğer yerlerle birlikte toplam 78 kişi idam edildi. Çünkü bu isyanlar yeni kurulan devleti yıkmayı ve Sevr planını uygulamanın önünü açmak için dış destekli olarak çıkarılmışlardı.Daha Atatürk zamanında 25 Kasım 1925’de çıkan Şapka Kanunu’na tepki bahanesi ile o zamanki adı Potomya olan Güneysu ilçesinde 28 Kasım 1925’de Laz’lar isyan çıkarırlar.
"Vergi de vermicuuuk askere de gitmicuuk " diye gösteri yapan bu insanların askeri karakolları basmaları üzerine isyan alevlenir.İsyan şiddetlenince,yani Güneysu dışına da yayılınca ortaya “Lazistan veya Pontus Rum Devleti “ mırıltıları da yayılıverir.

Bunun üzerine, o zaman ki Lazistan Vilayeti Valisi Mehmet Hurşit Bey isyanı Ankara’ya bildirir.(Bölge Lazistan Vilayeti,Rize Kazası olarak geçer.)
Bu bilgi üzerine rahmetli Atatürk,I.Dünya Savaşında Almanlardan miras kalmış Hamidiye zırhlısını gönderir.Rize üzerine toplar yağmaya başlayınca "Atma Hamidiye atma ,askere de gidicuuuk vergi de vericuuk" dedikten ve isyancıların elebaşları yakalanıp cezaevlerine konulduktan sonra top atışları durdurulur.
Bazı tarih kayıtlarına göre de ülke yararı açısından bu sözler “Şapka da takacağuk vergi de vereceğuk” şeklinde yumuşatılarak da verilmektedir.
İsyan sonucunda kurulan İstiklal mahkemelerinde 143 kişi yargılanır ve sanıklardan 14’ü On beş 22’si On, 19’u Beş yıla mahkum edilirken 8 idam cezası çıkar ve çok sayıda insan Sinop ve Adana cezaevlerine hapsedilirler.Lazistan veya Pontus Rum Devleti kurma isyanı da böylece bastırılmış olur.İsyanda yer alanların büyük kısmı da Şapka Kanununa karşı çıkan gerici hocaların kışkırttığı Türklerdir.Ama "dönme Rumlar”da çoğunluktur.

Oysa, şapkadan başka bir başlık giymekte direnmenin cezası, kanuna göre, üç aya kadar hafif hapisti.
 Çünkü bu isyanların ardında Padişahlığı geri getirmek isteyen İngiliz mandacıları ile dönme Rum ve Ermenilerin de işbirliği vardı.Amaçları asla şapkayı protesto etmek değildi.Devlet,son 200 yıldır karşılaşmadığı kadar çok iç isyanla karşılaşmış ve isyancıların bütün umutlarını toprağa gömmüştür.
Kürdistan,Pontus Rum, Büyük Ermenistan gibi devletler kurup onların başkanları olma hayalleri, maiyetlerine vaad ettikleri yüksek mevki umutları hepsi "idam sehpalarında" son bulmuştu. Henüz "üç yaşında" olan genç cumhuriyet mucizevi bir başarı ile isyanları da isyancıları da bitirmişti.
Bunca isyanın bastırılmasının ardından sonra bu dönmeler de değişik illere sürülmüşlerdir. Yunanistan'a değiş-tokuş veya sürgün olarak gitmemek için de birden “ulema Müslüman” olan dönmelerin şehirlerinden biri de Rize'dir.
(Türk ve sağ duylu olanlar lütfen alınmasın)

Doğu Karadeniz Bölgesinin  Türk soylu ahalisi üzerinde de son zamanlarda özellikle Turgut Özal hükümeti zamanında başlayıp, Mesut Yılmaz hükümeti ile devam eden Yunanistan destekli “Pontus’çu Misyoner “ faaliyetleri,sonucu ”Lazca” şarkılar ile “Rum Milliyetçiliği” yaratma faaliyetleri adeta serbest bırakılmıştır.”Ama sonunda iş artık tamamlanıyordu.Mustafa Kemal’in çıkardığı bütün sorunları ortadan kaldırıp tarih sayfasına sokacak bir hükümet bulmuşlardı.Artık ülkemize tezgah kurup dışarıdan “Misyoner Destekçisi” zengin Hıristiyanları ikna etmek ve 91 yıl gecikmiş “Haçlı Zafer”ini gerçekleştirmeleri sorun bile değildi.
Türkler dağılmış,herkes birbirine düşman edilmiş,insanlar günlük çıkarları ile uğraşır,vatan millet diye bir değer kimsede kalmamış denilecek bu günler gelmişti.

Yazımı bağlamak için,olayı şahsen yaşayan bir büyüğümün bir anısı ile devam edelim;
"Elazığ'ın civar illerinde akraba evliliklerinin sık olması yüzünden delilik yaygın olduğu için bölge halkı iki yılda bir bahar aylarında delilerini Polis vasıtası ile otobüslere bindirerek Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesine sevk ederler.Bu halen bildiğim kadarı ile uygulamada olan bir işlemdir.
Bundan 40 yıl kadar önce iki polis memuruna teslim edilen iki otobüs dolusu deli Elazığ'a gönderilir.Hastane delileri teslim alır ama delileri teslim aldıklarının kanıtı olan "Teslim Tutanağını" doktorlar bir türlü imzalamazlar.
Aradan bir gün geçer,polislerin ceplerinde karınlarını doyuracak paraları da yoktur.O zamanın şartlarında amirlerine telefonla ulaşma imkanları da yoktur.
Bu yüzden tutanağı imzalayacak doktor aramaktan helak olan polislerden biri lakayitlığa isyan eder ve bir iki doktorla işi kapışmaya kadar götürür.Kapışma bu çaresizlikten başlar.
Teslim tutanağını imzalayacak doktor bulunmazken,olay çıkaran polislerden biri için "deli raporu" yazacak doktorlar ortaya çıkar ve birini delilerin arasına bir raporla atıverirler. Diğerine de tutanakları ve raporu imzalayıp verir görev yerine gönderiverirler.
Polisin hakkında da bu nedenle "malülen emekli" işlemi yapılır ve memurun meslek hayatı biter. Gariban bir polis memurunu "bir raporla" deli etmekte tereddüt göstermeyen bu doktorlar "Travmatik olduklarını" açıklayan hükümet üyeleri için neden bunu yapmazlar anlamak mümkün değildir.
Tekrar söylüyorum ,devletin doktorları, neden "Travmatik bozukluk" geçirdiğini itiraf edenlerin devlet idaresinde görev yapamayacağına dair bir rapor hazırlamazlar ki?

Keykubat

 

The Fight for Turkey

By ROGER COHEN
ISTANBUL
Let's talk Turkey. A war is on for the country's soul and everyone should be watching because the little matter of Islam and democracy depends in large measure on its outcome.
The West should not be impatient, or complacent, in contemplating this fight. Hundreds of years, countless wars and myriad dead were required before church and state elaborated the legal architecture of their separation. Islam is the youngest of the world's major religions. Its accommodation to modernity is a virulent work in progress.
Nowhere more so than in Turkey, a conservative country fast-forwarded to Westward-looking secularism in the 1920s by the founder-hero of the modern republic, Mustafa Kemal Ataturk, and now grappling with the place in that republic of an ascendant political Islam.
I like this fight. It has its crude, misleading labels — the "secular fascists" of the Kemalist establishment in one corner against the "Islamofascists" of the ruling Justice and Development (AKP) party in the other — but it is open and vigorous. The crisis of Islam could use a broader dose of Turkish give-and-take.


1680`lerde başlatılan Karadeniz Ermeni İsyanları zaman içinde 1768-1774 Osmanlı Rus savaşının ardından imzalanan Ruslara sonradan diğer kutsal ittifak ülkelerine de tanınan "azınlıklar üzerinde hamilik" yetkisi ile Gürcistan merkezli Süryani Ermeni Yezidi ihanet koalisyonuna Rumları. Arnavutları ve çok sayıda azınlıkların katılımını da sağlamıştır.Oysa bunca ihanet. bunca düşmanlığın nedeni ise güneyde Musul. Kerkük, Arabistan  yarımadası petrolleri ile kuzeyde Bakü petrolleri ve Bakü Tiflis Batum petrol nakil hatlarıymış.
Balkanlarda ve Araplarda Osmanlıdan çıkan topraklarda devlet kuran batılı devletler ve onları yönettiği iddia edilen küresel Mason Sermayenin patronu Rotschild ailesi, Gürcistan, Ermenistan dışında bir devlet kurmak istememişlerdir ve bunları Osmanlının yıkılışında piyon olarak kullanıp hak ettikleri haklarını vermedikleri gibi küçük bir kıyım yaptırarak petrol bölgelerini emniyete almışlardır.
Bu yorum bana değil, uluslararası bir konferansta kaynaklar vererek konuşma yapan bir Ermeniye aittir. Hm bu tespiti yapıp hem de Türkleri "Ermeni Soykırımı" iftirası ile suçlamasını ben çelişkili ve vicdan dışı bir yorum olarak gördüm.
Kutsal ittifak ülkelerinin askeri ve siyasi baskıları ile bu işbirlikçiler devletin Sadrazamlık ve vezirik makamlarını ele geçirmişler ve planlarını önceden düşmana verdikleri savaşlarda Türk ve Müslüman askerlerin. savunmasız masum halkın soykırımına. mallarının yağmalanmasına.tecavüzlere.camilere. evlere doldurulup yakılmasına sebep olmuşlardır,
I.Dünya savaşı sonunda 1919'da tamamen teslim olan Osmanlı devletinin paşaları Malta'ya sürülmüş.devletin bütün idaresi, kurum kuruluşlarıyla işgal devletlerine geçmiş, bu ortamda yapılan soruşturma ve sorgulamalarda işgal güçleri herhangi bir azınlığa "etnik soykırım yapıldığına dair bir bulgu tespit etmemişlerdir.

Bu saçma, asılsız iftira, 1961 sonrası Nato'nun yeni yapılanmasında "I. Derece Korunması Gereken Ülke Statüsü" kaldırılan Türkiye raporuna İsmet İnönü'nün itirazına olumlu yanıt gelmeyince Amerika Birleşik devletleri ile ipler kopmuş, İsmet paşa Abdi İpekçi'ye Üsler Raporu hazırlatmış,Üniversitelerde "bağımsızlıkçı sol uyanışı" başlatmıştır. Bu rapor blogumda vardır.
1965'de hükumeti kaybeden İsmet paşa devleti Süleyman Demirel'e teslim etmiş, Nurculuk MHP'de ve kısmen Demirel hükumetinde yayılmıştır.
1971'de CHP'nin başından alınması ile aynı yıl Amerikancı cuntanın hükumete el koyması ile devlet ABD safına çekilmiştir. Başlattığı sol hareket de bilinen masum öğrenci idamları ile bitirilmiş, Amerikan karşıtlığı kırılmıştır.,
Bunu takip eden 1980 askeri darbesi ile devlet Süryani Ermeni dini temelli Kürt Vehhabiliği olan Nurcu Amerikancı çeteye devlet peşkeş çekilmiş, paralelinde PKK terör örgütü kurulmuş, ASALA tasfiye edilerek görevi bu örgüte teslim edilmiştir.1997 28 Şubat muhtırası ardından Amerikancı NATO subaylarınca halk bu Nurcu yapılanmanın iktidara taşınması için, "orduyu din düşmanı gösteren" operasyonlara imza atılmıştır.
1980'li yıllarda ABD tarafından seçilip, önce İstanbul Belediye başkanlığına oradan da bir şiir okuma sonucu verilen hapis cezası mağduriyeti ile halka mağdur olarak pompalanan Recep Tayyi Erdoğan ve partisinin iktidara getirilişi sahnelenmiştir.
Amerikalıların , Amerikan Yüzyılı adını verdikleri 21.yy dünya düzeninde coğrafyamız şekillendirmekte ortak olarak iktidara getirdikleri bu zatın görevi, 1915'de aşağıdaki yazıda belirtilen nedenlerle ertelenip bu yüzyıla sarkıtılmış minyatür gayrimüslüm devletçiklerin ilki olacak Kürdistan'ı kurmaktı.
En büyük destekçisi de onu "Amerika'nın deliğe süpürmesinden kurtaran Cüneyt Zapsu'ydu. Bu zat 1925 Şeyh Sait İsyanını çıkartan Palu'lu Şeyh Sait'in torunuydu.
03.11.2002' genel seçimleriyle iktidar edilen R.T.E ile ABD ve 22 NATO ülkesi orduları önce Afganistan, Irak, Libya ülkelerini işgal etmiş ve çıkarlarını 100 yıllığına garantiye almıştı.
Bu olaylar neticesinde  Kuzey Irak'ta Barzani, Talabani  Kürdistan ülkeleri ile Hakkari-Suriye sınırında bir Süryanistan kurulmuş, daha iki gün önce asırların Osmanlı düşmanı işbirlikçi Yahudi Kürdü Mesut Barzani idaresinde henüz B.M tarafından resmen tanınmamış Kürdistan Bayrağı asılarak devletin en yüksek mevkinde kabul edilmiştir.
Aynı oluşumlar malum terör örgütünden ayrılmış Kürt silahlı gruplarınca Türkiye-Suriye sınırı boyunca kurulmuştur.
Sadece Hatay ile birleşmesini engellemek için başlatılan ve R.T.Erdoğan'ı "vatansever gösterek Başkanlık seçimlerinde seçilmesini sağlamak" amacı ile bir "Fırat kalkanı" operasyonu ile gözler boyanmaktadır.
Çünkü, hazırlatılan yeni anayasa taslağı "federe devlet temeli" ile "R.T.Erdoğan'ın sınırsız sorumsuz TEK ADAM HAKİMİYETİ" üzerine hazırlanmıştır.
Bu da devletin bölüneceğinin garantisidir. Türk Bayrağının değiştirilmesi yasası da hala mecliste bekletilmektedir.
R.T.Erdoğan'in ve partililerinin şüpheli aile kökenleri yüzünden 300 yıl geriye uzanan iç isyanlar ile onları çıkartanların kökenleri araştırılmış ve bulgular tarafımdan yayınlanmıştır.

R.T.Erdoğan ile partisi AKP hükumet devleti yıkıp böleceği endişesinin haklılığını çıkartan bulguların, asırlardır devlet olmak isteyip ama İttihat ve Terakki Partisi ile ondan yetişen Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca 1915 Ermeni Tehciri, ardından kurtarılan vatan ile bunların devlet kurma hayallerinin son bulmasının yarattığı travmaların öcünü İslami cemaat ve tarikatlar içinde devleti ele geçirmelerini tarihi belgeleri ile yaşanan olaylar ile açıkladım.

Bu travmanın yaşanmasının da sorumlularının aslında ne İttihat ve Terakki partisi ne de Mustafa Kemal Atatürk olmadığı, gene bu travmacıları bu hayalle asırlarca uyutan batılı efendileri olan Küresel Sermaye olduğunu kendileri tespit etmişlerdir.

Okuyalım;

Ermeni Soykırımının Arkasındaki Siyonistler,Yahudiler


Yazan Jack Manuelian (Cek Manuelyan)
23.Nisan 2005 (24 Nisan Ermeni Soykırımı Anma Gününün Arifesi)

“Bu günkü çağdaş Türkiye’deki ata yadigarı (Ermenilerinin atalarının yadigarıymış bu topraklar,onu diyor.Ey nesli kuruyasıca) topraklarında,bir buçuk milyon Ermeni’nin zalimane bir şekilde mahvedildiği 1915-23 Ermeni soykırımı planı 1910 veya 1912 arasında gerçekten ayarlanmıştı.
Mevlanzade Rıfat’ın Türkçe olarak 1929’da yazdığı "Osmanlı Devriminin İçeriden Çöküşü” adlı kitabında,yeni Türk sultanının soykırımına Ağustos 1910 ve Ekim 1911’de,Müslüman takiyyesi yapan sinkretist Yahudi olan  Talat,Enver,Bahaeddin Şakir,Cemal ve Nizam paşalardan oluşan Genç Türkler komitesi ile yaptığı toplantıda karar verdiğini yazmıştır.
Rotschild (İllumanati yapılanmasının baş aktörü J.P.Morgan Grubu,Said-i Kürdi ve öteki Ermenilerin kışkırtıcısı dünya devi şirketlerin sahibi aile.Adilyargıç'ın notu)–Büyük Doğu Locasına ait Selanik Otelinde buluştular.Sinkretizm (Syncretism) Masonluk olarak tanımlanan farklı inanışların bileşiminden oluşan inanç şeklinin uygulanmasıdır. 1897’de Masonlar Fransa’da iktidara geldiklerinde “Liberty,Fraternity,Equality-Özgürlük,Kardeşlik, Eşitlik” diye bağırıyorlardı.1908 Genç Türkleri de aynı sloganla iktidar olmuşlardı.
Schiller Enstitüsünden Joseph Brewda’nın 1994 konferansında “Palmerson Launches Young Turks to Permanently conrol Middle East-Palmerso Ortadoğu’yu kontrol etmeleri için Genç Türkleri piyasaya sürüyor” başlıklı çalışmasında kesin Yahudi olduğu belirlenen Emmanuel Karasu tarafından kurulan Genç Türkleri işaret ediyordu.
“1890’da Karasu’nun Genç Türkler örgütünü,o zamanın Türkiye’si şimdinin Yunanistan’ının parçası olan  Selanik’de kurduğunu” söylüyordu.Karasu ayrıca “Macedonia Resurrected-Makedonya’nın Dirilişi” adı altındaki İtalyan Mason Locasının da büyük üstadıydı.Loca aynı zamanda Genç Türklerin ve bütün Genç Türk üyesi önderlerinin de karargahıydı.
Mr Brewda şöyle devam ediyor;”Genç Türkler rejimi süresince Karasu önderlik etmeyi sürdürdü,Sultanla buluştu ve tahttan indirileceğini ona söyledi.Kendisi,sultanı ev hapsine almakla görevliydi.Genç Türkler örgütünü Balkanlarda işe koştu.I.Dünya Savaşı sırasında imparatorluğunu bütün su ihtiyaçlarını karşılamakla görevliydi."
İşin alaya alınacak yanı,dört yüz yıl önce Avrupalıların kovduğu Yahudileri ülkesine alan,ağırlayan Türk sultanları şimdi,gizli Yahudi toplumu ve Siyonistler  tarafından 20.yüzyılda tahttan indiriliyor,ülkesinden kovuluyordu.,Osmanlı İmparatorluğunu  yıkıyorlardı.Zaferlerini de bir buçuk milyon Hıristiyan Ermeni,yarım milyon Grek,yarım milyon Ermeni-Süryani halkını katlederek kutluyorlardı.
1982’de İsrail ordusu Lübnan’ı işgal ettiğinde zaferlerini Şattila kampına milislerinin iki gün içinde girerek Filistinli kadın ve çocukları katletmelerine izin vererek kutlamışlardı.
Kampta kalanların %80’i öldürülmüştü.Öldürülenlerin büyük çoğunluğu silahsız yaşlı,kadın ve çocuklardı. Filistin’li şahitlerin ifadelerine göre hiçbirisinde ne bıçak ne de tabanca vardı.Bütün bunlar Yahudilerin şeytani kitapları olan Talmud’un, doğrudan veya dolaylı olarak “Her Yahudi kurban olarak  tanrısızların kanını dökmelidir”  diyerek Yahudileri öldürmeye teşvik eden ilkelerine göre yapılıyordu.(Talmud-Bammidber Raba c21&Jalkut 772) Talmud’a göre Yahudi olmayan bütün herkes “tanrısızdır”.Ve,”Tevrat’ı inkar eden herkesi öldürmek yasadır.Hıristiyanlar da Tevrat’ı inkar edenlerdendir.”(Talmud-Coshen Hamischpat,Hagah,425)(Aynı yasa Grek Tevratında da vardır.Türkleri camilere,evlere doldurup yakan Haçlı Zihniyetinin de kaynağıdır.Adilyargıç)

Bu aslında onlar için çok temiz bir hükümdü.
İsa geldi ve Yahudi’lerin inandığı kertenkele tanrıları için önceden gerekli olan masumların kanlarını dökmelerini isteyen Talmud’unun ayetlerinden bizleri ve sırasıyla insanlığı korumak,insan ve hayvan kurbanına son vermek için cesurca bir girişimde bulunarak kanını döktü.
Ortadoğu’daki onlara vaat edilen yeni anavatanlarında bulunan şeytani tanrılarının iştahlarını yatıştırmak için insanlığın milyonlarca ve milyonlarca üyesini en iyi sonucu alacak şekilde planlanmış toplu katliamlara uğrattılar.
Görünüşte,20.yüzyılın ilk yarısındaki, yüz milyonlarca insanın (altı milyonu Nazi katliamına uğrayan Yahudilerdir.) kurban edilmesi tanrılarının iştahını yatıştırmak için yaptıkları bağışlardır.

Genç Türklere dönüldüğünde,Mr. Brewda,”Diğer önemli öğe basındı,Genç Türkler  iktidardayken kendi adlarını da içeren çok sayıda gazeteler çıkardılar.Bunlardan birisinin yazarı da Rus Siyonist önder Vladimir Jabotinsky’ydi diye yazmaktadır.Jabotinsky gençliğinde İtalya’da eğitilmişti.
Mr.Brewda,Talat’ın örgüte sızmış bir Yahudi olduğunu ;”Elbette,Genç Türk Hareketine yardım eden bazı Türkler de vardı.Örneğin Talat paşa.Talat,I.Dünya Savaşı sırasında içi işleri bakanıydı ve diktatördü.1908 darbesinden bir yıl öncesinden  Karasu’nun Selanik’teki mason locasının bir üyesiydi ve İskoç Mason Locasının ayinlerinin büyük üstadı  olmuştu.

Waşington’daki İskoç Mason Locasına giderseniz,İskoç Mason ibadetinde Genç Türklerin önderlerinin çoğunu orada bulursunuz.(Waşhington’da ibadethane açacak kadar sevilen bu işbirlikçileri neden kötülüyorsunuz o zaman.Demek ki size darbe vurmuşlar .)

İngiliz ve Fransızlar 1916’da açgözlülüklerine boyun eğerek Osmanlı devletini kendi aralarında paylaşmak için anlaşmışlardı. Hemen ardından Türk yayıncılar tarafından binlerce ve binlerce olarak basılarak dağıtılan Hitler’in “Men Kampf-Kavgam”  adlı Semitizm karşıtı kitabı,Türkiye’de en çok satılanlar arasındaydı.(Kitabın ilk cildi 1925’de ikinci cildi 1926’da basıldı.Adam 1916’dan bahsediyor.Çevirmenin,Adilyargıç'ın notu)

Sultanlarının,Siyonist  Yahudilere vaat edilen büyük Filistin toprakların verilmesini ret etmesiyle imparatorluğun çöküşüne sebep olacak bu kararlarından sonra Türkler uyanıyorlar mıydı acaba?
(Hani bunlar Yahudi’ydi? Çevirmenin notu)
İsmet paşa'dan"İngiliz'e Sadıkız" haberi.
Ve,boyun eğdirilmiş Türkler  gerçek idarecilerini yeniden keşif  mi ediyorlardı?
Çağdaş Türkiye’nin kurucusu mavi gözlü Yahudi asıllı Mustafa Kemal’e istek duyuyorlardı.
Türkiye’nin en az diğer iki Cumhurbaşkanı’nın da (Celal Bayar ve İsmet İnönü’nün) Yahudi oldukları bilinir.(İsmet İnönü Yahudi değil Malatya’ya yerleşmiş,İzmir Amerikan kolejinde okumuş Bitlis Ermeni dönmesidir.Eşi Bulgaristan Razgrad’lı Türk’tür.Celal Bayar Razgrad'lı Bulgaristan muhaciri olup,Bursa Yahudi Lisesinde öğrenim görmüştür,çevirmenin notu.)

Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul’da,On binden az Yahudi, iki yüz bin kadar Ermeni-Grek tüccarın ülke ekonomisini ve sanatını ellerinde tuttukları bilinmektedir.
Hıristiyanlar ve Yahudiler asırlardır ülkeyi ellerinde tutmak için aralarında sıkı bir yarış  içindeydiler.Bu yarışta hep Yahudiler kaybediyor,sultanlar tercih edilen Hıristiyanları dinledikleri için daima Hıristiyanlar kazanıyordu.Çünkü Hıristiyanları öldüren kötü sultanlar sadece birkaç taneydi.
(Demek ki Osmanlı’yı satan dönme Hıristiyanlarmış.Yahudileri niye suçluyoruz?Çevirmenin notu.Osmanlı'nın tarihinde bir Yahudi İsyanına rastlanmaz.)
Siyonist Yahudilerin Türkiye’yi devralmalarıyla Hıristiyanlar dışlandı ve görüntüsü olarak da 20.yüzyılın ilk soykırımı yaşandı.(AKP ve Said-i Kürdi,ardılı Fethullah Gülen'in yıllardır iddiaları bunlardır.Artık kim kimdir anlayınız.)
Liman Von Sanders paşa ile Çanakkale
Ermeni&Yahudi Soykırımı Projesi” ile ilgili diğer uzun makale ise, ”Eliminating Etnic Conflict Along the Oil Route From Baku to Suveyz Canal Region-Bakü’den Süveyş Kanal Bölgesine Irk Kavgalarını Yok Etmek adıyla Clifford Shack’ın Web sitesine postaladığıydı.

Mr Shack Rothschild ailesinin (İlluminatı yapılanmasının baş aktörü olan,günümüz J.P Morgan ailesi,O zamanlar,Ermeni ve Kürt isyanlarını paralarıyla tahrik eden aile.Adilyargıç) Fransa kuruluşlarının Rusya-Bakü’deki ucuz Rus petrolünü Adriyatik’teki rafinerilerine taşımakla ilgilendiklerini yazmaktadır.
Bu ilgileri nedeniyle Bakü’den Batum’a demiryolu inşa ettirmişlerdi.Bu girişim,dünyanın ihtiyacı olan Baku petrolünü dünyaya açmıştı.Bu demiryolu sayesinde Rothschild ailesi satabileceklerinden daha fazla petrol sahibi olmuştu.
Amerikan şirketi Standart Oil ile yarışmaktan korktukları için Süveyş’in doğusunda kalan uzak doğu pazarına göz dikmişlerdi.
Mr Shack’ın işaret ettiğine göre,”Açıkgöz Rothschildların” Fransa Şubesi muhtemelen değişik petrol bölgelerinin sömürülmesine katılmayı hesaplamıştı.Bakü’deki Royal Dutch’a katılmalarından üç yıl sonra 1905’de üretim aniden durma noktasına gelmişti.

Siyasi faaliyetlerle sallanmalarına rağmen,karışıklığın asıl nedeni bölgedeki Müslüman halk ile azınlık nüfusa  sahip Hıristiyan Ermeni halk arasındaki karışıklıklardı.
Bu karışıklık ilk kez Bakü petrolünün dünya pazarına ulaşmasını engellemişti.Standart Oil “Barış Battaniyesi” altında pazarın eksik olan ihtiyacını karşılamaya başlamıştı bile.Royal Dutch/Shell Group (Nobles) Bakü’deki yatırımlarını alevler içinde seyretmeye başlamışlardı.
Irki karışıklık sorunun gerçek nedeniydi.Gelecekte böyle sorunların yaşanmasını engellemek için önlemler almayı üstlenmek emniyetli olabilirdi.

Petrol şirketleri bu olay ile tarihten gerekli dersleri aldıklarından şimdiki Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattının emniyeti için Bakü’de Ermenilerin kalmaması gereğinden herkes emindi.(Bu yüzyıl öncesinin projesi.Uyanın cemaaaat!!!Adilyargıç.)
Mr.Shack,Bölgede çok sayıdaki Ermeni nüfusunun yok edilmesi bölgedeki ırki sorunu çözmeye yetmiyordu.Yakın bölgedeki olası ırki karışıklıklara yataklık edebilecek diğer kaynakların da kurutulması gerekiyordu.Diyor ve soruyordu;-“Bölgedeki  barışın sağlanması için uygun fiyat olan küçük bir Ermeni azınlığın yok edilmesi,uzak doğudaki yatırımları ve diğer gelişmeleri riske sokmuyor muydu?"

Ve de “İnsanın kötüsünün kızgınlıkla öç alma özelliğine" sahip olduğunu işaret ediyordu.
Bay Shack,kendi sorusunu “Büyük İş ve Büyük Şirketler “başlıklı makalesinde kendisi yanıtlıyordu:”En azından sorunun çözülebilmesi için Bir milyara hizmet etmek için bir milyonun soykırıma uğratılmasını istemek makuldür."Ama bu nasıl yapılabilirdi?
(Ermenilerin sürülmesi,soykırıma uğratılma kararları böyle alınmış.
Kim almış? 
-Amerika'lı.İlluminati örgütünün baş patronu.
-Peki,Ermeni,Suryani,Dersim soykırımı iddia edeceğinize,hazır,sizi kışkırtmış bu zengin bu heriflerden hakkınızı istesenize?
-Yemedi değil mi?
-Köpeklik daha kolay.Mazluma saldırmak en kolayı.)

Makul bir şekilde açıklanamasa  da muhtemelen bölgedeki Müslüman Türklerin,Kürtlerin,Azerilerin tahrik edilmeleri planlayıcılar açısından yeterliydi:
İşaya 30.Bölümde Tanrı peygamberine konuşur;”Günah işlemek amacıyla bir planı icra etmek üzere birleşen,tanrının emrini dinlemeyi ret eden asi çocuklara,isyankar insanlara eyvahlar olsun,onlar benden değillerdir....”

Hikayenin tümü böyle değildir,ona karşı kötü yaratıkların işbirliği de vardır.Amitakh Stanford http://www.xeeatwelve.com/ web sitesindeki makalesinde “Anunnaki kalıntıları halen yeryüzündedir” diye yazar:”
Cenazesi İzmit'e taşınırken
Z.Sitchin’in haklarında özür yazdığı bu dehşet verici yaratıklar,Anunnakilerdir.Sitchin’in okunan materyallerinde, konuşmak için hiçbir iz bırakmadan ayrılmış,kendi gezegenlerini korumaya çalıştıklarının anlatıldığı hikayede olabildiği kadar hoşa gidecek şekilde boyanarak sunulmuşlardır.
Oysa Anunnakiler buraya işgal ve köleleştirmek için gelmişlerdir,başka hiçbir hatırlı amaçları yoktur.Anunnakiler insanları ve diğer türleri gezegende seçmektedirler.Bundan önce de sık sık soykırımlar yaptılar.Her nasılsa bu gün üstü örtülen bir terim olan “etnik temizlik” terimini kullandılar.

İnsanlar arasında farklılıklar yaratarak bir birlerine karşı şüphe ile bakmalarını sağlayarak böldüler,bir ırkın kendilerinin destekledikleri diğer ırkı hakir görerek aşağılamasını sağladılar. Tarihin herhangi bir sayfasına baktığınızda bunun böyle olduğunu göreceksiniz.20.yüzyılda yapılan Yahudi ve diğer soykırımlar buna örnektir.("Hileci Tanrının Çocukları"başlıklı yazım bunu anlatır.çevirmenin notu.)
Böylece bütün bunlardan sonra bu uzaylı varlıkların sahiplendiği, bu kötü yaratıkların çeşitli farklı türlerinin eğittiği,hile ile yönlendirdiği  insanlar yüzünden olağan insan türü olarak aramızda geçinemiyoruz.

Bu araştırma makalesinin telif hakkı yoktur.Basılıp dağıtımı serbesttir.Semitizm karşıtı yazara izin almak için boşuna telefon etmeye gerek de yoktur.Bir Yahudi’nin hayatı tehlikede olduğunda,o Yahudi’nin yardımına ilk gelen de o olacaktır.
Ona Semitizm karşıtı bir telefon etmeden önce İncil’in tanrısı ve Semitizm karşıtı  peygamberine telefon etmeniz daha yararlıdır.Olmazsa İncil’i daha dikkatli okumalısınız.
Joseph Brewda’nın  makalesine gitmeden önce,arama çubuğuna yazarın http://schillerinstitute.org/ adını koyarak web enstitüsüne ulaşabilirsiniz.
Clafford Schak’ın makalesi için de Yahoo arama çubuğuna adını koyarak sitesindeki gönderilerine ulaşabilirsiniz.
Osmanlı Devriminin İçten Çöküşü” adlı kitabın İngilizce’sinin varlığı bilinmemektedir.1939’da Lübnan’da Donigian Press tarafından Ermenice’ye çevrildi. http://www.rense.com/
Yazarın Notu;Turkiye’nin 7.Cumhurbaşkanı Kenan Evren de Sabetaycı Yahudi olduğu herkesçe bilinir.”
"Kenan Evren Yahudi Kürdü olabilir.Benim tespitlerime göre kızının adı "Miray"  olduğundan,bu adın Kürt beylerine ve soylarına verilen Fars (İran) kökenli bir ad olmasından dolayı muhtemelen Dersim'li dönme Ermenidir. En iyi ihtimalle,Yahudi Hazar Türklerinin Kürtleşmiş hali olan Yahudi Kürtlerinden dir ki,böyle olsa bu kadar da işbirlikçi olmazdı inancındayım.Adilyargıç"

Sayfadaki Alıntıları Türkçeye çeviren adilyargıç/keykubat 

Buraya kadar okuduğunuz çeviri  yazıda adı geçen Emmanuel Karasu,19.yüzyılda,Napolyon’un İtalya’yı işgalinin ardından general Garibaldi’nin başlattığı İtalyan Bağımsızlık Savaşı sırasında meydana gelen kıtlık sonucu yurt dışına göçmek zorunda kalan beş milyon Levanten adı verilen İtalyan Göçmenlerinden İzmir’e yerleşenlerinden “Milliyetçilik” kavramını öğrenmiş ve İtalya’ya giderek orada bu ideolojiyi öğrenmiş,ardından da Yunanistan’da Alman Habsburg hanedanından etekli bir prensin getirilerek Yunan Kralı yapılmasına karşı isyan eden ve sömürgeci güçlerin bölgeden atılması amacına dönüşen Grek Devrimci sol isyanlara önderlik etmiş, İngiliz-Alman sömürgecilerin kovulmasına hizmet etmiş bir devrimcidir.Emmanuel Dadaoğlu olarak da bilinir.Geniş bilgi için “Sola Açılan Haçlı Seferi ve Cumhuriyet ” başlıklı yazımı okuyunuz.

Amerika ve İngiltere orduları onun başlattığı devrimci hareketi 1948-51 arasında Yunanistan’a ordu çıkararak yaklaşık üç yıllık bir savaştan sonra durdurabilmişlerdir.
Kıbrıs’ta Türk,Grek devrimci kardeşliği İngiliz-Amerikan üslerine karşı saldırılarla sürmüş,İngilizlerin hilesi olan ”Kıbrıs’ın iki ülke arasında paylaştırılması”  projesi gereğince Türk ve Grek ordularınca bu devrimciler imha edilmişlerdir.Ancak karşılığında Kıbrıs tam olarak ne Greklere ne de Türklere teslim edilmemiş,sinsi bir aldatmaca olarak sürmektedir.

Gelelim Genç Türk olayına.Bu olay da başında Balkanlar ve Ortadoğu’dan sömürgeci batılı devletleri atmak amacına yönelik bölge halklarının “ırkçılığı dışlayan” sosyalist zihniyetteki her halktan insanların katıldığı bir olaydır.
1919 sonrasında aralarında işbirlikçiler çıkmıştır,ancak Cumhuriyeti kuran kadro bu kadrodur.Kimler olurlarsa olsunlar,ülkenin birliğine,bütünlüğüne çalışmışlar,sömürgeci karşıtlığını esas almış devrimcilerdir.Zaten dindar olanlardan sömürgecilere karşı olup da bu "Kurtuluş Savaşını” başlatıp yürütecek siyaset üretecek beyne sahip kimse de yoktu.Hepsi "saltanat ve "Düvel-i Muazzama-Dünyanın mükemmel hakimleri" olarak bilinen (İngiltere,ABD ve yandaşı olan Avrupa devletlerine verilen ad) hayranı olan saltanatçı ve hilafetçiydiler.

Cumhuriyetin kurulmasını takiben Atatürk'ün,isyanlarla gözden düşürülüp,elbirliği ile öldürülmesinden sonra gelişen olaylardan sonra İsmet paşanın II.Dünya Savaşı korkusu ile İngiliz-Amerikan işbirlikçiliğinin ardından ihanetler daha da artmıştır. Çünkü,devlet sömürgecilere Atatürk’ün ardından tepsi içinde ikram edilmiştir. İhanet de kaçınılmaz olmuştur.
Halk da “din-Allah” adı ile dolaşan yalancı işbirlikçilerin ağzına bakıp bu insanları karşısına aldıysa halkın da suçu bunda yok değildir.

Devamında yazı Genç Türk Hareketinin tümünün Sabetayist Yahudi olduğunu ortaya koymuş.Öyleyse,bu Sebatayist Mason yapılanması gücünü İskoç Mason Örgütünden de alıyorsa,Ermeni soykırım olayını da Rothschild Şirketler ailesinin çıkarları uğruna “kışkırtmalar  sonunda”  bunlar yapmışsa neden Türkleri "Ermeni Soykırımı” diye düzmece bir olayla suçlayıp,masum Türk Milletini haksız yere suçlamaktadırlar.

Bu gün,”soykırım” iddiaları ile Ermenileri ve diğer azınlıkları tahrik eden küresel sermaye bu “Mason Sermayesi”,  İlluminatici (Nurcu) Bilderbergçiler,Sintolocistlerden,Avrupa’lı ve Amerika’lı Yahudilerden oluşmaktadır.
Soykırımı madem bunlar planladılar,kışkırttılar,Ermeniler ve diğer azınlıklar Türklerden değil bunlardan,halen üzerimize onları salan küresel sermayeden  tazminat alsın.
Çünkü Türkiye Cumhuriyetini 1950’de onlara her şeyi ile teslim edenler de bunlardır.
Üstelik yazıyı yazan da Ermenidir.

Türk milleti tercihini yaparken aldatmacalardan uzak durmalıdır.

Salaklığın ve ihanetin ilacı yok.

Onu kötüleyenler de yazdığım gibi,”devletli” olma derdine düşmüş fırsatçı,"İlluminaticileri Müslüman Nurcu" diye gösteren ve halka tanıtan işbirlikçi,hain yılanlardan başkaları değildi,bu gün de onların çocukları bunu sürdürmektedir.

Bu asılsız iddiaların,gerçekleri bilenler karşısında hiçbir değeri yoktur.
Ha,ben “İslam Kürdistancısı,İlluminatici-Nurcu ,Fethullahçı ve bilmem neciyim” diyorsanız sizden her şey beklenir zaten.

Türk milleti,800 yıl Grek İncil’ini ret ettikleri için Ermenileri,Emevi ve Abbasi’lerin çöküşleri ile Müslüman Kürtleri ve tekrar Ermenileri de soykırıma uğratan Doğu Roma’nın elinden kurtarıp devletin idaresini verdiği, koynuna sokup besleyip,güç verdiği Ermeni,toprak sahibi ettiği işbirlikçi feodal Kürt ve devşirme Grek,Rum yılanları tarafından sokulup zehirlenmekten helak olmuştur.

Müslüman ve Hıristiyan Araplar ile Batılıların dinlerinden kaynaklanan Yahudi Düşmanlıklarını,İngiliz Amerikan istihbarat ve Vatikan masalarında hazırlanmış “İlluminatici =Nurcu-Ermeni-Kürt Vehhabiliği” ile Müslüman Türklere de aşılayarak,dünya siyaset sahnesinde “tek dostu” olan Yahudilerden de koparmayı amaçlamaktadır.

Yahudi Cesaret Madalyası takdimi
İlginçtir ki,Yahudi olarak suçlanan ve bu yazıdaki yapılanmanın devamı olan Ergenekoncular da şu an Yahudi İsrail devlet başkanı Şimon Peres’in “Yahudi Cesaret Madalyası” ile kutsadığı ilk Türkiye başbakanı olan  Recep Tayyip Erdoğan  tarafından Silivri Tiyatrosunda mağdur edilmektedirler.

Ayrıca Sabetaycı Yahudiler “Kızılbaş” sayıldıklarından Yahudi de sayılmamaktadırlar.

“One Minute” çakma olayının ardından Şimon Peres’in “Gelecek Türkiye’dedir,biz Türkiye’yi yüceltecek her hareketin arkasındayız” diyen beyanını bloglarımda bulabilirsiniz.

Kurtarıcılarına Küfüreden Milletler Yok Olmayı Hak Ederler.
Görüldüğü gibi,Atatürk’ü yermek,aşağılamak uğruna yapılan düşmanlıkların arkasında gene “yerli işbirlikçilerin” elleri görülmektedir. Çünkü Atatürk hem bu işbirlikçilerin babalarını,dedelerini hem de sömürgecileri hayal kırıklıklarına, travmalara sokmuş bir “anti emperyalist” devrimcidir.
Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığını 1939’da “altın tepside” sömürgeci  güçlere sunan ne İsmet paşa  ne Şeyh Said,Seyit Rıza ne de Said-i Kürdi aleyhine bir tek cümle bulamazsınız.

Kimden darbe yemişlerse onu yermektedirler.Kırıklık duyduklarını da “Sabetayist Yahudi” diye adlandırmaktadırlar. Oysa bu günkü B.O.P projelerinde onlardan oldukça yararlanmaktadırlar.Dünün Kürtçüsü bu günün AB-D karşıtı Atatürkçüsü  dönme Ermeni Yalçın Küçük bunları saymakla bitiremiyor.

Atatürk ölümünden 70 yıl sonra bile “uluslar arası saldırıya” maruz kalıyorsa Türk milleti ve ezilen toplumlarona sahip çıkmalıdırlar.
Ona yapılan saldırılar sevenlerini arttırmaktadır.

Saygılar.
Adilyargıç.

Yazıdan da anlaşıldığı gibi, Osmanlı'yı yıkan Gürcü. Arap Hristiyan, Rum Hristiyan devşirmelerinden çıkan işbirlikçi hain devlet adamları ve onların ait oldukları Müslüman kimliğinde İslami Tarikat ve Cemaatler içinde gizlenen bu gizli/Kripto gerici yapılanmalar şimdi 1915 tehciri ile cumhuriyet dönemi mübadeleleri ile başaramdıkları kendilerine ait bire minyon kukla devlet hevesleri yüzünden bu günkü devleti de yıkmak için batılı dindaşları ile işbirliği içindedirler.
Ne Rönesanstan ne de Cumhuriyet dönemi çağdaş ahlaki ve hukuki değişikliklerden nasibini almamış bu dinci-kinci gerici gayrimüslüm yapılanma insanımızı orta çağın gerisinde bir yaşam tarzına mahkum etmek üzeredir.
Türk milletinin kendilerine ne soykırım ne de zulüm edecek hali olmadığını, devletin tüm idaresinin kendilerinden çıkma devşirmeler elinde olduğunu bilmelerine rağmen kendi yarattıkları masallara. yalanlara bağlı kalmakta ısrar ederek devlete millete zarar vermeye devam etmektedirler.
Devlet elden gitmektedir ve bir daha da dönüşü olmayacaktır.
Kadınlar recm edilecek, idam yasaları geri gelecek, üç yaşında kız-erkek çocuklarla evlilikler yasallaşacak, kendi başına bir kadın çocuklarına ekmek almaya dahi çıkamayacak ilkel bir rejim getirilecektir.
Atatürk cumhuriyetinin tüm kazanımları elden çıkacaktır.
 Bu gün bunların ne demek olduğunu anlayamayan veya "olmaz öyle şey" diyenler anayasa oylamasında "EVET" dediklerinde son kez oy kullanmış olacaklardır.
Bir daha her şey tarih olacaktır.

Devletin kurumları, bu ihaneti değerlendirip görevlerini yapmak zorundadırlar. İşgal ettikleri makamları yüzünden, kendilerine yapılan suçlamaları "makama hakaret" sayarak muhalifleri cezalandırmak, yargı mensuplarının da kendi nesillerinin geleceklerine kendi elleriyle zincir vurmaları olacaktır.
Son 300 yıldır yapılan azınlık ihanetlerini tespit etmek ve yazmakla halkımı bilinçlendirme görevimi yerine getirdim ve vicdanen rahatım ve halkımı ikaz ettim, yapacağımı yaptım.
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinde bahsettiği "aziz vatanın bütün kalelerini zapt etmiş, tersanelerine girmiş, iktidarı ele geçirmiş, on yıllardır halkın kanını döken ve sefilliğe mahkum eden ihaneti belgeledim.

Kimseden bir beklentim yoktur.
Vatandaş olarak üstüme düşen uyarı görevimi yaptım.
Bu devlete hizmet etmiş emekli bir polis memuru olarak yapabileceğim en iyi hizmeti verdim.
En son olarak, bu kripto yapılanmalarının üzerine basıp yaşadıkları toprakları minyatür devlet hayalleri  ve kukla iktidar hevesleri uğruna uğruna emperyalizme teslim edip sömürtmek yerine hep birlikte toprağımıza, özgürlüğümüze, tam bağımsızlığımıza sahip, işgalci, sömürgeci emperyal güçlere direnen bir ülke olsak daha güçlü ve daha saygın bir toplum olamaz mıyız?
Bırakın artık şu ilkel tanrılarınıza iktidar sunusu kurbanlar veren kan döken savaşlar, terör, anarşi çıkarmayı da hep birlikte huzurlu bir toplum olalım, Çağdaş hukuk, çağdaş ahlakı benimseyelim. Ülkemizin kazancı ülkemizde kalsın herkes hakkına düşen payını alsın. Yetmez mi bunca yıldır bu uğurda boşuna dökülen kanlar,verilen canlar, elden giden zenginlikler, yaşanılan sefillikler?
Takdir milletimizindir.
Türkiye PYD bayrağı indirilsin baskısı yapınca yeni bayrak astılar.
Bu bayrak ne bayrağı mı?
Irak-Suriye Kürtleri ortak koalisyon bayrağıymış.
Ne oldu?
Gol oldu.
 Irak-Suriye Kürtleri birleşti sıra Türkiye ve İran Kürtlerinde.
İran zaten kendi içinde özerklik verdi.
Bizde ne zaman olur?
16 Nisan Boşganlık yasası sonrası.
Neiy Boşganlık istiyor sanıyorsunuz ki?
R.T.Erdoğanın görevi Kürdistan kurmaktı ve kurdu işte ve resmen de tanıttı.
Görevini yaptı, arada devleti de yapma talan ediverdiler başına geçmişken yarasın.

Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc