"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

25 Mart 2017 Cumartesi

YAHUDİ, HRİSTİYAN VE MÜSLÜMANLARDA NAMAZ KILMAK

ALINTI, DERLEME YAZIDIR. KAYNAKLARA VERDİKLERİ BİLGİLER İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.

KİTAB-I MUKADDES’TE DİNİ TEMİZLENME (ABDEST)


RAB Musa’ya şöyle dedi: “Yıkanmak için tunç bir kazan yap. Ayaklığı da tunçtan olacak. Buluşma Çadırı

ile sunağın arasına koyup içine su doldur. Harun’la oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkayacaklar.

Buluşma Çadırı’na girmeden ya da RAB için yakılan sunuyu sunarak hizmet etmek üzere sunağa

yaklaşmadan önce, ölmemek için ellerini, ayaklarını yıkamalılar. Harun’la soyunun bütün kuşakları

boyunca sürekli bir kural olacak bu.” (Kitab-ı Mukaddes, Çıkış 30:17-21.)

Yahudiler sabah (şahrit), öğle (minha) ve akşam (arvit) olmak üzere günde üç kez ibadet ederler. Bu ibadetlerinde On Emir (Şema),[5] dua (tefila), Tevrat’tan bir bölüm (sidra) ve peygamberlere ait kitaplardan birer bölüm okurlar. Cemaatle yapılan ibadetlerde cemaat ayakta durur (amida). Haham, rulolar halindeki Tevrat’ı çıkarır ve oradan okur, cemaat de bu okuyuşa sesli olarak katılır. Cemaat ibadet esnasında dolaşabilir ve birbiriyle konuşulabilir. Yahudiliğe göre, her yerde, her zaman ve her faaliyetin sonunda Rabb’imiz Allah’a dua edilebilir.

Yahudiler ibadetlerinde kıble amacıyla yüzlerini doğuya (misrah), Kudüs yönüne çevirirler. İbadetlerinde özel kıyafet kullanırlar. Kenarları saçaklı, üzerinde Tevrat’tan parçalar yazılı bir dua şalını (tallit) namaz esnasında omuzlarına atarlar. Üzerinde Tevrat’tan bazı ayetlerin[6] yazılı olduğu şeritlerle bağlı iki küçük siyah deri kutucuğu (tefilin) alınlarına ve sol pazularına bağlarlar. Gerek tallit, gerekse tefilin erkekler tarafından sabah ibadetinde giyilir. Her birini giymenin öncesinde belirli dualar okunur.

HRİSTİYANLIKTA NAMAZ

Başlangıçta Hristiyanlar da, tıpkı Yahudiler gibi ibadet ederlerdi. Birlikte Mabed’e giderlerdi. Sonraları Mabed’e gitmeleri yasaklandı. Yahudilere duydukları tepkileri, ibadet konusunda bir takım değişikliklere sebep oldu. Örneğin, başlangıçta Hristiyanlar Eski Ahid’in Mezmurlar bölümünden dualar okurlardı. Daha sonra Yeni Ahit’ten okumaya başladılar. Diğer bir örnek ise Cumartesi yaptıkları dua ve ayini Pazar gününe almışlardır. Kendi ibadet usullerini geliştirerek son akşam yemeği ve vaftiz etrafında kümeleştiler.


YAHUDİLERE TEPKİ OLARAK HRİSTİYANLIKTA DUA 


“Dua ettiğiniz zaman ikiyüzlüler gibi olmayın. Onlar, herkes kendilerini görsün diye havralarda ve


caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. Ama siz dua edeceğiniz zaman iç odanıza çekilip kapıyı örtün ve gizlide olan Babanız’a dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir. Dua ettiğinizde, putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar.

Siz onlara benzemeyin!..” (Kitab-ı Mukaddes, Matta, 6/5-8.)

Hristiyanlık’ta uzun bir süre düzenli bir ibadet uygulaması olmadı. Daha sonraları Yahudilerden etkilenerek günlük sabah ve akşam ibadetleri yapılmaya başlandı.
Günümüzde Hristiyanlar günlük olarak iki vakit ibadet etmektedirler. Genellikle güneş doğarken ve ikindi vakti duasına önem verilmektedir. 
Sabah duası, Kitab-ı Mukaddes’ten geceyi emniyetle geçirten Rabb’e hamd ve şüküre dair mezmurlar okunmasıyla başlar, ardından ilahiler okunur ve nihayet bir dua ile bitirilir. 
Akşam duası da yine günü huzur ve emniyet içinde geçirmenin şükrü ve geceyi huzurla geçirme isteğidir. Katoliklerde bu dualar cemaat halinde aleni olarak her gün kiliselerde yapılmaktadır. Akşam duası aile içinde veya bir kilisede yapılabilir. Tefekkür duasında şahıs diz çöker, duanın sözlerini, mezmuru, Pater noster vb. bir duayı kelime kelime düşünür ya da Kitab-ı Mukaddes’teki bir pasajı tefekkür eder. 
İbadetler kilisede papazların öncülüğünde toplu halde yapılmaktadır. İbadet esnasında Mezmurlardan ve İncil’den parçalar, dualar ve ilahiler okunmaktadır. Kiliselerde yapılan ayin; rahiple cemaat arasında konuşma, tevbe, günahların bağışlanması için Kitab-ı Mukaddes’ten parçalar okuma şeklindedir. Kutsal kitap okunurken ayağa kalkılır, Pazar ayininde (messe), diğer günlerdekinden farklı olarak, duruma göre bir vaaz ve inanç tazeleme vardır. Hz. İsa’nın sıfatları sayılırken cemaat diz çöker. Pazar ayininde, ayrıca, oturma ve ayakta durma da bulunmaktadır.[7] Din adamları ise saat 3, 6, 9, 11, 12 ve gece yarısı gibi vakitlerde de dua ederler.

Yahudi Namazı...



Dünya Hristiyanları arasında yalnızca Süryani Ortodoks ve Ermeni Gregoryen Kilisesi’nde secdeli ibadet vardır. Secde ritüelinin sade bir şekilde başın öne eğilmesi, belden aşağıya eğilmek ve yere kapanarak alnın yere değdirilmesi şeklinde üç ayrı uygulaması bulunmaktadır. Ayrıca Maniheistlerin ibadeti (namazı) da secdelidir.[8]

Açıklama Alaeddin YavuzDan; Fatiha suresi bile okuyorlar. Haydi bunları Müslümandan ayır bakalım. Bunlar diyaneti de devleti de ele geçirirler böyle.Başımızdakilerin Müslüman olduğunu mu sanıyorsunuz?


Hinduistler sabah, öğlen ve akşam olmak üzere günde üç kez ibadet yaparlar. Bir Hindu, sabah gün doğmadan kalkar. Hinduizm’in besmelesi olan “Om” kelimesiyle tanrının ismini anar. “Om” sözcüğü; ibadet ve yemek öncesinde, Vedalar’ı okumaya ve her işe başlarken söylenir. Yüzünü doğuya dönerek oturur. Vücuduna su serper. Derin bir tefekküre dalınarak nefes kontrol altında tutulur. Kutsal sözleri ve sözcükleri sükûnet içerisinde durmadan tekrarlar. Kutsal kitapları okumak da ferdi ibadettendir. Öğle ve akşam ibadetlerinde de benzerini tekrarlar. İbadet öncesinde saçlar başın üzerinde toplanır, ayaklar ve belden yukarısı çıplak bir biçimde doğuya doğru yönelinir ve bağdaş kurulup oturulur.

İbadetlere boru çalınarak başlanır. Mabetlerdeki ibadetleri rahipler organize ederler. Rahiplerin görevi, tanrıların bakımıdır. Putu yıkar, yağlar ve elbise giydirirler. Önünde ışıklar yakar, çiçek ve yemek sunarlar. Mabede gelen bir Hintli, manevi temizliğin yanında maddi temizliğe de büyük önem verir. Bunu sağlamak üzere mabetlerin yanında temizlik için yapılmış banyo veya havuzlar vardır. Bir tür abdest veya dini temizlenme diyebileceğimiz bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.

Meryem Suresi'nin 31'inci ayetinde Hz.İsa'nın henüz çocukken şöyle dediği anlatılmaktadır: "Beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti." Hz.İbrahim de, "Rabbim beni namazını kılar yap" diye dua etmiştir.

Maun Suresi'nde huzursuz, gafletle namaz kılan, gösterişçi cahiliyye Araplarının davranışları kınanmaktadır.

Kur’anda Salât kelimesinin geçtiği günlük namaz vakitlerine ilişkin ayetler;

"Namazlara hele orta namaza[14] Not A, dikkat edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun."(Bakara Sûresi: 238)

Tefsir-2:238- Böyle olabilmek için de bilinen namazları ve hele orta namazı üstlerine düşerek muhafaza ediniz. Her birini dikkatle gözetip vaktinde eksiksiz olarak yerine getirmeye devam ediniz. Ve Allah için ayağa kalkıp divan durunuz, yani Allah için kalkıp, önünüze bakarak, ellerinizi güzel bir şekilde tutup oynatmayarak sessiz ve sakin ve bir boyun eğme tavrı içinde Allah diyerek namaza durunuz.

KUNUT: Bir şeye öyle devam edip durmaktır ki taat, huşu, sukünet ve ayakta durmak mânâlarını içerir ve dilimizde buna "divan durmak" denir. Bunun için kunut taattir, kunut uzun süre ayakta durmaktır, kunut susmaktır; kunut huşu ve tevazu kanatlarını indirmek ve azaların sükuna kavuşmasıdır diye çeşitli bakımlardan tarif edilmiştir. Bir hadisi şerifte "Namazın en faziletlisi kunutu (kıyamı) uzun olandır." buyurulmuştur ki kıyam demektir.

. Bunun için salat-ı vüstâ anlam itibarıyla orta namaz veya efdal (en faziletli) namazdır diye ancak iki görüş vardır. farz namazlar içinde salat-ı vüstâ (orta namaz) melekler içinde Cebrail'e benzer. Acaba bu hangi namazdır?

1- Bu, ikindi namazıdır. Bu görüş, Hz. Ali'den, İbnü Mes'ud'dan, Ebu Ey-yub'dan, bir rivayette İbnü Ömer'den, Semre b. Cündeb'den, Ebu Hüreyre'den, Utayye rivayetinde İbnü Abbas'tan, Ebu Said el-Hudri'den, bir rivayette Hz. Âişe'den, Hz. Hafsa'dan (R. anhüm), birçok tabiînden, İmamı Azam Ebu Hanife'den, bir kavlinde İmam Şafiî'den, Ahmet b. Hanbel'den ve Mali k 'in bazı arkadaşlarından rivayet edilmiştir ki Resulullah Efendimiz "Ahzab" savaşı günü, "Bizi, orta namazı olan ikindi namazından meşgul ettiler. Allah kalblerine ve evlerine ateş doldursun." buyurmuştur. Çünkü düşmanların savaş için hücumlarından dolayı "korku namazı" şeklinde olsun vaktinde kılamamışlar, güneşin batışından sonra kılmışlardı. Hz. Ali de "Biz orta namazı sabah namazı zannederdik. Nihayet Resulullah söyledi de bunun ikindi namazı olduğunu öğrendik." demiştir.

2-Sabah namazıdır. Bu da Hazreti Ömer'den, bir rivayette Hz. Ali'den, Ebu Musa, Muaz, Cabir, Ebu Ümame ve bir rivayette İbnü Ömer hazretlerinden ve Mücahid'den ve İmam Malik'ten ve bir kavilde İmam Şafiî'den rivayet edilmiştir.

3-Öğle namazıdır. Bu da İbn Ömer, Zeyd, Üsame, Ebu Said, Aişe hazretlerinden ve bir rivayette İmam-ı Azam'dan rivayet edilmiştir. Zeyd b. Sabit (r.a.) şöyle rivayet etmiştir ki: "Hazreti Peygamber, öğle sıcağında namaz kılar, insanlar da kendilerini sıcaktan koruyacak barınaklarında bulunurla r, Cemaate gelmezlerdi. Resulullah, bu hususta söylendi. Cenab-ı Allah: 'orta namazı' âyetini indirdi ki maksat öğle namazıdır." Yine rivayet olunmuştur ki o zaman öğleyin Hz. Peygamberin arkasında ancak bir iki saf cemaat bulunurdu. Resulullah: "Vallah i şu namaza gelmeyen kavmin üzerlerine evlerini yakayım, diye gönlüme geldi. buyurmuş, bunun üzerine bu âyet inmiştir; bir de öğle namazı, Resulullah'ın ilk defa Cebrail'in imamlığı ile kıldığı ilk namazdır. Bundan başka cuma namazı bu vakittedir.

6- Beş vakit namazın tamamıdır ki Muâz b. Cebel (r.a.) bu görüştedir.



"Gündüzün her iki tarafında ve Not B, geceye yakın olan saatlerinde namaz kıl!"(Hud Suresi: 114)

11: 114. Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.

114- Ve namazı kıl, ve kıldır, gündüzün her iki tarafında ve gecenin zülfelerinde yani gündüzün başlıca değişme saatlerinin

ikisinde ve gecenin zülfeleri, saçakları demek olan eteklerinde, gündüze yakın olan saatlerinde.

Zülef: Zülfe'nin çoğuludur ve Arapça'da çoğul en az üç sayıdan oluştuğu için bu âyetteki ifadeden anlaşılan sonuç, ikisi gündüzün taraflarında, üçü de gecenin eteklerinde olmak üzere tam beş vakit namaz emredilmiş olduğu açıkça bellidir.

öğle ile ikindiye tarafeyi'n-nehar denilmesinin sebebi şudur: Sabah gündüzün kökü, güneşin doğuşundan öğleye kadar geçen vakit ise gövdesidir. Zevalden sonra öğle ile ikindi de, ta batıncaya kadar olan kısım da taraflarıdır. Şer'an de gündüz vaktinin sabah, öğle ve ikindi olmak üzere başlıca, üç bölümü, üç tarafı vardır. Nitekim bir başka âyette "Gündüzün tarafları" (Tâhâ, 20/130) diye gündüzün üç tarafından söz edilmiştir. Sabah namazı güneş doğmadan önce olduğu için, sabah ve akşam na m azları "zülefen mine'l-leyl" in kapsamı içinde kalmış olurlar. Böylece gündüz namazına iki taraf kalmış olur. Bununla beraber mutlak anlamda "gündüzün iki tarafı" tabiri gündüzün iki ucu veya ortasının iki yanı mânâsına geldiğinden, şer'î anlamda gündüz d e fecir vaktinden geçerli olduğundan birçok âlim, bunun "Güneş doğmadan önce ve batmadan önce Rabbini hamd ile tesbih et." (Tâhâ, 20/130) âyetini örnek alarak sabah namaz 100-el-ÂDİYÂT

Âdiyât, koşan atlar demektir. Asr sûresinden sonra Mekke'de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Bu sûrede insanoğlunun nankörlüğünden, kıyamet günü ortaya çıkacak acıklı durumdan söz edilir.

ile ikindi namazı olması gerektiğini öne sürmüşlerdir.

Gündüzün taraflarından iki taraf: Öğle ile ikindi ve geceden üç zülfe: Akşam, yatsı ve sabah olmak üzere hepsi tam beş vakit namazdır ki, ikamet aynı zamanda namaz kıldırmak anlamına da geldiğinden bunlar cemaatle kılınan namazla r dır, ikamet sünnet, cemaat vaciptir.

Hasılı işte bu beş vakit namazı ikame et.

"Güneşin batıya kaymasından gecenin kararmasına kadar namaz kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur."(İsra Suresi: 78)

İsra 78. Ayetinde iki farklı anlama gelen iki ayrı okuma şekli bulunur. Sabah namazını ifade eden şekil "sabah'ın Karnı" ifadesidir. "Sabah Kuranı" ifadesi ise sünnilerce okuyuşta tercih edilen, manada tercih edilmeyen ifade olmuştur.


"Güneşin batıya yönelmesinden, gecenin karanlığına kadar namaz kıl. Sabah vakti de namaz kıl. Zira sabah namazı, görülmesi gerekli bir namazdır."(İsra Suresi, ayet 78)

17:78- Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.

17:79- Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makam-ı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindi r.

78- Namazı devamlı kıl ve kıldır. Güneşin zevali (batıya kayması) dolayısıyla gece karanlığına kadar ki öğle, ikindi, akşam, yatkı vakitlerini içine alır.

Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber buyurmuştur ki: "Güneşin batıya kayacağı vakitte Cebrail geldi, bana öğle namazını kıldırdı" Sabah Kur'ân'ını da, yani kırâeti özellikle önemli olan sabah namazını da dosdoğru kıl. Muhakkak sabah Kur'ân'ı şahitlendirilmiştir. Ona gece melekleri de gündüz melekleri de hazır ve şahid olur ve bütün kâinat uyanır, insanın gözle görme zevki yükselir

Kur'anda ışa (akşam)'ın yatsı anlamında kullanıldığı bir ayet bulunur; "Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olanlar, üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve akşam namazından sonra. Üçü sizin için mahremdir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz......"(Nur suresi 58.)



NAMAZ KILINMAYAN VAKİTLER

Sabah namazının kılınmasından yani güneşin doğmasından itibaren 45 dakika içinde

Öğle ezanının okunmasına 45 veya 30 dakika kala,

Akaşam ezanına 45 dakika kala güneş batarken

Bu vakitlere Keraet vakti denilir. Kelima olarak iğrenç, tiksinilen şey anlamına gelen Keraetin anlamına göre sabah ve öğle vakitlerindeki keraet vaktind ekılınan namazlar mekruh (kirli), akşam keraetinde kılınan namaz ise geçersiz sayılır.

Yunus 10/5 “Güneşi ziyâ, ayı nûr yapan odur…”

Enbiya 21/33 “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan odur. Her biri bir yörüngede yüzer.”

Yasin 36/38-40 “Güneş kendine ayrılmış yolda akıp gider. Bu, güçlü ve bilgili olanın koyduğu ölçüdür. Ayada da menâzil belirledik; sonunda kuru hurma salkımının sapına döner. Güneş ayı yakalayamaz. Gece, gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”

Furkan 25/45-47- Furkan 25/45-47Rabbini görmedin mi; gölgeyi nasıl uzatıyor? Emretse hareketsiz kılardı. Güneşi ona delil yapmıştır. Sonra gölgeyi yavaşça kendine çeker[8]. Geceyi size örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü de yayılma vakti yapan odur.”

SÜRYANİ VE ERMENİLERDE NAMAZ (Süryani Kilisesi netinden alıntıdır.)


Süryâni Ortodoks Kilise’nin ibadet çeşitleri arasında, İslâm ibadet şekillerine en büyük benzerlik arz edeni namazdır. Süryâniler kaç vakit nasıl namaz kılıyorlar?

Namaz sadece Müslümanlara değil, İslamiyetten önceki ilahi dinlerde de müminlere emrolunan bir ibadetti. Bunun en somut göstergesi Türkiyeli Süryâniler arasında görülmektedir. Onların namaz ibadetlerinde İslamiyetin öngördüğü namaz ile büyük benzerlikler söz konusudur. Günümüzde, dünya Hıristiyanları arasında ibadetlerderinde secde görülen iki topluluk Ortodoks Süryâniler ile Ermenî Gregoryen Kilisesi mensuplarıdır.

Süryâni Ortodoks Kilise’nin ibadet çeşitleri arasında, İslâm ibadet şekillerine en büyük benzerlik arz edeni namazdır. Süryânilerin namazında müslümanlardan farklı olarak rükû yoktur. Süryanice’de namaz (salat), Slutho kelimesi ile ifade edilmekte ve dua anlamına gelmektedir. Bu kelime hem namaz hem de dua anlamında kullanılmaktadır.

Süryani inancına göre Hz. İsa vaftiz olduktan sonra namaza başlamıştır. Bu yüzden bir insan namaz kılarsa imanlı olduğunu belli etmiş olur. Namaz bir Süryâ’nin ilk vazifesidir. Bir Hrıstiyan asla namazsız kalmamalı, her daim yüzünü Rabb’e çevirmelidir.

Rabb’e tesbih ve şükür ederek, onun rahmet ve yardımını talep etmelidir. Namaz insan için yiyecek ve giyecek kadar önemlidir ve lüzumludur.

Süryaniler Nasıl Namaz Kılarlar?


Süryânilerde namaz, cemaatle ve bireysel olmak üzere iki türlü kılınır.

Bireysel namaz kişinin tek başına Allah’la baş başa kaldığı, evinde ve iş yerinde kılabildiği namazdır. Cemaatle namaz ise toplu halde Tanrı’nın evinde veya başka bir mekanda kılınabilir.

Kilise kurallarına göre Süryânilerde gün, akşamdan başlıyor.

Namaz sıralanışı da buna göre, akşam, yatsı, gece yarısı, sabah, öğle ve ikindi vakitlerinde olmaktadır.

Günümüzde bunlar birleştirilerek sabah ve akşam olmak üzere iki vakit halinde icra edilmektedir.

Süryani kilisesinde kıble doğudur.

Süryânilere göre namaz esnasında secde;

a- Sade bir şekilde baş eğilir

b- Belden itibaren eğilinir.

c- Yere kapanıp alnın yere değdirilmesi. (Yere kadar kapanıp tüm ve vücut ve alnın yere değdiriliş ritüelinin kimi Hindularda da görülmektedir)


Kaynak;



KATOLİK HRİSTRİYANLIK

Hristiyanlıkta Namaz Kılmak Yoktur

Namaz günün belli saatlerinde (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı) gerçekleştirilmesi emredilen bazı ayetler okunarak ve belirli hareketler yapılarak gerçekleştirilen bir ibadet şeklidir.

Hristiyanlıkta namaz kılmak yoktur ama dua vardır. Dua aracılığıyla Tanrı'ya yaklaşır sevinçlerimizi dertlerimizi sıkıntılarımızı ve kaygılarımızı O'nunla paylaşırız.

İsa Mesih’in vaftiz olduktan sonra namaza başlamasiyla ilgili bir ayete Kutsal Kitap’ın hiçbir yerinde kesinlikle rastlanmamaktadır.

Ama İsa’nın sık sık sessiz bir yere çekilerek dua ettiğini Kutsal Kitap’ta sıkça görüyoruz. ‘Bu sözleri söyledikten yaklaşık sekiz gün sonra İsa yanına Petrus Yuhanna ve Yakup`u alarak dua etmek üzere dağa çıktı’(Luka 9:28). ‘O günlerde İsa dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Tanrı`ya dua ederek geçirdi’(Luka 16:12).

Süryani ortodokslar ve Ermeni gregoryanlar namaz kılarlar mı?

Kudüs'e doğru dönerek secde ederler ki bu uygulama Kutsal Kitap'ta vardır. Bildikleri ezberlenmiş duaları tekrarlarlar ve genel ihtiyaçlar için dilekte bulunurlar. Protestanların dışında Ortodoks ve katolikler Tanrı’yla kişisel bir ilişki kurmak yerine ne yazık ki ezberlenmiş kalıplaşmış duaları bir kaç kez tekrarlayarak İsa Mesih’in Matta 6:7’de söylemiş olduğu bu uyarıyı gözardı etmektedirler. '

Dua ettiğinizde putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar’(Matta 6:7). İsa Mesih bizlere Matta 6:5-15’te nasıl dua etmemiz gerektiğini öğretirken namaz kılmaktan hiç söz etmedi.

Şekilcilikle ezberlenmiş dualarla belli yönlere dönerek ya da belli hareketleri yaparak Tanrı’ya yaklaşamayız.

O’nu hoşnut edemeyiz. Tanrı her zaman her yerde ve her yöndedir. O bizlerin ruhta ve gerçekte tapınmamızı ister. ‘Tanrı ruhtur O`na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar’(Yuhanna 4:24).


İslam’da Kıblenin ve Orucun Değişmesi;


Bakara 143 Tefsirinden;

Peygamber Efendimiz Mekke'de iken Kâbe'ye dönerek namaz kılardı. Medine'ye hicretten sonra Kudüs'e doğru namaz kılmaya başlamıştı ki, bunda oradaki Yahudileri İslâm'a ısındırma çabası ve maksadı bulunduğu söylenebilir.

Peygamb er Efendimiz, Medine'ye gelip Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılmaya başlayınca, bu iş Araplar'ın gücüne gitti. Daha sonra tekrar Kâbe'ye dönülerek namaz kılınması emir buyurulduğu zaman Araplar sevindi, yahudilerin gücüne gitti: Yahudiler, "Bu ne iş böyle, k âh buraya, kâh oraya? Bunda kesinlik ve kararlılık olsa böyle olur mu?" diye İslâm'dan çıkıp dinden çıkanlar oldu. Münafıklar, ipe sapa gelmez sözlerle müslümanlar arasına şüphe ve fitne sokmaya çalıştılar. Müslümanlardan bazıları, "Vefat eden arkadaşları m ızın kıldıkları namazlar ne olacak?" diye telaş ve endişeye kapıldılar. İşte bütün bunlara karşı ve daha doğrusu, kıblenin değişmesinden önce bu gibi hallerin olabileceğine işaret etmek üzere bu âyetler inmiştir.

Şunu da iyi biliniz ki, Allah, sizin imanda sebatınızı v e imanınızın eser ve alâmeti olarak kıldığınız namazlarınızı ve iyiliklerinizi hiç yok etmez, kaybolmasına izin vermez. Şu halde kıble değişmiş olunca bundan evvel kıldığınız namazlar ve vefat eden kardeşlerinizin namazları Allah katında zayi olmaz, kaybo l up gitmez. Çünkü Allah kesinlikle insanlara karşı pek şefkatli ve pek merhametlidir.

144-İşte Allah böyle bir Allah'dır. Ve size bu şekilde bir sırat-ı müstakim verecek ve sabit bir kıble gösterecektir. Hz. Peygamber, yukarıdan beri devam edip gelen bu işaretler üzerine artık kıblenin değişmesiyle ilgili vahiy emrinin gelmesini bekleyip duruyordu. Adeta semadan Cibril'in yolunu gözlüyor ve atası İ b rahim aleyhisselâmın kıblesi olan Kâ'be'ye yönelmek için Allah'a dua ediyordu. Nihayet şu âyetler nazil oldu: Ey Muhammed! Biz senin yüzünün sık sık semada dönüp durduğunu görüyoruz, artık seni, pek memnun olacağın bir kıbleye kesinlikle çevireceğiz. Şu halde sen hemen yüzünü doğruca Mescid-i Haram'ın şatrına çevir. Yani, Kâ'be tarafına çevir. Bu suretle eski kıble kaldırılmış ve istikbal-i kıble (kıbleye dönme) farz olmuş oldu.



Bakara 183.ayetin tefsierinden;

Peygamberimizin Medine'ye hicretinin ilk zamanlarında Hz. Peygamber tarafından ayda üç gün, bir de aşûre gününde oruç tutmak, bir nafile olmak üzere emredilmişti ki, buna ilk oruç denir. Hicretten birbuçuk yıl sonra kıblenin değişmesinden sonra Şaban ayının onunda Ramazan orucu farz kılınmıştır.


PROF. DR. MEHMET ÇELİK'İN HRİSTİYANLIK TARİHİNE DAİR KONFERANSI

Prof. Dr. Mehmet ÇELİK'in 2007 yılında Süleymaniye Vakfında verdiği Konferansın Özeti

Hıristiyanların manastır hayatı günümüze kadar hep sırlı olarak kalmıştır. Orada ne olup bittiği herkesçe bilinmez. Kapalı bir dünya… Peki ben böyle esrarengiz bir dünyaya nasıl girdim? İmam Hatip Okulunda öğrenciyken süryani bir papazın çocuklarıyla tanışırdık ve samimiydik. Onları ilk kez o zamanlar da tanıdım. Sonra fakültede Muhammed Hamidullah hoca bana “İslamı anlamak istiyorsan önce dinler tarihini anla” dedi. Sonra yüksek lisans ve doktoramı Süryaniler üzerine yapmaya karar verdim. Süryani dili üzerinde uzun zaman çalıştım. İki buçuk yıl manastıra kabul edilmek için uğraştım. Bu iki buçuk yıllık ısrardan sonra manastıra kabul edildim ve orada beş yıl kaldım.

Manastır Hayatının Tarihi Arka Planı

Yunan Saint Andrew kilisesinde rahibelerin kıldığı paskalya namazı Amerika Ohio



Hristiyanlığın manastır hayatını daha iyi anlamak için hristiyan mistisizminin nereden geldiğine bakmak lazım: İsa a.s, o günkü Yahudi materyalizmine ciddi bir mücadele başlatmıştı. Dikkatleri ahret hayatına çekti. isa a.s orijinal ismi Yeşu’dur. Arapçaya İsa olarak geçmiştir. Grekler de İsa a.s’a Christ derlerdi. İsa a.s’ın cemaatına karşıt olanlar onun cemaatini tanıtırken christiyan demeye başladılar. Zamanla İsa a.s’ın cemaatine farklı gruplar katılmaya başladı. Bu yabancı grupların katıldığı sıralarda Pavlos da bu cemaata katıldı. Ve günümüzdeki anlamda Hıristiyanlığı kuran kişi bu pavlos’tur. Pavlos Musa a.s şeriatına savaş açtı. Şeriatı kaldırdı.

Pavlos taraftarlarıyla İsa a.s çekirdek cemaati arasındaki mücadele 3 asır sürdü. Mücadeleyi 3 asır sonra Pavlos taraftarları kazandı. Zamanla Roma İmparatorluğu pavlos taraftarı bu hristiyanlara aşırı baskılar yapmaya başladı. Bu aşırı baskı ve zulümler hristiyanlıkta manastır hayatını doğurdu. Askerlerin ulaşamayacağı sarp yerlerde ve mağaralarda manastırlar kuruldu. Roma imp. Hristiyanlığı kabul edince bile manastır hayatı hristiyanlığın resmi bir kurumu olarak yerini korudu. Manastırlar genelde doğu hristiyanlığında yaygındır. Mesela 4. Yüzyılda doğuda 100’den fazla büyük manastır vardı. Bu manastırlarda insan tabiatına zıt çok ağır kurallar vardı. Örneğin Türkiye’de bulunan peri bacalarının olduğu bölgeye klise tarihlerinde oranın adı: “keşişler vadisi” dir.

Peri bacaları da tabii oluşmuş yerler değil, keşişlerin inzivaya çekilmeleri için özel yapılmış yerlerdi. O yer altı şehirlerinde on binlerce insan katledilmiştir. Devlet (Bizans) hristiyandı ve hristiyanları katlediyordu. Bunun sebebi devletin kayzero papizm siyasal sistemini ülkede oturtmak içindi. Yani tek din, tek mezhep, tek kilise ve tek devlet siyasetidir. Yani devlet süryani, keldani, nasturi ve kıbti gibi farklı mezhepleri yok etmek istiyordu. Bizans ordusunun başında da fener rum patrikleri giderlerdi. Mesela o döem patriklerinden birinin (Patrik Akatiyüs) kilise tarihinde belirtildiğine göre bir defasında halep bölgesinde 115 000 hristiyan Bizans askerleri tarafından koyun boğazlanır gibi boğazlanmıştı. İmparator Jüstin döneminde Antakya tümden boşaltılır. Antakyanın o günkü nüfusu 550 000’dir O dönemde dünyada bir şehrin ortalama nüfusu 10 ile 20 bin arasındadır. Antakya o dönemde dünyada üç büyük yerleşim yerinden biriydi. (Roma, Antakya ve İskenderiye.) Antakyada yapılan katliamlarrda asi nehri günlerce kan akmıştır. Antakyada ki hridtiyan halkın erkeklerini öldürmüşler çocuklarını ermenistana sürmüşler kadınlarını da İstanbula getirmişlerdi (soylarını kesmek için). O tarihe kadar İstanbulda manastır yoktu. O günden sonra yüzlerce manastır aniden ortaya çıktı. Bu manastırlardakiler Antakyadan getirilen kadınlardı. Bizansta bunlar olurken, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamanında büyük fetihler yapılıyordu. Bu fetihleri kolaylaştıran sebeplerin en öenmlisi Bizans tarafından hristiyan halka yapılan bu akıl almaz zulümlerdir. Hatta Hz. Ömer’e verilen “Faruk” sıfatını bu zulme uğrayan hristiyanlar vermişlerdir. Onlar Hz. Ömer’e “Foruko” diyorlardı. Foruko kurtarıcı demekti. Ben bunu yüzlerce Kıbti ve Keldani kitaplarında gördüm. Hz. Ömer’e “Hak ile Batılı ayırdeden” anlamında “Faruk” lakabının verilmesi olayı sahih değildir. Zaten bu kelime arapça olsaydı Fail vezninde Farik şeklinde olurdu. O gün İslam orduları ve biz Türkler Anadoluya gelmeseydik bu gün dünyada Ermeni ve Süryani diye bir ırk kalmayacaktı. Yani doğu hristiyanı kalmayacaktı. Ermenilerin o dönemlerinde (7. Yüzyıl ile 12. Yüzyıl arası) yazılan tarih kitaplarına baksınlar türkler hakkında neler yazmışlar. Biz ermeniceyi öğrenmiyoruz onlar da gerçekleri yazmıyorlar. Türkler ve Arap orduları Anadoluya gelmeselerdi bu gün Ermeniler olmazdı. O dönemde Ermeniler türkleri kurtarıcı olarak görmüşlerdi. Örneğin Kılıçarslan vefat ettiği zaman tüm süryani kliselerinde 40 gün yas ilan edilir ve 3 gün oruç tutulur. Rum kliselerinde de 3 gün yas ve oruç tutulur. Bizi çok seven ermenilere tarihte “millet-i sadıka” denmiştir. Ama ermeniler 19. Yüzyılda yanlış insanların peşine düşerek yanlışlar yaptılar ve çok acıların yaşanmasına sebep oldular. Ama bu yanlışı süryaniler yapmadı.

Manastır Hatıraları

Şimdi de 5 yıllık manastır hatıralarımdan biraz bahsedeyim: Manastır hayatını ve ruhban psikolojisini bilmeden hristiyanlığı anlamak mümkün değildir. Çok yakın zamana kadar doğu hristiyanlarında 5 çocuğu olan bir aile çocuklarından birini manastıra bağışlamak zorundaydı. İşte o manastırda böyle biriyle tanıştım. Adı Abona Tomas’tı. 5 yaşında manastıra bağışlanmıştı. Ben oradayken (1982 yılında) 51 yaşındaydı. 46 yıllık manastır hayatında sadec 3 kez dışarıya çıkmış birisiydi. (Hastalandığı için Midyata getirmişlerdi.) Sakalları göbeğinde saçları 3 numaraydı. Yaşantısı tam bir ruhban hayatıydı. Sadece ibadet zamanı kiliseye iner yemek zamanı da yemekhaneye gelirdi. Ona nasılsınız denirse sadece “sağol” der. Siz nasılsınız demezdi. Bunu lüzumsuz bir kelam addederdi. Kilise ve yemekhane hariç hücresinden hiç çıkmazdı. Çok uzun tesbihleri vardı. Saatlerce “Aloho, Aloho, Aloho” diye binlerce kez Allah’ı zikrederdi. Gece gündüz ibadet ederdi. Ben manastıra ilk gittiğim zaman manastır reisi bana dedi ki: “Hocam bu Abona’ya dikkat et.” Ben bu uyarının ne anlama geldiğini pek anlayamamıştım. Oraya gidişimin daha ilk ayında bir gece ben uyurken bu Abona Tomas boğazıma yapışıp üzerime çöktü. Ben bağırdım herkes ayaklandı Abona beni bırakıp kaçtı. Manastır baş rahibi (Şu anda metropel olan Samuel Aktaş) Abona’ya: “Bu bizim misafirimizdir, buna bir şey olursa devlet bize şune eder bunu eder” gibi ifadeler kullanarak çok kızdı ve böyle birşeyi tekrar ederse onu aforoz edip manastırdan atmakla tehdit etti. Bunun sebebini sonradan anladım. Abona, beni kafir olarak görüyordu ve beni öldürerek İsa katındaki derecesini yükseltmeki istiyordu. Bu sadece bir örnektir. Ruhban hayatı yaşayan insanların % 90’ı psikolojik yönden dengesizdir. Sağlıklı kişiler değildirler. Çünkü fıtratı çok zorlayan bir hayat yaşıyorlar. Rabulanın koyduğu kuralları kendilerine rehber etmişler. Karıştırmamak lazım papazlar evlenebilirnormal hayat yaşayabilir. Her şeyden kendilerini tecrit edenler rahiplerdir. Ama papalar askeriyedeki ast subay sınıfı gibidirler. Onlardan general falan olmaz. Subay olamazlar. Rahipler ise subay takımı gibidirler. Generaller bunlardan çıkar. Piskoposlar, metropolitler, kardinaller, papalar, patrikler bu ruhbanlar arasından çıkar. Hristiyanlığı anlamak istiyorsanız rahiplerin psikolojilerini anlamak zorundasınız. Çünkü hristiyanlığa yön verenler bunlardır. Tarihteki hristiyanlıktan kaynaklanan mücadelelerin altında da bu psikoloji yatmaktadır. Tüm dünya nimetlerinden kendilerini men eden ruhbanları korkunç bir hakimiyet duygusu ve hırs sarmaktadır. Klise tarihlerinde her patrik seçiminde yüzlerce hatta binlerce insanın katledilmesi bir gerçektir. Bunun altnda klisede dönen akıl almaz paralar ve hakimiyet kavgası yatmaktadır. Hristiyanlık tarihi tamamen ruhbanların hakimiyet mücadelesidir. O yaşantı tarzı bu insanların o duygusunu çok geliştirmiştir. Rahipler evlenmez, et yemez, doğudaki rahipler siyah ve eziyet edici giysiler giyerler, yine doğuda ruhbanları meşgul etmek için sabahtan akşama kadar eski kitapları istinsah ettirirler yani önceden yazılmış kitapları el yazısı ile yazdırırlar. Buna da bir kutsallık havası verirler. Buradaki amaç kitap sayısını artırmak değil ruhban hayatı yaşayan o kişiyi meşgul etmektir. Bunların hepsi insan fıtratına aykırı şeylerdir ve insanın yapısını bozar.

Manastırda Namaz

Bizim ilim adamlarımız ve bazı dinler tarihçisi olan hocalarımız, Pazar günü kilisede yapılan ayini hristiyanların ibadeti zannediyorlar. Hayır Hıristiyanlıkta böyle bir ibadet yoktur. Zaten bir papaza da sorduğunuz zaman onu ibadet olarak söylemez. Pazar günleri yaptıkları ayinleri bizim mevlüt törenlerimize benzetebiliriz. Onların inancına göre İsa a.’ın öldükten sonraki dirilişini sembolize etmek ve onu ayinle kutlama mantığı vardır Pazar ayinlerinde. Şimdi size tüm Ortodoks manastırlarındaki ibadetten bahsedeyim. Bu ibadeti bugün sadece ruhbanlar yapıyorlar. Ruslarda, Yunanlılarda, Kıbtilerde, Nasturilerde, Süryanilerde, Sırplarda, Ermenilerde, Bulgarlarda, Maronilerde, Keldanilerde manastırda günde beş vakit farz namaz kılınır. Sabah namazları 4 rekattır ve güneş doğmadan önce kılınır. Öğle namazı 10 rekattır ve güneş zevaldeyken kılınır, akşam namazı 6 rekattır ve güneş battıktan sonra kılınır. Ben Süryani manastırında kaldığım 5 yıl boyunca onların topluca kıldıkları bu namazlara şahitlik ettim. Kilisede en ön safta erkekler vardır. Ardında çocuklar, en arkada da kadınlar bulunur. Kadınlara tesettür de aynen bizde olduğu gibi farzdır. Aslında normal bir Hıristiyan kadının tesettürü de bir rahibe tesettürü gibi olmalıdır onlara göre. Onlar namazda ayakta durmaya “gıyomo” (kıyam) derler. Ayaktayken ellerini dirseklere yakın bir yerden bağlarlar. (Kıpti, Süryani, Nasturilerde) Namazda kıraatte Zeburdan okuyorlar. (Çünkü onlar incil’i bir biyoğrafi olarak kabul ederler.) Kıraatten sonra rukuya gidiyorlar. Rukuyü aynen bizim gibi yapıyorlar ama zaman olarak daha fazla duruyorlar. Ruküdan sonra tekrar düzeliyorlar. Sonra secdeye gidiyorlar. Kimisi alnını yere koyuyorlar kimisi alnı yere bir karış kalana kadar yaklaştırıyor. Onların namazlarında oturma yoktur. (Ka’de) Namazlarını iki rekat olarak kılarlar. Örneğin 10 rekatlık öğle namazını 2’şer 2’şer kılarlar. Bu üç vakti (sabah, öğle, akşam) cemaatle kıldıktan sonra diğer iki vakti de kendi odalarında tek başlarına kılarlar. Fakat bu iki namaz da farzdır. Bunlar da bizim yatsı ve ikindi namazlarımıza tekabul eden vakitlerde kılınır. Bu iki namaz çok önceki zamanlarda cemaatle kılınırmış ama sonra ictihatla ferdi kılınmaya başlanmış. İşte onların farz namazları bu şekildedir. Bunlardan başka iki namazları daha vardır ki onlar da nafiledir. Bunlardan biri aynen bizim kuşluk namazı vaktinde kıldıkları namazdır. Birisi de gece yarısı kıldıkları namazdır.

Bunların dışında Süryanilerin siyasi ve ictimai çalışmalarıyla ilgili çeşitli bilgiler verilmiştir. Dış güçlerin Süryaniler üzerinden ülkeyi karıştırma hesaplarından bahsedildi. (Konferansın son 20-25 dakikalık bu bölümünde de çok önemli ve faydalı bilgiler veriliyor)


Prof. Dr. Mehmet Çelik kimdir:

1979 yılında Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Tarih alanında 1981 yılında Yüksek Lisans, 1985 Yılında ise doktorasını bitirdi.Halen Celal Bayar Üniversitesi Ortaçağ tarihi ABD başkanlığını yapan Çelik, özellikle Fener Rum Patrikhanesi ve Süryani Kilisesi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır.

Konferansın aslını şu linkten dinleyebilirsiniz:



Yazar: Prof. Dr. Mehmet Çelik

06-08-11

E mail: kurandersi.com







Afrika Benin de Hristiyan namazı


Hindu Şiva tapınağında namaz


Zerdüşt Kürtlerde namaz ve ibadet








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.