"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

21 Ocak 2009 Çarşamba

HOS GELDIN SAYIN OBAMA

HOŞ GELDİN SAYIN OBAMA

"From The Times (Times'dan)
January (Ocak) 21, 2009
‘They brought us here as slaves, but we always loved white Americans’
(Bizi buraya köle getirdiler ama biz beyaz Amerikalıları hep sevdik)
A city of segregation looks to embrace a new age of equality"
( Ayırımcılığın bir şehri,yeni eşitlik çağını kucaklar görünmektedir)

Avrupa,15.yy. başlarında,doğudan Osmanlı İmparatorluğu, batıdan Endülüs Emevi İslam devleti arasında sıkışmış durumdaydı.
Uzak doğu ülkelerinde,sömürüp köleleştirebilecekleri kavimler, soyabilecekleri zengin medeniyetler olduğunu bildikleri halde,bu kıskaçtan kurtulup ta oralara ulaşmaları da imkansızdı.
Her gün daha da yoksullaşmaktaydılar.

14.yy. içinde kaybettikleri iki Haçlı seferinde aldıkları ağır mağlubiyetlere bir de,bütün Avrupa’yı saran veba salgını da eklenince bu güç kaybı Avrupa’yı intihar noktasında getirmişti.

Prusya’da bulunan Alman Kayseri,”Kutsal Roma-Germen İmparatoru,Haçın temsil gücüyle Emrini vermişti;

“İster serf ister asil olsun,her kim bir ekmek kapısı bulursa onu yücelteceğiz.”

Hıristiyan Avrupasında,aristokratların yanında "Burjuvazinin doğuşu" bu keşiflerle başlar.

Atlantik okyanusunda,dev yılanların,ejderhaların,akla hayale gelmeyecek kadar korkunç canavarların yaşadığı inancının verdiği korkuyla asırlardır okyanusa açılamayan Avrupa artık “intihar saldırısına” geçmişti.

Okyanusa atlayacaklardı artık,ya bir ada,ya da büyüleyici Hindistana bir yol,çünkü öyle de böyle de ölüm yanlarındaydı.

İlk saldırıyı Portekizli gemiciler,Kanarya Adalarından geçerek,Gana ‘yı keşfetmeleri ile gerçekleştirdiler.

Ok-yay ile savaşan,sadece mahrem yerlerini örterek giyinen,anlaşılamayan tuhaf dilleri, inançları olan ve oldukça kara derili bu insanları Avrupa’ya getirip satmaya başladılar.

Eski çağlardan beri,Afrika halkları,kendilerine yakın olan Sami,Arap kavimleri tarafından köle olarak kullanılmaktaydılar.

Kristof Kolmb’un Hindistan zannettiği Amerika Kıtasını da,ardılı Ameriko Vespuçi yeni Orta Asya ziyaretinden döndüğü ve orada gördüklerini de anımsayarak “Türkiye” zannetmişti. Hindi’ye “Turkey-Türkiye” denmesinin sebebi de bu olaydır.

Ama,İspanya,İngiliz Kraliyetleri burasının Türkiye değil,yeni bir yer olduğunu hemen kavramışlardı.

Bu arada da Afrika halkları da gemilere doldurularak bu kıtaya yerleşen,deli,katil,idamlıklar güruhuna köle olarak satılmaya başlanmıştı.

İşte, köleciliğin en acımasız,en zalim dönemini,onların kültür değerlerini çalarak da Vandalizm’in en korkunç örneklerini Avrupalılar bu zamandan sonra dünyaya gösterdiler.

Geçen beş yüzyıl içinde pek değişen bir şey olmadı.Birkaç yıl önce,9/11 olayının arkasından televizyon ekranlarında Amerikan Polisinin pompalı tüfekle zenci avladığını bütün dünya seyretti.

Ronald Reagan ile başlayan “Neo-Conservatısm-Yeni Muhafazakarlık Akımı” siyaseti,Baba Bush,Clinton ve oğul Bush ile zirveye ulaştı.

Ortadoğu halklarına planladıkları “dayatma demokrasi ihracı” çabaları da,bölgenin kan gölüne dönmesi,bütün dünya halklarının yanında,evlatlarını kaybeden Amerikalı anneler,köle Condoleza Rıce’ın hava limanında üzerine sürülen kırmızı boyalı eller, Mıchael Moore’un 9/11 belgeseli de eklenince,”neo con” siyaseti dibe vurdu.

Amerikan halkı,”neo-con”ların maaşlarına zam,işlerine son verdi.

Bu gün,Sayın Barrack Obama yemin ederek görevine başladı.Saatlerce hazırlanan görkemli yemin törenini seyrettim.

Halkın ve siyasilerin katılımları muhteşemdi.

Obama’nın yemininden önce California’lı Gay Cemaatinin duası bana biraz tuhaf geldiyse de Amerika’nın yarısından fazlasını cinsel sapkınlıklar içinde olduğunu bildiğimden olağan karşıladım.

Gene,bizleri gıcık edeni haksız,yersiz “Ermeni soykırımından” bahsetmesi tek kelime ile iğrençti.
Ermenilere asıl kimin soykırım yaptığını, okumak,öğrenmek isteyen herkes,Joseph Campbell’in “Tanrıların Maskeleri-Batı Mitolojisi” kitabının Haç’ın doğuşu bölümüne bir göz atsın.

10. ve 11.yy.da bölgeye gelen Türklerin de Ermenileri nasıl kurtardıklarını,bu yüzden bir çok Ermeni’nin Türkçe konuşup,şairlerinin bile eserlerini Türkçe verdiğini de kaynak bulamazsa, Osmanlı kaynakları,benim de gariban bir ”Osmanlı,Ermeni ve Özür” başlıklı yazımdan yararlanabilirler.

İslam ülkelerine yaptığı çağrıyı olumlu buldum.”saygıya dayalı” ilişkiler kulağa hoş geliyor.Ne yazık ki 50 yıldır,”Ermeni Soykırımı” mazeretleri ile her yıl Türkiye’nin Amerika’ya resmen haraç ödemek zorunda bırakılması, bu haksız ve adaletsiz siyasetin sürdürülmesi,Obama tarafından da dile getirilmesi, ”saygıya dayalı işbirliklerinin” de profilini çizmektedir.

İsrail’in elinde bulunan nükleer silahların bir çok Avrupa devletinin bile elinde olmaması,25 gün süren Filistin katliamının,Sayın Obama’nın yemin törenine “24 saat kala” kesilmesi asla dikkatimizden kaçmış bir olay değildir.

“Tanrının bana vaat ettiği Ortadoğu-Nil-Fırat arası toprakları alacağım" diyen "IRKÇI" bir kavim nasıl olur da bu kadar güçlendirilir?

Nasıl olur da bu kavimin yaptığı insanlık dışı kıyımlara müsaade edilir?

Nasıl olur da bu kadar çok nükleer başlıklı silaha sahip olması engellenmez de İran’ın tenekeden bir atom bombası yapma olasılığına karşı bir nükleer santral kurulmasına izin verilmez?

Ya da Türkiye’nin vs vs ?

Sayın Obama’nın “saygıya dayalı ilişkiler” teklifinin gerçekleşebilmesi için,büyük devletlerin siyasetlerini değiştirmesi gerekmektedir.

Değişiklikler şöyle olmalıdır;

1-Ortadoğu halkları,”düşman gruplara bölünerek” birbirlerini kırmak zorunda bırakılmaktan bıkmışlardır.Bu bölünmelerin yarattığı kardeş düşmanlıklarını kökleştiren sömürgeci batı siyaseti,sadece “batıya” kazandırmaktadır.Yani ABD ve AB’ye.

2-“We’re the World,We’re the children of the world” ve “İnsan Hakları” felsefeleri doğruysa, bizler de bu dünyanın parçası ve çocuklarıyız,bizler de insanız.Sosyal yaşamımızın iyileştirilmesi, sağlık, ekonomik,eğitim haklarımızın “dayatma,sınırlandırılmış” sistemler olmamasını istiyoruz.

Sami olmayan toplumlara dayatılan ilkelliğe bir son verilmelidir.

Üniversitelerimizin,sanayicilerimizin,sanatçılarımızın daha çok üretmeleri için ortamın sağlanmasını,sokaklarımızda aç,sefil insanların dolaşmamasını, cehaletin, ilkelliğin teşvik edilmemesini istiyoruz.Bu dünya hepimize yeter.

3-Amerika ve Avrupa “, siz yemeseniz de olur,bizim midemiz daha geniş” diyen,güçlü,zorba bir dünya kardeşi olmamalıdır.

4-Her türlü terör örgütünün büyük devletlerce desteklenerek ,cennet dünyamızın kan gölüne dönmesinin,gözü yaşlı annelerin,eşlerin bebeklerin feryatlarının kesilmesini istiyoruz.

5-Bütün dünyaya başka bir gezegenden köleci kavimlerin saldırısı varmışçasına,tüm dünyanın, karşılıklı saygı,işbirliği içinde ilişkiler kurmasını,bunları geliştirecek eylemlerin gerçekleştiril-mesini, nükleer silahlanmanın son bulmasını,tabiatın üzerindeki kontrolsüz sanayi tehdidinin kaldırılmasını istiyoruz.

6-Köktendinci Yahudi-Hıristiyan Neo-Conservativism ile her türlü mistik inanca,ırk ayrımına dayalı siyasetlerin terk edilip,ulusların kardeşliği ilkelerinin oluşturulmasını umuyoruz.

İşte o zaman Tanrı’nın dünyasında “gerçek din,gerçek adalet “ yerini bulacaktır.O zaman her türlü soruya en uygun cevap verilecektir.Kurt ile kuzu yanyana otlayacaktır. Yeryüzü, fesatlıktan yüreği kara kurum bağlamış siyasetçi ve iş adamlarından kurtulacaktır.Bunların içinde iyileri de var.

Henüz,siyahların her yerde “özgür “gezemediği bir Amerika’da,”neo-con”ların yarattığı tepkiyi yumuşatmak muhalif,dünya ve Amerikan halklarının “gazını almak” için” seçilmiş bir Amerikalı Köle Başkan’ın bunları gerçekleştirmesi elbette bizim de umduğumuz bir beklenti değil.Mesajımız zaten ilgilisinedir.

İnsan Hakları ve Cumhuriyetler çağını başlatan Amerika,dünya halkları üzerindeki Avrupa Emperyalizminin etkisini kırdıktan sonra,bu kavramları ,bu gün dünya devletlerinde “kardeş kavgaları” yaratmak,onların gücünü tüketmek için kullanmaktadır.

Türkiye,Ortadoğu ve diğer dünya halklarının yeryüzünde başka bir halka gerçekte bir düşmanlığı yoktur.Düşmanlık,insanlara daima en kötüyü verip,en kötünün iyisine razı edilen güçsüzlerin ızdıraplarından, acılarından,lanetlerinden doğmaktadır.

Dünyaya hükmedenlerin en büyük sorumluluğu “adalet ilkesinden” olmalıdır.Eğer hakim kalmak,hüküm sürmek isteyen varsa?

Bu yüzden,eski Türk bilgini İmam Gazali’nin güzel bir sözü ile yazıma son vereceğim;

“İnsanlar dinsiz yaşayabilirler ama Adaletsiz Asla!!!”

Justıce before everything.























Bunlar bir yana,"dünya siyaset sahnesine hoş geldin Sayın Köle Kral."

Keykubat

Resmin altındaki alıntı Yemin Töreni Konuşması için;
http://www.timesonline.co.uk/tol/news/world/us_and_americas/us_elections/article5556296.ece

19 Ocak 2009 Pazartesi

NEO CONCULARIN SONU MU

ÖNSÖZ;
Bu yazıyı,önceki yazılarımın anlamını,inandırıcılığını vurgulaması açısından,tercüme ettim.Bu yazıdan sonra blogu okuduğunuzda daha gerçekçi yorumlar,çıkarımlar yapabileceğiniz gibi,kendi bilgi birikimleri,nizi de yönlendirmede çok faydalı olacağı inancındayım.

Keykubat

Bakış Açısı:Neo-con’ların Sonu


Amerika'nın yayılmacı-işgalci "Neo Con"
siyasetinin Son Temsilcisi.Bush.

Jonathan Clarke,Carnegie Meclisinde “Uluslararası İlişkilerde Ahlak” konulu toplantıda George W.Bush’u Irak’ın işgali için cesaretlendiren “neo-con”ların yükselişi ve düşüşü hakkındaki bakış açısını belirtmiştir.

Tarihin içine çökmekte olan Bush idaresi ile ilgili olarak sorulan en adamakıllı soru,sahneden kaybolmak üzere olan” neo conservative -Yeni Muhafazakarlık” felsefesinin desteklenip desteklenmeyeceği sorusudur.


Cevap büyük ihtimalle “evet” tir.


Fakat,1980’lerdeki erken dönemeci öncesinde yeni muhafazakârlığın kitabesi yazılmıştır. Reagan idaresi döneminde sönmeye yüz tutmuş iken1990’ların ortalarında bir ikinci nesli ortaya çıkmıştır.


Bu,ileri soğuk savaş döneminde “neo-con “ ABD ordusunun hakimiyetinin “tek kutupluluğun öneminin” kutsal yağla kutsanmasıydı.


Bu anlayış,çağdaş “neo-conservatism-yeni muhafazakarlık felsefesinin-” yeni fikirlerle desteklenmesi için bir kuluçka makinesi gibi çalıştı.

KÜSTAH TUTKU

Yeni Muhafazakarlık felsefesinin ana karakteristikleri;

1-Dünyayı “iyi-kötü”ye dayalı ikili bir anlayışta görmek,

2-Diplomasiye düşük tolerans-hoşgörü tanımak,

3-Askeri gücü kullanmaya hazırlıklılık,

4-ABD üzerinde tek taraflı vurgu yapmak,

5-Çok yönlü örgütlenmelere tepeden bakmak,

6-Sadece Ortadoğu üzerinde merkezlenmek.


Bush idaresinde başlıca rol oynayanlar arasında, Paul Wolfowitz, Douglas Feith, Elliott Abrams, David Addington and Richard Perle göze çarpmaktadır.


Yeni Muhafazakarların medyadaki avukatları arasında Bill Kristol and Norman Podhoretz, dahilken, felsefe üretenlerden ise Bernard Lewis and Victor Davis Hanson aydın ağırlığını temin etmişlerdir.


Yeni Muhafazakarların çoğu Yahudi’dir ama,bu hareketin bir Yahudi olayı olarak algılanması yanlıştır.

Washington eyaletinde,en önde gelen düşünce kuruluşu Amerikan Girişimcilik Enstitüsüdür. (American Enterprise Enstitute)


Şimdi,İsrail-Filistin barış projesinde,geleneksel görüşmelerin reddine merkezlenmiş Amerikan dış siyasetini tartışan hayli etkin seri yazılar yaratıldı.

Daha geniş bölgenin demokratik biçimlenmesi için kışkırtılması yerine,ABD’nin daha cesur tutkular barındırmaya yöneltildi.


İlk aşama,bölgede bir tür gösterici (mitingçi) etkisi olduğuna inanılan Saddam Hüseyin’in tahttan indirilmesiydi.

Bush idaresinin başlangıcında neo-con’ların umudu sönüktü.

Aslında,Wolfowitz, Feith ve Perle gibi birkaç kişi üst düzeyde görüşmeler yaptılar ama,Bush,kendisi,geniş çaplı zıt bir neo-con dış politikasını alçak gönüllülükle uyguladı.


Ne Dış İleri Bakanı Colin Powell ne de Savunma Bakanı Rumsfeld bir “neo-con” du.


Neo-con’ların yaptıkları,her nasılsa Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in etrafında bir haçlı birleşmesiydi.

Aslında,Bay Cheney kendisi,”Neo-con felsefesi forumunda kabul edilen Yeni Amerikan Yüzyılı Projesinin imza yetkisine sahip kurucularından değildir.


“Neo-con”ların kritik geçiş noktası ise Bay Cheney’in ABD ordusunu cesur bir savaş düzeninde tutma vaadidir.Onun “neo-con”lara katılımının,neo-conlar için çok hassas olduğunu kanıtlamıştır.


En Yüksek Gel-Git Noktası;


Aradıkları fırsat 11 Eylül 2001’de ayaklarına gelmişti.


Hiç kimse, bu kadar uygun bir zamanda,tam da gününe uygun düşecek şekilde önceden planlayarak hazırlayamayacağı,aldatıcı cevap gerektirmeyecek kadar uygun,bir stratejiyi hesaplayamazdı.

“Neo-con”lar,şüphesiz,Irak Savaşının istihbarî kurucu babalarıydılar.


Hiç kimse,hazırlanmış bir plana bu kadar yakın bir hazırlık yapamazdı.

Birdenbire,demokratik şekillendirme fikirleri,en akla yatkın politik seçenek olarak göründü.

Önerileri,sahnenin tam ortasına atlayarak Irak’a saldırmaktı.


Şüphesiz,”neo-con”lar Irak Savaşını getiren tek ve ana aktörler değillerdi.Ama,işin anahtarı,Afganistan’ın ötesine geçecek 9/11 olayına,Amerika’nın yanıtını temin eden fikirleriydi.Onlar,şüphesiz,Irak Savaşının fikir babalarıydılar.

Irak Savaşının ilk haftası,”neo-con”ların gel-git-lerinin en yüksek noktalarını temsil etti.


Kayırdıkları Amhet Çelebi,tahtı elde etmek için onları ayağı ile içeri taşıyandı ve savaş alanında da politik olarak her şey yolunda görünüyordu.


Fakat, neo-con’cuların,geniş alanda demokratik biçimlendirme fikirleri, istila,işgale dönüştüğünde,ve isyanlar yoğunlaştığında,her zaman olduğu gibi,”neo-con”ların “petrol boru hattı rüyalarına” sahip olduklarını ortaya çıkarıverdi.


Bush idaresi ile Irak başarısı birbirine mandalladığında,”neo-con”lar tam bir “geriçekiliş” içindeydiler.

Seçkinlerin ce halkın savaşa karşı fikirleri aldatıcı bir şekilde değişiverince,idareyi bırakmaya başlayıverdiler.


Kutup Muhalefeti;


Her haliyle,2008 seçimleri,”neo-con”cuların,ordu merkezli,tek yanlı dış politikalarının ön ayaklarının arka ayaklarına dolanmasıyla doğrudan reddini temsil etmektedir.


İlk bakışta Obama idaresinin gelişi,yeni muhafazakarcılığın kutup muhalifi olarak görünmektedir.

İçeriği,Cenova Kongresi,Kyoto Protokolu gibi uluslar arası antlaşmalarla dolu,çok uluslu bir yapılanma olarak yorumlanıyordu.


İran ve Küba gibi,göz ardı edilmiş ülkelerle doğrudan görüşmelere açık,bir diplomasiye yüksek öncelik tanıdığını ortaya koydu.Savunma bakanı Gates,askeri nüfuzu açısından,son seçenek olarak bürosunda kalıyordu.


Bundan başka Irak-Afgan savaşlarının mali yüklerinin etkilerinin iyileştirilmesi,ABD askeri gücünün üstün önemini bir yana atıvermişti.Bu gün,artık,ABD’nin “tek kutupluluğun fırsatlarından” hoşlandığını tartışmak zordur.

Bu yüzden en emniyetli iddia ile,”neo-con”lara,rollerini tarihin hükmüne terk etmelerini ve onlara “hoşça kal” diyebilmemizdir.


“Neo-Conservatizm plağının ikinci yanı ise ,Ruanda ve Darfur krizlerinde oluşan soykırımlarda askeri nüfuzunu kullanmasıyla görünen “Neo-Humanitarianism-Yeni İnsancıllık” kavramıdır.


Kendileri,Amerikan tarihini ana akıntısının bir parçasını oluşturduklarını iddia etmektedirler. Öyle görünmektedir ki, bu iddiaları,daha mantıklı onları olarak yukarı bir yerde görülür hale getirecektir.


Bu iki şeyi değiştirmektedir.Birincisi,”Yeni Muhafazakarlık” anlayışının ikin yanının adı “neo-humanıtaarıanısm” yani,”yeni insancıllık” felsefesidir.Bu fikir,Amerikan askeri gücünün nüfuzunun Ruanda veya Darfur soykırım krizleri zemininde kullanılmasıdır.


Bazı Obama memurları,örneğin BM’deki Susan Rice,bu görüştedir.Bütün göstergeler,Obama’nın çok dikkatli olacağını,ama olmazsa,,tek yanlı askeri savaş düzeninin Amerikan ajandasına geri gelebileceğini göstermektedir.

İkinci olarak,Obama idaresi İran’da,tespit edilmemiş bir ticaretle yüzleşecektir.


Neo-con’lar,Amerikan dış politikasının tanımlayıcı unsurunun Tahran’ın nükleer silah programının kısa sürede altüst edilmesi,ABD’nin güç kullanması gereğini savunmaktadırlar.


Obama ekibinden alınan erken işaretlere bir kez daha bakıldığında,askeri güç kullanımının ajandada aşağı alındığını ve yeni düzenlemelerin dikkate alındığını göstermektedir.


"Neo-con”ların erken ölümlerinin ardından sevinç çığlıkları atarak hayata geri dönerek işin başına geçebilecekleri durumunun sadece İran’ın uyuşmazlığı halinde,ortaya çıkabileceği ihtimali vardır.


Jonathan Clarke,Stefan Halper’in ,Yalnız America’sının,“Yeni Muhafazakarlar ve Küresel Düzen” eserinin yardımcı yazarıdır.: The Neo-Conservatives and the Global Order ”


Tercüme eden,

Keykubat

Yazının Linki;

http://news.bbc.co.uk/2/hi/americas/7825039.stm