"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

3 Ağustos 2008 Pazar

Emperyalizmin Günümüzdeki Hedefi


GÜNÜMÜZ EMPERYALİZMİNİN HEDEFİ NEDİR VE NE YAPMALIYIZ?


1-Afyon Savaşları konulu yazımdan alınacak ibretten de anlaşıldığı gibi düşmanın silah ve ordu yapısı hakkında kesin bilgiye sahip olmadıkça ve "anlaşma zemini" yaratabilecek her türlü siyasetten kaçınıp doğrudan savaş kararı almakla ülke elden çıkarılabilir ve halk bunu çok pahalıya öder.Ancak korku da teslimiyetçiliğe sebep olur.Son iki yüz yıllık ihanetler tarihimiz bize bunu göstermektedir.Kesinlikle korkmamalı ve olanaklarımızı değerlendirmeliyiz.


Emperyalizm bir daha "Toprak işgalini yasaklayan,yerine,Laik,demokratik devletler kurdurmayı şart koşan bir Woodrow Willson'ı göreve getirmez.Böyle bir 19.yy.hümanisti bir daha yetişmez.

Hiç bir lider onun gibi,ilkeleri yüzünden yalnızlığa terk edilmeyi kabul etmez.O yaşadığımız özgürlüklerin babası oldu."Yiğidi öldür hakkını yeme". Kurtuluş Savaşını biz İngiliz,Fransız ,İtalyan ve Amerikan sömürgecilerine karşı oldukça zor verirdik(!).Çünkü asker olacak adam kalmamıştı.15 yaşında çocukları sürdük cephelere.


2-Emperyalizm kendi çıkarından başka bir kural tanımaz.Kendi çıkarı,hukukunun esasını teşkil eder.

3-Emperyalizm işgal ettiği devletin halkını ne kadar sömürürse sömürsün,ne kadar ezerse ezsin o halka kendinden de değerler katar.O halkın kültürel gelişimini de hızlandırarak onlara yeni bilgiler ve yeni üretim anlayışları ddeğerlerini de oluşturur.Bu değerler de kendi yıkımını oluşturur.Yani sonunda oradan kendi yarattığı olanaklarla kovulur.Çünkü,İngiliz sömürgesinden çıkan Çin ve Hindistan çoktan süper devlet oldu bile.

4-Her millet kendi varlığının bilinci ile yaşamalıdır.Başka toplumlara özenen ve onlarla işbirliği yapanlar hem halklarının hem de kendi soylarının acı çekmelerine belki de yok olamalarına sebep olurlar.

5-O zaman silah ve asker gücü ile kabul ettirilen değerler bu gün "Yurt dışında eğitim" adı altında sınıflandırılmış,özendirilen eğitim sistemleri yanında "tüketim toplumu" yaratarak da desteklenmektedir.


İşte günümüzde "Karanlık Ortaçağ Sömürgeciliğinin mimarları.21.Yüzyılın felaket ve lanet tanrıları (Sorumluları,başı çekenleri,bu sorunu yaratanları olarak düşünün ).Woodrow Willson kim bunlar kim?


6-Ayrıca emperyalist ülkeler bu gün çok daha gelişmiş kitle imha silahlarına da sahiptirler.

Bunlar,Nükleer,Biyolojik,Kimyasal (NBC Silahları) olmalarının yanında son olarak da "Ses ve Radyo Dalgaları" ile insana uydudan hükmetme,robot,veya robotlaştırılmış insan ve hayvan askerler üzerinde de"Cybernetıc-Sibernetik" alanında da gizli deneyler de sürmektedir.

Osmanlı'yı çökerten Arap hayranlığı ile başlayıp yeniçeri ve diğer devşirmelerin ve nesillerinin de eklenmesi ile yaratılan "Yabancı" ve "Avrupa" hayranlığı bizim insanımızı kendinden uzaklaştırmıştır.

İslam Kültürü etnik farklılık taşıyan sayısız kavmi birleştirmişse de 19.yy'da ortaya çıkan "Milliyetçilik" akımına karşı koyamamış ve Osmanlı'yı çökertirken emperyalist batıya yeni pazarlar yaratmıştır.Bu ülkelerin hiç birisi de gelişmiş güç sahibi bir ülke olamamıştır.Araplar daha kaynağında tüm doğal kaynaklarının %60'ını teslim etmektedirler.Bütün paraları yine ABD ve AB bankalarında tutulmaktadır ki bu da paralarına dahi sahip olamadıklarının ayrı bir göstergesidir.

7-Ülkemizde ve komşu ülkelerde de "emperyalizme karşı" ortak dayanışma cepheleri oluşturulmalıdır.

8-Çünkü bundan bir milletin kendi çabası ile kurtulma imkanı artık kalmamıştır.

9-Her türlü etnik milliyetçi görüş olmalıdır zaten durmadan üretiliyor.Ancak bunu "emperyalizme hizmet edecek" şekilde bölünmelere götürmek dünya halklarının içinde kendi halkımız da olmak üzere 20 yıl içinde tümüyle köleleşmesine sebep olacaktır.


Kıyametten önce kurulması hdeflenen "Kutsal İncil Şeriatı Bereket Hilali Devleti"

İşte Bereket Hliali devletine geçiş amacı taşıyan ve bizi de B.O.P diye kandıran harita


İkisi de aynı toprakları almıyor mu? İndüs nehri ve Nil Nehri arası ülkeler.


10-Bereket hilaline yani B.O.P'a ait ülkelere ABD-AB koalisyonunun sahip olması halinde dünya en az bin yıllık bir kölecilik yaşamına geçecektir.Buna tereddütsüz olarak inanıyorum.

11-Emperyalizm artık gözünü "Cennete yani diğer yıldızlara" dikmiştir.Bunun içinde dünyanın bütün doğal kaynaklarını ve işgücünü birleştirmek istemektedir."Tek dünya Devleti Projesi" nin ardında başka bir niyet yoktur.Adil,hakça bir yapılanma olsa da katılsak iyi olur ama henüz böyle bir uyuşma da yoktur.BOP ve Genişletilmiş Kuzey Afrika,AB gibi projeler bu fikre geçiş aşamasını oluşturmaktadır.

12-Ucuz,köle emeği emperyalizmin her zaman özlemi olmuştur.Güçlü olan zayıfı sömürmüştür. Komünizmde bile Gürcistan-Tiflis Papaz okulu mezunu Papaz Stalin Türk ve Müslüman halkların liderlerini öldürtmüş "din ve kavim ayrımı" yapmıştır.Müslüman Azeriler,Özbekler,Türkmenler, Kazaklar askerlik görevinde kendilerine silah verilmediğini ve mutfakta patates soyduklarını anlatırlar.

13-Hiç bir ayrım yapılmadan bölge halkları bu konuyu en kısa zamanda değerlendirmelidir.Afyon savaşı da ayrı bir ibret olmalıdır.El şeyinle gerdeğe girilmeyeceğini herkes kabul etmelidir . Başkalarının desteği ile ancak Filipnli Ferdinand Marcos türü iktidarlar olur.İşi bitince atılırlar.

14-Siyasetçisi ,zengini fakiri ,işçisi memuru,azınlığı,çoğunluğu bunu iyice düşünmek zorundadır.

Okuyan,düşünen herkese saygılarımla.


Keykubat.

  • 18.4.2008

AKP'NİN AB'DEN DESTEK TALEBİ

AK PARTİNİN AKPM'DEN DESTEK İSTEĞİ RESMEN AÇIKLANDI
Aşağıya aldığım Hürriyet gazetesinin haberine göre AK Parti AKPM'den kapatma davası ile ilgili olarak Türk Yargısını etkilemeleri için kendi lehlerine bir bildiri yayınlamasını istemiş.
AKPM' başkanının ağzından yapılan açıklama ile de (Tv kanallarında da haber olarak geçti) AKP'nin hem Cumhurbaşkanlığı,Başbakanlık koltuğunu elinde bulundurduğu ülkenin yargısına güvenmediğini,kendisinin, de böylece dünyanın hangi milletine veya ülkesine ait olduğuna dair kararsızlığını da ortaya koyduğunu ortaya çıkarmıştır.
AKPM,AKP'nin bu isteğini basına yansıtarak Türkiye'de AKP'yi rezil rüsva etmiştir.
Bu kadar güçlü iken bu kadar aciz duruma düşmek de ancak AKP'nin yapabileceği bir başarısızlık başarısıdır.
Hükümet olmaya geldiler devletin her şeyini sattıkları için değil,"Devletin Rejimini Değiştirme" teşebbüs ve faaliyetleri yüzünden haklarında açılan kapatma davasını da çok görüyorlar.
Güvendikleri abileri Barosso ve Rehn'de hem desteklediler hem de Anıtkabirde "elleri ceplerinde Atatürk'ü selamlayarak" rezil ettiler.
Filipinler diktatörü Ferdinand Marcos örneğinde olduğu gibi büyük devletler,sizlerin "halkı idare edebilmenize bağlı olarak" sizi desteklerler.Halkı kaybederseniz ABD-AB desteğini de böylece kaybedersiniz.
Halkın oyu ile halka rağmen siyaset olmaz.Temsil ettiğin devletin yargısını red etmeniz ve bunu için yardım dilenmeniz de hiç mi hiç olmaz.
Bu halkın yüzüne nasıl bakacaksınız?
(Ben bunun böyle olduğunu "Devlet böyle aşağılanmadı" ve ABD'NİN ŞERİAT DENEMELRİ" başlıklı yazılarımda yazmıştım zaten.)

Keykubat
AKP Parti Kapatma davası için AKPM'den destek bildirisi istemiş.(Hürriyetin haberi.)

AVRUPA Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) Türkiye’de açılmış bir parti kapatma davasıyla ilgili olarak ilk kez gündeme aldığı bildiri hazırlığı krize neden oldu. AKPM Başkanı Luiz Maria De Puig, dün NTV’ye yaptığı özel açıklamada, bildiri talebinin Türk heyetinden geldiğini açıkladı.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Luiz Maria De Puig
Puig "Bu seferki fark, bu bildiriyi yayımlamamız için bize talepte bulunulmuş olması. Bilmenizi isterim ki, bu talep Türk heyetinden geldi. Hatta heyete göre, Türk Parlamentosu Başkanı bizi resmi olarak Ankara’ya davet edecek. Çünkü, sadece bir siyasi partiyle ilgili bir konu olsa kabul etmezdik. Başka durumlarda da siyasi partilere karşı kapatma davaları açılmış ama o durumlarda bizden böyle bir eylemde bulunmamız istenmedi" dedi. Puig’in ofisinden sızan bilgilere göre, bildiriyi AKP’li milletvekilleri talep etti.
Bugün yayınlanması beklenen bildiride parti kapatılması konusunda Avrupa Konseyi bünyesinde görev yapan Venedik Komisyonu’nun prensipleri hatırlatılacak ve şiddeti savunan ile şiddet uygulayan partilerin dışında herhangi bir siyasi parti kapatılmasının Avrupa demokrasisine aykırı olduğunu vurgulanacak.
AKP MERHAMET DİLENCİLİĞİ YAPIYOR
MHP Ankara Milletvekili, emekli büyükelçisi Deniz Bölükbaşı, "AKP, Türk yargısını baskı altına almak için kapı kapı dolaşmaya başlamıştır. Bunun başka bir anlamı yok. Destek ve merhamet dilenciliği yapıyorlar" dedi.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici de "Bu, Türk siyasetinde kabul edilebilecek normal bir durum değil. AKP’ye tavsiyemiz meşruiyet sınırları içinde problemlerine normal siyaset vasıtalarını kullanarak çözüm aramalarıdır. AB kapsamında iç siyaseti değerlendirme alışkanlığı, bedeli olan taviz politikalarının önünü açan tehlikeli süreci başlatır" diye konuştu.

19.4.2008

FERDİNAND MARCOS VE BİZİM MARKOSLAR

FİLİPİNLER DEVLET BAŞKANI FERDİNAND MARCOS VE BİZİM MARKOSLAR

Emperyalizm hala girdiği yerlerde uyuşturucu ile toplumları sefilleştirme ve köleleştirme taktiğini sürdürmektedir.
Ülkemizde bu gün meydana gelen ve her gün tartışılan olaylar geçmişte başka ülkelerde denenmemiş projeler değildir.Hatta kendi ülkemiz de buna dahildir.Bir dönem tutmayan bir proje T.ÖZAL olayındaki gibi 10 yıl sonra tekrar denenebilmektedir.
İşte örnekler;
1970'li yıllarda Filipinler devlet başkanı Ferdinand Emmanuel Edralín Marcos (11.Eylül 1917-28 Ekim 1989)'un ülkesini bizim Turgut Özal'lla başlayan ve Tayyip Erdoğan hükümeti ile süren Amerikan uydusu olma çabalarımızı (!)daha o zamanlar başarmış,ülkesinin bütün kurum ve kuruluşlarını bir kaç zengin ile Amerikalılya peşkeş çekmişti.
Marcos,30 Aralık 1965'ten 25 Şubat 1986 yılına kadar ülkesini diktatörlükle yönetti.1983 yılında gücünü kaybetmesi ile oluşan halk hareketleri silahlı direniş halini almıştı.Marcos güç kaybediyordu. Sürgünde olan Benigno Aquino J.R. gelişen halk hareketine katılmak için ülkesine döndüğünde ise Marcos'un adamlarınca havaalanında uçaktan inerken vurularak öldürüldü.Aquino'nun eşi olan Corazon Aquino 1986'da Devlet Başkanlığı seçimini kazanmasına rağmen Marcos seçimi kendisinin kazandığını açıkladı.
FİLİPİNLERDE ORDU BÖLÜNÜYOR
Bu gelişmeler ile Filipin ordusu Marcosçu ve Aquinocu olarak ikiye bölündü.Ülkeye iç karmaşaya girmişti.
Gelişmeler sonucu Amerika desteğini çekince Marcos Sonunda 1986'da ülkeyi terk etti ve sığındığı bir Amerikan adası olan Pasifik okyanusunda Hawai'de öldü.
Ölmeden önce bir İsviçre bankasına yatırmış olduğu devlet hazinesinden çaldığı 624 milyon ABD Dolarını çekmesi beş yıl sürdüğünden sağlığında bu parayı da yiyemeden ölmüştü.
Çünkü işini görürken her zaman destek olan ABD hemen "yolsuzluk yapan Dünya liderleri ile Devlet Memurlarına karşı" Çalınan parayı halka iade etme amacıyla Dünya Bankası merkezli bir operasyon başlatmış ve Marcos'un parayı çekmesini de güçleştirmişti.
Yani herkes "Kazanana" oynuyordu.
1954'de evlendiği eski güzellik kraliçelerinden İmelda Romualdez Marcos onun sayesinde 1975-1986 yılları arasında Manila Valiliği ve Konut bakanlığı yaptı.Lüks giyime düşkünlüğü tüm dünyanın magazin dergilerine her zaman kapak ve konu oldu.
Adam halkın güvenini sağlamak için kampanyanın başına da eşini getirmiş.Sonunda bu konutlar bizde yavaş yavaş kendini göstermeye başladığı gibi "Banka ve diğer tefeci kurumların ellerine geçecek,taksidi geç faizleri ödeyemeyen halk "ev hayallerini" de kaybedecek.Faizlerin yerinde kalması ve düşmesi umuduyla hükümeti oylarıyla destekledikçe batacaklar.
Çünkü halkı taksit-faiz kıskacına alan yabancıların eline geçmiş bankalar çıkarılan bir iki siyasi kriz ve terör olayı nedeniyle faizleri yükseltince bütün vatandaş sıfırı tüketip köle oluyor.Bankalar herkesin malını ele geçirip yabancılara vs pazarlıyor.Sizce farklı yoldamıyız?
Aşağıdaki manzaralarını da iyi okuyun ve birebir "Yeni bir Filipin" uygulaması ile karşılarşıya olduğumuza dikkat edin.Dikkat edilirse AKP'nin konut kampanyası da Markos'un kampanyası gibi.
Değil islamı yaşamak,karnı tok olarak evinizde oturup oturamayacağınıza FGilipin halkından pay biçin.Aptala kimse acımıyor.
Ülkesini ABD'ye ve işbirlikçi zenginlere teslim eden Marcos ve 1220 çift ayakkabı koleksiyonu ile dünya tarihine giren eşi İmelda Marcos.

İmelda Marcos şimdi Filipinler halkından çaldıklarını satarak geçinmeye çalışıyor.Bir yandan da hakkında açılan yolsuzluk davalarına yetişmeye çalışıyor.
Halen de yani 20 yıldır eşinin cenazesini ülkesindeki "Kahramanlar Mezarlığına" defnetme isteği yüzünden Başkan Marcos'un cenazesi defnedilememiştir.Kadın eşinin onuruna sadık ama adam toprak görmeden çürüdü galiba.
1986 yılında ülkesini terk ettiğinde insanlarının çoğu sefil,deniz kenarlarında kumsala çakılmış kazıklar üstünde zeytin-peynir tenekelerinden yapılmış basit kulübelerde yaşar haldeydi.
Uyguladığı dengesiz gelir dağılım yüzünden devletteki tüm para bir kaç zenginin hesabında toplanmıştı.
Geçinemeyen Filipin halkı midesinin kölesi haline gelmiş ve Avrupalı ve Amerikalı seks manyaklarının gözde ülkesi olmuştu.
Avrupa ve Amerikalı zenginler özel veya charter uçaklarla 5-12 yaş grubu kız çocukları ile yapacakları uyuşturuculu orgy alemlerinin yapıldığı “seks turizmi” için Filipinler ve Pasifik ülkelerine uçmaktadırlar.(Bu konu ile ilgili görüntüleri vermeye hem yasa hem de ahlakım el vermiyor.Kendiniz bulabilirsiniz)
Filipinli Çocuk Köle
Dört beş tane komprador zenginin bütün ülkeyi yönettiği bu ülke insanlarının beş kuruş paraları yoktur.Aile mefhumları kalmamıştır.İnsanlar midelerinin kölesi haline getirilmişlerdir.
Her Filipin’li çocuk‘un babası herhangi bir Amerikalı’dır.Gördüğü her Amerikalı'ya çekinmeden "Baba" demektedirler.
Dünya çapında özellikle Pasifik,Asya ve Afrıka ülkelerinden yılda 1.2.milyon çocuk kaçırılarak fuhşa ve köleliğe zorlanırken yine bu ülkelerde aileler geçimleri için kendileri de kız çocuklarını 500 USD Dolarından başlayan fiyatlarla Avrupalı ve Amerikalılara satmaktadırlar.
İşte seçtikleri idarecilerin kurbanı olan çocuklar;
İşte seks kölesi olarak satışını bekleyen kaçırılmış bir Filipinli çocuklar

FİLİPİNLER'DE ABD ASKERLERİNDEN TECAVÜZ
MANİLA - Başkent Manila `da kadınlar, tecavüz suçlamasıyla yargılanan 4 ABD askerinin Filipinli yetkililere teslim edilmesini istedi.ABD `nin Manila Büyükelçiliği önünde toplanan kadın göstericiler ABD karşıtı sloganlar attı ve Filipinler `deki ABD askerlerinin ülkeyi terketmesini istedi. Göstericiler, ABD askerlerinin FilipinlerAnlaşma, ABD Büyükelçiliği `ne Filipinler `de suç işleyen ABD `li askerleri gözetiminde tutma hakkı da veriyor.(*) `deki tatbikatlara katılmasına izin veren anlaşmanın da iptalini istedi.
4 ABD askeri, Manila `nın kuzeybatısındaki bir üste 22 yaşındaki Filipinli bir kadına tecavüz ettikleri suçlamasıyla yargılanıyor. ABD Büyükelçiliği , geçen hafta Filipinler `in iade talebini geri çevirmişti.
2006-01-30 NTV-MSNBC
(*)Biz bu hakkı 1961 ihtilali ile aldık.Menderes NATO'ya girdiğinde biz de ABD askerini ve vatandaşını yargılayamıyorduk.Şimdi de göstermelik gibi birşey.)
Diğer komşu ada ülkelerinde de ABD istenmiyor.
ABD`nin Malezya temsilciliğine güvenlik tehdidi
Malezya`nın başkenti Kuala Lumpur`daki ABD Büyükelçiliği güvenlik tehdidi nedeniyle kapatıldı.
Manila'da Sokak çocukları
KUALA LUMPUR - Büyükelçilikten yapılan açıklamada; tehdit karşısında diplomatik temsilciliğin ikinci bir emre kadar kapalı tutulacağı belirtildi. Niteliği açıklanmayan tehdidin sadece büyükelçiliği kapsadığı ve ülkedeki ABD çıkarlarına yönelik bir durumun söz konusu olmadığı kaydedildi.

BİZDEKİ MARCOS OYUNLARI
Amerika ile sıkı fıkı olan ülkelerin halkları hep böyle oluyor.
1996'larda da bizde "Küresel Sermayede söz sahibi olabilmemiz" bahanesi ile Koç grubunda paranın toplanması yönünde çalışmalar yapılmıştır.Bu proje olumlu sonuç vermişti ve Koç Grubu artık Küresel Sermaye içinde aktif olarak yer almış bulunmaktadır.
Son hükümetimizin de gayretleri ile bizler de Filipinler halkı olma yolunda hızla adımlar atmaktayız.
1989 yılında Milliyet gazetesindeki köşesinde Gazeteci Mehmet Ali Birand'da "Özal Türkiye'nin Markosu'mu " başlıklı bir yazı yayınlamıştı ve bu konuyu işlemişti.
Ancak ondan 20 yıl sonra gelen Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah GÜL Türkiye'nin Marcos'u olma yolunda hızla ilerlemektedirler.
Bu ifadeler,Amerikan işbirlikçiliğinin itirafıdır.
Bizi de bu duruma getirmeye başladılar.Tüketim reklamları,özenti,tarımın köreltilmesi,ücretlerin düşürülmesi,Kürt nüfusunun arttırılması,ile patlatılan anarşi,işsizlik ve terör üniversitelerin kalifiye eleman yetiştirememesi, bir türlü bitirilemeyen terör örgütü,bölünme endişeleri,her gün isyan eden ayrılıkçı Kürtler,bunları kollayan siyasiler,İstanbul ve diğer batı Anadolu kentlerine akın akın gönderilen Kürt dilenci,hırsız,gasp çeteleri hep buna aday olduğumuzun birer göstergesidir.
Vakıflar yasası ve yabancılara mülk satışlarının serbest bırakılması,devlet kurum ve kuruluşlarının yabancılara bedavaya peşkeş çekilmesi bu yolda aldığımız yol hakkında birer delildirler.
Biraz da bizim Marcos ve İmelda'lara bakalım;
Önce Turgut ÖZAL:

Marcos ile birebir benzer olan Özal Çifti.Semra Hanım ,basın danışmanı Can PULAK'ı Pamukkale kaplıcalarından İzmir'e "More" sigarası almak için konvoyla gönderdiği yazıldı çizildi.Daha niceleri.
Merhum 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın gelini Zeynep Gül Özal, Efe Özal'dan boşanmak amacıyla açtığı davada ''yalancı tanıkların dinlenildiğini'' iddia etti.
İstanbul 1. Aile Mahkemesi'ndeki duruşmaya, Efe Özal'ın avukatı Çetin Yıldırımakın ile davacı Zeynep Gül Özal ve avukatı Hasan Çağlayan katıldı.
''Gizlilik kararı'' nedeniyle basın mensuplarının alınmadığı duruşmada, Efe Özal'ın 3 tanığının dinlenildiği öğrenildi.
Efe Özal'ın ayrıca,kendi ikametlerini korumakla görevli polis Memurlarını bahçede kemik atarak köpekle ikisini birden kemik getirmeye koşturduğuna dair basına yansımamış şikayetlerle de ünlüdür."Hanginiz çabuk getirecek bakalım" diyormuş.İtiraz edene de "Seni işten attırırım" tehdidi yapıyormuş.
En soldaki davulcu damat çoktan bilmem kaçıncısı ile değişti.Bu aile en son bir ay kadar önce Edirne Belediyesinde bir yolsuzluk iddiası ile yine gündeme oturdu.

Ortada Yerli Marcoslar.
Sayın Müteveffa Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL ve eşi Semra Hanım'ın dikili ağacı olmayan ve Jaguar otomobil hediye edilen çocukları damadı ve gelini,torunları.Mutlu saltanat günlerinde.




Sonra ,Recep Tayyip Erdoğan'a yapılan muhalefet sonucu kazara Cumhurbaşkanı seçilmek zorunda kalan11.C.Başkanımız Abdullah GÜL ve eşi Hayrünisa GÜL hanım.
Hanımefendinin 150 işçinin maaşına eşit 65 milyarlık olduğu yazılan yüzüğü.Çok zengin olmayan,Üniversite öğretim üyeliğinden Cumhurbaşkanlığına gelen bir insan için fazla "İmelda" olmamış mı?
Toprağı bol olsun Sayın Osman Bölükbaşı'nın sözü vardı;
Zengini hayırsız evlat,
Memuru süslü avrat batırır.....
Abdullah GÜL'ün oğlu 16 yaşında Gül gibi şirket sahibi oldu
Gül'ün oğlu e-ticaret sitesi kurdu.
Ticarete yatkınlıklarıyla bilinen Kayserililerin bu özelliği bir kez daha kanıtlandı. Kayserili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TED Koleji’nde okuyan oğlu Mehmet Emre Gül, iki hemşehrisiyle birlikte şirket kurarak e-ticarete başladı. Emre Gül’ün Ali Can Akkaş ve Sabancı Üniversitesi öğrencisi Ali Caner Öner’le 500 YTL’ye ortak olduğu ‘Adresime Gelsin Bilişim Teknolojisi ve Ticaret Ltd.’ adlı şirketin toplam sermayesi 15 bin YTL.

EMRE’NİN e-TİCARET SLOGANI: ‘ALIŞVERİŞTE MUTLU SON’
Şirketini babasının Dışişleri Bakanlığı döneminde kuran Gül, reşit olmadığı için ortaklığı ailesinin velayetinde sürdürüyor. Şirketin ticari faaliyetleri ise ‘www.adresimegelsin.com’ adlı site üzerinden gerçekleştiriliyor.
‘Alışverişte mutlu son’ sloganıyla yola çıkan sitede, cep telefonundan mobilyaya, kitaptan elektronik aletlere kadar her şeyi bulmak mümkün. Sipariş verilen ürünler ise adrese kadar teslim ediliyor.
Sayın Cumhurbaşkanımız A.GÜL ve Mecburen C.Başkanlığını devreden Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan.

ANKARA(ANKA)-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, oğlunun satın aldığı geminin koster olduğunu söyleyerek, 'Koster bu koster. Bu, sektörün içerisinde gemiciktir. Küçük bir şey' dedi.
Erdoğan, ATV'de yayınlanan "Siyaset Meydanı"nda gündemle ilgili soruları yanıtladı. Seçim meydanlarındaki üsluptan kendisinin de rahatsız olduğunu belirten Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı iftira atmakla suçladı. Baykal'ın söylemlerinin üslubunu sertleştirmesine neden olduğunu söyleyen Erdoğan, çocukları hakkındaki iddialara yanıt verdi.
Oğlunun aldığı gemiyle ilgili olarak, Baykal'ın gemilere ÖTV'siz mazotu çocuğundan dolayı çıkardığından bahsettiğini belirten Erdoğan, uluslararası sularda gemilerin zaten ÖTV ödemediğini ve oğlunun gemi almasından çok önce Kabataş hattındaki gemilerden ÖTV'yi kaldırdıklarını söyledi. Oğlunun aldığı geminin 16-17 yaşında bir gemi olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Fiyatı 2 milyon 100 bin filan. 500 bin peşinatla ortağıyla beraber 250-250 aldılar. Ben de destek verdim. Bu şekilde oldu.
Başbakan'ın oğlu, çürük raporuyla askere gitmedi
http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2007/11/ahmet-burak-erdogan.jpgAhmet Burak Erdoğan-Gemicik sahibi diğeri Bilal Erdoğan ise Dünya Bankasında G.W.BUSH sayesinde geleceğin bir başka "Marcos'u olma yolunda.
Tayyip Erdoğan'ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Daha önce, babası Belediye Başkanı iken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek'e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu.
Halk Sefaletle ve Anarşi ile boğuşuyor
İşte size bir örnek-
ATO-Ankara Ticaret Odasının "Dilenci Raporu";
Ankara Ticaret Odası (ATO) Türkiye�nin sosyal yaralarını konu alan, ve bugünden itibaret hergün bir tanesi açıklanacak olan �Neler oluyor bize?� adı altında dört bölümlük bir dizi rapor hazırladı. Rapor serisinin bugün açıklanan birinci bölümünü�Dilenen Türkiye Dosyası� oluşturuyor.
Türkiye�de bir kanayan yara haline gelen �dilencilik� Ankara Ticaret Odası (ATO)�nın �Neler Oluyor Bize?� adlı son raporunun ilk dosyasına konu oldu. �Dilencilik Dosyası� adını taşıyan çalışmaya göre Türkiye�de dilenci sayısı yaklaşık 50 bine ulaşmış durumda. Buna göre her 1.400 kişiye bir dilenci düşüyor�
Dosyaya göre her bir dilencinin aylık ortalama kazancı 750 milyon ile 1 milyar lira arasında değişiyor. Dilencilik sektöründe bir yılda dönen para ise yarım katrilyon lirayı aşıyor. Ancak bu paraların büyük bölümü dilencilerin cebine gitmiyor. Dilenci mafyalarının kontrol ettiği bu paralar, her türlü kirli işler için finansman kaynağı oluyor.
İşte Kapkaççı bir genç,Diyarbakır'da poliste psikologla konuşurken.
Ege'de huzur kaçıran fısıltı
Egeliler 'çocuk kaçıran organ mafyası' söylentileri nedeniyle tedirgin. Yetkililer 'Söylentiler asılsız, ama biz yine de önlemleri artırdık' dese de, fısıltı gazetesinin çalıştığı yerleşimlerde aileler çocuklarını okula göndermeye korkar hale geldi
DHA - İZMİR/UŞAK - İzmir'in Aliağa ve Tire ilçeleri ile Uşak'ta halk organ mafyasının çocukları kaçırdığı dedikoduları yüzünden çocuklarını okula yollamaktan korkar hale geldi. Aliağa ilçesinde okul aile birlikleri teyakkuza geçerken kaymakam Emir Osman Bulgurlu "İlçede bu yıl çocuk kaçırma olayı meydana gelmedi. Park, bahçe, sahil boyu ve mesire yerlerinde sürekli devriye geziyor. Vatandaşlarımızın çıkarılan bu asılsız söylentilere itibar etmesin, şüpheli bir durum varsa bize iletsin" diyerek iddiaları reddetti.
Tire'de 10 günden beri 'Organ mafyasının 4 Eylül İlköğretim Okulu önünden çocuk kaçırdığı, iç organları alınan bir kadının cesedinin Bayındır İstasyonu'na atıldığı' dedikodusuyla çalkalanıyor. Tire Emniyet Müdürü Ali Güren "Asılsız söylentilere rağmen ilçedeki güvenlik önlemlerini artırdık" dese de pek çok aile çocuklarını okula kendileri getirip götürmeye, hatta bazı aileler okula göndermemeye başladı.
Polis Kaçırılan Çocuğu Kurtardı
Zonguldak'ın Ereğli İlçesi'nde, 4 gün önce evinin önünde oynarken kaçırılan çocuk, başarılı bir operasyonla kurtarıldı. Polis ve jandarma ekipleri, işadamı Yılmaz Y.'den 7 yaşındaki oğlu Nazir için 600 milyar lira fidye isteyen kişileri bulabilmek için geniş çaplı bir araştırma başlattı. Öncelikle işadamının telefonu dinlemeye alındı, zanlıların robot resimleri çizildi.
ABD askeri kaç Türk var?`
"ABD Büyükelçiliği`ne Amerikan askeri olmak için başvuruda bulunanların" ve "başvurusu uygun bulunanların sayısı nedir?"CHP Muğla Milletvekili Fevzi Topuz , Amerikan askeri olmak için ABD Büyükelçiliği `ne başvuranların sayısının açıklanmasını istedi. Topuz , "ABD Büyükelçiliği `ne Amerikan askeri olmak için başvuruda bulunanların" ve "başvurusu uygun bulunanların sayısı nedir?" diye sordu.
Gözler Marcos'ları takip etmektedir.
Ross Wilson: Kapatma davası sürecini izliyoruz
Wilson, kapatma davasına ABD’nin ilgisine yönelik bir soru üzerine, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın bu konuyla ilgili Washington’da konuştuğunu anımsatarak, şöyle dedi:

“Gelişmeleri çok yakından izliyoruz ve konunun Türkiye’nin demokratik sistemi içinde ve Türkiye’nin bağlı olduğu laik ilkelere saygı çerçevesinde çözülmesini çok arzu ediyoruz.” Wilson konunun detaylarının Türk halkı ve kurumlarına kaldığını, onların
karar vereceklerini söyledi. Wilson, bu çerçevede konuyu yakından izlediklerini yineleyerek, ABD’nin konuyla ilgilendiğini belirtti.

İŞTE AVRUPA'NIN AKP'Yİ DE GÖZDEN ÇIKARDIĞINI GÖSTERİR BELGE
AKP Parti Kapatma davası için AKPM'den destek bildirisi istemiş.(Hürriyetin haberi.)
AVRUPA Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) Türkiye’de açılmış bir parti kapatma davasıyla ilgili olarak ilk kez gündeme aldığı bildiri hazırlığı krize neden oldu. AKPM Başkanı Luiz Maria De Puig, dün NTV’ye yaptığı özel açıklamada, bildiri talebinin Türk heyetinden geldiğini açıkladı.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Luiz Maria De Puig
Puig "Bu seferki fark, bu bildiriyi yayımlamamız için bize talepte bulunulmuş olması. Bilmenizi isterim ki, bu talep Türk heyetinden geldi. Hatta heyete göre, Türk Parlamentosu Başkanı bizi resmi olarak Ankara’ya davet edecek. Çünkü, sadece bir siyasi partiyle ilgili bir konu olsa kabul etmezdik. Başka durumlarda da siyasi partilere karşı kapatma davaları açılmış ama o durumlarda bizden böyle bir eylemde bulunmamız istenmedi" dedi. Puig’in ofisinden sızan bilgilere göre, bildiriyi AKP’li milletvekilleri talep etti.
Bugün yayınlanması beklenen bildiride parti kapatılması konusunda Avrupa Konseyi bünyesinde görev yapan Venedik Komisyonu’nun prensipleri hatırlatılacak ve şiddeti savunan ile şiddet uygulayan partilerin dışında herhangi bir siyasi parti kapatılmasının Avrupa demokrasisine aykırı olduğunu vurgulanacak.
AKP MERHAMET DİLENCİLİĞİ YAPIYOR
MHP Ankara Milletvekili, emekli büyükelçisi Deniz Bölükbaşı, "AKP, Türk yargısını baskı altına almak için kapı kapı dolaşmaya başlamıştır. Bunun başka bir anlamı yok. Destek ve merhamet dilenciliği yapıyorlar" dedi.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici de "Bu, Türk siyasetinde kabul edilebilecek normal bir durum değil. AKP’ye tavsiyemiz meşruiyet sınırları içinde problemlerine normal siyaset vasıtalarını kullanarak çözüm aramalarıdır. AB kapsamında iç siyaseti değerlendirme alışkanlığı, bedeli olan taviz politikalarının önünü açan tehlikeli süreci başlatır" diye konuştu.
Buraya kadar Filipinlerin diktatörü Ferdinand Marcos,eşi İmelda ile bizmkiler arasında benzerlik yok mu sizce?

19.Tem.2008 Tercüman'ın haberi;
70 milyonluk Türkiye’de 50 milyon yoksulluk, 11 milyon da açlık sınırının altında yaşarken, lüks otomobil satışlarının her geçen yıl artması dikkatleri rantiye sınıfına çekiyor
“TÜRKİYE’de durgunluk, kriz var mı “ tartışmaları sürerken, Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta içinde, ASO binasının açılışında ,”Türkiye’ de kriz mriz yok. Satılan otomobil sayısı 2002 yılında sadece 91 bin iken , 2007 yılında 357 bin adet olmuştur” deyince yeni bir tartışmayı da gündeme getirdi. Otomobil satışları hangi gelir grubuna hitap ediyor, ve hangi otomobillyer tercih ediliyor?. İthal lüks otomobil satışlarının Türkiye’deki otomobil piyasasınının yüzde 66’sını ele geçirmesi Türkiye’de hangi gelir grubunun hangi otomobili tercih ettiğini de ortaya çıkardı. "
Bu haber şu iletiyi veriyor:"Millet,para sayısı belli bir grupta toplandı.Bir süre sonra daha da az kişide toplanacak.Siz hissetmeden sefil,zavallı kuru kalabalıklar olacaksınız.O zaman görün bakın başınıza neler gelecek?Filipinler halkı gibi olacaksınız."
İşte bir Markos hikayesi daha böylece sona ermek üzere.
Bir de kapatma davasında kapatma veya bir yasak gelir de yargılanma yolu açılırsa seyredin memleketi bırakıp kaçanları o zaman.
Yazılanlar buzdağının görünen kısmının cesaret edilip de gösterilebildiği kadarı.
Hala AKP'li olan var mı?

Keykubat
Filipinli kadın-çocuk köle satış oranları= http://www.uri.edu/artsci/wms/hughes/philippi.htm

AFYON VE AFYON SAVAŞLARI

AFYON VE AFYON SAVAŞLARI

Bu yazımda da çok tanınan ama az bilinen ,insanların ve ülkelerin hayatlarını karatan, uğruna,anarşi ve terör örgütleri beslenen, savaşlar çıkarılan,yeşil kozalı,gelincik türü pembe beyaz renklerde açan hem ilaç hem cehennem olan bir bitkinin tarihçesini anlatmak istedim.

Çünkü bu bitki ürünlerinin ticareti yüzünden ülkelerin işgalini,acımaksızın insanların top mermileri ile parçalanışlarını,her gün şehit cenazelerinde yas tutmamızın,akıl hastanelerinin tecrit odalarında yürek yakan çığlıklarını dinlediğimiz yakınlarımızın acılarının arkasında bu bitkinin varlığını okuyacaksınız.

İşte renkleriyle o, gözü okşayan sonra yeşil kozalak yaparak içine kapanan tıpta dost, halk arasında aptalca zevk uğruna kullanıldığından dolayı ise öldüren,aşağılayan ve rezil eden düşmanlığı ile bilinen “ölümlerin prensesi” olan o bitki:

HAŞHAŞ;

AFYON NEDİR:

Gelincikgiller ailesinden “haşhaş” bitkisinin olgunlaşmamış kapsüllerinin çizilmesi ve akan sütünün kurutulması ile elde edilen uyuşturucu madde.

Bu bitkinin kozasının kesici bir aletle yukarıdan aşağıya çizilmesi ile kauçuk ağacı gibi açılan yarıktan beyaz renkli bir süt çıkar.Hava ile temas eden bu süt kurumaya başlar.Katılaşarak kahverengi ,bazı türlerinde ise siyah bir renk alır.

Ham afyon,öğütülebilecek veya başka işlemlerden geçirilebilecek topaklar halinde satışa sunulur.

Türevleri:

Afyonun yasal olarak kullanılması ise “Tıp” alanında morfin,kodein gibi saf afyon alkaloitlerinin elde edilmesi,dihidromorfin,dihidrokodeinon adı verilen ürünleri içeren tıp alanındaki uygulamaları ile bilinir.

Afyonun etkin maddesi bileşimindeki alkaloitler ile birlikte morfindir.

Afyon alkaloitleri kimyasal yapılarına ve etkilerine göre iki gruba ayrılırlar.

1-Morfin,kodein, tebain sinir sistemini etkileyen ağrı kesici,uyuşturucu ve bağımlılık yaratıcı bileşiklerdir.

2-Papaverin,noskapin,(narkotin) ve diğer afyon alkaloitlerinin çoğu bu özelliklerin hiç birini taşımaz.Yalnızca düz kasları gevşeten etki yapar.

Daha önceleri 1527'lerde Paracelsus'un geliştirdiği afyonun alkoit çözeltisi olan Ladanum da afyon türevleri içinde Portekiz ve Hollanda'lılarca uzak Asya halklarına ilaç vs adı altında satılmaktaydı.

1803 yılında Alman Friedrich Sertuerner ilk kez morfin bireşimini (principium somniferum) adı ile gerçekleştirdi.

Kısa tarihçesi;

Afyonun ilk tanımlamasına tarihte İ.S.I.yy’da Dioskorides isimli Yunanlı bilgenin “Peri hyles iatrikes (ilaç bilgisi üstüne ) adlı kitabında rastlanır.Ayrıca, Asurluların şifalı bitkiler listeleri ile tıp kitaplarında da Afyon ve Haşhaştan söz edilir.

İlk haşhaş üretimine altı bin yıl öncesinden,Mezopotamya (Dicle Fırat arası bölge),Anadolu ve Yunanistan’da rastlanır ve daha sonra Asya’ya doğru bir kayma gözlenir.Çin’de ilk kez 7.yy.da ve Japonya’da 15.yy.’da ilk kez Afyon kayıtlarına rastlanılır.

Mezopotamya ve ülkemiz olan Anadolu topraklarında yabanıl şekilde kendiliğinden biten bu bitki yıllarca diş ağrısından ameliyat ,yaralanma ve diğer kesilerin,kanser türü hastalıkların acılarını azaltmak için halk arasında da kullanılagelmekteydi.

Çubukla afyon çekme tekniği ise 15.yy.’da Amerika’nın keşfinde Kızılderililerin “Barış Çubuğu” ile yaptıkları alışkanlıkların beyaz Avrupalılarca öğrenilmesi ile başlar.

Çubukla Afyon içiminin kolaylığı köleci toplum olan ve vahşi kapitalist Avrupa’lı beyaz adamı iştahlandırmıştır.Afrika’dan Amerika kıtalarına oradan Asya’ya ve Avustralya ile Pasifik ülkelerindeki sömürgelerinde bunu yaygınlaştırmakta gecikmezler.


İşte Afganlı Afyon Üreticileri.Buradaki Amerikan generalleri bile kuryelikten yakalandı.Geri bırakılmış Müslüman ülkelerinin işgalinin ardında hala "afyon savaşları"nın olduğunu görüyoruz.

Sömürge devletlerde çalıştırdıkları halklara “adil” görünmek için işçilerine ücret öderler.O zamanki devlet idarelerinde devletlerin halkları “Padişah veya Kralların köleleri” kabul edildiklerinden “ücretli çalışma bilinci” pek yaygın değildir.İnsanlar karın tokluğuna,ihtiyaçalrını feodallerin karşıladığı bir üretim sisteminme sahiptirler.Bizdeki toprak ağalığı müessesi her yerde değişik biçimlerde vardır.

Avrupalılar buralardaki saltanatları yıktıktan sonra ülke halklarına ücret ödemeleri onları yüceltir.İnsanlar onları göklere çıkartır.

1767-1858 yılları arasında Çin'e yıllık olarak 70.000 sandık afyon sokulmaktadır.İngiliz Levanten Şirketi kanalı ile İzmir limanında İngilter ve Amerika'ya ithal edilen afyon bu kanalla Çin ve uzak doğu Asya ülkelrine satılıyordu.Sadece 1830 yılında İzmir Limanından yüklenen afyon miktarı 22000 pound yaklaşık 11-12 tondu.

Amerika Boston'lu Charles Cabot ve John Cushing ile New York'lu John Jacob ASTOR biribirlerinden ayrı olarak "Amerikan Kürk Ticaret Şirketi bayrağı altında ve daha sonraları da "Sınırlı İngiliz Afyon Şirketi" adı altında afyon kaçakçılığı yapmışlardır.Sadece bunları yıllık olarak Çin'e soktukları afyon miktarı 10 ton'un üzerindedir.

Ancak,”afyon” ve türevlerinin açıkça pazarlanarak halkların alıştırılması ile bağımlı hale gelen insanlar tamamıyla Avrupalı sömürgecilerin sadece emek olarak değil her bakımdan köleleri haline gelirler.

İnsanlar bu bağımlılık yüzünden her türlü rezil,aşağılanmalara karşı koyamaz birer hasta bağımlı haline geldiklerini fark ettiklerinde ise yapacakları hiçbir şeyleri yoktur.Çünkü bitmişlerdir.

Afyon bitkisinin tıp alanında daha verimli kullanılabilmesi için de diğer yandan çalışmalar da sürmektedir.
İngiliz Edinburg'lu Doktor Alexander WOOD 1843'de il kez "enjekte edilen morfini üretmeyi başararak uyuşturucu otoyoluna bir kilmetre taşı daha koymayı başarır.
1868'de Ludwigsburg da doğan Felix Hoffman, Münih Üniversitesi Farmakoloji Bölümü'nden son derece yüksek derecelerle mezun olmuş, geleceği parlak bir kimyagerdi. Nitekim, Alman ilaç sanayiinin duayenlerinden Adolf von Bayer de onu keşfetmekte gecikmedi. Genç kimyageri şirketinin Ar-Ge bölümüne alan Bayer, onun sayesinde farmakoloji tarihinin en büyük buluşlarından biri olan asetil salisilik asiti günümüzde "Aspirin" adıyla bütün dünyada tanınan ticarî bir markaya dönüştürecekti.
Bu çalışmaları yürüten 1874 yılında Londra Saınt Mary Hastanesi Tıp Fakültesinde kimyager olarak çalışan C.R.Alder Wright'ın da ilk kez eroin'i keşfeder.
Morfin üzerinde çeşitli asitlerle deneyler yaparken,morfin alkaloidini asetik anhidrid ile soba üzerinde saatlerce kaynatması ile diacetylmorphine adı ile tanımlanabilecek yeni bir morfin türevi üretmeyi başarır.
Manchester'daki M. Pierce of Owens College analiz laboratuvarına incelenmek üzere gönderildiğinde verilen raporda ev hayvanları ve tavşanlar üzerinde korku,endişe,yerlere kapanma,kusma, gözbebeklerin büymesi,ateş yükselmesi,kalp çarpıntısı gibi belirtiler yazılınca bu konudaki araştırma da durdurulur.
Afyon bitkisi ve türevleri üzerinde deneyler yapan Alman Kimyacı Dressen, 1889 yılında Bayer ilaç fabrikalarında baz morfinden, asetik asit olarak adlandırılan ve uzunca bir takım kimyasal işlemler ile bir toz meydana getirdi.Bundan tam 15 yıl sonra Bayer İlaç Firması, ayrışan maddeye asetik anhidrit katarak ‘‘diasetilmorfin’’i, yani eroini (Latince adı, Papaver Somniverum) keşfetti.
İlacın etkisinden dolayı Almanca "Etkisi yüksek ve güçlü " anlamına gelen "Heroisch" adı verildi. Ancak eroinin bildiğimiz özellikte üretilmesi, Bayer'in Kimyagerlerinden Felix Hoffman'ın 21 Agustos 1897 günü ağrıları kesen bir ilaç üretmek için bir karşım geliştirmesi ile devam etti ve bunun üzerine Bayer Firması bu maddenin üstünde çalışarak denemeye karar verdi.
İlk günlerde rahatsızlanan, ölen ya da ilaca bağımlı kalan kimse yoktu. Hatta içinde ağırlıklı olarak morfin olan ilaç, hastalıklara iyi bile gelmiş ve özellikle ağrıları kısa bir sürede kesiyordu. Uzun süre denemelerinin ardından Bayer, ilacı "Heroin " adında piyasaya sürmeye karar verdi.

Eroin ve Aspirin'in ilk kullanım şekilleri.

İlaç piyasaya çıktığında ilk zamanlarda çok iyi söylentiler çıktı. 25 gramlik paketler halinde satılan Eroin eczanelere geldiği gün tükeniyor, öksürüğe ve ağrılara iyi geliyordu. Henüz kimse zarar görmemiş olmasından dolayı,Bayer'in ardından bazı ilaç fabrikaları da benzeri karışımları geliştirip piyasaya doktorların tavsiye ettiği ilaç olarak sürdüler. Başı ağrıyan, ağrı çeken birisi hemen toz halindeki şişedeki ilacı alıyordu. İlaç firmaları artan talep karşısında toz halinde olan eroini şurup ve tablet olarak geliştirdi Hatta kadınlar için eroinli tampon bile yapılmıştı. Eroin kullanımı o kadar ileri gitmişti ki eroinin soluk alıp verişi kolaylaştırması ve rahatlatması sonucunda ağrı şikayeti olmayanlar bile kullanıyordu.
Kullanıcı bir ülke olan ve Bayer'in ürünlerini alan ABD herkesin eroinden bahsetmesi üzerine bu ilacı araştırmaya başladı ve aşırı dozda kullanıldığında ölüme yol açtığını ve bağımlılık yaptığını tespit etti. Geçen günler, kliniklerin eroin bağımlıları ile dolup taşmasına neden oldu ve bu yüzden ABD sağlık kuruluşlarının raporları neticesinde ilacın olumsuz etkilerinden dolayı yasaklayarak eczanelerden kaldırdı. Eroinin eczanelerde kaldırılmasına mütakip ilaç kara borsaya düştü ve fiyatı her zamankinin kat ve kat üstüne çıktı. 1931 yılına gelindiğinde ilaçın uyuşturucu etkisi göstermesi ve bağımlılık yaptığı gerekçesi yasaklandı. Bayer ve üretici diğer ilaç fabrikaları yasak nedeni ile mali güçlükler yaşadı.

Eroin dünyası-Altın Hilal,Altın üçgen.19.yy'dan bu yana değişen bir şey yok.Yine aynı yerlerde üretilip aynı ellerce aynı insanlara pazarlanıyor.

Eroin, görünüm itibariyle beyaza yakın kirli sarı renkte veya yapılış şekline göre pembemsi açık kahverengiye yakındır. Ama beyaza yakınlığı sebebiyle "Beyaz Ölüm " olarak tanınmıştır.

Bu madde artık ilkel ve sömürülen kavimlere mahsus olmaktan çıkıp dünyanın zengin veya fakir bütün ülkelerinde yaygınlaşmaya ve ticaretini yapanlara olağanüstü kolay paralar kazandırmaya başlamıştı.

Diğer yandan,bazı aydın geçinen çok okumuş az bilmiş tarihçilerimiz de Osmanlı'yı bu döneminden dolayı suçlarlar.Çünkü onlar böyle insanlık dışı suçları işleyip sonra başkasına yapıştırmaya alışmış milletilerin terbiyelerini aldıklarından bunu yapmaktadırlar.O yüzden biraz da Osmanlı'yı anlatalım dedim.

Osmanlı Devleti, haşhaşın tüketimini yasaklamış ama üretimi serbest bırakmıştı.Çünkü emperyalizm kantonlarında,dominyonlarındaki halkları bununla uyuşturup soyuyordu.

Bu yüzden İngiliz,Fransız desteği ile son yüzyılını yaşayan Osmanlı'nın yapacak hiç bir şeyi de yoktu zaten.

Osmanlı, haşhaş ticaretini denetimsiz olarak Avrupa'ya bıraktı diye suçlanır.

Aynı tarihlerde Kavalalı M.Ali Paşa Mısır'dan Kütahya'ya kadar İşgal ülkeyi işgal etmiş,Fransız, Rus, İngiliz'lerden yardımlar aranırken,yabancı elçilerden rüşvetler alıp ikide bir padişah değiştiren,"biz müslümanız ama Avrupalıyız deyip"savaşa gitmedikleri bilinen Yeniçerilerin de kaldırılmaları ile uğraşan II.Mahmud da bir anda kendi kellesinin derdine düşer olmuştur.

Adana'lı Abdurrahman Paşa'ya Sekban-ı Cedit adlı orduyu kurdurup,Sırbistan isyancıları üstüne yollayan II.Mahmud'un işi rast gitmez.Bölge Sırplarını "zorla sizi askere alacaklar" diye kışkırtan yeniçeriler halkın orduya su bile vermesini engellerler.
İstanbul'a dönen ordu bitkin ve perişan bir vaziyettedir.Yeniçerilerin de sarayı ele geçirdiğini görünce Abdurrahman paşa Anadoluya kaçar.
Bunun arkasından sarayı basan Yeniçeriler 1839 yılında Osmanlı Sultanı II. Mahmut'u esir alırlar ve Abdurrahman Paşa'nın kellesini kutu içinde getirtmek için ferman yazdırırlar.
II.Mahmud, Yeniçeri tehdidi altında sarayda Abdurrahman Paşa'nın kellesini kabul ederken kendi kellesinden bile emin değildi.
Siz olsanız bu durumda afyon mafyon denetleyebilirmisiniz?

Bu arada da İngiliz ve Fransızlar da Türk Afyonunu İzmir limanından kafalarına göre bir fiyatla satın alıyorlardı.Osmanlı hiç bir şeyi denetleyecek halde değildi.Padişah tahtını bile koruyacak durumda değildi.

Sadece 1830 yılında İzmir Limanından yüklenen afyon miktarı 22000 pound yaklaşık 11-12 tondu.Bu da yukarıda yazıldığı gibi İngiliz,Fransız,Amerikan merkezli tüccarlarca paylaşılmaktaydı zaten.Sonra satın alan varken de satmayalım mı yani?
Osman'lının Çin İmparatoru kadar da bir takati kalmamıştı ki zaten."Koca Osmanlı" deyip her türlü iftirayı yapıştırveriyorlar sonra.

1800 yıllarında Osmanlı sadece İngiltere'nin himayesi ile ömrü belirlenen bir devlet olduğu için yaptığı ve yapacağı bir çok icraattan zaten mesul de değildir.

Bakmayın siz dönmelerin bitmez tükenmez suçlamalarına.Afyonu biz ürettiysek Çinlileri işgal edip de alıştıran da İngilizi,Fransızı,Amerikalısı,Hollanda ve Portekizlisi değil de kimdi yani? Bunları herkes görmelidir.

Aynı yıllarda bu yüzden Çin’in işgalini okuyacaksınız.

Afyon Savaşları;

Bu gerçek tarihin, bu günkü siyasi gelişmeleri değerlendirirken de dikkate alınıp tartışılması gereken bir örnek olduğuna inanıyorum.Güçler dengesi kıyaslaması açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.Hükümet ve orduyu suçlarken de akıllı olmamız gereğini göz ardı etmeyelim.
Osmanlı'nın İngiliz korkusunun ardında da birz bu konu da vardır.Bu yazıyı kimseyi korkutmak için değil sadece mantık terazisinin iyi kurulmasında yardım edeceği inancıyla yazdım.
Atatürk tüm bunları bildiği halde akıllı siyaseti ile dünyanın hayranlığını kazanmış bir önderdi.

İşte size Emperyalizmin olabildiğince çirkin bir yüzünü kendi kaynaklarında ve Türkçe bazı Ansiklopedilerden yararlanarak kısaca tanıtmak için hazırladığım çalışmam.

Halkını uyuşturucu belasından korumak için savaşırken tümden köle eden antlaşmalara imza atar hale düşmüş zavallı Çin İmparatoru ve Çin halkının yakın zaman hikayesi.

Her şey 150 yıl kadar önce başladı;

Doğu Hindistan Kumpanyası"

1600'lerde, Kraliçe Victorıa'nın tayin ettiği bir Genel Vali ve Londra Ticaret Odasına kayıtlı Tüccarların oluşturduğu bir komisyondan oluşturulan "Doğu Hindistan Kumpanyası" veya "East İndia Company" Güney Hindistan ve Güneydoğu Asya Ticareti için yeni pazar alanını genişletmeye çıkmıştı.
Portekiz ve Hollanda'lıların elinde bulunan bu yöreleri 1623'de Japonların da desteği ile İngiltere ele geçirir.

1830 yılına kadar İngiliz ve Amerikan devletleri ile diğer Avrupalı kolonist devletlerin elinde sadece Pekin yakınlarında Sarı Denize dökülen bir nehrin içinden geçtiği Guangzhou şehri vardı.Bütün çay, altın,gümüş,egzotik (yabancı) Çin eşyalarının yanında afyon ticaretinin de yapılabildiği tek yer bu şehirdi.

Batılı devletleri zaten memnun etmeyen bu hale bir de Çin'in yabancı her türlü fikire kapalı ve İmparator tarafından konulmuş oldukça sınırlı izine yapılabilen ticaret de eklenince Çin,batı devletleri için büyük sıkıntı kaynağı oluyordu.Adeta bir fırsat çıksa da şunları haklasak dercesine bir beklenti içindeydiler.
İngiliz Doğu Hint Kumpanyasının himayesinde bulunan Bengal ve Malwa bölgelerinde üretilen afyon Çin pazarına 1820'de 9.708'libreden (4854 kg'den)-1835'de 35445'libreye (17.722'kg) artarak girer.Çubukla içilen afyon oldukça ucuz fiyatlarla Çin pazarına girince sahil bölgelerinde oturan erkek Çinlilerin %90'ı,bağımlı hale gelince,Çin ticaret hacmi oldukça azalır,devlet hizmetleri durur,
yaşam standardı ise düşer.Çinlilere göre 4 milyon,İngiliz ve diğer avrupalılara göre 12. milyon afyon bağımlısı yaratılmıştır.
Çin'in ticaret açığı 1830'larda 34 milyon Meksika Gümüş Dolarına çıkar.
Avrupalı'lar,Çin'e pamuk, ipek,porselen,sırmalı ipek ve mehtelif çeşitli çaylar için 1810 yılı öncesi yıllık 350 milyon Meksika gümüş dolar ödemiş,Çin ise 4.5 milyon Meksika gümüş doları ithalat yapmış bunun %57'sini de Afyon'a ödemiştir.

I.Afyon Savaşı;


1799 yılında Çin imparatoru ülkesinde yasaklama kararı alır.Ancak kolaylıkla önüne geçemez. İmparatorun kendi oğlu da bu madde bağımlılığından ölünce Çin İmparatoru Dao Guang (1821-1850),ın emri ile Çin hükümeti Başbakanı veya İmparatorun özel komiseri olan Lin Ze-xu, 1839 'da afyon ticaretini durdurma girişiminde bulunarak İngiliz tüccarların Guangzhou'daki (Kanton) tüm afyon depolarına el koyar.

Bunu yaparkan gerekçeleri de "bir kaç 10 yıl içinde ne kendini koruyacak ordusu,ne karnını doyurmak için ekim yapan çiftçisi,sanatkarı olmayan yitik bir millet haline gelmek üzereyiz ve bundan hemen kurtulmak için gerekeni yapmalıyız" diyerek bu kararı alırlar.
Başbakan Lin Ze-xu ,Guanghzou'da Avrupalı çoğu İngiliz tüccarlarına ait 11.000 pound'luk yani 5.500 kg. cıvarında afyonu imha eder.Sayısı 16.00'e varan tutuklamalar gerçekleştirdiğinden de İngiliz kaynakları bahseder.
İngiliz Hükümeti temsilcisi Başkomiser Charles Elliot,Çin Hükümet yetkilileri ile anlaşma yapmayı denese de İngiliz Tüccarlarından bir an önce kurtulmak ve onları korkutup kaçırmaya karar veren Çin yetkilileri bu daveti duymazlar bile.
Bir kaç gün sonra sarhoş İngiliz denizcilerin bir Çinli köylüyü öldürmesi ve Çin hukuk sistemine güvenmeyen İngiliz hükümetinin sanıkları Çin mahkemelerine teslim etmeyi red etmesi üzerine taraflar arasındaki gerginlik büyür.

Gelişmeleri bir mektupla İngiliz hükümetine duyurmayı başaran Charles Elliot'un mektubu üzerine İngiliz Lordlar meclisi durum değerlendirmesi yapar.

Mecliste,Çin'in bilmedikleri silahları olduğundan dolayı temkinli olunması gereğinden bahseden bir tüccarın yanında,Çin'in dünya kültürüne hizmet etmiş Konfiçyus ve Lao Zu gibi değerleri ve de olağanüstü mükemmel yeşim taşı,porselen eşya sanatkarlıkları yüzünden harap edilmemesi gerektiğini vurgulayarak savunanlar da olur.

Ancak İngiliz Lordlar Meclisi Charles Elliot'un 6.milyon paund değerinde tüccar zararına hükümet adına kefil olduğu da göz önüne alınır ve bunun da Çin'e ödetilmesi için savaş kararı alınır.

Karar tüm açıklığı ile Kraliçe Victorıa'ya bildirilir.

Kraliçe Victoria nın şu kararı çok ilgi çekicidir.

-"O Kralın yerine ben de olsam afyon konusunda halkımı korumak için aynısını terddütsüz yapardım.

Ancak,tüccarlarımzın da rahat çalışmalarını sağlamak için Çin İmparatoruna Serbest Ticaret Dersi Vermemiz Gerektiğine Karar verdim,Onlara serbest ticaret dersi vereceğiz" diyerek yaptıkları savaşın haksız olduğunu ancak çıkarlarını da korumaya yönelik olduğunu da açık ve net olarak belirtmiştir.

O zamanın serbest ticaret anlayışı günümüze kadar "Liberalizm,Özelleştirme,Serbest Piayasa Ekonomisi ,Özelleştirme ve Küreselleşme "adları alarak değişmesini sürdürmüş ve günümüz çağdaş sömürü sisteminin gelişmesinin ilk kilometre taşı olmuştur.

I.Afyon Savaşından bir sahne.


Bunun ardından iki ülke arasında savaş başlar.1839 Kasımında Çin Kraliyet donanması Guanghzou açıklarında içindeki pek kıymetli Çin vazoları v.b. eşyaları ile birlikte batırılır.1841 Ocak'ında ise Kantonuın üst bölgelkerine hakim olan Pearl'in ağzında bulunan Bogue kalesini Ningbo ve Chinhai bölgesinde kendilerine göre çok zayıf ekipman ve donanıma sahip Çin Kraliyet ordusunu bozguna uğratarak ele geçirirler.Ağustos 1841'de Başkomiser Elliot, Sir Henry Pottinger ile yer değiştirir.Ningbo ve Tiajin.'e saldırarak Zhenjiang'ı ve ardından tüm Güney Çin'i işgal ederler.
29 Ağustos 1842'de imzalanan Nanjing antlaşması ve 8.Ekim.1843 tarihli Bogue ek antlaşması ile Çin'in büyük bir tazminat ödemesi (6.milyon sterlin),ticaret ve yerleşim amacı ileYangtze (Sarı Nehir)'in ağzının ve Shanghai ile birlikte, (5) beş limanın İngilizlere bırakılması,İngiliz vatandaşlarının da İngiliz mahkemelerince yargılanması karara bağlanır.
Chına-Çin


II.Afyon Savaşı
Diğer Batı ülkeleri de Yani Amerika,Fransa da hemen ayrıcalıklardan yararlanmak için istekte bulunmak için,mevcut antlaşmayı bile uygulamakta gönülsüz olan Çin yetkililerini zorlamaya karar verirler.
İngilter de Hindistan ve Burma'da üretmiş olduğu ofyonun gümrüksüz olarak Çin topraklarında satılması ile tüm Çin limanlarının Batılı ülklerein serbest ticaretine açılmasını teklif ederler.
Çin devlet yetkilileri işgalcileri iki yıl oyalamayı başarır.Ancak, bir türlü hazmedilemeyen bu durum bazen gizli bazen de açıktan düşmanlıklar göstermelerine de sebep olur.
1856'da yine benzer bir tepki olayında bazı Çinli görevlilerin İngilizlerin yaptıkları aşağılamalara da dayanamayarak "OK" (Arrow) adlı bir İngiliz gemisine çıkarak İngiliz bayrağını indirmeleri ve bazı askerleri,uyuşturucu kaçakçılığı ve korsanlık ile suçlayarak tutuklamaları ile işler kızışır.Nanking antlaşmasına göre İngilizler askerlerinin serbest bırakılmasını,yapılanın da mevcut Çin yasalarına göre hukuki olmadığını belirtirler.ile İngilizler yeniden bekledikleri bir savaş fırsatı elde ederler.
August Chapdelain adlı Fransız bir misyonerinde misyonerlik suçundan dolayı Çin'in iç bölgelerinde idam edilmesini bahane ederek kendi silah teknolojilerinden çok geri olduğunu tespit ettikleri Çin'e karşı İngilizlerin yanında katılırlar.Bu saldırıya Amerika ve Rusya da destek verir.
Müttefik Amerikan gemileri ile desteklenmiş Amiral Sir Michael Seymour, Lord Elgin, and Marshall Gros komtasındaki İngiliz ve Fransız kuvvetleri 1857 sonlarında başlattıkları askeri harekatın sonunda Çin'in altını üstüne getirirler ve 1858'de Çin hükümetini Tianjin Antlaşmasını imzalamaya mecbur bırakırlar.
Müttefik ülkeler bu galibiyetin ardından Çin'i, yabancı elçilerin Pekin'de yerleşebilmeleri,uygun gördükleri yerlerde ve belirledikleri 11 Liman kentinin ticaret ve yerleşim amacı ile batılı devletlerin idarelerine verilmesi,yabacıların Çin'in iç bölgelerinde serbest yolculuk edebilmelerini,Hıristiyan Misyonerlere de hareket serbestisi kazandırılması gibi bir çok haklar elde ederler.
Aynı yıl içinde de Şanghay'da yapılan görüşmelerde afyon ithalatına da yasallık kazandırırlar.
Çin'li yetkililer antlaşmaya onay vermeyi reddedince müttefik kuvvetler Pekin'i alırlar ve imparatorun yazlık sarayını yakarlar.
Çin,1860'da imzaladığı bir antlaşma ile de Tianjin antlaşmasında uymayı kabul etmek zorunda bırakılır.
İngiliz ve Fransızlara 10'ardan 20 milyona Tael( Çin parası),Rusya ve Amerika'ya da 2'şerden dört milyon Tael tazminat ödemeye ve halkının misyonerler tarafından Hıristiyanlaştırlmasına,hatta,parasızlık yüzünden bitirilemeyen kıtalararsı Amerika-Kanada Demiryolu inşaatında çalıştırılmak üzere vatandaşlarının ücretsiz çalıştırılmasına bile razı edilir.1858-1911 yılları arasında Marika'ya götürülüp köle gibi çalıştırılan bu işçilerin çocukları ve torunları halen mahkemelerde ABD ve Kanada hükümetlerinden mahkeme kapılarında adalet aramaktadırlar.

Yukarıdaki savaş şartları sonucu Amerika-Kanada kıtalararsı Demiryolunda çalıştırlan Çinli işçiler.

1900 yılının başlarında ortaya çıkacak olan Boxer İsyanına kadar Çin'in bu aşağılanması sürer ve Mançu Hanedanının da çökmesine sebep olurken, adeta bedavaya aldıkları Türk ve Hint afyonu içinde Dünyanın en büyük ve mükemmel bir pazarını da yaratmışlardır.
1852-1908 yılları arasında,Çin'in asırlardır nehir yataklarına uyguladığı bakıma önem vermeyen sömürgeciler,sadece Guandong eyaletinde Pearl nehri yatağı deltasında14 sel,7 tayfun,4 deprem,4 veba salgını,5 açlık 2 kuraklık olayının da tetikleyicisi olmuşlardır.
Böylece Çin bir İngiliz vilayeti haline gelir.

Bu savaşlar da dünya tarihine “Afyon Savaşları” olarak geçmiştir.Herhangi bir ansiklopediden bu isimle bulabileceğiniz gibi birkaç değişik filmi de vardır.

1949 yılında Mao Zedung adlı Sosyalist Halk Önderinin arkasında toplanan Çin halkı bağımsızlığını Rusya’nın yardımı ile kazanabilmiş ve 100 yıllık esareti son bulmuştur.

Bu gün ise Çin ABD ve AB’yi tehdit eder hale gelmiş,uzaya uydu ve astronot gönderen teknolojiyi yakalamış,bilimin her dalında üst üste başarılar kazanarak şanlı tarihine geri dönmüştür.

(Biz de ABD- AB yalakalığı yapmaya uğraşırken tarihten silinme eşiğindeyiz neredeyse)

Yakın tarihten bu yana afyon ticareti ve kullanımı;

1910 yılına gelindiğinde Çin sonunda İngilizlerin bu zoraki afyon yasalarının uygulanmasına karşı verdiği savaşta başarı elde eder.Afyon yasalarını bozar.
Pislikle uğraşınca pislik insanın kendine de bulaşır misalı,morfin,eroin türevlerinin şurup,tablet, enjeksiyon şeklinde ilaç olarak kullanımın yayılmasına sebep olur.Zaman içinde bubnun ne feci bir bela olduğu anlaşılınca 1905 yılında Amerikan kongresi Afyon ithalini yasaklar.Ertesi yıl da sadece "İlaç sanayii için izne bağlar.Afyon türevlerinin bozulmaları üzerine 1909'da yeniden afyon ithalatına yasaklama gtirir.1914'de afyon bağımlılığına bir dizgin vurabilmek,kullanımının suistimalini önlemek için ilk kez "Harrison Narkotik Kanunu"nu çıkartır.Buna göre doktor,eczacılar eroin ve kokaini reçete ile ve vergi ekleyerek satabileceklerdi.
1923 yılında bunun devamı olarak hazneye bağlı olarak ilk Narkotik Büro kuruldu.Bağımlıların sokaklardan yasadışı afyon türevlerini satın almaları önlendi.Bu da New York'un Çin Mahallesinde ilk mafyalaşmayı yarattı.
1920-30 yılları arasında Fransa destekli olarak üretilen afyon ve türevleri Altın Üçgen denilen Laos,Tayland ve Burma'da üretilmiş ve Çin üzerinden Amerika'ya kaçak olarak girmiştir.

Diğer yandan afyon üretimi dünyanın başka yerlerinde de,I.ve II.Dünya Savaşları sırasında ise Meksika’nın batısındaki dağlık bölgelerinde yaygın olarak,Peru ve Ekvator’da ise kısıtlı olarak haşhaş üretimine başlanılmıştır.

Günümüzde ise yasadışı afyon üretiminin merkezi Asya kıtası olup Afganistan ve Hindistan,Pakistan,Bangladeş,Çin ve diğer Asya ülkeleri yer almaktadır.

Hatta bu ülkelerin bazılarında orman arazileri içinde silahlı özel çeteler himayesinde devletlerin göz yummaları ile bu kaçak üretim sürdürülmektedir.

Daha sonraları Amerika’da,1830 İtalya Ekonomik krizi yüzünden ülkelerinden Osmanlı İmparatorluğu (3.milyon Levanten denir halen 130.000 kadarı ülkemizde yaşar) ve Amerika’ya (iki milyon) göç eden İtalyan Levantenlerinden oluşan “Mafia”lar uyuşturucu ticaretini ele geçirirler. Osmanlı’nın batmaya başlaması ile Osmanlı Levantenleri de Amerika yolunu birer birer tutarlar.

Bu Levantenlerden oluşan, Al Copone, Charlie Lucky Luciano gibi çeteler ile Avrupa'yı örgütleyen Don Salvatore Lucania gibi kötülük dahileri eroin kaçakçılığına dünya çapında hız kazandıranlardır.

İkinci Dünya savaşı sırasında Amerikan ordusunda bile 400.000 kayıtlı afyon türevleri bağımlısı olduğundan bahsedilmektedir.

İtalya ve Fransa’da devlet eliyle fabrika ve imalathanelerde üretilen eroin gibi afyon türevlerinin tüketildiği yerler de elbette Amerika ve Avrupa sömürgeleriydi.Yani Asya, Amerika ve Afrika ülkeleriydi.

Harry Anslinger adlı Amerikalı bir ajan da 1930 sonraları ilk narkotik büroyu kurar.150 kişilik ekibi ile çalışmaya başlar.

1948-1972 arasında uyuşturucu ticareti Korsikalı haydutlar ile Amerikan Mafyası hakimiyetine girmiştir.
Komünizmin bu bölgede yayılması ile altın üçgeninb afyon üretimi düşmüş ve Türk afyonu ucuza alınarak Fransız laboratuvarlarında işlendikten sonra New York sokaklarındaki keşlere ulaştırılmıştır.
Vietnam -Amerikan savaşı sırasında C.I.A Amerikan hava yolları ve charter uçaklarla Laos ve Burma'dan ülkeye kaçak uyuşturucu sokmuştur.
Bu dönemde bağımlı sayısının Amerika'da 750.000 olduğu belirtilir.Ancak tatlı kârlar devletin engel olmasını engeller.1978 yılına kadar Meksika sakız afyonu Amerikan pazarlarına kısa yoldan giriş yapar.Meksika hükümetinin desteği ile afyon üretimi hızlandırılır.Çin mahallesinde kısa sürede eroin haline getirilerek karaborsada tüketilen bu mal pek tutmadı ve kısa sürede hızla satışı düştü.
Çünkü bu defa da "Altın Hilal" yani,İran,Pakistan ve Afganistan malı afyon türevleri birden ortaya çıkmış piyasayı işgal edivermişti.
1998'lere gelindiğinde ise Amerika'ya giren eroin'in %18'i altın üçgenden gelmeye başlamıştır.Artık uyuşturucunun merkzi yeniden altın üçgen olmuştu.

Bundan sonra bu ticaretin merkezi de doğuya,uzak doğu Asya’ya doğru kaymaya başlar.

Güney Amerika ve Uzak Doğu'dan yayılırken, eroinin bütün dünyayı sarıp sarmaladığı görülüyor. Üstelik eroin kaçakçılığına bulaşmayan ülke de kalmamıştır artık.

1998 resmi kayıtlarına göre yurt içinde bir önceki yıl 415 yabancı ülke vatandaşı uyuşturucu madde kaçakçılığına karışmış.Büyük bir bölümü İranlı olmasının yanında diğer ülkelere baktığımızda uzayıp giden bir liste görüyoruz;

Ruanda, Makedonya, Arnavutluk, Etiyopya, Kazakistan, Suriye, Kenya, İsveç, Filistin, Lübnan, Senegal aralarında olmak üzere tam 47 ülke.

Avrupa toprakları üzerinde bulunan Makedonya ve Arnavutluk’un da üretici ülke konumuna geçtikleri de bilgiler arasında yer almaktadır.

Dünyanın bir çok ülkesinde yaratılan anarşi ve terör örgütleri kanalı ile uyuşturucu ticaretini yine Avrupa ve Amerikalılar sürdürmekte ve bundan büyük kazançlar elde etmektedirler.

Afyon üretimini Afganistan'ın neredeyse tamamına yayılarak 2004 yılında büyük bir artış gösterdiği kaydedildi.
Amerika ve Avrupa ülkelerince İşgal edilen Afganistan'da afyon üretimi koalisyon güçlerinin eline geçmesinden sonra alınan ifade edilen sözde önlemlere rağmen 2003 yılına göre yüzde 17'lik bir artış gözlenen Afganistan'daki afyon üretiminin 2004 yılında 4 bin 200 tona yükseldiği belirtilirken, 2003 yılında üzerinde afyon üretimi yapılan 80 bin hektarlık arazinin de 2004 yılında 130 bin hektara çıktığı,BBC'nin bir haberine göre de dünya afyon ihtiyacının %70'ini,AB ülkelerinin ise %80 ihtiyacının Afganistan'daki sözde kontrol altında tutulan üstelik işgal işgal altındaki bu ülkede yapıldığını okuyoruz.

Bu kadar açık olarak üretilip satıldıktan ve bir yandan yasaklayarak fiyat arttırıp el altından fahiş fiyata pazarlanması,kaçakçı ve üreticilerinin korunması, diplomatik pasaportlu kimselerin kuryelik yapmalarını da eklediğimizde ;

Dış Ticaret=Uyuşturucu ticareti

olarak yorumlanırsa kimsenin itirazı olmaz sanırım.

Hatta Amerika ve Avrupa kendi halklarını da “haklarını arayamasınlar,sorun çıkarmasınlar” diye uyuşturucuya alıştırmakta ve çocuk yaşta her türlü cinsel ilişkiyi teşvik etmektedir.

Ocak 2008’de TRT1’de yayınlanan “Banu Avar’ın hazırlayıp sunduğu “Sınırlararası” adlı programın Hollanda’da çekilen bölümünde bir sosyal hizmet kurumunun müdürü olan 60 yaşlarında bayan bir memurun “halkın uyuşturucu ve sekse” devlet eliyle teşvik edilmesini gayet doğal bulduğunu söyleyecek kadar olayı olağan göstermektedir.

Emperyalizm hala girdiği yerlerde uyuşturucu ile toplumları sefilleştirme ve köleleştirme taktiğini sürdürmektedir.

Avrupa ve Amerikalı zenginler özel veya charter uçaklarla 5-12 yaş grubu kız çocukları ile yapacakları uyuşturuculu orgy alemlerinin yapıldığı “seks turizmi” için Filipinler ve Pasifik ülkelerine uçmaktadırlar.

Dört beş tane komprador zenginin bütün ülkeyi yönettiği bu ülke insanlarının beş kuruş paraları yoktur.Aile mefhumları kalmamıştır.İnsanlar midelerinin kölesi haline gelmişlerdir.

Her Filipin’li çocuk‘un babası herhangi bir Amerikalı’dır.Gördüğü her Amerikalı'ya çekinmeden "Baba" demektedirler.

Dünya çapında özellikle Pasifik,Asya ve Afrıka ülkelerinden yılda 1.2.milyon çocuk kaçırılarak zorlanırken yine bu ülkelerde aileler geçimleri için kendileri de 500 USD Dolarından başlayan fiyatlarla satmaktadırlar.Amerika ile sıkı fıkı olan ülkelerin halkları hep böyle oluyor.

"http://www.globalangels.org/tools/local/imageupload/content/MainImage/size"

İşte seks kölesi olarak satışını bekleyen kaçırılmış bir Filipinli çocuk.


Son hükümetimizin de gayretleri ile bizler de Filipinler halkı olma yolunda hızla adımlar atmaktayız.
1989 yılında Milliyet gazetesindeki köşesinde Gazeteci Mehmet Ali Birand'da "Özal Türkiye'nin Markosu'mu " başlıklı bir yazı yayınlamıştı ve bu konuyu işlemişti.
Ancak ondan 20 yıl sonra gelen Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'nin Marcos'u olma yolunda hızla ilerlemektedir.
Bizi de bu duruma getirmeye başladılar.Tüketim reklamları,özenti,tarımın köreltilmesi,ücretlerin düşürülmesi,Kürt nüfusunun arttırılması,ile patlatılan anarşi,işsizlik ve terör üniversitelerin kalifiye eleman yetiştirememesi,işsizlik hep buna aday olduğumuzun birer göstergesidir.
Vakıflar yasası ve yabancılara mülk satışlarının serbest bırakılması,devlet kurum ve kuruluşlarının yabancılara bedavaya peşkeş çekilmesi bu yolda aldığımız yol hakkında birer delildirler.
20.YY.'da ülkemizde.
Ülkemizde eroinin imalatı, 1900'lü yılların başlarında bir Japon firmasının Türk afyonundan eroin yapmak için İstanbul, Taksimde yasal olarak imalathane açmasıyla başlar ve bunu sahipleri Fransız ve Musevi olan kişilerce Kuzguncuk, Bahariye ve Eyüp'te eroin fabrikaları açılması ile devam edilir.
Yasal olarak imal edilmeye başlanan eroinin kullanımı sonucunda başta Avrupa ve diğer ülkeleri olmak üzere ülkemizde de neticesinin olumsuzluklarının bilincine varılması ile imalatından vazgeçilir ve kullanımına cezai yaptırımlar getirilir.

1850'de İzmir Limanı'ndan İngiltere'ye ihraç edilen afyon sakızı miktarı 40 tondur.

1954 yıllarına gelindiğinde üretici kimliğinden çok köprü haline gelmiş olan ülkemiz ilk Narkotik eyleme ABD tarafından zorlanır ve George White adlı bir ABD’li ajanın üflemesi ile Beyoğlu ABD Konsolosluğunun karşısında bir otelde Beyrut’lu Ebu Sayia' Adanalı ortağı Ahmet Azsayer ortak bir operasyonla yakalanırlar.
Yasal üretici olarak Türkiye ve Hindistan 1990 yıllarına kadar ilk iki sırayı paylaşmaktaydılar.
Türkiye’de yasadışı üretimi engellemek için 1912-1925-1931 de kısmen 1971’de tümüyle haşhaş üretimi yasaklanmıştır.

1974’de BaŞBAKAN Bülent ECEVİT’in ABD’ye başkaldırısı ile bu yasak kaldırıldıysa da üreticilerin haşhaş kapsüllerini çizmeleri yasaklanmıştır.

Türkiye’nin haşhaş üretiminden bazı örnekler vermek gerekirse;

1927-112 ton

1950 214 ton

196o- 368 ton

1975-57 tondur.

1984’de ABD’ye afyon ihracatımız ise “2” ton “484” kg.dır.

Amerika ve Avrupa ülkelerinin bir türlü desteklerini çekemedikleri ve dünyanın en güçlü terör örgütü olarak tanınan ve her gün evlatlarımızı alan PKK terör örgütünün 1984'ten itibaren satışını veya aracılığını yaptığı uyuşturucu maddelerden bir kısmını şöyle listelemek mümklün:

2 ton 798 kilo eroin, 21 ton 87 kilo esrar, 4 ton 288 kilo bazmorfin, 603 kilo kokain, 22 ton 440 kilo asetik anhidrit, 277 bin amphetamin tablet, 2 eroin imalathanesi ve 2 ton 125 kilo hint keneviri.

Bu yıl başlarında yapılan bazı uluslar arası toplantılarda Genel Kurmay Başkanlığı kaynaklı açıklamalarda bu örgütün yıllık 600 milyon Avro’luk ticaret hacmi olduğu bildirilmiştir.

Dünyanın bir çok ülkesinde bir çok moda,defile vb faaliyetler ile sosyal yardım ve hayır kurumları bile bu işler için örtü olarak kullanılmaktadır.

Aşağıki resimde ekmek,su,elbise,barınak bulamayan,bir çok yaşıtları için özlem olan yaşam şartlarını beğenmeyip madde bağımlılığı ile macera arayan şaşkın gençlerimiz.

Bu yıl 100.milyon insanın açlık ve susuzluk tehlikesi ile yüzyüze kaldıklarını biliyorlar mı?Bilseler ilgilenirler mi?

Sizce fazla bencil değiller mi?

Eğitimi evden kaçma bahanesi yapanlar.Siz onlardan olmayın.

Madde bağımlısı kayıp gençlerimiz.


Yüzde yüz tedavisi olmayan bu bağımlılığın ancak yeni başlayanlarda ve iradesi sağlam olanlarda başarı sağladığı belirtilmektedir.İleri bağımlılık düzeylerinde ise irade mirade çökmektedir.

Siz siz olun intihar etmek isteseniz bile bunu kullanmayın,gidin tren altına,gemi altına falan atlayın daha iyi bence.

Ona da gerek yok zaten ,siz siz olun soluduğunuz bir anlık havanın bile tadını çıkarın bence.

Gördüğünüz gibi bizim de gençlerimiz aptalca bu emperyalist oyuna atlamaktadır.Böyle bir Türkiye sizce umut vermektemidir?

Sonuç:

Emperyalizmin kazanç uğruna her türlü insani değerleri nasıl ayaklar altına aldığını,yavaş yavaş da insanlarımızın da bunu ağırlığını hissetmeye başladığını biraz olsun gözlemleyebildik.
Bu kadar gözü kara insanların idaresinde olup korkunç kitle imha silahlarına sahip bu devletler zenginlik için daha neler yapmazlar ki?

Denizci toplum olmaları yüzünden yaygın olarak eşcinsel olan bu Avrupalıların merhametsizliğinin altında belki de bu yapıları yatmaktadır, kimbilir?

Çünkü eşcinsellerde duygusallığın yoğun olmasının bazen de “merhametsizliğe” dönüştüğünden bahsedilir.

Bu gibi durumlarda da bu insanlarda merhamet kalmadığı söylenir de.

Çin’in yakın tarihlerde katıldığı BM. Toplantılarının birinde Avrupa ülkelerini “İnsan Hakları Emperyalizmi” yapmakla suçlaması ise bu bilgiler ışığında hiç de abartı sayılmamalıdır.

Halen dünyanın bir çok yerinde bir çok insan bu lanet aç gözlü Batılıların hırsları yüzünden akla hayale gelmedik acılar,sefillikler,hastalıklar çekmekte,onurundan,şerefinden olmakta ve nice değerli insanların kanları da dökülmeye devam etmektedir.

Ben genetikçi değilim ama,sadece bu bitkinin neslini tüketecek ve tekrar çıkmasını önleyecek, yalnızca bu bitkiyi ve türlerini etkileyen bir virüs veya gen tabiata salınsa iyi olmaz mı acaba?

Sonunda bu da bir dilek değil mi?

Ne kadar Amerika ve AB yanlısı siyaset yandaşlarını oylarsanız başımıza neleri getirebileceklerini hayal edebilirsiniz.

Uyuşturucu bağımlısı yapılmış toplumlar emperyalizmin ebedi köleleri olmuşlardır.İstedikleri buna benzer toplumlar yaratmaktır.Çin 100 yıllık kölelikten uyanmış örnek bir millettir.Biz niye aymıyoruz acab bir sorun mu var?

Afyon Savaşları;


İşte Dünya Afyon-uyuşturucu üretim merkezleri."Altın Hilal,"Altın üçgen".Yanı 19.yy'da Emperyalizm işgal ettiği topraklarda üretti,mazlum milletleri bağımlı etti ve aynı şekilde yine de sömürmeye devam ediyor.Yine aynı ülkelerde hakimiyeti de devam etmektedir. Afganistan yine İngiliz-ABD işgalinde üretim yine katlamış,ABD kendi generallerinden gıcık kaptıklarını bile kuryelikten tutukluyor artık.Sonra da bize gelip "Siz uyuşturucuya izin veriyorsunuz" diye baskı yaparlar.


Medeniyetin Çirkin Yüzü.
Bu gerçek tarihin, bu günkü siyasi gelişmeleri değerlendirirken de dikkate alınıp tartışılması gereken bir örnek olduğuna inanıyorum.Güçler dengesi kıyaslaması açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.Hükümet ve orduyu suçlarken de akıllı olmamız gereğini göz ardı etmeyelim.
Osmanlı'nın İngiliz korkusunun ardında da birz bu konu da vardır.Bu yazıyı kimseyi korkutmak için değil sadece mantık terazisinin iyi kurulmasında yardım edeceği inancıyla yazdım.
Atatürk,kendisinin doğumundan 40 yıl önce gerçekleşmiş bu olayları yetiştiği yıllarda tüm bunları biliyordu.Bu olay ile İngiltere "Düvel-i Muazzama" adı ile anılmaya,dünya devlet idarecilerinin gözünde korkulan bir güç olmayı başarmıştı. İngiltere'nin her devlete göre ayrı bir planı olmasının yanında herkesin başına da böyle bir şey gelecek diye korku duymak da doğru değildir.
Zenginlik için devlet eli afyon,sigara ve türevlerini satmış,kendi ülkelerinde devlet eli ile eroin laboratuvarları kurmuş,Çin gibi koca bir imparatorluğu halkını koruduğu gerekçesi ile "işgal etmiş",milyonlarca insanı kendine köle yapmış,hiç bir gelenek veya hukuk kuralına ya da devlet geleneği anlayışına sığmayan aşağılık olan her şeyi tereddütsüz ve sorumsuzluk içinde uygulamış ve halen de yapmakta olan ve kendilerine medeni diyen "Batı Devletlerinin" gerçek yüzünü kendi kalemlerinden okutmaya çalıştım.
Atatürk bu analizleri yapabilen az bulunur bir beyindi,işte bu yüzden korkusuz ve dahice fikirlerle süslediği siyaseti ile Çin İmparatorunun ülkesinden daha vahim bir durumdan bağımsız bir devlet çıkararak dünyanın hayranlığını kazanmış ama kendi toplumu tarafından da ölümünden 70 yıl sonra bile anlaşılamayan,değeri bilinemeyen bir önderdi.

Bu yazıyı "Afyon ve Afyon savaşları" başlıklı önceki yazıyı okumayanlar için tekrar içerikli olarak yazdım.Yazının aslı ise adı geçen önceki makalemdir.

İşte size Emperyalizmin olabildiğince çirkin bir yüzünü kendi kaynaklarında ve Türkçe bazı Ansiklopedilerden (Ana ve Temel Britanıca Ansilopedileri ile İngiltere'nin bazı resmi sitelerinden) yararlanarak kısaca tanıtmak için hazırladığım çalışmam.

Halkını uyuşturucu belasından korumak için savaşırken tümden köle eden antlaşmalara imza atar hale düşmüş zavallı Çin İmparatoru ve Çin halkının yakın zaman hikayesi.

Her şey 150 yıl kadar önce başladı;

Doğu Hindistan Kumpanyası"

1600'lerde, Kraliçe Victorıa'nın tayin ettiği bir Genel Vali ve Londra Ticaret Odasına kayıtlı Tüccarların oluşturduğu bir komisyondan oluşturulan "Doğu Hindistan Kumpanyası" veya "East İndia Company" Güney Hindistan ve Güneydoğu Asya Ticareti için yeni pazar alanını genişletmeye çıkmıştı.
Portekiz ve Hollanda'lıların elinde bulunan bu yöreleri 1623'de Japonların da desteği ile İngiltere ele geçirir.
1830 yılına kadar İngiliz ve Amerikan devletleri ile diğer Avrupalı kolonist devletlerin elinde sadece Pekin yakınlarında Sarı Denize dökülen bir nehrin içinden geçtiği Guangzhou şehri vardı.Bütün çay, altın,gümüş,egzotik (yabancı) Çin eşyalarının yanında afyon ticaretinin de yapılabildiği tek yer bu şehirdi.
Batılı devletleri zaten memnunu etmeyen bu hale bir de Çin'in yabancı her türlü fikire kapalı ve İmparator tarafından konulmuş oldukça sınırlı izine yapılabilen ticaret de eklenince Çin,batı devletleri için büyük sıkıntı kaynağı oluyordu.Adeta bir fırsat çıksa da şunları haklasak dercesine bir beklenti içindeydiler.
İngiliz Doğu Hint Kumpanyasının himayesinde bulunan Begal ve Malwa bölgelerinde üretilen afyon Çin pazarına 1820'de 9.708'libreden (4854 kg'den)-1835'de 35445'libreye (17.722'kg) artarak girer.Çubukla içilen afyon oldukça ucuz fiyatlarla Çin pazarına girince sahil bölgelerinde oturan erkek Çinlilerin %90'ı,bağımlı hale gelince,Çin ticaret hacmi oldukça azalır,devlet hizmetleri durur,
yaşam standardı ise düşer.Çinlilere göre 4 milyon,İngiliz ve diğer avrupalılara göre 12. milyon afyon bağımlısı yaratılmıştır.
Çin'in ticaret açığı 1830'larda 34 milyon Meksika Gümüş Dolarına çıkar.
Avrupalı'lar,Çin'e pamuk, ipek,porselen,sırmalı ipek ve mehtelif çeşitli çaylar için 1810 yılına öncesi yıllık 350 milyon Meksika gümüş dolar ödemiş,Çin ise 4.5 milyon Meksika gümüş doları ithalat yapmış bunun %57'sini de Afyon'a ödemiştir.

I.Afyon Savaşı;

Çin İmparatoru Dao guang (1821-1850),ın emri ile Çin hükümeti Başbakanı Lin Ze-xu,1839 'da afyon ticaretini durdurma girişiminde bulunarak İngiliz tüccarların Guangzhou'daki (Kanton) tüm afyon depolarına el koyar.
Bunu yaparkan gerekçeleri de "bir kaç 10 yıl içinde ne kendini koruyacak ordusu,ne karnını doyurmak için ekim yapan çiftçisi,sanatkarı olmayan yitik bir millet haline gelmek üzereyiz ve bundan hemen kurtulmak için gerekeni yapmalıyız" kararı alırlar.
Başbakan Lin Ze-xu ,Guanghzou'da Avrupalı çoğu İngiliz tüccarlarına ait 11.000 pound'luk yani 5.500 kg. cıvarında afyonu imha eder.Sayısı 16.00'e varan tutuklamalar gerçekleştirdiğinden de İngiliz kaynakları bahseder.

İngiliz Hükümeti temsilcisi Başkomiser Charles Elliot,Çin Hükümet yetkilileri ile anlaşma yapmayı denese de İngiliz Tüccarlarından bir an önce kurtulmak ve onları korkutup kaçırmaya karar veren Çin yetkilileri bu daveti duymazlar bile.
Bir kaç gün sonra sarhoş İngiliz denizcilerin bir Çinli köylüyü öldürmesi ve Çin hukuk sistemine güvenmeyen İngiliz hükümetinin sanıkları Çin mahkemelerine teslim etmeyi red etmesi üzerine taraflar arasındaki gerginlik büyür.

Gelişmeleri bir mektupla İngiliz hükümetine duyurmayı başaran Charles Elliot'un mektubu üzerine İngiliz Lordlar meclisi durm değerlendirmesi yapar.

Mecliste,Çin'in bilmedikleri silahları olduğundan dolayı temkinli olunması gereğinden bahseden bir tüccarın yanında,Çin'in dünya kültürüne hizmet etmiş Konfiçyus ve Lao Zu gibi değerleri ve de olağanüstü mükemmel yeşim taşı,porselen eşya sanatkarlıkları yüzünden harap edilmemesi gerektiğini vurgulayarak savunanlar da olur.

Ancak İngiliz Lordlar Meclisi Charles Elliot'un 6.milyon paund değereinde tüccar zararına hükümet adına kefil olduğu da göz önüne alınır ve bunun da Çin'e ödetilmesi için savaş kararı alınır.

Karar tüm açıklığı ile Kraliçe Victorıa'ya bildirilir.

Kraliçe Victoria nın şu sözü çok ilgi çekicidir.

-"O Kralın yerine ben de olsam afyon konusunda halkımı korumak için aynısını terddütsüz yapardım.Ancak,tüccarlarımzın da rahat çalışmalarını sağlamak için Çin İmparatoruna Serbest Ticaret Dersi Vermemiz Gerektiğine Karar verdim,Onlara serbest ticaret dersi vereceğiz diyerek yaptıkları savaşın haksız olduğunu ancak çıkarlarını da korumaya yönelik olduğunu da açık ve net olarak belirtmiştir.

O zamannın serbest ticaret anlayışı günümüze kadar "Liberalizm,Özelleştirme,Serbest Piayasa Ekonomisi ,Özelleştirme ve Küreselleşme "adları alarak değişmesini sürdürmüş ve günümüz çağdaş sömürü sisteminin gelişmesinin ilk kilometre taşı olmuştur.

I.Afyon Savaşından bir sahne.


Bunun ardından iki ülke arasında savaş başlar.1839 Kasımında Çin Kraliyet donanması Guanghzou açıklarında içindeki pek kıymetli Çin vazoları v.b. eşyaları ile birlikte batırılır.1841 Ocak'ında ise Kantonuın üst bölgelkerine hakim olan Pearl'in ağzında bulunan Bogue kalesini Ningbo ve Chinhai bölgesinde kendilerine göre çok zayıf ekipman ve donanıma sahip Çin Kraliyet ordusunu bozguna uğratarak ele geçirirler.Ağustos 1841'de Başkomiser Elliot, Sir Henry Pottinger ile yer değiştirir.Ningbo ve Tiajin.'e saldırarak Zhenjiang'ı ve ardından tüm Güney Çin'i işgal ederler.
29 Ağustos 1842'de imzalanan Nanjing antlaşması ve 8.Ekim.1843 tarihli Bogue ek antlaşması ile Çin'in büyük bir tazminat ödemesi (6.milyon sterlin),ticaret ve yerleşim amacı ileYangtze (Sarı Nehir)'in ağzının ve Shanghai ile birlikte, (5) beş limanın İngilizlere bırakılması,İngiliz vatandaşlarının da İngiliz mahkemelerince yargılanması karara bağlanır.
Chına-Çin


II.Afyon Savaşı
Diğer Batı ülkeleri de Yani Amerika,Fransa da hemen ayrıcalıklardan yararlanmak için istekte bulunmak için,mevcut antlaşmayı bile uygulamakta gönülsüz olan Çin yetkililerini zorlamaya karar verirler.
İngilter de Hindistan ve Burma'da üretmiş olduğu ofyonun gümrüksüz olarak Çin topraklarında satılması ile tüm Çin limanlarının Batılı ülklerein serbest ticaretine açılmasını teklif ederler.
Çin devlet yetkilileri işgalcileri iki yıl oyalamayı başarır.Ancak, bir türlü hazmedilemeyen bu durum bazen gizli bazen de açıktan düşmanlıklar göstermelerine de sebep olur.
1856'da yine benzer bir tepki olayında bazı Çinli görevlilerin İngilizlerin yaptıkları aşağılamalara da dayanamayarak "OK" (Arrow) adlı bir İngiliz gemisine çıkarak İngiliz bayrağını indirmeleri ve bazı askerleri,uyuşturucu kaçakçılığı ve korsanlık ile suçlayarak tutuklamaları ile işler kızışır.Nanking antlaşmasına göre İngilizler askerlerinin serbest bırakılmasını,yapılanın da mevcut Çin yasalarına göre hukuki olmadığını belirtirler.ile İngilizler yeniden bekledikleri bir savaş fırsatı elde ederler.
August Chapdelain adlı Fransız bir misyonerinde misyonerlik suçundan dolayı Çin'in iç bölgelerinde idam edilmesini bahane ederek kendi silah teknolojilerinden çok geri olduğunu tespit ettikleri Çin'e karşı İngilizlerin yanında katılırlar.Bu saldırıya Amerika ve Rusya da destek verir.
Müttefik Amerikan gemileri ile desteklenmiş Amiral Sir Michael Seymour, Lord Elgin, and Marshall Gros komtasındaki İngiliz ve Fransız kuvvetleri 1857 sonlarında başlattıkları askeri harekatın sonunda Çin'in altını üstüne getirirler ve 1858'de Çin hükümetini Tianjin Antlaşmasını imzalamaya mecbur bırakırlar.
Müttefik ülkeler bu galibiyetin ardından Çin'i, yabancı elçilerin Pekin'de yerleşebilmeleri,uygun gördükleri yerlerde ve belirledikleri 11 Liman kentinin ticaret ve yerleşim amacı ile batılı devletlerin idarelerine verilmesi,yabacıların Çin'in iç bölgelerinde serbest yolculuk edebilmelerini,Hıristiyan Misyonerlere de hareket serbestisi kazandırılması gibi bir çok haklar elde ederler.
Aynı yıl içinde de Şanghay'da yapılan görüşmelerde afyon ithalatına da yasallık kazandırırlar.
Çin'li yetkililer antlaşmaya onay vermeyi reddedince müttefik kuvvetler Pekin'i alırlar ve imparatorun yazlık sarayını yakarlar.
Çin,1860'da imzaladığı bir antlaşma ile de Tianjin antlaşmasında uymayı kabul etmek zorunda bırakılır.
İngiliz ve Fransızlara 10'ardan 20 milyona Tael( Çin parası),Rusya ve Amerika'ya da 2'şerden dört milyon Tael tazminat ödemeye ve halkının misyonerler tarafından Hıristiyanlaştırlmasına,hatta,parasızlık yüzünden bitirilemeyen kıtalararsı Amerika-Kanada Demiryolu inşaatında çalıştırılmak üzere vatandaşlarının ücretsiz çalıştırılmasına bile razı edilir.1858-1911 yılları arasında Marika'ya götürülüp köle gibi çalıştırılan bu işçilerin çocukları ve torunları halen mahkemelerde ABD ve Kanada hükümetlerinden mahkeme kapılarında adalet aramaktadırlar.

Yukarıdaki savaş şartları sonucu Amerika-Kanada kıtalararsı Demiryolunda çalıştırlan Çinli işçiler.

1900 yılının başlarında ortaya çıkacak olan Boxer İsyanına kadar Çin'in bu aşağılanması sürer ve Mançu Hanedanının da çökmesine sebep olurken, adeta bedavaya aldıkları Türk ve Hint afyonu içinde Dünyanın en büyük ve mükemmel bir pazarını da yaratmışlardır.
1852-1908 yılları arasında,Çin'in asırlardır nehir yataklarına uyguladığı bakıma önem vermeyen sömürgeciler,sadece Guandong eyaletinde Pearl nehri yatağı deltasında14 sel,7 tayfun,4 deprem,4 veba salgını,5 açlık 2 kuraklık olayının da tetikleyicisi olmuşlardır.
Böylece Çin bir İngiliz vilayeti haline gelir.

Bu savaşlar da dünya tarihine “Afyon Savaşları” olarak geçmiştir.Herhangi bir ansiklopediden bu isimle bulabileceğiniz gibi birkaç değişik filmi de vardır.

1949 yılında Mao Zedung adlı Sosyalist Halk Önderinin arkasında toplanan Çin halkı bağımsızlığını Rusya’nın yardımı ile kazanabilmiş ve 100 yıllık esareti son bulmuştur.

Bu gün ise Çin ABD ve AB’yi tehdit eder hale gelmiş,uzaya uydu ve astronot gönderen teknolojiyi yakalamış,bilimin her dalında üst üste başarılar kazanarak şanlı tarihine geri dönmüştür.

Bunda da New York'un Çin mahallesinda uyuşturucu mafyasını kurup hala özerk mafya olan Demiryolu işçilerinin çocukları ve torunlarının da payını çin bile inkar edemez.Bundan emin olunuz.Onların da sırları içinde bu olay var.

(Biz de ABD- AB yalakalığı yapmaya uğraşırken tarihten silinme eşiğindeyiz neredeyse)

Keykubat.

Madde Bağımlıları destek için:"http://www.amatem.gov.tr/index_files/ServiceList.htm"

*Bilgilerin sağlanmasında ,Ana Britanıca Ansiklopedisi ve bazı yabancı dergilerden yararlanılmıştır.