"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

18 Ağustos 2008 Pazartesi

BEDİÜZZAMAN MI DELİÜZZAMAN MI?


“NURCULUK”

BÖLÜCÜLÜK,IRKÇILIK ve DELİ SAÇMALIĞIDIR.
RAPORU DA SULTAN ABDULHAMİT ZAMANI TOPTAŞI AKIL HASTANESİNDEDİR.

Milyonlarca, saf kalple ülkesine ve dinine bağlı,devletten gelen her şeye boyun eğen insanımızın bilir bilmez neredeyse her kişiye göre farklı sebeplerle içlerine girip çıkamadıkları “tarikat” olayları artık halkımızı böler,devletimizi parçalar hale gelmiştir.

1980’li yıllara kadar özellikle Türkler arasında yer bulamayan,sapık bir delinin yorumlarından ibaret olan Nurculuk Hareketi,eğitim sisteminin gerçek dini bilgileri öğretememesi,solun dine ilgisizliği,şehirleşmenin hızlanması,toprağını kaybedip veya terörden kaçıp şehre düşmüş,ne yapacağını bilmeyen fakir ve eğitimsiz köylülerin şaşkınlıklarını olağanüstü çabalarla (kutlamak lazım) değerlendirip hareketlerini bu güne getirmişlerdir.

Amerika,Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde çalışan işçilerimizin bu devletlerin destekleri ile bu hareket etrafında örgütlenmeleri sağlanmıştır.
Zamanla ülkemize dönen bu insanlar “Yeşil Sermaye “ adı ile anılmaya başlanmışlardır.
Bunların kökenlerinin Osmanlı devletini yıkan,işbirlikçi,mandacı olduklarını,amaçlarının ülkeyi bölmek,bütün kaynaklarını da yabancılara teslim etmek olduğunu,halen mevcut AKP hükümetinin de bu tarikat hareketinin parçası olduğu ve yaptıklarının da farklı olmadığını her gün görsel ve yazılı basında izlemekteyiz.
Aslında insanlar çıkarcıdırlar ve bastıkları yerleri iyi bilirler.Her şeyin temelinde “para” vardır.Büyük devletlerin yüz yıldır süren siyasi ve maddi destekleri bu hareketten çekilse bir tane nurcu kalmaz piyasada ama,siyasi ve maddi destekler halen sürdüğü için gene de ben bir çalışma yaptım.

Said-î Kürdî bu harekette kendisini neye dayanarak dini bir önder tayin eder önce onun kaynağını vererek başlayayım;

Hz.Muhammed (S.AV)ye ait hadisleri halk arasından derleyip toplayan ünlü hadis yazarlarından biri olan Müslüm İbn El Hacca El Kuşeyri’nin hadis kitabında; 47:6 Gelecekte, Müslümanların, Hıristiyan ve Yahudilerin gerisinde kalacaklarını ve onların ardından Müslümanların onları takip edeceğinin vurgularken; 

”Siz onları adım adım,zira zira izleyeceksiniz.Öyle ki onlar zehirli kertenkele çukuruna girseler siz yine onların peşinden gideceksiniz.” “İslam bir garip olarak başladı yine garip olacaktır” diyerek de Allah’ın Yakup soyunun başında bekçilik ettiği sayısız peygambere nazaran İsmail soyuna kıyamete yakın bir zamanda sadece Hz.Muhammed vasıtası ile bir Kur’an ile seslenmesinin yarattığı garipliği dile getirmekte,geleceğinin de parlak olarak çizilmediği bildirildiğinden dolayı da endişe duyduğunu anlıyoruz.(Kynk-Hz.Muhammed’in Hayatı İnsan yay.Martin Lings veya Ebubekir Siraceddin.İst.2006)


SECDE SURESİ:3-“Onu peygamber kendisi mi uydurdu” diyorlar? Hayır ya Muhammed! O senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir.Belki doğru yolu bulurlar.”

YASİN SURESİ 6- “Babaları uyarılmamış bir kavmi uyarasın diye gönderildin. Çünkü onlar habersiz gafillerdir.Doğrusu çoğunun üzerine azap gerçekleşmiştir.Artık onlar iman etmezler.””


Fussilet Suresi 44-“Bu Kur’anı biz yabancı dilde bir kitap kılsaydık diyeceklerdi ki;ayetleri uzun uzun açıklanmalı değil miydi.?Bir Arap’a başka bir dille söylenir mi?..”

Şura Suresi.:7- “Ya Muhammed; Şehirlerin anası Mekke ve de çevresinde bulunanları şüphe götürmeyen o kıyamet gününün dehşetinden haber veresin diye sana Arapça okunan bir kitap vahiy ettik....”

ENAM SURESİ 92-“Sana Mekke halkını ve çevresindekileri uyarmak,Tanrı azabını anlatmak ve de bu nur dolu Kur’anı onlarda bulunanı doğrulayıcı olarak indirdik.Ahrete inananlar namazlarını daima kılarak bu kitaba da inanırlar.”

ZUHRUF SURESİ 5-Haddi aşan bir kavimsiniz diye sizi Kur’anla uyarmaktan vaz mı geçelim? Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.

ZUHRUF SURESİ:44- “Şüphesiz,Kur’an senin için de ümmetin için de şereftir.Ondan sorumlu tutulacaksınız”

Ayetleri ile Mekke ve çevresinde yaşayan Hz.İbrahim’in Hacer’den doğma İsmail soyunun göz ardı edilişindeki garipliğin Kuran tarafından da tasdik edildiğini,onların Kurandan sorumlu tutulacaklarını okuyoruz.

Soldan; Cindral Badul, İbni Suud, Mekke Emiri Hüseyin, 
Mehmet Abdülvehhap, Sör Percy Cox 
İslam toplumunda gelecekte yaşanacak bu düşüşe karşın Allah’ın onları yalnız bırakmayacağı umudunu korumak için de aşağıdaki aynı kitap 01:232 numara ile belirtilen bir hadis ile iyi bir haber vermeye çalışmaktadır:“Allah bu ümmete her yüzyılın başında dinini yenileyecek birini gönderecektir” ifadesine dayanarak İngilizlerin desteğini de arkasına alan Said’i Kürdi kendini “beklenen adam” sıfatına sokmuştur.
Aynen,Vehhabi Mezhebini İngiliz ajanı Hemper’in etkisi ile kuran Abdulvehhab gibi kendi varlığını buna dayandıracaktır.

Hadis olayı ile İslam toplumlarının Kur’anı dillerine çeviremedikleri için anlamadıklarını keşfeden Hıristiyan dünyası Afganistan’da 1928’de Topal Molla adı verilen,kendi ajanları ile Emanullah Han’ı devirmiş,1925’de de Said Nursi ile aynı denemeyi ülkemizde başarılı biçimde uygulayamamıştır.
Bunun tatlı ve kaymağı bol bir oyun olduğunu gören Amerika da 1979’da İran’da Muhammed Şah Rıza Pehlevi’nin generallerini uluslar arası işbirliği ile yürüttüğü büyük bir casusluk operasyonu ile öldürmüş yerine, hazırlanmış,pişmiş devrime Paris’ten getirilip oturttukları Humeyni’yi koymuşlardır.

İslam dünyası da Hemper ile 1740’larda başlatılan bu dolmaları da Abhazın kazı gibi yutmaktadır.
Bu gün Said Nursi’nin ardılı Fethullah Gülen ile aynı operasyonu tüm İslam coğrafyasına yaymıştır.
Oysa Kuran “Ruhbanlık” ve “Şefaatçilik” olaylarını da kaldırmıştır;

HADİD SURESİ 27/2-“Meryem oğlu İsa’yı da gönderdik.O’na İncili verdik.Ona inananların gönüllerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk.Uydurdukları ruhbanlığı biz onlara yazmadık.Kendileri onu Allah’ın rızasını kazanmak için yaptılar.Buna da gereği gibi uymadılar.Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik.İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.”

Ayeti ile İbrani dinlerinde gerçekte Ruhbanlık-kalıcı din adamlığı” olmadığını söylemektedir.İranlı ve Kürt’lerin 8.yy’da Müslüman edilmeleri sırasında bu kavimlerin Mecusi din adamlarının ısrarları üzerine bunlara “şeyhlik ve Pirlik ” verilmesi o zamanın Hilafetince kabul edilmiş günümüze kadar gelen bu ruhbanların da varlığını bazı din tarihçileri bu şekilde açıklamaktadırlar.
Meryem Suresi:87- Rahman nezdinde söz ve izin almış olanlardan başkası şefaatte bulunamayacaktır.

İBARAHİM SURESİ:”4-Biz de apaçık anlatmaları için her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır veya doğru yola ulaştırır.O her şeye hakim ve hikmet sahibidir.”

Diyerek de her millete kendi dilinde peygamber gönderildiğini Casiye Suresi 28.ayetle de kıyamette her milletin kendi kitabı ve peygamberi etrafında toplanacağını bildirmiştir.
Gerisi artık aklı olana kalmıştır.
Diğer yazılarımda da terörün tarikat dışı olan bağlantıları hakkında da düşüncelerimi yazmıştım.Şimdi de baştan sona İngiliz Dümeni olan Nurculuk hareketi hakkındaki derlediklerimi sunuyorum.
Lütfen oldukça uzun bir yazı okuyacağınızı bilin ve öyle başlayın.


OSMANLI’DA EĞİTİM SİSTEMİ HAKKINDA KISA BİLGİ:

Osmanlı’da eğitim,Karahanlı’ların başlattığı,bize ise Selçuklulardan kalma ilk,orta ve yüksek öğrenimin bir arada verildiği “Medrese” adı verilen okullarda yapılmaktaydı.Bu okullarda elbette bu günkü ilk orta öğretim öğrencilerine verilen eğitimin içerdiği bilgiler tabii ki mevcut değildi.Okuma yazma öğrenmek zaten Arap alfabesinin Kuran ve Osmanlıca yazı sisteminin ayrı ayrı öğretilmesi gibi farklılıklarda dahil edildiğinde üç yıl gibi bir zaman alıyordu.

Deliüzzaman-ı Said- Kürdi
Bu gün koca koca Üniversite Profesörlerinin bile utanmadan ardından gittikleri Sapık,Bahai Dininin İngiliz işi İslam uyarlaması olan Nurculuk tarikatının Lideri,İslamî Kürdistan fikrinin babası,İngiliz işbirlikçisi Said-î Kürdî (sonraları Nursî)’nin bile okuyup da yazamaması bundandır.

Padişah olacak veliahtların ve devlet işinde görevlendirilecek olanların eğitildiği “Enderun adlı Topkapı Sarayı’nın içinde bulunan bir okul bulunmaktaydı.
Sultan Abdülmecit’in 1839-1861 yılları arasındaki iktidarı sırasında ilk defa batı tarzında eğitimde yeniliklere geçildi.

İlk okul öğrenimi yerine geçen Sıbyan-Sübyan-(Küçük Çocuk) mekteplerinin üzerine,Rüştiye –Ortaokul,İdadi-Lise, ebe okulu, Darülmuallimin- Öğretmen okulu, Ziraat Mektebi-Tarım okulu,Kız Rüştiyeleri-ortaokulları, Orman Mektebi, Maadin Mektebi –Madenler Okulu,Mülkiye,Telgraf Mektebi ve Encümen-i Daniş –Bilimler Akademisi gibi okullar hep Sultan Abdülmecid dönemi eserleridir.

Bütün bu çabalara rağmen Abdülhamit döneminde Darülfünun yani İstanbul Üniversitesinde misafir olarak gelen bir Alman öğretim görevlisinin ;

“Üçgenin iç açılarının toplamı kaç derecedir?” sorusuna koca üniversitede doğru cevap veren çıkmamıştır.Bu da eğitimin günümüz ilk öğretiminin bile altında olduğunu göstermektedir.
Dünyanın düz olduğu,göklerin bir gün insanın başına çökeceği,göklerin direksiz durmasının Allah’ın işi olduğu gibi akıl ve bilim dışı,dini hurafeler de bu okullarda öğretilmekteydi. 

Yani öğretimde ne adam gibi öğretmenler ne de pozitif bilimler hakkında bilimsel bir eğitim müfredatı vardı.
Deliüzzaman'ın Medrese dediği İlk okul odası

Şimdi sapık tarikatçıların iki de bir çıkıp “ulema “ dedikleri adamların aslında bu kadar basit hesapları yapamayan,tüm bilgilerinin,”eşeklerinin götürdüğü yerlerde görüp öğrendiklerinden ibaret” zavallı derecede bilgiye sahip insanlar olduklarını da bilmek şarttır.Hiç biri günümüzün Üniversite mezunları ile kıyaslanacak eğitim almış insan değillerdir.Zamanla yoğunlaşarak bazı mantıklı,yararlı eserler vermeyi başaranlar çıktıysa da onlar zaten tarihin takdirlerini almışlardır.
Bunların dışındakileri ise iktidar yalamaları ve eksiklikten mevkii dolduranlar olarak nitelemek gerekir.Bu gün de bunlardan bol miktarda vardır ve enflasyonlarından dolayı dünya halkları anarşi ve terörlere gark olmaktadırlar.
Çektiğimiz bütün sıkıntıların nedenlerinin de, geçmişteki dedelerimizin bu cehaletlerinden, sahip olduklarımızın da onların fedakarlıklarından kaynaklandığını her zaman hatırlamalıyız.
Buraya kadar verdiğim ön bilgilere biraz da Osmanlı’nın ömrünü 33 yıllık iktidarı boyunca uzatan Sultan Abdülhamit,bu gün onu yücelten ama 1909’daki 31 Mart olayında da “Şeriat İsteriz” diye onu tahttan indiren Said Nursi ve selefi olduğunu söylediği Ali Suavi gibi tarikatçıların neden olduğu karmaşa bu olaydan dokuz yıl sonra Osmanlı’nın sona erişi ile sonuçlanacaktır.
Osmanlının çöküş döneminden beri eğitimimiz
Hıristiyan ülkelerce yönlendirilmektedir.
Başta Nurcular sayesinde!

Yani bu isyan devletin yıkılmasını kolaylaştırmış ve düşmana hizmet etmiştir.
Kimin kime hizmet ettiği ortadadır ama “din” diyen herkesi dinlediğinden ve kendisi dinini öğrenmediğinden dininden çıkarılmış bu millet gerçekleri görmemekte resmen direnmektedir.

Saidî Kürdî ,Fatih’teki cahil,din bilgisi asla kendi düzeyinde olmayan hamalları (o zaman sirkeci garı yok,Kumkapı limanı var,kara yolu ile yani deve kervanları ile dışarıdan tüccarlar oraya geliyorlar.Diğer durakları da Sultanahmet Meydanıdır.) sapık fikirleri ile örgütlemiş,Osmanlı ordusunu eğitmek için Almanya’dan General Goltz Paşa ve ekibinin Osmanlı Ordusunun ihtiyacı için ısmarlanmış malların taşınmamasını sağlamıştır. II.Abdülhamit’e muhalefet yaratmak için,o dönem Türkiye’si ile çıkarlarını birleştiren Avusturya ve Almanya’nın mallarını protesto ettirerek de hamallara sözde “milliyetçilik yaparken diğer yandan İngiliz ve Fransız paralarını da ceplerine indirerek doğuda “Kürdistan" kurmaya çalışıyordu.

Böyle etkili, büyük eylem yapabilmek için bu kadar kalabalığın İstanbul’da oluşturulmasının ardındaki gerçekte şudur:Bu kalabalıklar, Kürt isyanlarını önlemek için Sünni Kürtlerden Hamidiye Alaylarını kurduran Sultan II.Abdülhamit’in “tedbir şartı” olarak İstanbul’da zorunlu ikamete tabii tuttuğu her birine “Paşalık” verdiği bu Kürt aşiret reislerinin çocukları ve onların İstanbul’a doldurdukları uşaklarına ek olarak bizim “”İslam” diyen herkese sonsuz güvenen “İslam Milliyetçisi” İstanbul halkından oluşmaktadırlar.Birde ordu içindeki yandaşlarını da unutmamalıyız.
Şimdi biraz da Abdülhamit’in fiziki,eğitim,kültür,kişilik yapısından bahsedelim;
KISACA,SULTAN II.ABDÜLHAMİT;


Sultan II.Abdülhamit bir kabul töreninde
Sultan Abdülhamit uzunca boylu, esmerce tenli, uzunca burunlu, ela gözlü, hafif kıvırcık sakallı idi. Güçlü bir zekası vardı ve kültürlü bir padişah olarak yetişti. Çok güçlü bir hafızaya sahiptir. Bir gördüğünü bir daha unutmazdı. Açık ve net bir konuşması vardı. En önemli özelliklerinden biri, kendisine anlatılanları uzun müddet sabırla dinlemesiydi.
Amcası Sultan Abdülaziz 1867 yılında çıktığı Avrupa seyahatine onu da götürmüştü.

Her Osmanlı ailesinin ferdi gibi o da Padişajların ve devlet adamlarının yetiştirildiği “Enderun’un “ devamı olan Galatasray lisesi’nde yani “Mekteb-i Sultani” de öğrenim görmüştür.Bunun yanında da sarayın kendi seçip getirttiği yerli ve yabancı zamanının bilim adamlarınca da Saray içinde ayrıca bir eğitim almıştır.
Osmanlı sarayında veliahtlar aynı zamanda askeri eğitimlere de tabiiydiler.Bunlara ek olarak da kendi isteği ile özel hocalardan Arapça, Farsça, Fransızca, tefsir(Kuranın açıklanması), hadis (Hz.Peygamberin sağlığında din ile ilgili açıklayıcı rehber olan sözlerinden oluşan inceleme dalı), fıkıh (felsefe,tasavvuf) ve fen dersleri de aldığı bilinmektedir.”

Osmanlı Ordusunu çağdaş askeri savaş düzeninde eğitim verilmesi için Alman Generali Baron Von der Goltz, ve ekibini getirtir.Goltz, askeri okullarda köklü reformlar gerçekleştirip genç subayların yetiştirilmesi için önkoşulları oluşturdu. Ancak bununla birlikte von der Goltz, Türk generallerinin günümüze kadar dayanan, herkesten daha modern yöntemlerle eğitilmiş olma ve en yeni askeri teknolojileri takip etme bilincinin temel taşını oluşturdu.
Bu gelişme ile diğer yandan Osmanlı Devleti,Krupp ve Mauser gibi Alman silah sanayii devlerinin de daimi müşterisi olurken,bizden ayrılmaya çalışan azınlık balkan ülkeleri de müşteri kataloglarına dahil olurlar.
Demiryolu’nun Topkapı sarayının bahçesinden geçmesine (Sikeci istasyon kısmı) izin vermeyen vezirine “Vezir,vezir,tren geçsin de bağrımdan geçsin,” diyerek demiryoluna verdiği önemi belirtir.
Daha sonra İzmir-Aydın,İstanbul-Bağdat ve Hicaz Demiryolu projelerini de zekice pazarlıklarla Alman,Fransız şirketlerine verir.

400 civarında okul açarak Osmanlı tarihinde ilk kez okuryazar oranını %37’lere çıkardığı da yazılır.
Almanlara yaptırttığı Haydarpaşa Limanı ile

31 Mart darbesi ile 1909’ 12 Nisanında tahttan indirilen Sultan Abdülhamit Selanik’e sürülür.Alâtini adı verilen bir köşkte ikamet ettirilir.
Kardeş kanı dökülmesini istemediği için güçlerini kullanmadan ihtilalcilere teslim olması devletine ve milletine olan bağlılığı ile yorumlanmıştır.

1912 yılındaki Balkan savaşında Selanik’in elden çıkması üzerine de İstanbul’a getirilir.
Beylerbeyi Sarayında ikamete tabii tutulur.10.Şubat 1918’de ölür.Ölüm nedeni ciğerlere kan toplanması,böbreklerin patlaması yani boğulmadır.Devletin başına geçeceğinden belki de kurtarabileceğinden korkan bazıları onun da burada defterini dürmüşlerdir. Daha nicelerini dürdükleri gibi.
Abdülhamit’i Alman Başbakanı Bismark şöyle tanımlar;

“Tanrı yeryüzündeki devlet liderlerine 100 gram akıl verdiyse,bu aklın 97 gramını Abdülhamit’e,4 gramını bana,üç gramını da tüm dünya liderlerine vermiştir” demektedir.
Onunla ilgili ayrı bir yazı hazırlamaktayım.Onu kızıl sultan eden Ermeni yanlısı Fransız gazetecileri de yazacağım.
Bismark’ı bilmeyenler ansiklopedilerden veya güvenilir İnternet kaynaklarından araştırsınlar, dünyanın o zamanki liderleri arasından zekası ile öne çıkan ve takdir edilen biridir.

1914-1918 yılları arasında 4 yıl süren I.Dünya Savaşının ardından Osmanlı’nın Süveyş Kanalın’da Mekke Emiri Vehhabi Şeyh Hüseyin’in 70.000 Arap’la “yardıma geldim” demesi üzerine Cemal Paşa’nın içeri aldığı Araplar içerden Türk askerini kalleşçe kurşunlamış, dışarıdan da İngiliz ve Fransız güçlerinin emrinde savaşan Müslüman Arap ve Hintlilerden oluşan “Gurka” adı takılmış bu şaşkın askerlerin de bastırmasıyla Osmanlı Kudüs’e kadar çekilir.1917’de de İngiliz Generali Allenby’ye burayı teslim eden Osmanlı 30 Ekim 1918’de teslim olur.

İşte bundan sonra başlayan örgütlenmeler aşağıda adları yazılı “ayrılıkçı ve bölücü derneklerin kurulmasına neden olur.Bu dernek üyeleri İngiliz,Fransız,İtalyan ve Yunanlılardan aldıkları silah,cephane,para ve siyasi destekler ile kalan son Anadolu Türklerinin de soykırımlarına kadar uzanan bir siyasi anarşi dönemini başlatırlar.
İşte o derneklerin listeleri;

ZARARLI DERNEKLER:

A. Milli varlığa ve Anadolu'daki milli harekete düşman cemiyetler :
1- İngiliz Muhipler Cemiyeti :İstanbul, 20 Mayıs 1919. Manda taraftarı
2- Wilson Prensipleri Cemiyeti : İstanbul, 14 Ocak 1919. Manda taraftarı
3- Kürdistan Teali Cemiyeti :İstanbul, Mayıs 1919.
4- Teali-i İslam Cemiyeti (Eski Cemiyet-i Müderrisin) : İstanbul, 19 Şubat 1919. Hilafetçi ve ümmetçi
5- Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti : İstanbul, Ocak 1919 28 Eylül 1919'da Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katılmıştır.
6- Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası : İstanbul, 14 Ocak 1919 Fırka, Sulh ve Selamet Cemiyeti ile Selamet-i Osmaniye Fırkası'nın birleşmeleriyle oluşmuştur.
7- Hürriyet ve İtilaf Fırkası : İstanbul, Ocak 1919
8- Nigehban Cemiyet-i Askeriyesi : İstanbul, Ocak 1919 Hürriyet ve İtilaf'la beraber hareket etmiştir.
9. Osmanlı İla-yi Vatan Cemiyeti : İstanbul, 19 Kasım 1919 Padişah taraftarı ve Müdafaa-i Hukukun tamamen karşısındadır. Cemiyet, gizli olarak Milli Mücadele aleyhine örgütlediği Tarik-i Salah (veya Tarikat-ı Salâhiye) Cemiyeti ile beraber çalışmıştır.
10. Lazistan Selamet-i Milliye Cemiyeti : Rize, 23 Nisan 1919 Gürcülerin çıkarlarına hizmet eden para ile tutulmuş kimselerden oluşmaktadır. (Size kimi hatırlattı?)

B. Azınlıkların Kurdukları Zararlı Dernekler : 1. Rumların kurdukları cemiyetler :
a) Mavri Mira : Rum Patrikhanesi'nde kurulmuştur. Yunan Kızılhaç Cemiyeti ile Resmi Göçmenler Komisyonu da Mavri Mira'ya bağlı idiler. Ayrıca, Rum okullarındaki izci kuruluşları da tamamıyla Mavri Mira tarafından yönetilmekteydi.
b) Pontus Rum Cemiyeti (1917 Gümüşhane’de kurulmuştur.)
c) Trakya Cemiyeti İttihad-ı Milli ve Kordos adlı cemiyetler.
2. Ermenilerin Kurdukları Cemiyetler : Daha önceleri Ermenilerin kurmuş oldukları Taşnaksütyan ve Hınçak adlı gizli ve yeraltı örgütleri milli mücadele döneminde de faaliyette bulunmuşlar ve yabancı devletlerle işbirliği yapmışlardır. Ermeni patriği Zaven Efendi de Ermenilerin örgütlenmesinde önemli rol oynamıştır
Yukarıdaki dernek üyelerinin ve onların ağzına bakıp ülkeyi kan gölüne çevirenler işte aşağıdaki kişinin kurduğu siyasetin etrafında birleşerek ülkemizi yine büyük bir “kardeş kavgası ve bölünme” sürecine sokmuşlardır.
O zaman yaşanan olaylar bu gün de yaşanmaktadır.Sadece kişiler o hainlerin nesilleridir.İşbirlikçileri yine yukarıdaki ülkelerdir.İngiltere ve Amerika yandaşları başı çekmektedirler.
Buradan aşağısının büyük çoğunluğu

ASRIN MUSİBETİ ,BÜYÜK TÜRK DÜŞMANI;
DELİÜZZAMAN SAİDÎ KÜRDÎ (NURSÎ)

ÖN BİLGİ

Şimdi de asrımızın musibeti Deliüzzaman Said-î Kürdî’den bahsedelim; Babasının adı Mirza, annesinin Nuriye’dir.
1876 yılında Bitlis’in Nurs köyünde doğdu.Yani o doğduğunda Sultan II.Abdülhamit tahta çıkıp kılıç kuşanarak Padişah olmuştu.
Zamanın harikası anlamına gelen Bediüzzaman ismi ile meşhur olmuşsa da, Molla Said, Molla Said-i Meşhur, Said-i Kürdi, Said-i Nursi gibi isimler kullandığı bilinmektedir. İlk eğitimini Nurs köyünde, ağabeyi Molla Abdullah'tan almıştır. Tağ Köyü’ndeki Molla Mehmed Emin Efendi’nin medresesinde öğrenim hayatına başladığında Said Nursi dokuz yaşındaydı
Deliüzzaman'ın kapandığı Zağ mağarası

İzzetine (!) çok önem verdiği ve âmirane söylenen en küçük bir söze bile tahammül edemediği bu nedeniyle(Bu gurur değil,dokuz yaşında ilk öğretime başlamış bir çocuktan bahsediyoruz burada.Öğretmenine direnen bir çocuk var.Adam doğuştan deli,Bu yüzden "Deliüzzaman" tanımlaması daha yararlı olacaktır.)Tağ köyü medresesinden ayrıldığı ve köyüne geri döndüğü yazılmıştır. Köyüne döndükten sonra, haftada bir ziyaretlerine gelen ağabeyi Molla Abdullah'ın verdiği dersleri takip etti. Beş yıl süren tahsil hayatı (*)boyunca Molla Mehmed Emin Efendi Medresesi, Mir Said Veli Medresesi, Molla Fethullah Efendi Medreselerinde eğitim aldı. Risalelerinde, bu süre zarfında Kur’an’ı hatim ettiğini, sarf ve nahiv kitaplarını İzhar’a kadar okuduğunu, Doğu Beyazıt’ta bulunan Şeyh Mehmet Celali’nin medresesinde üç ay süren bir eğitim gördüğünü, bu eğitimi sırasında her gün ,günde üç saat meşgul olarak yüze yakın kitabı okuyup ezberine aldığını(!)(1)*, medreselerde eğitimi yapılan kitaplar dışında pek çok başka kitabı da okuduğunu yazmıştı. 

Said, Rüyasında A.Kadir Geylani'den
"İçki İçtiği için!"
Mardin Valisini öldürme emri alır.
Gider Valiye "Seni öldürmeye geldim" der.
Sonrası resmin üstünde!
Daha sonra icazetini aldığı ve sonra Doğubeyazıt’tan ayrıldığı bildirilmektedir. Arkadaşları ve bazı hocalarıyla olan tartışmaları ve kavgaları (!) sebebiyle medrese eğitiminde aksamalar olmuştur.(Yetişkin bir insan davranışından değil 9-14 yaşlarında ilk öğretim eğitimini almakta olan bir çocuğun ruh halini okuduğunuzu unutmayınız.Öğretmenine direnen,uyum zorluğu çeken çocukları bu gün psikologlara zorla gönderiyorlar.Geçimsiz,uzlaşmaz,problem bir kişilik bu da ruh hastalığıdır.)(Adamın canın tak demiş artık,Said adamı delirtmiş sonunda.) Cezire Ağasının Bir gün Said Nursi'yi öldürmek (!) için hizmetçisi hançerine davrananınca Said Nursi silahına davranır fakat muhatabında hareket görmeyince onu soğuk suya batırıp çıkarır.



(Deli işte.Adam öldürmek istiyor ama hareket etmiyor.Nasıl oluyor bu öldürmeye teşebbüs? Deli kendini böyle savunur ancak)
(Kaynak Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı | 38 )
*Risale-i Nur Külliyatı, Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı

(1)-Olmaz böyle saçmalık.”Üç saatte yüze yakın kitabı bilgisayara bile okutamazsın be.O da dünyanın masrafı donanım teknik ister.Bir de unutmuyor,ezberliyor. Tevrat’ta bile Tanrı mucizeleri arasında böyle bir mucize yok,kitap yedirerek ezberletme olayı var da böylesini okumadım.Herif Allah’a bile sol çekmiş durumda (Haşa).Yürü koçum kim tutar seni.Palavranın bu kadarına pes yani.

(*)Adamın eğitim dediği şey şu;
1-Okumayı öğrenmiş, yazmayı öğrenemeden 1.sınıftan okulu terk etmiş.Okusun diye ağabeyinin hatırına diyar diyar dolaştırılmış.Bu açıkça ortada.

2-Tüm eğitimi “BEŞ YIL ÜÇ AY” O da okutan ama yazdıramayan bir eğitim.
Deliüzzaman'ın okula başladığı Sıbyan Mektebi
Kürtler Medrese derlerdi.

Koca koca profesörler tüm eğitimi bu kadar olan birinin ardından gidiyorlar.Atın,yırtın anasını sattığım o diplomaları,makamları.İnsan utanır.Bu adamlardan oraları işgal ettikleri için maaş ödemek değil, kira almak lazım.
Ayrıca Doğu Anadolu bölgesinde genel bir yaşam tarzı olan yakın akraba evlilikleri yüzünden sakat doğumlar ve delilik çok yaygındır.1990 yılına kadar Emniyet Müdürlükleri ve Jandarma Karakolları bölgedeki delileri otobüslere doldurarak toplu halde Elazığ Akıl Hastanesine getirirlerdi.

Benim Elazığ’a götürdüğüm bir deli,zamanın Valisinin sınıf arkadaşıydı.Delirince Siyasal Bilimler Fakültesinden ilişiği kesilmiş.12 Eylül döneminde bunu akıllı zanneden sıkıyönetim komutanı bu adamı Belediyeye müdür yapmış.
Zamanla deliliğin yarattığı geçimsizlik yüzünden belediye başkanı adamı işten çıkarınca şikayet etmediği ne Vali,ne Savcı ne Belediye başkanı kimse kalmadı.Her gün Ankara’dan heyetler gelmeye başladı.Sonunda adamın deli olduğu,daha önceki geçmişi ve belgeleri gösterilince Bakanlığın onay vermesi üzerine Valilik emri ile tekrar tedaviye gönderildi.

Adamla iki saat yol boyunca konuşurken inanın filozof zannettim.Bilmediği yok.Sonun da bir fikrine itiraz ettim.Deliliğinin itiraz kaldırmamak olduğu” bana söylenmişti ama denemek için yaptım.
İnanın pişman oldum Duymadığım laf kalmadı.Olay çıkmasın,halkın huzuru bozulmasın diye “haklısın” dedikçe bana sözle elle saldırıyor.
"Dinde Delilik" bazılarına da
araştırma konusu olmuştur.

Sonunda yol bitti hastaneye vardık,biz blucinli,deli takım elbiseli,kravatlı,doktor sırada beklerken görünce beni ve arkadaşımı deli sanmaz mı.Sonunda sıramız geldiğinde belgeyi gösterince özür diledi.
Doktorun yaptığına tepki gösterirsen hemen içeri sende girersin.Bunları bilmek lazım.
Umarım bu örneklerle deliliğin sadece sokakta başı boş gezen çamura yatan,evini yerini bilmeyen insan olmadığını anlatmışımdır.
Said Nursi’nin Millet Meclisine katıldığı dönemde mecliste tüm milletvekillerinin namaz kılması için bir genelge yayınlatır.Sanki meclisteki herkes “Sünni,Şii veya Şafii Müslüman’dır” da namaz kılacak.Başta Aleviler olmak üzere mecliste bir bölünme hemen başlar.”Biz demokrasi için birleştik,Osmanlı Şeriatı gelecekse ayrılırız” sözleri ortalığı bir anda dolduruverir.
Atatürk de Said Nursi’yi çağırır ve uyarır.”Bakınız yaptığınızı beğendiniz mi,hareketi bölüyorsunuz?” diyerek uyarır.

Hazretin cevabı ise ilginçtir;
“Namaz kılmayan küllen kafirdir,taşlanarak öldürülmelidir,ona Müslüman denmez, siz de..” diye Atatürk’ü de aşağılayan bir dille devam edince kısa bir süre sonra Van’a geri dönmek ve tekkesine çekilmek zorunda kalır.Atatürk’e bir kez daha düşman olmak için sebep bulmuştur.
Deli,kendinden fazla ilgi göreni düşman addediyor.Tıpkı yukarıda verdiğim deli örneğinde olduğu gibi.
Bu daha sonra 200 bin vatandaşımızın ölümüne,Musul ve Kerkük’ün elden çıkmasına sebep olacak bir deliliktir.
Millet meclisinde,Aleviler,Kızılbaşlar,Caferiler,Hıristiyan,Yahudi vatan severler daha bir çok insan da vardır.Herkesi aynı kefede görmesi onun gerçekten Osmanlı toplumu, toplumbilimi hakkında da bir şey bilmediğini göstermektedir.
Ömrü boyunca ne Arap,ne Osmanlı ne de Latin alfabesi ile yazmayı öğrenememiş birisinin matematik,Fen,Kimya ve Fizik derslerini nasıl geçtiğini anlamak da olanaksızdır.

İlk Okul sıralarından itibaren milyonlarca test soruları yanında sayısız problemleri okullarda, dershanelerde ve evde yıllarca çözerek,kütüphanelerde dirsek çürüterek çalışan,ayrıca bilgisayar ekranlarından dünyanın her yerinde gelişen her türlü olayı ve bilimsel ilerlemeyi takip edip de en az 12 yıl süren eğitimlerden sonra adam gibi bir yüksek öğrenim kurumuna girmeye bile hak kazanamayan,dört yıllık üniversitelerden mezun olup da iş dahi bulamayan, bu adam yanında her biri filozof durumunda olan gençlerimize bakarak bu delinin bu kadar abartılması sadece dış destekli bir komedidir.
Sözde, fotoğrafa karşıdır Deliüzzaman

Biraz da kendini tanımlamasına bakalım.Kaynak gene kendi yazıları; (Kaynak Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı | 38 )*Risale-i Nur Külliyatı, Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı
"Eski Said, daha ziyade akli gidiyordu, Yeni Said ise ilhama da mazhardır, akıl-kalp ittifakıyla hareket eder."Afyon hapsinden sonraki hayatını ise "Üçüncü Said" dönemi olarak ifade etmiştir.
Burada da ince felsefi terim kullanmaya gayret etmişse de tamamen saçmalamıştır.Kalbi beyin olarak kabul etmektedir.Yani yediği kazıklar arttıkça,millette etrafında toplanınca biraz tatmin olmuş bir havaya girmiş.Ama “Üç Sait” tanımlaması ile değiştiğini ve başlangıcında da ne yaptığını bilmediğini itiraf etmiş oluyor.
Bu dönemde, yazımı tamamlanmış olan Risale-i Nur eserlerinin farklı kesimden insanlara ulaştırılmasıyla ilgilenmiştir. Bu amaçla birçok şehirde ve köylerde el ile yazılan risalelerin okunması, okutulması, bazı merkezlerde risalelerin daktilo ile çoğaltılması; Ankara, İstanbul ve doğu illerini de kapsayacak şekilde risalelerin bütün toplumsal tabakalara ulaştırılması işleri ile ilgilenmiştir.

Memlekette cahil çok nasılsa bedava dağıtılıyorlar.Masraflar büyük devletlerden ve hükümet bütçesinden.Amaç halkın birliğini bozmak.Olmayan yeni bir din ve Kürt devleti yaratmak. Mevcut olanın nesi varsa?Sanki o yokken halkımız Müslüman değildi?

Yine bu dönemde mahkemelerden iade edilen Nur Risaleleri ve bazı illerde bir kısım Nur Talebelerine dava açılması sebepleriyle resmi makamlarla görüşmeleri olmuştur. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti hükümetinin Risale-i Nur hareketine olumlu bakması ve yayımlanmasına engel olmaması sebebiyle, risaleler bu dönemde matbaalarda basılmış ve gerek Anadolu’ya gerek Mısır, Pakistan, Amerika, Roma gibi çeşitli ülkelere gönderilmiştir.
Amerika’ya da biraz gülüp eğlensinler diye “mizah dergisi babında gönderilmiştir herhalde! Yoksa onların okunmasıyla bu güne kadar,60 yıldır Amerikalıların,İtalyanların Nurcu olması gerekmez miydi?Bu Nurculuğu bizim cahil halkımız anlıyor ama Amerika’nın ve İtalyanların okumuşları o kadar çabaya rağmen anlayamamışlar.İlginç değil mi sizce?

1958’de Risale-i Nur’un Latin harfleriyle basımı için izin aldı. 1959’un sonlarında basının “esrarengiz” olarak nitelendirdiği bir dizi geziye başladı. Ankara, İstanbul ve bir kısım doğu illerini gezdi, geziler basının bir kesimi tarafından tepkiyle karşılandı.
Para üzerinde “resim” var diye para bile kullanmadığı söylenen bu adamın bunca masraflarını karşılayan değirmenin suyu nereden geliyor sizce?
1952’den sonra DP’nin desteğiyle(Adnan Menderes’in) hızla yayılan Nurculuk, Said-i Nursi’nin söyleyerek yazdırdığı Risale-i Nur genel başlıklı, çeşitli adlar taşıyan 130 kadar kitapçığı esas almaktadır.
Adnan Menderes ortadaki postası aracılığı ile
bu deliyle haberleşirmiş.
Görüldüğü gibi 27 Mayıs ihtilali tam bir Emperyalizme direniş olayıdır.Bu deliyi nasıl desteklemeye devam ettiklerinin açık bir göstergesidir bu yazılar.Bu konuyu da toparlayacak bilgileri Menderes ve İnönü Hain kim” ve”Topal Molla, Sait Nursi, Humeyni, Fethullah Gülen” başlıklı yazılarım da bulabilirsiniz.

SULTAN II. ABDÜLHAMİT "DELİÜZZAMAN" KÜRT SAİD’İN NİYETİNİ ANLAYAMAYACAK KADAR CAHİL MİDİR?


Said-i Nursi 31 yaşında, 1907 yılında İstanbul'a gelerek Abdülhamit Han'a hitaben bir dilekçe yazar ve saraya verir. Dilekçede kullandığı ad "Molla Said-i Meşhur"dur.
Dilekçenin içeriğinde Kürdistan(!) da eğitimin Türkçe yapıldığını, kendisinin buna karşı olduğunu ve Kürdistan’da(!) Kürtçe eğitim yapılması için üç okul açılmasını talep etmektedir.
Onu sevenler Abdülhamit’in onu anlayamadığını söylemektedirler.
Dünyanın süper güçlerini birbirine karşı 31 yıldır kullanarak,Osmanlı Sarayında onca akıl almaz entrikaya rağmen Avcı Mehmed’ten sonra en uzun iktidarda kalmış dünyanın en büyük beyinli adamı olduğu Almanya Başbakanı Bismark tarafından itiraf edilmiş bir Padişah,tüm eğitimi beş yıl köy medresesi eğitimi olup,o da yazmayı öğrenememiş 31 yaşında bir delinin hangi manalı sözü olmuş da anlayamamıştır? Deliüzzaman bu ifadeyi sadece kendini yüceltmek, deliliğini kapatmak için kullanmıştır. Kendisine itiraz edince Padişaha da diklendiğinden eminim.Örneği yukarıda vermiştim.Abdülhamit gerçekten sabır sahibiymiş.

Sadece anlama konusunun bir çok anlamda her okuyan kişi tarafından farklı anlaşılacağı düşüncesi ile de Abdülhamit’in eğitim durumu ve Osmanlının o zamanki eğitim sistemi hakkında da yukarıda bilgi vermiştim.
Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi (namı diğer Said-i Kürdi) Abdülhamit han tarafından müşahede için Toptaşı Akıl hastanesine gönderilmiş ve bir süre orada tutulmuştur. Yani Abdulhamit Han tarafından tımarhaneye gönderilmiştir.Abdülhamit’in böyle bir deliyle bir düşmanlığı olmayacağına ve olmadığına göre de bunu kabul etmekten başka çare yoktur.

Ve bu olayı daha sonra yazılarında kendisi şöyle açıklamıştır: "Nasıl ki zaman-ı istibdatta tımarhaneye düştüm, divanelerin hükmüne konuldum, eğer müdahaneye, kelbi tabassusa, şahsi menfaat için umumi menfaati feda alan aklın icabı ise, ben divaneliği kabul ettim.Şahit olunuz ki böyle akıldan istifa ediyorum. Ey Kürtler tımarhaneyi bunun için kabul ettim. Kürtlüğü lekedar etmemek için irade-i padişahiyi, maaşını, ihsan-i şahaneyi kabul etmedim.*(!)"
*Adam deli diye tımarhaneye boşuna tıkılmamış.Deliüzzaman yerine Bediüzzaman tanımlaması halkı kandırma amaçlıdır.Tımarhaneye tıkılmışlığından bile kendine padişahlık önerilmiş de ret etmiş gibi pay çıkarıyor.Adam tam bir "Deliüzzaman" yani "Zamanın delisi"

DELİÜZZAMAN NASIL BEDİÜZZAMAN (Zamanın Mucizesi) OLDU?

Akıl hastanesinden çıktıktan sonra ,Fatih’te Şekerci Handa bir yazıhane kiralar.Yazıhanenin penceresine de “Her suale cevap verilir” diyen bir yazı asar.
Herkese açıkça meydan okuyan bu yazı üzerine bir çok insan onunlar konuşmaya gelir ve burada kendini tanıtır.Özellikle de sıradan insanları etkilemekte ustalaşmış ve çevresini onlardan oluşturmuştur.
Daha sonra İstanbul’daki yabancı okulların öğretim görevlileri ile tanışınca pozitif bilim olan Matematik,Kimya,Fen,Fizik,Tıp gibi konularında,Van’daki Kürt paşasının kütüphanesinden öğrendiği bilgilerin,konuştuğu gerçek bilgiye sahip bu adamların bilgilerinden farklı olduğunu ve hiçbir şey bilmediğini fark eder.

Sonra sözde kafası alırmış gibi bunlardan ders alır(!).Bu öğrendiği bilgilerde hepsi birkaç satırlık özet bilgilerdir.Bunları Risale-i Nur Külliyatının son bölümüne ekler.(Ben Nur Risalelerini ilk okumaya başladığımda 13 yaşındaydım.15 yaşıma kadar bu tarikatın arasında bulundum.1972-75)
Bu adamın tehlikeli ve etkileyici bir deli olduğunu gören yabancı okul öğretmenleri bunu Konsolosluklarına bildirmekte gecikmezler.
Sonunda, Belçika’ya götürürler ve orada ilk defa kristal avizelerle süslenmiş elektrik ampulleri ile tanışır ve imana gelir;
“Bunlar gerçekten hak yolu insanlarıymış.Allah nurunu bunlara vermiş” diyerek secdeye kapanır.Hareketinin adı bu olaydan sonra “Nurculuk”,sembolü de “Ampul” olacaktır.Bu olaydan sonra Hıristiyan olduğunu iddia edenler de vardır.

Bu olaydan sonra bizim Kürt Said birden gazete yazarı olarak karşımıza çıkar. Said- Nursi 31 mart vakasında başrol oynar ve Volkan gazetesinde kışkırtıcı yazılar yazar.(Yazılarını dışarıdan gönderir.)

1907’de tımarhaneden çıkınca Selanik’e gider ve orada İttihat Terakki Cemiyetine katılır ve Fransız hayranı Jön Türklerin kurucularından olan 1492 İspanya göçmenlerinden mason locası üyesi, daha sonra Selanik Mebusu olacak olan Emanuel Karasu ile tanışır.
II. Abdülhamit idaresine karşı hürriyet nutukları söyler. Nutuklarında hürriyet'in gelmesinden önce Gebermiş İstibdadı muhafaza için şeriat meselesinden geri adım atılmış olduğunu söylemişti.Yani Halife,”şeriatı terk etmiştir” diyor.İngiliz ajanları emri böyle verince öyle konuşur bizim Said.

Mütareke ve Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul'da Kürt ileri gelenlerinin(!) Sevr’in uygulanması için oluşturduğu " Kürt teali cemiyeti" vardır, bu cemiyetin üç no’lu kurucu üyesi olarak karşımıza çıkar Said-i Nursi(namı diğer Said-i Kürdi ve bir diğer namı Bediüzzaman) ve bu cemiyetin kurucu üyelerinin( ki 61 kişidirler) 1920 Koçgiri, 1925 Şeyh Said( Bu Said Elazığ Palulu Kürt aşiret reisidir, karışmasın),1938 Tunceli Kürt kalkışmalarında önderlikleri vardır.

1926 yılından sonra Said-i Kürdi adını kullanmayıp Said-i Nursi adını kullanır. Bu ad değişikliği ile ilgili Türkçü Nihal Adsız şu tespiti yapar:
" Kürtlerin mevhum meziyetlerinden bahsediyor. Kısacası, onlara devlet kurdurmaya çalışıyor. Tabi devletin buna müsaade etmeyeceğini anladıktan sonra 180 derece çarkla said-i Kürdi olan adını Said-i Nursi yaparak ve nur risaleleri diye cehlin ve taassubun örneği olan karalamalar düzerek bir din mürşidi gibi ortaya çıkmayı başarıyor." (Adsız, makaleler 111- makale adı" nurculuk denen sayıklama)

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Nurculuk, İngiliz istihbaratının, ülkemizde üretip türettiği bir tarikattır. Bahailiğin Türkiye şartlarına uyarlanmasıyla meydana getirilen bu yapı için seçilen kişi ise Bitlis’in Hizan ilçesinin Nurs köyünden Saidi Kürdi’dir. Kürtçülük propagandası ve Saidi Kürdi adıyla taraftar toplayamayınca, İngiliz istihbaratı, bilinen yöntemlerine baş vurarak, Kürt Said’i din maskesine büründürüp Saidi Nursi’ye dönüştürmüştür. (Ergün Poyraz, ‘Tarikat, Siyaset, Ticaret ve Cinayet - Masonlarla El Ele’, Togan Yayıncılık, s. 281)
Bediüzzaman yani zamanın harikası sıfatını, kokuşmuş bir kürde yakıştırıp, sonra da bu zatın peşinden koşan kafasızlara duyurulur:
Saidi Kürdi(Nursi), risalelerinde, Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi Türk boyları olduğunu iddia etmekte ve soydaşlarımızı "Şeytanın dölü vahşi kavimler " olarak tanımlamaktadır.
Ektir;Oysa, Mardin'li Kürt Sultan Köse,
2.46.5.m'lik boyu ile bir Yecüc-Mecüc örneğidir.
Bunu Türklerde arayan Kürt ahmakları
belki bir ders çıkarırlar.
Yecüc-Mecüc için tıkla.Kimlermiş öğren.


Bakınız Osmanlı Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri, Kürd Saidin Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı adlı kitabında, Saidi Kürdi için neler diyor:
Bu kadar büyütülen Saidi Kürdi kimdir :


Sait, kürt cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türkün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır.
Sait, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Cuma selamlığında Padişaha cemiyetin Sait imzası altında yazdığı ve esası Kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaya dayanan arızayı takdim etti. Memleketin ve milleti İslamiyenin ittihadını bozmak gayesine matuf olan bu hareketi canianesinden dolayı haklı olarak tımarhaneyi boyladı.

Damarında bir damla Türk kanı olan her Müslüman’a, bu adamın Mason ve Komünist kadar tehlikeli olduğunu ehemmiyetle hatırlatırım.
Ulema da kesmediyse, Kürt Said’in kendi eserlerinden seçme sözler de derledik sizin için: Ölmüş gitmiş, dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis-i Şerifin ihbariyle Kur’ana zararlı bir adam çıkacak demiştim. Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası, I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis’i Cumhura ve üç makama gönderilen istida)
Said-i Kürdi Ziya Gökalp ile Diyarbakır’da karşılaştığında şöyle der:" Bir kelle Soğanı, Bir Kızıl Elmaya değişmem"

Gerçekten Saidi Kürdi�nin hayali, gayesi olan, İslam aleminin kalbini teşkil eden, birleşik ve özgür bir Kürdistan temeli atılmaya başlamış ve bu gayeye yönelik özgürlük mücadelesi başarı ile ilerliyor..
Saidi Kürdi’nin, “Ey Asuriler ve Ciyaniler, cihangirlik zamanında peşidar kahraman askerleri olan Kürtler, beş yüz senedir yattınız, yeter artık uyanınız sabahtır”
Saidi Kürdi, “Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün şeklindeki vasiyetini şimdilik şehitlerin kanında açan kırmızı bir gül destesini (*Gül Haç) ithaf etmekle yerine getiriyor, o büyük ruhun hoşnut olmasını niyaz ediyoruz.” şeklindeki çağrısı, bugün Kürt halkı tarafından yerine getiriliyor. Ve onun tabiriyle, Kürt halkı artık gafletten uyanıyor.
*Gül Haç *DTP'nin Gül Haç'ı (Dört yeşil yaprak)


Saidi Nursi risalelerinde pek çok yerde Hıristiyanlarla yakınlaşmayı, kaynaşmayı ve ittifakı şu şok edici sözlerle “emreder”: “Müslümanlık – Hristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır.” (Emirdağ Lahikası I, s. 1712, Tarihçe–i Hayat, s.434’den nakleden Prof. Dr. Yumni Sezen, Dinlerarası Diyalog İhaneti, Kelam Yayınları)


“Misyonerler ve Hristiyan ruhanileri, hem nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı, İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etme fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya çalışacak.” (Lem’alar,111,141)


İBDA-C terör örgütünün başka bir yayın organı olan Taraf dergisi ise, Özgür Ülke gazetesinden bu alıntıyı yaptıktan sonra şunları ekliyordu:

Yiğit Kürt halkı 70 yıldır faaliyet gösteren Deccal rejimine karşı varını yoğunu ortaya koyarak mücadele ediyor. Bu uğurda İzzet Beyleri, Hacı Musaları, Şeyh Saidleri, Seyyid Rızaları, Said Nursileri şehit verdi. Ve bugün, Said Nursi’nin rüyasını gördüğü, uğrunda şehitler vererek, kan ve can vererek yılmadan mücadele ediyor. Birleşik İslam Devleti için Kürdistan’ı kurmaya kararlı, inatçı, inançlı.
Müslüman Kürt halkının mücadelesi, Anadolu merkezli Bağımsız Birleşik İslam Devletinin yapı taşıdır.

Kumandan Mirzabeyoğlu dedi ki: Gayet açık olarak söylüyorum. Bugün İBDA, Said Nursi
Hazretlerinin rüyasını gördüğü bir temsil planındadır (Aktaran: Ergün Poyraz, Fethullah’ın Gerçek Yüzü)
İslamcılar ve nurcular, Birleşik İslam Devleti için bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasını isterken, -rastlantı(!) olsa gerek- siyonist Yahudiler ve evanjelist Hıristiyanlar da Büyük İsrail için bir Kürdistan devletinin kurulması için uğraşıyorlar. Şu ittifaka bakın; kürtçüler-nurcular-İslamcılar-siyonistler-evanjelistler aynı cephede!.. Amaç; bir kürt devleti kurmak, ortak düşman; Türkiye Cumhuriyeti ve Türklük!

Kürt Said’in Selefleri İngiliz İşbirlikçisi Masonlar!

Saidi Kürdi(Nursi), kimlerle aynı yolun yolcusu olduğunu, Divan-ı Harbi Örfi, İki Mekteb-i Musibedin Şehadetnamesi adlı kitabında şu şekilde ifade ediyordu: Seleflerim; Cemalettin-i Efgani, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Suavi (31 Mart olayının başı,Yedi Sekiz Hasan Paşanın kafasına vurdu sopa darbesi ile 39 yaşında ölen Kürt Said’in Kürtçü öğrencisi)
Kürt Said’in, seleflerim dediği isimlerden Ali Suavi, Cemalettin-i Efgani(Afgani) ve Muhammed Abduh’un üst derece masonlardan olduğunu biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki; Cemalettin Efgani ve Muhammed Abduh, Hicaz bölgesini Osmanlı’dan koparmak için İngilizler tarafından görevlendirilmiş birer işbirlikçidir.
1952'de Vatikan'dan ödül alan Deliüzzaman
Vatikan'a ne gönderdi?
Kahire’deki Şark’ın Yıldızı Locasına 7 Temmuz 1868’de 1355 numarayla girmiş olan Efgani; 1869 yılında, peygamberliğin aslında bir sanat ve meslek olduğunu iddia etmiş ve Osmanlı ulemasının ayaklanmasına neden olmuştu. Bu yüzden Osmanlı tarafından sınır dışı edildi.
Bizzat İngiliz belgelerine göre; Cemaleddin Efgani(Afgani), Tanrıya inanma şartı koşan İskoç mason locasına üye iken, buradan Tanrısızlık ithamıyla kovulmuş, o da Tanrı tanımazlığın makbul sayıldığı Fransız Grand Orient Locasına girmiştir. Efgani, aynı zamanda Kahire Mason Locasını da kurmuş ve oranın büyük üstadı olmuştur.
Saidi Nursi’nin selefleri olan Efgani ve Abduh’un masonluğuna dair ayrıntılı bilgi için, 1960’ta Fransa’da basılan “Les Francs Macons” adlı kitaba bakabilirsiniz. İşte bu kitaptan kısa bir alıntı:
Mısır’da kurulan mason localarının başına Cemaleddin Efgani(Afgani) ve ondan sonra da Muhammed Abduh getirildi. Bunlar, Müslümanlar arasında masonluğun yayılmasına çok yardım ettiler.
Padişah II.Abdülhamit’in, gerçek niyetini çok iyi bildiği ve İngiliz işbirlikçisi bir maskara olarak tanımladığı Efgani, 1897 yılında öldüğünde İstanbul Maçka’daki Şeyhler Mezarlığına defnedilir.
Efgani’nin talebesi ve Kürt Said’in diğer bir selefi olan mason Muhammed Abduh ise Mısır doğumlu. Bakın İngiltere’nin Mısır sömürge valisi Lord Cromer, Abduh için neler söylüyor: Kuşkusuz İslami reformist hareketin geleceği, Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaat ediyor. Ve o yolun yolcuları, Avrupa’nın her türlü yardım ve teşviklerine layıktırlar.
Bu resim 26.10.2014 tarihinde eklenmiştir.

Ne ilginç değil mi? Avrupalılar ve Amerikalılar, daha önce Muhammed Abduh için söylediklerini, bugün de onun halefleri olan Saidi Nursi ve Fethullah Gülen için söylüyorlar!..
Saidi Kürdi’yi, Mason ve Komünist kadar tehlikeli olarak tanımlayan Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Abduh için de şunları söylemiştir: Üstadı Efgani vasıtasıyla, masonluğu Ezher’e sokan odur.
Abduh, Osmanlı’ya karşı Arabi Paşa isyanında elebaşı ve fetvacı başı rolü üstlenerek, Mısır’ın 1882 yılında İngilizler tarafından işgal edilmesine ciddi katkılar sağlamıştır. Bu isyanlarda, Efgani’nin üstadlığını yaptığı Kahire Mason Locası üyeleri, İngilizlerle işbirliği içerisinde faaliyette bulunuyorlardı.
Saidi Nursi, Mardin’de Cemaleddin Efgani’nin talebesiyle görüşmüş ve -kendi tabiriyle- siyasette muktesit mesleği ondan öğrenmiştir. Herhalde bu yüzden olsa gerek, Emirdağ Lahikası sayfa 139’da ve Lemalarının 20.Lemasında, Osmanlı Devletini parçalamak için uğraş veren misyonerlerle ve Hıristiyan ruhanileriyle ittifak önermiştir... Ne de olsa selefleri de öyle yapmışlardı!..
Saidi Kürdi, hasta yatağındayken, kendisini ziyarete gelen Şeyh Sait’in torunu Abdülmelik Fırat’a şunları söylemiştir: “Ben, biraderi azamım, erkemim Şeyh Sait efendinin öcünü alacağım, aldım!
Saidi Nursi’nin, öcünü aldım” dediği Şeyh Sait köpeği, bildiğiniz gibi Bağımsız Kürt İslam Devleti kurmak için silahlı adamlarıyla Türkiye Cumhuriyetine karşı ayaklanarak, Türk askerine kurşun sıkan ve “Bir Türk öldürmek, yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür!” diyen bir İngiliz işbirlikçisinden başka bir şey değildi.



Soldan itibaren,Hz.İsa (M.0-30),Zerdüşt(İ.S.628),Ermeni Kilisesinin kurucusu Aziz Gregor(İ.S.270-330) ve Said-i Kürdi(1876-1961). Hepsinin ortak yanı başlarına "Güneş Tacı" konulması.

Yunan’a ve İngiliz’e Teslim Olun, Kuvvacı’ların Kellesini Getirin! Bildirisinin Altında Saidi Kürdi’nin İmzası.

İtilaf devletleri 30 Ekim 1918’de Osmanlı Devletine Mondros Mütarekesini imzalatmışlar, böylece Osmanlı’nın tasfiyesi fiilen yürürlüğe girmişti. Bu tasfiye anlaşmasına karşı, ülkenin bir çok yerinde örgütlenen ve yeni bir bağımsızlık savaşına girişen Kuvayı Milliyeci’lere karşı çıkan teşkilatlar arasında “Teali İslam Cemiyeti” vardı. Başındaki İslam kelimesi sizi aldatmasın, bu cemiyeti kurduran yine İngilizler’di.

Teali İslam Cemiyeti’nin yöneticileri arsındaki etkin isimlerden biri de Saidi Kürdi idi. Teali İslam Cemiyeti 16 Eylül 1919’da İkdam gazetesinde bir bildiri yayınlayarak, Türk Milleti’ni, Kuvayı Milliye’ye destek vermemeye, hatta onlara karşı mücadele etmeye çağırıyordu. Ve hatta bu bildiride, halktan Mustafa Kemal’in kellesi isteniyordu!
Nur hareketine yeni Amerikancı (Apolostik Gregoryen Ermeni Hıristiyanlığı ve Bahailik) açılımlar kazandıran Fethullah sadık efendisi Papa xvı Benedictus ile.Ülkemizi nasıl Hıristiyan yapacaklarını kararlaştırıyorlar.
Bu bildirinin altında imzası bulunanlardan biri de Saidi Kürdi(Nursi) idi. İşte oldukça uzun olan bu bildiriden bazı bölümler:

Ey Anadolu’nun masum ve mazlum ahalisi!

Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden nâmerdane bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahali ve askerden cem ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak (...) yalanlar ve hilelerle savuşup kaçtılar.

Yazık bin kere yazık ki, gerek harb içinde, gerek mütarekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evladını telef ediyor da Enver, Cemal, Mustafa Kemal ve saire beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için icap eden küçük fedakarlığı göze almıyor.
Hem sizler ey yalancı ve deni şâkiler!

(...) Kendinize ne hakla, ne yüzle Kuva-yı Milliye adını veriyorsunuz? Utanmaz hainler, artık yakamızı bırakın. Cenab-ı Hakk’ın gazap ve laneti sizin üzerinize olsun.

Şimdi sulh imzalandı Kuva-yı Milliye belasının tevlid ettiği mecburiyetle galip devletlere karşı yeniden taahhüt altına girdik. Devletler şimdi bize “Eğer Anadolu’da Kuva-yı Milliye isyanını bastırmazsanız İstanbul’u da elinizden alacağız” diyorlar.

Ey Anadolu’nun mazlum ve muhterem ahalisi!

Elinize aldığınız bu fetvayı şerife göre, bu katil canavarları (Kuvvacıları kastediyor) daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. (...) Allah’ını, Peygamberini ve padişahını seven bu tarafa gelsin...

Yani, Ey ahali, savaşı kaybettik. Kaderimize razı olmak zorundayız. Aman ha sakın İngilizleri ve Yunanları kızdırmayın. Uslu uslu gidip onlara teslim olun. Mücadele edecekseniz onlara karşı değil, Mustafa Kemal’e ve Kuvayı Milliyecilere karşı mücadele edin. Hatta Mustafa Kemalin kellesini getirip İngilizlere ve Yunanlara teslim edin!


Tarihçi Murat Bardakçı, 1925 ilkbaharında çıkan Şeyh Şaid ayaklanması esnasında isyancıların dağıttıkları bildiriyi kısaltarak, günümüz Türkçe’si ile yayınlamış:

"Din yolunda şehit düşen, namus için can veren ve aşiretinin şerefi uğrunda kan döken şanlı dedelerimizin mukaddes ruhları göklerden size bakıyor. Emanet ve yadigár olarak terk ettikleri Allah’ın kitabını, Muhammed"in şeriatını yakan Ankara mürtedlerine (dönme) ve onların icra vasıtası olan hükümet memurlarına karşı ne yapacağınızı görmek istiyorlar.
...Milli namus ve dinin kutsal kabul ettikleri uğrunda tüfeğe sarılarak çarpışanları takdir; hayatını muhafaza için fişekliğini belinden açan, tüfeğini Türk"e teslim eden, karısını zorla boşamaya ...rıza gösteren ve hudud haricine çekildiği halde içerideki milletdaşlarının imdadına koşmayan haysiyetsiz ve mayası kötü olanları da lánetliyorlar.
...Sağda-solda kanlı çarpışmalar devam ediyor, hükümet sizden saklıyor. Hiç beklemeyin, birbirinizle haberleşerek civarınızdaki askerleri teslim alın. Arslan gibi harbeden Kürt kardeşlerinizin imdadına yetişin. Lázistan, (Rize ve çevresi Şapka Kanunu sonrası çıkan İngiliz kışkırtması bölücü isyanlar’dan bahsediyor.) aylardan beri kan ve ateş içindedir.
Dindar Türk neferleri din kardeşlerine kurşun atmıyor, teslim oluyorlar. Dinine bağlı Türk ahalisi, fikren ve kalben sizinle beraberdir.
... Zaptedeceğiniz Türk topları, Türk tüfekleri, Türk mühimmatı,size káfidir. Rehberiniz Muhammed, yardımcınız Allah"tır.Kuvvetiniz, hükümet kuvvetinin kat kat üstündedir. Cesaretiniz ve yiğitliğiniz, bütün dünyada bilinmektedir. Gafletten kurtulun, elele vererek mukaddesatınızı kurtarın, ...kurtaracağınız İslámi mukaddesat ve milli haklar ile peygamberin ruhunu
ve ...dedelerinizin ruhlarını şádedecek, onların soyundan gelmiş olduğunuzu isbat etmiş olacaksınız."

26.10.2014'te yapılan ektir;

Deliüzzaman, 1916 Çarlık Rus ordularının Doğu Anadolu'ya saldırıları başlamadan önce Gürcistan Tiflis'e gider, orada Rus polisiyle görüşür. Aşağıdaki yazı Tarihçe-i Hayatım adlı kitabından aynen alıntıdır;

“”...Bundan sonra İstanbul’da fazla kalmaz, Van’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrılır, Batum yoluyla Van’a giderken Tiflis’e uğrar. Tiflis’te, Şeyh San’an Tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temaşa ederken yanına bir Rus polisi gelir ve sorar:
“Niye böyle dikkat ediyorsun?”
Bediüzzaman der: “Medresemin plânını yapıyorum.”
O der: “Nerelisin?”
Bediüzzaman: “Bitlisliyim.”
Rus polisi:Bu Tiflis’dir!”
Bediüzzaman: “Bitlis, Tiflis, birbirinin kardeşidir.”
Rus polisi:Ne demek?”
(Said’in Rus ajanı olduğunu yıllar sonra şoförü açıklamıştır.)

Tarihçei hayat 87/918

İngiliz Rahip ajanı Robert Frew'un emriyle gerçekleştirdiği bu görüşmede "Rus Polisi" sandığı ya da öyle yazdırdığı Nikolay Nikolaviç aslında Rusların Kafkas Orduları komutanı bir generaldir.
Bitlis savunmasında esir düşüp 1919 yılına kadar Rusya'da esaret yaşadığını yazan Said-i Kürdi Deliüzzman'a 1960'taki ölümünden 54 yıl sonra Rus arşivlerinden gelen belge resmen tokat niteliğindedir.
Çünkü, Rus işgaline katkılarından dolayı Rus generali Nikolay Nikolaviç'in Deliüzzaman'a, yaveri, Elazığ'lı Şeyh Sait'e madalya takmıştır.
Video görüntüsünü 2014 yılında İnternet gazetesi olan Oda Tv elde edip yayınlamıştır.
Buyurunuz ve ihaneti seyrediniz;
video

Said-i Kürdi Deliüzzaman'ın aynı zamanda büyük bir "yalancı" olduğu böylece ortaya çıktığından, adına "Yalanüzzaman" yani "Asrın yalancısı" sıfatını eklemekte bir sakınca görmüyorum. Buna, Müslüman takiyesi yaparak Türk ve Müslüman milletlerini Hristiyanlaştırdığı için de Vatikan'a gömüldüğünden, "Hainüzzaman" yani, "Asrın Haini" sıfatını da eklemeyi bir onur sayarım.

Said Nursi’nin nasıl bir Türk düşmanı ve Kürt milliyetçisi, İslam düşmanı, bunun yanında tam bir İngiliz işbirlikçisi olduğunu gördünüz.

Bir Türk olarak veya,emperyalizme karşı bir vatandaş olarak halkımızın geleceğini sadece “kendini yüzyılda bir dini yenileyen biri” olarak kabul ettirme deliliği yüzünden halkımızı bölen bu sapık insanların ardından gitmeyiniz.

Onların ardına düşmek demek hem düşmanınız olan emperyalist gavura hizmet etmektir hem de dininize karşı çıkmaktır.
Saygılarımla.