"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

8 Aralık 2018 Cumartesi

MUHAMMET'TEN GÜNÜMÜZE ARAPLARDA ENSEST

ARAPLARDA AHLAK
Bebek Tecavüzleri

Müslümanlıkla Türkler peygamberin ölümünün ardından geçen ilk on yıl içinde ikinci halife Hz.Ömer’in komutanı Haccac’ın İranlıların işbirliği ile Sasanilerin’ 628’in başında aldıkları kesin yenilgiden sonra kendilerini toparlayamamalarını takiben tanışmışlardır. Türkler, kısaca 635-640’lardan beri İslam’ı tanımaktadırlar.
Emevi hanedanının ırkçılığı İslam’ı Araplaştırmış ve Kuran’ın başka milletlerce kendi dillerinde okumaları, Halife Osman sonrası özellikle Muaviye’nin oğlu Halife I.Yezid dönemlerinde yasaklanmıştır.
Bu yüzden gerek Türkler gerek Arap dilini konuşmayan toplumların kendi dillerinde İslam’ın temel kitabı Kur’an’ı okuyup anlamaları bu konuda yasal, kültürel, felsefi, sosyal gelişmelerin de önü kesilmiştir. Tuhaf olanı ise 15. Yüzyıla kadar Arap olmayan Müslüman toplumlar İslam adına dünyayı hayran bırakacak eserler vermeye devam ederken, peygamberin milleti olan Araplar ise 11. Yüzyıldan itibaren hiç bir eser verememişlerdir. İslam medeniyetinin önü de artan aşırı dincilik, yobazlık ile kesilmiştir.

Geçen zaman içinde Hristiyanlartın İnsan tanrıları İsa’ya karşın peygamber Muhammet’i “Neml 27;92. "Ve Kur'an okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: 'Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!" ayetindeki ifadenin tekrar edildiği onlarca ayette belirtildiği gibi “tebliğci, uyarıcı” kimliğinden sıyırıp, mucizeler gösteren, şifacı gibi kişilikler yükleyerek ilahlaştırırken Arap halkını da peygamberleştirmiş, onların kutsal sayılmalarını getirmiştir.

Bu da İslam’ın 611 ile 632 yılları arasında geçen  23 yıl süren tebliğinden önceki dini gelenekleri içinde büyümüş, evlenmiş ve Kuran’a göre bir ahlaki yaşamdan habersiz olan sahabelerin Ensarların İslam dışı geleneklerini kutsallaştırmışlar ve İslam’ı bu güne kadar peygamber çağındaki sapkınlıklara boğarak geçersiz kılmışlardır.

Örneğin Nisa Suresi 4:23 ayet, Arapların eski dini geleneklerinde var olan anne ve baba tarafından yedi göbek, ek olarak süt anne, süt baba, süt kardeşler ve çocukları ile evlilikleri yasakladıktan sonra “eskiden olanlar müstesna” demektedir. Kur’an, kendisinin tebliğinden önce yaşanmış ve yaşanmakta olan Allah’ın sözleri olan onlarca ayette “sapkınlık,  beyinsizlik, haddi aşma… gibi sıfatlarla tanımladığı sapık Arap geleneklerini yasakladığını bildiren her cümlenin ardından “önceden yaşananlar müstesna, çünkü onlar o gelenekte doğdular” yorumunu yapmakta ve ima etmektedir.

Peygamber Muhammet’in soyu da Yahudilerin babası İbrahim’in ikinci eşi Hacer’den doğan İsmail’e dayanır. İsmail soyundan Yemen’e yerleşmiş Maadd b. Adnân b. Edd’in soyundan asırlar sonra Mekke’ye yerleşen Araplardan olduğu Kur’an İbrahim Suresi 14:9 ayetin tefsirinde Elmalılı Hamdi Yazır tarafından şöyle işlenmiştir;
14:9- Sizden öncekilerin; Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlarda n sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Onları, Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri onlara mucizeler getirdi de onlar ellerini ağızlarına koydular ve dediler ki: "Biz sizinle gönderileni inkâr ettik ve bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz."
Tefsirinden alıntılar;
14: 9- "Size... gelmedi mi?" Bu hitap görünürde Hz. Musa'nın sözü gibi görünürse de, birçok tefsircinin tercih ettikleri görüşe göre, Allah tarafından Hz. Peygamberin kavmine bir hitap başlangıcıdır. Gerçekten Tevrat'ta Âd ve Semûd'dan bahsedilmediği doğru ise, bu açıkça belli demektir. Çünkü onları Allah'tan başkası bilmez. Yani Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinden sonra tarihin bilinmeyen safhaları içine gömülmüş, miktar ve özelliklerini Allah'tan başkasının bilemeyeceği daha nice kavimler " v e bu arada daha birçok nesilleri (Allah'ı inkâr etmelerinden dolayı helak ettik")" (Furkân, 25/38) mânâsı gereğince ne kadar çok nesiller mahvolmuş ve soyları tükenmiş ki bunlar hakkında da: "Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var." (Mümin, 40/78) buyurulduğu üzere, kısmen ve özetle de olsa haber gelmedi mi?
İbnü Mesud (r.a) bu âyeti okuduğu zaman dermiş ki: "Neseb âlimleri yalancıdırlar". Yani biz nesebler ilmini biliyoruz iddiasında bulunanlar ve Hz. Âdem'e varıncaya kadar bütün insan ırklarının soy zincirini belirlemeye kalkışanlar yalan söylemiş olurlar.
Çünkü Allahtan başkası onları bilmez" buyurulmuştur. İbnü Abbas'dan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: "Adnan ile İsmail arasında bilinmeyen otuz baba (batın) vardır." Hz. Peygamber'den (s.a) rivayet edilmiştir ki: "Maadd b. Adnân b. Edd"i geçmezdi ve buyurmuştur ki: "Neseblerinizden yakın akrabalarınızla ilişki sürdürecek kadarını öğreniniz, yolu bulabilecek kadar da astronomi öğreniniz"
Kur’an’ı6. Suresi olan Kureyş Suresi tefsirinde E.H.Yazır hoca kendinden önceki İslam tefsircilerine dayanarak şunları yazmıştır;
“Kureyş, Arap içinde Adnanîler'den, Adnanîler içinde Mudarîler'den, Mudarîler içinde Kinanîler'den, Kinanîler içinde Nadr b. Kinane evladından olan meşhur, büyük kabilenin ismidir…. Fihr b. Malik b. Nadr, şiddet ve kuvetinden dolayı bu isim veya bu lakab ilk anılmış ve onun sülalesine nisbetle Kuraşî veya Kurayşî denilmiştir. Künyesi Ebu Galib'dir…. Malumdur ki Rasul-i Ekrem (s.a.v.) hazretleri "Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abd-i Menaf  b. Kusayy b. Kilab b. Mürre b. Ka'b b. Lüey b. Galib b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinane b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Mead b. Adnan"dır. Adnan da daha hayli batın ötede İsmail b. İbrahim Aleyhisselam zürriyeti olması hasebiyle Peygamberimizin nesebi de İbrahimî, İsmailî, Adnânî, Mudarî, Kinanî, Kureyşî, Haşimî'dir.

Son Osmanlı halifelerinden Abdülhakim Arvasi, Saadeti Ebediyye Tam İlmihal kitabının 1004 sayfasında peygamberin on birinci babası Fihr hakkında; “Resulülluah’ın on birinci babasıdır. Malik’in oğlu Galib’in babasıdır. Fihr avuç dolusu taş demektir, ismi Kureyş’tir. Bunun soyundan olanlara Kureyşi denir. Kureyş  “Köpek Balığı” demektir ve cem olmak ve toplanmak demektir. Hac için Mekke’de toplandıkları için Kureyş denildi” bilgisini vermiştir. Köpek balığı anlamı ise Bahreyn Araplarının Awal adlı öküz başlı köpek balığı tanrıları ile ilişkilidir. Hala Bahreyn’in bayrağı bu öküz başlı köpek balığı tanrının köpek balığı dişleri şeklinde temsil edilmektedir. Bahreyn hava yollarının da bu dişler sembolüdür. İslam Öncesi Arap tanrıları wordpresscom bloğumdaki yazımda Türkçe’ye “öküz gibi aval aval bakmak” deyiminin Araplardan geçmiş olabileceğini yazmamdan birkaç yıl sonra Bahreyn resmi internet sitesinden bu Awal tanrı hakkındaki bilgileri kaldırmıştır. Bu “awal ile Kureyş benzerliği” bile Arapların geçen yüzyıllarda kendilerini All,ah’ın seçtiği seçkin kavim olarak tanıtmalarının boş olduğuna işarettir.

Böylece peygamber Muhammet’in soyunun Peygamber İbrahim’in ikinci eşi Hacer’den olma İsmail’den olan Adnanilerden üreyen Kureyş’ten Haşimi sülalesi olduğunu öğrendik.
Şimdi peygamberin kabilesi Yahudi olmasına rağmen Tevrat okuyan bir Yahudi miydi yoksa başka bir dine mi inanıyordu ona bakalım;
Kafirun Suresi 109
Meâl-i Şerifi
1- De ki: Ey kâfirler
2- Sizin taptıklarınıza ben tapmam.
3- Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz.
4- Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim.
5- Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
6- Sizin dininiz size, benim dinim banadır.

Tefsiri ; İbnü Hişam "Siyer"inde der ki: "Bana gelende: Resulullah (s.a.v.) Kâbe'yi tavaf ediyorken Esved b. Muttalib b. Esed b. Abdi'l-Uzza ve Velid b. Muğire ve Ümeyye b. Halef ve As b. Vâil es-Sehmî önüne gerildiler, bunlar kavimleri içinde yaşlı kimselerdi. "Ey Muhammed! Gel, biz senin taptığına tapalım, sen de bizim taptığımıza tap, biz ve sen (bu) işde müşterek olalım. Eğer senin taptığın bizimkinden hayırlı ise biz ondan nasibimizi almış oluruz ve eğer bizim taptıklarımız seninkinden hayırlı ise sen de nasibini almış olursun." dediler. Allah Teâlâ'da onlar hakkında sûresini tamamen indirdi."
Yukarıdaki ayetlerde Yahudi Kureyşi Arapları putperest gösteriyorlar. Oysa, Muhammet, Muhmenna, Baraklitus anlamlarına gelen İsa’dan sonra gelecek tesellici kurtarıcı olarak da bilinen olan Mani’nin kurduğu Mecusilik dininde yazdığı yedi kitap, her milletin diline çevrilmiş ve her milletin geleneğine göre yazılmıştı. Süryanilerin Sabilik dininin Sin mezhebine taptıklarını yazdığı Nasturi, Mecusi Hristiyan Yahudiler de ski tanrılar panteonlarına uygun olarak Mecusiliği uygulamaktaydılar. İslam, Hristiyan tarihçilerinin bir çoğu Maniheizm, Mecusilik dini hakkında bilgileri olmadığından Arapları putperest olarak ilan etmektedirler. Oysa Muhammet öncesinde Allah adlı tanıya ibadet vardır.

27;24. "Onu ve toplumunu, Allah'ı bırakıp Güneş'e secde eder buldum. Şeytan onlara, yapıp ettiklerini süslü gösterip onları yoldan saptırmış. Artık doğruyu bulamazlar."
Tebbet Suresi 111:1 Tefsirinden; Eli kurusun tabiri daha ziyade yani "eli ç o lak olsun" mânâsında kullanılmaktadır… Ebu Leheb, Peygamber'in baba bir amcası olması sebebiyle hususi bir şerefe haiz bulunuyordu… Asıl ismi, Abdüluzza b. Abdilmuttalib iken yanaklarının pek kırmızı olmasından dolayı ateşe benzetilerek, Ebu Leheb denilmiş ve bu künye ile meşhur olmuştur. Çok ateşli mânâsına gelen "alev babası" künyesi ona başlangıçta, yüzünün parlaklığı veya canlılığı, yahut hiddet ve şiddeti itibarıyla övgü mânâsı düşünülerek verilmişti. Ancak bu vasfın hakikatinde "ateş kaynağı olmak" veya "ateşi sevmek" mânâsının bulunması ve en şiddetli ateşin de cehennem ateşi olması dolayısıyla Ebu Leheb ismi, kendisini ateşe sürükleyen "cehennemlik" ünvanına dönüştürülmüş, fiil ve hareketleri itibarıyla da "cehennemin babası" mânâsına darb-ı mesel olarak kullanılmıştır.”

Elmalılı Hamdi Yazır her ne kadar putperestlik diye geçen inancını, Güneş Tanrısı veya Tanrıçası ibadetinde “Güneşin temsili” olduğunu, Zerdüştlükte 256 kadar ateş türüne inanıldığı, bu yüzden Zerdüştlere ve ondan nasiplenen Mecusilere “Ateşperest” denildiğini, peygamberin Kabilesinin de Mecusi olduklarını unutmadan, Neml Suresi 27:24 ayette “Allah’ı bırakıp güneşe secde eder buldum” ifadesine dikkat çekmek isterim.
Kafirun Suresinde ve Neml suresi dahil bir çok surede olduğu gibi Araplar “Allah’ı bırakıp başka tanrıya tapınan bir toplum asla olmadılar.Çünkü her kabilenin “soyundan geldiğine inandıkları” kendi tanrıları vardı.  Allah adı 631’de peygamberliğe başlayan peygamber Muhammet’en 3000 yıl önce günümüzde Suriye Lazkiye liman şehri yakınlarında kurulmuş Ugarit ve Ebla şehirlerinin kalıntılarına yapılan kazılarda M.Ö 2300lere ait çıkan kil tabletlerin İtalyan arkeologlarca çevirisinde İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Allah adlı tanrı adlarına rastlanılmıştır.
Merkezi Ürdün Petra şehri tapınağı ile ülkemizde Urfa Harran Sabi Sin mezhebi halkları olan Sabilerin yani günümüz Süryani Hristiyanlarının baş tanrıları Melki d Nura (Işık Kralı/Nur Meliki) öteki adıyla Hay/Hayya/Hayat adlı Nur tanrılarının adıdır. Bu tanrı Sabilerin Ginza d Rbaa (Cin Ze di Rabba=Öğretmen Ze Cin’i veya Kutsal Hazine) kitabının Evran ve Tanrı yaratılış efsanesinde maddi bedeni olmayan evrenin ilk yaratılışında göklerde kurduğu Arşta (ilk toprak, gezegen) Nurdan sarayında yaşayan, heykeli, putu yapılmamış Sabi tanrısıdır. Hay adı Kur’an Bakara 155 (Ayetel Kürsi), Ali İmran Suresi 3:3. Ayet tefsirinde Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinde;
“3-AL-İ İMRAN:
Ya Muhammed! Yine Elif, Lâm, Mîm. Bunu iyi belle, iyi anlat! O yüce Allah, öyle bir hak mabuddur ki, ondan başka tapınılmaya değer, tapınılmayı hak etmiş, ilâh denilecek, kulluk edilecek hiçbir şey yoktur. Çünkü O, hayy ve kayyûmdur. Yok olmaktan, zeval bulmaktan münezzehtir, ölmez. Ezelde ve ebedde hazır ve nazır, vacibulvücûd (varlığı zarurî) olan ve herşeyi yöneten, yönlendiren, yarattıklarını koruyan, kayıran ve doyurandır. Her şeyi ayakta tutan O, besleyen ve büyüten O'dur. Bun u nla beraber kendisinden hiçbir şey eksilmez, daima hayy ve kayyûmdur. Üstelik hayy ve kayyûm olan yalnızca O'dur.
4:116- Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Allah'a ortak koşan, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür.
4:117- Onlar, Allah'ı bırakırlar da, yalnız dişilere taparlar. Böylece ancak inatçı şeytana tapmış olurlar.
Tefsiri 4:117-İşte Nisâ sûresinde şirk ehlinin iki çeşidi, birbirine benzeyen iki âyette, iftira ve sapıtma durumlarıyla tespit edilerek affolunmamakta, birleştirildikten ve bu şekilde buradan yukarıya dikkat çekildikten sonra bunların derin sapıklıkları Nisâ sûresinin konusu ile uygun olmak üzere şu şekilde açıklanıyor:

Ur Nammu'da bulunan bu stele de Şekinalar
(Göklerde Oturanlar, Melekler) resmedilmiş.
Allah'a ortak koşanlar Allah'ı bırakarak ancak inâs (dişiler)a dua ederler, kancıklara çağırır ve kancıklara taparlar, onların en çok taptıkları, gönül verip yalvardıkları veya adına davet ettikleri tanrıları kancıklar olur. Bunların nazarında ilâh düşüncesi, mabud tasavvuru, her şeyden önce bir kadın hayalidir. Ve bunun içindir ki, putların çoğunluğu dişi şeklinde, dişi ismindedir. Bunlar nefislerinden başka bir fail (yapıcı) görmek istemediklerinden, tanrılarını etkin, hakim, faal olmak üzere değil, kendilerine itaat etmek mevkiinde bulunacak, isteklerine boyun eğecek dişi unsurlarda alıngan durumlarda ararlar ve bu ruh halinden dolayıdır ki, bir işte kendilerine bir başkan seçecek olsalar, böyle yumuşakları ve acizleri seçerler. Tefsirciler burada "inas" kelimesini, hakiki olmayan müennes (dişi) mânâsıyla "asnam" (putlar) diye yorumlamışlar ve bununla inas (dişi) şeklinde süslenir, dişi isimleriyle anılır bir takım putlara tapıldığını göstermişlerdir.
Arap müşriklerinin "el-Lat", "el-Uzzâ", "menât" gibi kadın isimleriyle isimlenmiş birçok putları vardı ki, "el-Lât", "el-Lâh"ın dişisi; "el-Uzzâ", "el-Aziz"in dişisidir. Ve denilmiştir ki, Arabın her kabilesinin bir putu vardı. Ve "filan oğullarının unsâsı, filan oğullarının unsâsı" diye anarlardı. Yani puta unsa (dişi) derlerdi. Yunanlılar ve diğerleri gibi putperest toplumların putlarının çoğunun da dişi olduğu bilinmektedir. Şu halde bu mânâ aslında doğrudur.
Nitekim Arapların da Hübel ve Zü'l-Huleysa gibi erkek isimli putları da vardı. Bunlardan kaçılır ve şerlerinden kurtulmak için tapılır. Bu, gerçek bir tapma değil, bir çeşit yağcılıktır. Bunlar, bir velî olmaktan çok, bir nasîr (yardımcı) gibi tutulur ve birinin şerrinden, diğerinin kuvvetine sığınılır. Müşriklerin karşısında birer kadın kesilirler ve bir kahramana boy gösterisi yapan veya sığınan kancık bir kadın halinde döşenir, yalvarır, yaltaklanırlar.
Evet, müşrikler Allah'ı bırakırlar da ancak "inas" (dişi)a dua ve ibadet ederler. Veya Allah'ın kudreti altındakilere kadın gibi yalvarırlar, ve böyle yapmakla inatçı şeytana dua ve ibadet etmiş olmaktan başka bir şey de yapmış olmazlar. Bunu onlara yaptıran, teşvik eden şeytandır. Onların dişiye tapmaları ya şeytana tapmanın aynı veya başlangıcı veya sonucudur. En yüksek sevgilerini bir Allah'a tahsis etmeyip de kadınlara tahsis etmiş olanlar, şeytana aldanmaktan, şeytana kul olmaktan kurtulamazlar. Nitekim "Kadınlar şeytanın ağlarıdır" denilmiştir. Şeytanlar başka yol ile aldatamadıklarını en çok kadınla aldatırlar.
El Uzza , El Lat ve Menat.
Allah'ın kızları ve karıları
İslam öncesi

4:118, 119- Allah o şeytana lanet etti. Ve o da: "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını değiştirecekler" dedi. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur.

Şimdi bu tespitler ışığında ya Hayy/Hay/Hayat, Allah ya da peygamber Muhammet’te bir tarih cehaleti ortaya çıkmaktadır. Kur’an Tevrat ve İncil’i esas alırken, bu kitaplarda Allah adı hiç geçmez. Hay adı vardır. Adem’e meleklerin ibadet etmeleri emri de yoktur ama Sabilerin Ginza kitabında Hay adı ve Adem’e secde vardır. Allah adı ise Nisa 117’de geçen “dişilere tapıyorlar, taptıkları dişi şeytandır” ayetinde ifade edilen Er Ruha şeytanının babasıdır. Süryaniler İsa bu şeytanın erkek kılığında görüntüsü olduğuna inandıklarından İsa’ya şeytan derler. Allah da bu dişi şeytan Er Ruha’yı bilgi hırsızlığından dolayı cennetten recmederek kovan babasıdır. Ugarit metinlerinde de olan ve Ginza kitabında da hala var olan bir ilahi de Er Ruha şeytanı, “Babam, Allah’ım beni niye buralara attın…” şeklinde devam eden ağlamaları anlatılır.
Hay tanrı, Ginza kitabında, maddi dünyada yaşamaya mahkum ettiği Er Ruha Şeytanının kurduğu orduların saldırısına uğrar ve yarattığı Manda Haya (Sümer, Babil’in Marduk’u) tanrının üstün özellikleri sayesinde bir daha karşı koyamayacak şekilde yener. Savaş öncesi göklerde yaratılan ve ona ruhu üflemeyi, kemiklerin içinde ilikleri, etinde damarları yerleştiren Er Ruha şeytanı, ayağa kaldırdığı, can verdiği, bu yüzden de secde etmediğini söylediği ilk Adem’i baştan çıkararak kendisine çekmek için Humurta adlı savaşçı, kara çarşaf peçeli amazon asker kadınlardan ikram eder. Manda Haya Adem’i aldanmaktan kurtarır. Tevrat’ta da Tanrı Şeytan ikileminin kaynağı bu kitaplardır. Kur’an’ın hem tanrı evren mitolojisi hem de tanrılar panteonu tutarsızdır.
Cüzamlı Musa

Neml 27;12. "Elini koynuna sok; Firavun ve toplumuna yönelik dokuz mucizeden biri olarak pürüzsüz ve lekesiz, bembeyaz bir biçimde çıkacaktır. O Firavun ve yandaşları sapmış bir topluluk haline geldiler."

Süleyman peygamberin efsanelerinin işlendiği ve Yahudilerin neden lanetlendiklerinin anlatıldığı Kur’an Neml (Karınca) suresinde Musa’dan bahseden bu ayet aynen Tevrat’ta da yer almaktadır. Çünkü Musa, hastalıklı olduğu için sıkı sıkı örtünen, sürekli ibadet eden bir kişilik olarak Kur’anda da işlenir.
M.Ö. IV. Yüzyılda Büyük İskender’in Mısır’ı fethiyle Grek toprağı olan Mısır, onun ölümünden sonra mirasçısı olmadığından imparatorluk dört general arasında paylaşılır, aslen Manisa Akhisar’lı olan Ptolemy adlı generalin idaresine miras olarak verilir. Ondan sonra gelen II.Ptolemy Philedelphus (MÖ 285-246) Mısır tarihini dinledikçe hayran olur ve bütün Mısır tarihinin yazılmasını ister. Manetho adlı bir Mısır tarihçisi de ona sağladığı olanaklarla tüm Mısır tarihini derleyerek Aigyptiaka veya Aegyptiaca adıyla kitap haline getirir. Zamanla bu kitap ortadan yok edilir.

Kudüs doğumlu Titus Flavius Josephus (MS 37-100) Grek tarihçi ve Homer üstüne yorumlar yapana Apion (MÖ-32 VEYA 20 İLE MS.45 VEYA 48 arasında yaşadı) ile mektuplaşmalarında Yahudi Josepus Maneto’nun mektuplarına yer verir. Bu metinlerde Mısır prenslerinden ve Heliopolis şehrinde baş rahip olan Osarsif, cüzam salgınında, şifa bulmaları için tapınak bahçesine bırakılan hastalardan bulaştığına inanılan cüzam (alaten) hastalığına yakalanır. Kekeme de olan Ozarsif, “tnarı soyundan olanların hastalanmamaları inancı” yüzünden diğer hastalıklılarla birlikte Nil kıyısında piramitler için taş çıkartılan Avaris ocaklarına sürülür. Durumu hazmedemeyen Ozarsif, isyan çıkartır, darbe yapar ve 15 yıl Mısır’ı idare eder. I.Seti’nin soyundan gelen II. Ramases Ozarsif’i devirir ve hastalıklıların sürüldüğü Sina yarımadasına sürülür. Yarımada ile Mısır’ın birleştiği bölgede deniz kıyısındaki bataklıktan geçerken askerler boğulsun diye mızraklarıyla Ozarsif’i batağa iterler ama güçlüdür işkencelere dayanır ve sürgün Sina Dağı bölgesine ulaştıklarında bilge, savaşçı rahip kişiliği ile sürgün halkına önderlik eder ve atalarının adları olan Tutmosis gibi adlarda geçen “Mosis (Muşi) adını alır. Araplar buna Musa der.
Barnaba İncil'i Yahudi Nasturilerin okuduğu kanonik olmayan bir İncildir.
Allah İsa bu kitapta "Yahudi olmayan BOKtur. demiş.

Bu efsaneyi öğrenmesiyle Yahudi kültünü çürüten Opion Yahudilerce öldürülmek istenir, İskenderiye’den Anadolu Didim ve oradan Roma’ya kaçar ve Roma’da öldürülür. İbrahim’in de Şeria Nehri bölgesi, Ürdün Petra, Suriye Ugarit, Ebla halkları olan bu gün Urfa, Mardin Süryanilerinin kitaplarında babaları olması, İbrahim’in Ur şehri halkı Sabilerden olması, İbrahim’in Brahma, eşi Sara’nın Saraiswati tanrıçası ile bağlantıları, Süryanilerin kült ataları Aramilerin Kuzey Hindistan’lı Brahman dininin mezhebi olan Şiva dinine mensup MÖ.4500 veya 5000’lerde İran üzerinden Mezopotamya üzerinden dağılmalarına baktığımızda Yahudilerin hem İbrahim hem de Musa mitolojilerinin çalıntı olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bunlar hakkında Tevrat, İncil, Maneto Metinleri, Kuran ayetleri de dahil bir çok kaynaktan çeviri ve derlemelerden oluşan bilgileri adilyargicblogspot bloğumda  10 yıl önce “Yahudi Kültü” başlığında yayınladım. Aramiler ve Sabiler (Mandeanlar) hakkında da “Antik Sabiler ve Din Kitapları; Süryaniler Kendi Kalemlerinden” başlıkları altında 400 sayfa kadar çeviri derleme olarak yayınladım. Türk milletine ve insanlığa bağışladım. Bu yazılarım bu gün diyanet, Vatikan, yerli yabancı üniversitelerce incelenmiş, genişletilerek yeni eserler yayınlanmıştır.
Yahudi Kültü’nde, gerçek Yahudilerin, kanatsız Süpermen gibi uçabilen zenciler olduklarına dair efsaneler Obama döneminde ABD’de yayıldı ve Zenciler sokaklarda “Gerçek Yahudiler bizi” diye bildiriler dağıtmaya başladılar.

39 kitap olan Tevrat’ın Krallar adlı iki kitapta da diğerlerinde de Yahudilerin defalarca Sabilerin dinlerine girdikleri için cezalandırıldıkları işlenir. Tevrat’taki İbrahim peygamberin karısı, anneleri ayrı kız kardeşidir. Oğlu İshak’ı İshak dayısının kızıyla evlendirir, İshak da öyle devam eder. Oysa Levililer 20:19, teyze, hala ile evlilikleri, 20;21 kardeşinin karısıyla evliliği yasaklar, cezası ölümdür.  Ama Yahudiler Yahuda Peygamber’in oğlu Allah’ın öldürdüğü Er’in karısıyla evlenen kardeşini örnek alarak “Levirat evliliği” dedikleri evliliği yaparlar. Kayınbirader evliğinin bir başka şekli Yahuda’nın gelini Tamar’ın dul kalmasına rağmen yeni çocuk yapıp, onun büyümesini bekleterek evlendirmesidir. Ki bu da Levililer 20:21’’de ölüm cezalık yani recm suçudur. Bu gelenek Musa zamanında yasaklanmasına rağmen Yahudiler bunu hala sürdürür. Yedinci yüzyılda Yahudi olan Türklerden gelen Cengiz Aytmatov bunu kitap konusu yapmış ve ülkemizde Al Yazmalı adlı filimle gösterime girmiştir.


Samuel Kitabı II. Ana ayrı Kız kardeşe tecavüz
Amnon'la Tamar
BÖLÜM 13

2.Sa.13: 1 Davut'un oğlu Avşalom'un Tamar adında güzel bir kız kardeşi vardı. Davut'un başka bir oğlu, Amnon Tamar'a gönül verdi.
2.Sa.13: 14 Ne var ki, Amnon Tamar'ı dinlemek istemedi. Daha güçlü olduğu için onunla zorla yattı.

Levililer 20:2 Yahudilere teke şeytan tanrıları Molek’e çocuk kurbanını yasaklar, recm cezası verir;
Lev.20: 2 "İsrail halkına de ki, 'İsrailliler'den ya da aranızda yaşayan yabancılardan kim çocuklarından birini ilah Molek'e* sunarsa, kesinlikle öldürülecek. Ülke halkı onu taşlayacak.
Levililer 20;10, başkasının karısıyla zina etmeyi yasaklar, cezası recmdir;
Lev.20: 10 "'Biri başka birinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina ederse, hem kendisi, hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir.”
Ama Davut peygamber, generali olan Hititli Uriya’nın karısı Bat Şeva (Şiva kız) yı sarayına çağırtır ve tecavüz eder. Yetmez, askerini savaşta düşman içinde yalnız bıraktırarak öldürülmesini sağlar. Ondan Süleyman peygamber doğar.
Samuel Kitabı II.
Bat Şiva olayı
2.Sa.11: 3 Davut onun kim olduğunu öğrenmek için birini gönderdi. Adam, "Kadın Eliam'ın kızı Hititli* Uriya'nın karısı Bat-Şeva'dır" dedi.

2.Sa.11: 4 Davut kadını getirmeleri için ulaklar gönderdi. Kadın Davut'un yanına geldi. Davut aybaşı kirliliğinden yeni arınmış olan kadınla yattı. Sonra kadın evine döndü.
2.Sa.11: 5 Gebe kalan kadın Davut'a, "Gebe kaldım" diye haber gönderdi.
2.Sa.11: 27 Yas süresi geçince, Davut onu sarayına getirtti. Kadın Davut'un karısı oldu ve ona bir oğul doğurdu. Ancak, Davut'un bu yaptığı RAB'bin hoşuna gitmedi.
2.Sa.12: 9 Öyleyse neden RAB'bin gözünde kötü olanı yaparak, onun sözünü küçümsedin? Hititli* Uriya'yı kılıçla öldürdün, Ammonlular'ın kılıcıyla canına kıydın. Karısını da kendine eş olarak aldın.

2.Sa.12: 10 Bundan böyle, kılıç senin soyundan sonsuza dek eksik olmayacak. Çünkü beni küçümsedin ve Hititli Uriya'nın karısını kendine eş olarak aldın.

2.Sa.12: 11 "RAB şöyle diyor: 'Sana kendi soyundan kötülük getireceğim. Senin gözünün önünde karılarını alıp bir yakınına vereceğim; güpegündüz karılarının koynuna girecek.
2.Sa.12: 24-25 Davut karısı Bat-Şeva'yı avuttu. Yanına girip onunla yattı. Bat-Şeva bir oğul doğurdu. Çocuğun adını Süleyman koydu. Çocuğu seven RAB Peygamber Natan aracılığıyla haber gönderdi ve hatırı için çocuğun adını Yedidyah  koydu.D Not 12:24-25 "Yedidyah": "RAB tarafından sevilen" anlamına gelir.
Levililer kitabı Eşcinselliğe recm cezası verir;
Lev.20: 13 Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler. Ölümü hak etmişlerdir.
Genç Davut Kral Saul oğlu Yonatan aşkı;
Tevrat Samuel I
1.Sa.18: 1 Saul'la Davut'un konuşması sona erdiğinde, Saul oğluYonatan'ın yüreği Davut'a bağlandı. Yonatan onu canı gibi sevdi.
1.Sa.20: 3 Ancak Davut ant içerek, "Senin beni sevdiğini baban çok iyi biliyor" diye yanıtladı, "'Yonatan ne yapacağımı bilmemeli, yoksa üzülür diye düşünmüştür. RAB'bin ve senin yaşamın hakkı için derim ki, ölüm ile aramda yalnız bir adım var."
1.Sa.20: 30 Saul Yonatan'a öfkelenerek, "Seni sapık ve dik başlı kadınınoğlu!" diye bağırdı, "İşay'ın oğlunu desteklediğini bilmiyor muyum? Bu kendin için de, seni doğuran annen için de utanç verici.
1.Sa.20: 41 Uşak gider gitmez, Davut taşın güney yanından ayağa kalktı ve yüzüstü yere kapanarak üç kez eğildi. İki arkadaş birbirlerini öpüp ağladılar; ancak Davut daha çok ağladı.
İşte Davut peygamber de bu yüzden Kral Saul’un oğlu Yonatan ölünce ona olan aşkını böyle dile getirir;

Tevrat Samuel  2
Davut'un Saul ve Yonatan için Yaktığı Ağıt

2.Sa.1: 17 Davut Saul'la oğlu Yonatan için ağıt yaktı.
2.Sa.1: 26 Senin için üzgünüm, kardeşim Yonatan.
Benim için çok değerliydin.
Sevgin kadın sevgisinden daha üstündü.”
Hani eşcinsellik yasaktı?
Demek ki Musa peygambere inen ilk beş kitaptan 3.sü olan Levililer kitabından asırlar sonra Yahudiler ahlakını fena halde bozmuş ama Allahları onları gene terk etmemiş. Sanki onlara muhtaç?
Tevrat’ın devamı olan İncillere bakalım, oralarda neler varmış görelim;
Matta İncil’i de kadınla ilişkiye girerek üreyen gezegenimizdeki erkekleri aşağılamayı sürdürür;
Matta 11:11 “Doğrusu size derim ki, kadınlardan doğanlar içinde Vaftizci Yahya’dan üstün olanı çıkmamıştır. Ama, göklerin hükümranlığında en küçük olan ondan üstündür.”
Ay hali yüzünden kusurlu sayılan kadından doğan ve onunla ilişki sonucu üreyen insanların günahkar sayılmaları ve arındırılmak için vaftiz edilmeleri ancak insanları din ile soymayı, devletçe köleleştirmeyi amaçlayan ruhban ve devlet ortaklığına hizmet etmektedir.
Thomas İncil’i 111. Ayeti tekrar okuyalım;
1-Simon Peter onlara dedi; “Meryem’e izin verelim, kadınlar yaşam için değerli olmadığından” aramızdan çıksın.
İncil de bunlar huylarını değiştirmemişler  erkek eşcinselliği Kur’anda da yasaklanıyor;
4;16. Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvâb'dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahîm'dir, merhametine sınır yoktur.”
Ama Arap huyundan vaz geçemez, bunu “cennette verilecek ödül” olarak koymuştur.

Bir de İbnü Ömer (r.anhüma) şöyle demiştir: Ömer, Üsâme'ye benden daha çok maaş bağladı. Kendisine sordum. O, Resulullah'a senden daha sevgili idi, babası da Resulullah katında senin babandan daha sevgiliydi dedi.
Tirmizî ve başka muhaddislerin rivayeti ile Hz. Aişe demiştir ki: "Bir sefer Zeyb b. Harise Medine'ye geldi, Resulullah benim odamdaydı, geldi kapıyı çaldı, Resulullah kalktı, ona sarıldı ve öptü."
Tevrat, İncil ve Kur’an ayetlerinde bir “kadına dokunmak” cinsel ilişkiye girmek anlamına gelir.
Lev.22: 5 insanı kirli kılacak küçük kara hayvanlarından birine ya da herhangi bir nedenle kirli sayılan bir insana dokunan,
Lev.22: 6 akşama kadar kirli sayılacak, yıkanmadığı sürece kutsal sunulardan yemeyecektir.
“Öpme” tabirini siz düşünün.
Kuran Ahzab suresi peygambere muafiyet verir;
33:38. Allah'ın kendisine farz kıldığı şeyde peygambere hiçbir vebal yoktur. Daha önce gelip geçmişlerde de Allah'ın yolu-yöntemi buydu. Allah'ın emri, belirlenmiş bir kaderdir/ölçüdür.
Hayvanla cinsel ilişki;
Lev.20: 16 Bir kadın cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşırsa, kadını da hayvanı da kesinlikle öldüreceksiniz. Ölümü hak etmişlerdir.
Levililer 19:29 kız evladı fahişe olarak çalıştırmayı yasaklar;
Lev.19: 29 "'Kızını fahişeliğe sürükleyip rezil etme. Yoksa fahişelik yayılır ve ülke ahlaksızlıkla dolup taşar.” Der. Burada Yahudilerin pezevenklik yaptıklarını ve ayetle yasaklandığını öğreniyoruz.
Tevrat peygamberi İbrahim KATIKSIZ bir Sabi’dir.
Sabiler, kuzey Hindistan’lı beyaz Hintliler olarak bilinen Mlecchaslar adıyla da bilinen , Meleklere tapınan bir halktır. 4500-5000 yıl kadar önce Brahmanizm dininin mezhebi olan Şiva dini ile Can (Jainism) dini harmanı bir dine inanan bu halk önce bir sel felaketi sonucu İran’a göçer, burada Keşi İbrahim Dinini kurarlar. Zamanla Irak Mezopotamya, Şeria (Ürdün nehri) üzerinden Arap yarımadası ile Mısır, Sudan bölgelerine yerleşirler. Kur’an’da Sebe suresinde Sebe kavmi olarak Allah tarafından lanetlenişleri anlatılır. Mezopotamya, Basra, Kufe Sabileri ve uzantıları olan Yemame Sabilerine Mandeanlar, Urfa Harran, Şeria Nehri bölgesinde yaşayanlara Sabiler (Sabeans) denilir. Diğer adları Aramilerdir. Adlarını da dillerinde SEL=ARİM” adından alırlar.
Ur şehri ve Harran bunların kült merkezleridir. Bu yüzden de peygamber İbrahim Ur şehrinden olduğundan Ur’lu İbrahim adıyla da bilinir. Ur, kutsal kitapları Ginza d Rbba’da ilk yaratılış kitabında geçen kovulmuş dişi şeytan Er Ruha’nın oğlu ve kocasıdır. Tevrat’a Leviathan yılanı olarak geçmiştir.
İşte İbrahim’in Sabi kökenleri Tevrat ayetlerinde;
Yar.11: 26 Yetmiş yaşından sonra Terah'ın Avram, Nahor ve Haran adlı oğulları oldu.

Yar.11: 27 Terah soyunun öyküsü: Terah Avram, Nahor ve Haran'ın babasıydı. Haran'ın Lut adlı bir oğlu oldu.
Yar.11: 28 Haran, babası Terah henüz sağken, doğduğu ülkede, Kildaniler'in* Ur Kenti'nde öldü.

Yar.11: 29 Avram'la Nahor evlendiler. Avram'ın karısının adı Saray,Nahor'unkinin adı Milka'ydı. Milka Yiska'nın babası Haran'ın kızıydı.

Yar.11: 30 Saray kısırdı, çocuğu olmuyordu.

Yar.11: 31 Terah, oğlu Avram'ı, Haran'ın oğlu olan torunu Lut'u ve Avram'ın karısı olan gelini Saray'ı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Kildaniler'in Ur Kenti'nden ayrıldılar. Harran'a gidip oraya yerleştiler.

Yar.11: 32 Terah iki yüz beş yıl yaşadıktan sonra Harran'da öldü.
Terah, Kur’an’da Azer olarak geçer. İbrahim’e peygamberlik de Harran şehrinde babası Terah öldükten sonra gelir. Sabilerin kült merkezleri olan Harran’ın adının İbrahim’in dedesi ve kardeşinde olması, Sabi şehrinden kült merkezine göçleri, Süryanilerin “Biz Hanif İbrahim dinindeyiz, İbrahim bizim babamız” demelerini de doğrulamaktadır. Yahudilerin Mısır’dan çıktıktan sonra aralarına karıştıkları Aramlar, Kenizeliler, İsmailoğulları dedikleri Sabi kavimlerinden İbrahim kültünü öğrendikleri açıktır.
İslam öncesi Arabistan halklarının evlilik ve cinsel yaşamlarını öğrenmek için en iyi deliller o toplumun dini geleneklerinde vardır. Özellikle ensest toplum geleneklerini tanrılarının emirleri olarak görme eğilimi tüm eski dinlerde vardır.
Mısır Tanrısı Ra, çocukları olan Osiris, Seth (Şit), İsis (Aysis), Tefnut, Geb gibi sekizli, dokuzlu tanrılar grubundan oluşan çocuklarının babası ve kocasıdır. Bütün tanrılar içten evlenen ensest üreme ürünü olduklarından Mısırlılarda da ensest kült geleneği vardır. Aynı gelenek Sümer, Hint, İran, Grek, Maya, İnka mitolojilerinde vardır. Bu gün sapkınlık olarak kabul edilse de elan varlığını sürdürmekte olan bir gelenektir.
Sabiler de böyledir.
Kutsal kitapları Ginza’da Adem’e “Ey Adem, sana zenginlik olsun diye kızlar, oğullar ve mallar verdik, bunların hepsi senin karıların ve kölelerindir. Borcuna karşılık köle olarak kiralayabilir, satabilir, karı olarak kullanabilirsin” der.
Ensest ilişki yüzünden sakat doğan çocuklarını lanetli sayıp öldürürler, aynı yasa Roma hukukunda vardır.
Şimdi bu yasaları kendi çevirim olan Roma 12 Tablet Yasaları yazımdan Romalıların 10 tablet yasalarının 4. Tabletinden okuyalım;

Tablet 4; Babanın ve Evliliğin Hakları;
 4:1; Bir baba, yasal evlilikten doğan oğlunu yaşatmaya veya öldürme hakkına sahiptir; ve hatta üç kez sattıktan sonra özgür bırakabilir.
4:2; Baba, oğlunu üç defadan fazla başkasına satmışsa, oğul babadan alınarak azad edilir.
4:3; Bir baba son doğan oğlu, bir insandan çok canavara benzer, şeklen korkunç derecede bozuksa, öldürülebilir.

Akitu dedikleri Nevruz bayramında rahiplerine yeni doğmuş erkek çocuklarını kazanda kaynatıp, etlerini mısır unuyla karıştırıp kızartarak ikram eden yamyam bir halktırlar. Yahudiler de Molek’e bebeklerini kurban ederlerdi. Gelenek Sabi geleneğidir. Akitu bayramı hala kutlanan bayramdır. Bizde Kürt kimliğinde Nevruz adıyla kutlarlar.
Bu gelenek, asıl yerlileri Sabine’ler olan Roma şehrinden ortaya çıkan Roma medeniyetinin M.Ö.750 yıllarındaki yasalarında da vardır. Sabine, Latince Sabi kelimesinin karşılığıdır. Bu gün de aynı Harran’ın koni evlerinde yaşayan ve evlerine Hilal içinde Haç sembolü bulunur. Romalılar ile Sabineler birbirlerinin kızlarına tecavüz ederek çoğalırlar.
Sabilik din kültünün en etkin olduğu Gnostik din merkezlerinden birisi de eski Habeşistan (Aksum Krallığı) günümüz Etiyopya, Sudan, Somali bölgesi olup etki alanları da Arap yarımadasında Hicaz ve Yemen’dir.
İşte günümüz Sudan’ında 2006 yılında keçiye tecavüz ederken yakalanan ve keçiyle evlendirilen bir adamın dul kaldığı haberi. Sabilik dini temelinde Habeş İncil’ini okuyan Gnostik Hristiyan olan bu bölgede hayvanla evlilik vardır;
“Sudan’da geçen yıl, cinsel ilişki halinde yakalandığı keçi ile evlenmek zorunda bırakılan adam "dul" kaldı. "Rose" adındaki keçinin plastik bir torba yutunca yaşamını yitirdiği belirtildi.
Juba’da yaşanan olayda, Charles Tombe, sarhoşken ilişkiye girdiği Rose’un sahibine "keçiyi karısı gibi kullandığı için" 15 bin Sudan Dinarı "başlık parası" ödemişti. Daha sonra da mahkeme kararıyla "keçinin namusunu kurtarmak için" evlenmek zorunda bırakılmıştı. Mahkeme, keçinin "bir eş gibi" kullanılmasından hareket ederek böyle bir karar vermişti… 
Hiçbir devlet, olmayan, yaşanmayan bir fiil hakkında yasak getirmemiştir. Çünkü yoktur. Olan bir şey zarar veriyorsa yasaklanır, iyiyse serbest bırakılır. İyi ve kötü kavramlarının değişimleri ile ortaya çıkan birikime kültür diyoruz. Kültürler her coğrafyada benzer de olsa farklı özellikler gösterir.
Kur’an da kendinden önceki Tevrat ve İncil kitapları gibi bir takım evlilik, cinsel yaşam şekillerini yasaklamışlardır.
Kur’an’ın yasakladığı cinsel fiiller, Kur’an ayetlerinde tanımlanmıştır. Bunlar, kadın ve erkeklerde eşcinsellik, birinci, ikinci yani, anne, baba, ağabey, kız kardeşler, kardeşlerin çocukları ve yedinci dereceye kadar akraba evlilikleri, sütanneler ve onların çocukları ile kayın valide, eşin kız kardeşleri ile evliliklerdir.
Eşcinsellik;

Ankebut Suresi 29;28- Lut'u da gönderdik. O kavmine demişti ki: "Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz!"
29:29- "(Bu ilâhî ikazdan sonra) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?" Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: "Doğru söyleyenlerden isen Allah'ın azabını getir bize!"
29;34- "Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık (feci) bir azab indireceğiz”
Neml 27: 55. "Siz, şehvetinizi tatmin için kadınları bırakıp da erkeklere mi gidiyorsunuz? Doğrusu siz cehalete saplanmış bir topluluksunuz."
Ayrıca, Şuara 165,166,167,168;mHicr,67,68,69,70,71,72; Hud Suresi 78,79; Araf Suresi 80,81,82 ayetlerinde de geçmektedir.
Bu ayetler bize Arapların kadın ve erkeklerle cinsellik yaşayan “biseksüel geleneklere sahip kavimler” olduklarını göstermektedir. Aynı konuyu işleyen surenin ayetlerinde devamla Arapların “yoldan çıkmış sapkın” oldukları vurgulanır.

Eşcinselliğin Sapıklık olarak tanımlanması

Kuran Nisa Suresi 4: 15. Kadınlarınızdan eşcinsellik/sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse o kadınları, ölüm canlarını alıncaya ya da Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun.
Kuran Nisa Suresi 4: 16. Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvâb'dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahîm'dir, merhametine sınır yoktur.

Diyanet tefsiri;
Fuhşun çeşitlerine göre cezalarını belirleyen Nisâ ve Nûr sûrelerinin ilgili âyetleri birbirini tamamlamış; âyetlerin açıklamaya muhtaç kısımlarını da hadisler açıklamış, böylece cinsel suçlarla ilgili cezaların kaynağını sünnet ve buna dayalı sahâbe icmâı teşkil etmiştir.
 “Çirkin fiil” diye tercüme ettiğimiz fâhişe kelimesi Kur’an’da, hemcinsler arasındaki cinsel ilişki için de kullanılmıştır (Ankebût 29/28). Buradan hareketle âyetler lafızlarına uygun olarak yorumlandığında 15. âyette kadınların kendi aralarında yaptıkları fuhuştan (sevicilik, lezbiyenlik), 16. âyette de erkeklerin kendi aralarında yaptıkları fuhuştan (livâta, homoseksüellik) bahsedildiği anlaşılmaktadır. Nûr sûresinin 2. âyetinde ise kadınlarla erkekler arasında yapılan fuhuş (zina) suçunun hükmü açıklanmıştır; şu halde suçların cezalarıyla ilgili hükümlerde bir değiştirme (nesih) söz konusu değildir. Nitekim İsfahanlı müfessir Ebû Müslim (ö. 323/935) âyetleri böyle anlamış, Muhammed Abduh ve Reşîd Rızâ da el-Menâr’da (IV, 438-440) bu anlayışı desteklemişlerdir. Buna göre:

Kuran Nisa Suresi 4: 22. Geçmişte kalanlar hariç, babalarınızın nikâhlamış olduğu kadınlarla evlenmeyin. Böyle bir şey açık bir edepsizlik, nefret gerektiren bir kötülüktür. Çirkin bir yoldur bu.”
Nisa 4; 23. Size, şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.

Nisa 4: 23-Şimdi bundan başka diğer haram kılınmış hanımları dinleyiniz: Ey müminler! Size şunların nikahı haram kılındı:
1- Anneleriniz, kendi anneleriniz, babanızın ve annenizin anneleri ve onların anneleri, nineleriniz. Ataların hanımlarını nikah etmek kayıtsız şartsız haram olunca, annelerin ve ninelerin haram olduğu da öncelikle anlaşılmış ise de önemine binaen özellikle açıkça belirtilmiştir.
2- Kızlarınız ki, gerek bizzat kendi çocuklarınız olan kızlar, gerek oğullarınız veya kızlarınızın kızları olan torunlarınız, gerekse torunların torunları kızlar...
3- Kız kardeşleriniz ki, gerek anne-baba bir, gerek baba bir, gerek anne bir bütün kız kardeşleriniz.
4- Halalarınız yani babalarınızın, dedelerinizin kız kardeşleri olan genel olarak bütün halalarınız, bibileriniz.
5- Teyzeleriniz, yani annelerinizin ve ninelerinizin kız kardeşleri olan büyük küçük bütün teyzeleriniz.
6- Ve kardeşinizin kızları, gerek çocukları ve gerek torunu olsun yeğenleriniz.
7- Ve kız kardeşlerinizin kızları, aynı şekilde bütün yeğenleriniz.
Buraya kadar açıklanan yedi mahrem (nikah düşmeyen yakın akraba) neseb yönünden yakın olan akrabalardır.
8- Sizi emzirmiş olan anneleriniz, yani sütanneleriniz ve nineleriniz...
9- Sütten kız kardeşleriniz, yani süt kız kardeşleriniz.
Çünkü süt emzirenlere anne, emenlere kardeş denilmiş olması, bunlarda neseb vasıfları ve hükümlerinin geçerliliğini gerektirir. Sütanneler, süt kız kardeşleri bulununca süt babalar, süt kızlar, süt halalar, süt teyzeler, süt kardeş ve kızları hep var demektir. Bundan dolayı süt emmeden dolayı haram olanların da bu kıyas üzere yukarda olduğu gibi yediye ulaşacağı ve bu ikisinin söylenmesi ile yetinilmiş olup geri kalanların zikredilmediği anlaşılır. Gerçi bir şeyin bildirildiği yerde bazı şeyleri zikretmemek hasr (daraltma) ifade ederse de delalet-i iltizamiyye (Bir lafzın vaz olunduğu mânânın lazımına yani o mânâ ile beraber bulunması zaruri olan diğer bir mânâya delaleti) ile işaret bulununca diğer mânâların düşmesi söz konusu olamaz.
Gerçekten Hz. Peygamber (s.a.v.)bu işareti açıklamak veya bu kapalılığı açıklamak için "Nesebden haram olanların hepsi, süt emmeden de haram olur." buyurmuştur.

10 - 14- Bundan dolayı burada "o ikisine mukayese et" meâlinde bir işaret ve icaz (kısaltma) bulunduğu ve bu şekilde buraya kadar neseb ile yedi, süt emmeden de yedi olmak üzere toplam olarak on dört nikahı düşmeyen kadın sayılmış olduğu unutulmamalıdır. Bundan sonra da evlenme ile meydana gelen akrabalıktan haram olanlara geliyoruz.
15- Kayıtsız şartsız kadınlarınızın, yani ister kendisiyle zifafa girmiş olduğunuz ve ister zifafa girmediğiniz nikahlı hanımlarınızın anneleri, kaynanalarınız.
16- Kendisiyle birleştiğiniz kadınlarınızdan doğmuş karılarınızdan olma umumiyetle himayenizdeki üvey kızlarınız. Eğer anneleri ile cinsi temasta bulunmamış iseniz üvey kızlarınızla evlenmenizde bir mahzur yoktur. Demek ki anneleriyle birleşmek kızları haram kılar. Kızları yalnız nikah etmek de annelerini haram kılar.
17- Sülbünüzden bizzat ve dolaylı olarak gelen oğullarınızın eşleri olan gelinleriniz ki, bütün torunların eşlerini de kapsar. "sülbünüzden" kaydı ile, üvey oğullar ve oğulluklar (evlatlıklar) bu hükümden çıkarılmıştır.
18- İki kız kardeşle bir arada evlenmeniz, aynı şekilde biri erkek sayıldığı takdirde diğeri ile evlenmesi caiz olmayan iki kadının, mesela bir kızla halasının veya teyzesinin birlikte nikah edilmesi de iki kız kardeşin bir arada nikah edilmesi gibi haramdır. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v.) meşhur bir hadisinde buyurmuştur ki: "Bir kadın ne halasının, ne teyzesinin ne kardeşin kızının ne kız kardeşinin kızının üzerine nikah olunmaz", ancak eski devirlerde geçmiş olanlar başka. Onlardan dolayı sorumluluk yoktur. Çünkü bu şekilde evlenme Yakub (a.s.) şeriatında vardı. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayan), rahim (çok merhamet eden)dir. Fakat şimdi ve gelecekte bunlar yasak ve haramdırlar.
4:24. Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikâhlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah'ın yazdığıdır. Bunlar dışındakileri, mallarınızı vererek almanız; şunu bunu dost tutmayarak iffetli yaşamanız, zina etmemeniz şartıyla size helal kılınmıştır. Kendilerinden nimetlendiğiniz kadınların mehirlerini onlara bir hak olarak verin. Mehir kesişmeden sonra karşılıklı hoşnutluğa bağlı hallerde üzerinize günah yoktur. Allah, her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir
24- Evli hür kadınlar...
Meâl-i Şerifi
4:24- Bir de harb esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı.
4:25. İnanmış hür kadınları nikâhlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan biriyle evlensin.
Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinin izniyle nikâhlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınlara uygulanan cezasının yarısı uygulanacaktır. Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.



Bir savaş sonunda ele geçirilen bir şehrin veya ülkenin sakini olan vatandaşlarının evli dahi olsalar “savaş esiri” sayılarak cariye=köle edinilmesi sömürgeciliktir, köleciliktir. Bu halkın kadın ver erkeklerinin, kız ve erkek çocuklarının köle edinilmeleri, mallarının yağmalanmalarını bir tanrı nasıl emredebilir? Ediyorsa peygamberi ile tebliğ ettiği din nasıl tüm insanlığa tebliğ edilmesi gereken bir din olabilir? Bu ayetin bir tanrı emri olması halinde Müslüman Arapları üstün, egemen, diğer milletleri köle, esir, mevali sayan bir tanrı olabilir mi? Olursa evrensel hakka, hukuka uygun olur mu? Müslüman olmayan milletlerin de Müslümanları işgal ettiklerinde onlara aynı hukuku uygulamalarına Müslümanların ses etmemeleri gerekir.
Diğer yandan, özgür kadınlarla yapılan evliliklerin dışında savaş esiri kadınlarla evlilikte hiçbir sınır getirmeyen bir tanrı bu gün “grup seks” olarak bilinen sapkınlığı nasıl emredebiliyor?

Bu ayetler bir tanrı emri midir yoksa köleci, yağmacı, talancı Arap sömürgecilik geleneği midir?
Müslüman olan bir kölenin özgürlüğü verilmesi gerekirken 4:25. Ayet “mümin köle kızlar” dan bahsediyor. Mümin köle nasıl olabiliyor? Böyle ise, Müslüman Arap olmayan ve İslam’a sonradan giren herkes Arapların kölesi mi olmaktadır? Böyle olunca İslam kardeşliğinden bahsedilebilir mi? Araplar bu yüzden mi kendilerinden olmayan milletlere azadlı köle anlamında Mevali demektedirler?
Sonra, “mümin köle kadın evlendikten sonra fuhuş yaparsa” ne demektir? Müslüman Araplar köle kadınlara Müslüman da olsalar fahişelik mi yaptırmaktadırlar ki “hür kadına verilen cezanın yarısı” veriliyor. Demek ki, Araplar köle erkek ve kadınlarına fuhuş yaptırıyorlar ki bu indirimi adalet olarak gören, öğütleyen bir tanrıları da var.

 Nisa 4:23 Şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna.
Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Nisa 4: 23-Şimdi bundan başka diğer haram kılınmış hanımları dinleyiniz: Ey müminler! Size şunların nikahı haram kılındı:
1- Anneleriniz, kendi anneleriniz, babanızın ve annenizin anneleri ve onların anneleri, nineleriniz. Ataların hanımlarını nikah etmek kayıtsız şartsız haram olunca, annelerin ve ninelerin haram olduğu da öncelikle anlaşılmış ise de önemine binaen özellikle açıkça belirtilmiştir.
2- Kızlarınız ki, gerek bizzat kendi çocuklarınız olan kızlar, gerek oğullarınız veya kızlarınızın kızları olan torunlarınız, gerekse torunların torunları kızlar...
3- Kız kardeşleriniz ki, gerek anne-baba bir, gerek baba bir, gerek anne bir bütün kız kardeşleriniz.
4- Halalarınız yani babalarınızın, dedelerinizin kız kardeşleri olan genel olarak bütün halalarınız, bibileriniz.
5- Teyzeleriniz, yani annelerinizin ve ninelerinizin kız kardeşleri olan büyük küçük bütün teyzeleriniz.
6- Ve kardeşinizin kızları, gerek çocukları ve gerek torunu olsun yeğenleriniz.
7- Ve kız kardeşlerinizin kızları, aynı şekilde bütün yeğenleriniz.
Buraya kadar açıklanan yedi mahrem (nikah düşmeyen yakın akraba) neseb yönünden yakın olan akrabalardır.
8- Sizi emzirmiş olan anneleriniz, yani sütanneleriniz ve nineleriniz...
9- Sütten kız kardeşleriniz, yani süt kız kardeşleriniz.
Çünkü süt emzirenlere anne, emenlere kardeş denilmiş olması, bunlarda neseb vasıfları ve hükümlerinin geçerliliğini gerektirir. Sütanneler, süt kız kardeşleri bulununca süt babalar, süt kızlar, süt halalar, süt teyzeler, süt kardeş ve kızları hep var demektir. Bundan dolayı süt emmeden dolayı haram olanların da bu kıyas üzere yukarda olduğu gibi yediye ulaşacağı ve bu ikisinin söylenmesi ile yetinilmiş olup geri kalanların zikredilmediği anlaşılır. Gerçi bir şeyin bildirildiği yerde bazı şeyleri zikretmemek hasr (daraltma) ifade ederse de delalet-i iltizamiyye (Bir lafzın vaz olunduğu mânânın lazımına yani o mânâ ile beraber bulunması zaruri olan diğer bir mânâya delaleti) ile işaret bulununca diğer mânâların düşmesi söz konusu olamaz.
Gerçekten Hz. Peygamber (s.a.v.)bu işareti açıklamak veya bu kapalılığı açıklamak için "Nesebden haram olanların hepsi, süt emmeden de haram olur." buyurmuştur.
10 - 14- Bundan dolayı burada "o ikisine mukayese et" meâlinde bir işaret ve icaz (kısaltma) bulunduğu ve bu şekilde buraya kadar neseb ile yedi, süt emmeden de yedi olmak üzere toplam olarak on dört nikahı düşmeyen kadın sayılmış olduğu unutulmamalıdır. Bundan sonra da evlenme ile meydana gelen akrabalıktan haram olanlara geliyoruz.
15- Kayıtsız şartsız kadınlarınızın, yani ister kendisiyle zifafa girmiş olduğunuz ve ister zifafa girmediğiniz nikahlı hanımlarınızın anneleri, kaynanalarınız.
16- Kendisiyle birleştiğiniz kadınlarınızdan doğmuş karılarınızdan olma umumiyetle himayenizdeki üvey kızlarınız. Eğer anneleri ile cinsi temasta bulunmamış iseniz üvey kızlarınızla evlenmenizde bir mahzur yoktur. Demek ki anneleriyle birleşmek kızları haram kılar. Kızları yalnız nikah etmek de annelerini haram kılar.
17- Sülbünüzden bizzat ve dolaylı olarak gelen oğullarınızın eşleri olan gelinleriniz ki, bütün torunların eşlerini de kapsar. "sülbünüzden" kaydı ile, üvey oğullar ve oğulluklar (evlatlıklar) bu hükümden çıkarılmıştır.
18- İki kız kardeşle bir arada evlenmeniz, aynı şekilde biri erkek sayıldığı takdirde diğeri ile evlenmesi caiz olmayan iki kadının, mesela bir kızla halasının veya teyzesinin birlikte nikah edilmesi de iki kız kardeşin bir arada nikah edilmesi gibi haramdır. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v.) meşhur bir hadisinde buyurmuştur ki: "Bir kadın ne halasının, ne teyzesinin ne kardeşin kızının ne kız kardeşinin kızının üzerine nikah olunmaz", ancak eski devirlerde geçmiş olanlar başka. Onlardan dolayı sorumluluk yoktur. Çünkü bu şekilde evlenme Yakub (a.s.) şeriatında vardı. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayan), rahim (çok merhamet eden)dir. Fakat şimdi ve gelecekte bunlar yasak ve haramdırlar.
4:24. Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikâhlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah'ın yazdığıdır. Bunlar dışındakileri, mallarınızı vererek almanız; şunu bunu dost tutmayarak iffetli yaşamanız, zina etmemeniz şartıyla size helal kılınmıştır. Kendilerinden nimetlendiğiniz kadınların mehirlerini onlara bir hak olarak verin. Mehir kesişmeden sonra karşılıklı hoşnutluğa bağlı hallerde üzerinize günah yoktur. Allah, her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir
24- Evli hür kadınlar...
Meâl-i Şerifi
4:24- Bir de harb esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı.
4:25. İnanmış hür kadınları nikâhlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan biriyle evlensin.
Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinin izniyle nikâhlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınlara uygulanan cezasının yarısı uygulanacaktır. Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Bir savaş sonunda ele geçirilen bir şehrin veya ülkenin sakini olan vatandaşlarının evli dahi olsalar “savaş esiri” sayılarak cariye=köle edinilmesi sömürgeciliktir, köleciliktir. Bu halkın kadın ver erkeklerinin, kız ve erkek çocuklarının köle edinilmeleri, mallarının yağmalanmalarını bir tanrı nasıl emredebilir? Ediyorsa peygamberi ile tebliğ ettiği din nasıl tüm insanlığa tebliğ edilmesi gereken bir din olabilir? Bu ayetin bir tanrı emri olması halinde Müslüman Arapları üstün, egemen, diğer milletleri köle, esir, mevali sayan bir tanrı olabilir mi? Olursa evrensel hakka, hukuka uygun olur mu? Müslüman olmayan milletlerin de Müslümanları işgal ettiklerinde onlara aynı hukuku uygulamalarına Müslümanların ses etmemeleri gerekir.
Diğer yandan, özgür kadınlarla yapılan evliliklerin dışında savaş esiri kadınlarla evlilikte hiçbir sınır getirmeyen bir tanrı bu gün “grup seks” olarak bilinen sapkınlığı nasıl emredebiliyor?
Bu ayetler bir tanrı emri midir yoksa köleci, yağmacı, talancı Arap sömürgecilik geleneği midir?
Müslüman olan bir kölenin özgürlüğü verilmesi gerekirken 4:25. Ayet “mümin köle kızlar” dan bahsediyor. Mümin köle nasıl olabiliyor? Böyle ise, Müslüman Arap olmayan ve İslam’a sonradan giren herkes Arapların kölesi mi olmaktadır? Böyle olunca İslam kardeşliğinden bahsedilebilir mi? Araplar bu yüzden mi kendilerinden olmayan milletlere azadlı köle anlamında Mevali demektedirler?
Sonra, “mümin köle kadın evlendikten sonra fuhuş yaparsa” ne demektir? Müslüman Araplar köle kadınlara Müslüman da olsalar fahişelik mi yaptırmaktadırlar ki “hür kadına verilen cezanın yarısı” veriliyor. Demek ki, Araplar köle erkek ve kadınlarına fuhuş yaptırıyorlar ki bu indirimi adalet olarak gören, öğütleyen bir tanrıları da var.


Ahzab Suresi
33: 1. Ey Peygamber! Allah'tan kork ve küfre batmışlarla münafıklara boyun eğme! Kuşkusuz, Allah Alîm, ve Hakîm'dir.
33-AHZAB Tefsiri:

1- Ey Peygamber! Geçmişte indirilen kitaplarda adı sanı bilinen şanlı peygamber! Sadece Allah'tan kork, başkasından değil.
Bu yüce sûrede Peygambere karşı kâfirlerin ve münafıkların dedikodularına sebep olacak bazı hükümler ve ilâhî emirler indirileceğinden onlara karşı her şeyden önce peygamberi desteklemek için bu hitab ile başlanmıştır. Bu hitab, Ahzab savaşı ile hınçlarını alamayan kâfirlerin ve münâfıkların Zeyd ve Zeyneb meselesi yüzünden koparacakları yaygaraları, yayacakları yalan ve düzmece sözleri ile, başka bir saldırı hazırlayacaklarına işaret ederek onların da öbürleri gibi bir etkisi olmayacağını önceden haber veren ilâhî bir emirdir. Onun için buyuruluyor ki, takvayı Allah'a yap! Allah'tan kork. Kafirlere ve münafıklar a itaat etme. Onların sözlerine kulak verip de görevini yerine getirmekten çekinme, muhakkak ki Allah çok bilen, ve hakîm (her yaptığını yerli yerince yapandır)dir. Allah bütün yararlı ve zararlı olan şeyleri bilir. Emirlerini de ilmiyle ve hikmetiyle v erir; onun için yalnız O'ndan kork, O'na itaat et.

33: 5. Evlatlıklarınızı öz babalarına nispet ederek çağırın! Böyle yapmanız Allah katında adalete daha uygundur. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, o takdirde onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanılarak işlediğiniz şeyde, üzerinize günah yoktur; fakat kalplerinizin kastetmiş oldukları müstesna. Ve Allah Gafûr ve Rahîm'dir.

5- ED'IYÂ, "deıyy"in çoğuludur. Deıyy, evlat diye çağırılan demektir ki dilimizde evlatlık denilir.
Oysa burada mânâsı evlat edinilen çocuk demektir.) O yapılan zıhar ve evlatlığa evlat diye isim verme sizin ağzınızda lafınızdır. Sad e ce sözün geçerli olduğu hususlarda bazı hükümleri olabilirse de gerçekte onun vicdanda tasdik edilmesi gereken bir varlığı yoktur ve nihayet bir mecazdır. O halde onlar hakkında gerçekten ve her yönden oğul hükümlerinin yürürlükte olması gerekmez. Mesela evlatlığın boşadığı bir kadını almak haram olmaz. Onda "Kendi sulbünüzden gelmiş oğullarınızın karıları..." (Nisa, 4/23) hükmü uygulanmaz.

İmam Şafiî hazretleri "tebennî"nin, yani oğul edinmenin hiçbir hükmü olmadığı görüşünü benimsemiştir.
Fakat İmam Azam Ebu Hanife hazretlerine göre, bir köle evlat edinilmişse, bu onun azat olmasını gerektirir, yine tebennî yaşı uygun olup evlat diye kabulü mümkün olan nesebi bilinmez bir kimsenin, nesebini ispat eyler ki ayrıntısı fıkıh kitaplarındadır.
33:2. Rabbinden sana vahyedilene uy! Allah, yapmakta olduklarınızdan en iyi biçimde haberdardır.
33:3. Allah'a dayanıp güven! Vekil olarak Allah yeter.
33:33. Evlerinizde de vakarlı oturun. İlk cahiliye teşhirciliği gibi kendinizi teşhir etmeyin. Namazı/duayı yerine getirin, zekâtı verin, Allah'a ve resulüne itaat edin. Allah sizden kiri/lekeyi gidermek istiyor ey Ehlibeyt, sizi tam bir biçimde temizlemek istiyor.
33: 36. Allah ve resulü bir işte hüküm verdiklerinde, inanmış bir erkekle inanmış bir kadının, işlerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. Allah'a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklığa batıp gitmiş demektir.
36- "Hiçbir mümin erkek ve kadın için, Allah ve Resulü bir ise hüküm verince seçme hakkı yoktur." Resulullah (s.a.v.) halası "Ümeyye binti Abdulmuttalib"in kızı Zeyneb binti Cahş'i, Zeyd b. Hârise'ye birbirleriyle evlenmek üzere aday olarak belirlediği zaman, Zeynep ve kardeşi bunu kabul etmemişler, bu âyet bu yüzden nazil olmuş deniliyor ki, yukarıda geçen;
"Peygamber müminlere canlarından ileridir." (33/6) ayetinin uygulamalarından birisi demektir. Âyetin burada gelişi Peygamberin hanımlarına yapılan muhayyer bırakma âyeti açısından bir tamamlama, yani Peygamberi bakış açısını gözetmek gerekliliğine bir işaret olduğu gibi, bundan sonraki âyete göre de bir ön giriş mahiyetindedir… “


Bu ayeti kerime tamamen insan hakları ihlalidir. “Hiçbir mümin erkek ve kadın için, Allah ve Resulü bir ise hüküm verince seçme hakkı yoktur, Allah'a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklığa batıp gitmiş demektir.” tehdidi ile sadece Zeynep’in dayısı olan peygamber ve kölesi Zeyd ile evlilik önerisini reddi üzerine Allah tarafından indirilmiş yakıcı bir tehdit karşısında zavallı yetim Zeynep’in yapacağı hiçbir şey kalmamıştır.  Peygamberin isteyip alamadığı amcasının, halasının kızlarının evliliklerine de başkalarına da karışır. Allah da ona muhtaçmışçasına, verdiği diğer emirlerine karşı da olsa peygamberine özel ayet indirir. Burada Allah gerçekte kim diye soran birisine kimse kafir dememelidir. Zaten bu sure peygamberin Zeyd ve Zeynep evliliğinin Zeynep’i peygamberin kendi karısı etmesiyle sonuçlanması üzerine çıkan büyük tartışmalar üzerine inmiş görünmektedir. Peygamber halasının kızına yani yeğenine tutkun ama kız istemiyor. Alamayınca kölesi ve evlatlığı ile evlendirmek için ayet iniyor.

Nisa 23’de kullarına yedi göbek akraba evliliğini yasaklayan Allah, peygamberinin ensest evlilik arzularını gerçekleştirmesi için ayet indiriyor, peygamberinin halkına emirlerini tebliğinden çok onun şehevi duygularını düşünen çok düşünceli bir tanrı karşımızda duruyor. Sonunda Zeynep, Allah’ın ayetiyle evlenmek zorunda kaldığı köle Zeyd’en kısa sürede boşanıp, başından beri ret ettiği dayısı olan peygamber ile evlenmek zorunda kalıyor. Bu bal gibi dümendir. Böyle bir tanrı olamaz, hiçbir dinde böyle bir evlilik tiyatrosu yoktur. Elmalılı Hamdi Yazır ve geçmiş İslam ulemaları böyle bir düzmece hikaye ile eski sapkın geleneklerini yaşamak için zemin hazırlamışlardır. Çünkü günümüzde peygamber zamanında yazılmış bir tek Kuran yoktur.

Şimdi, bu ensest evliliği sürdürme amaçlı oynanan ilahi tiyatronun devamını okuyalım;
33:37. “Hani sen Allah'ın nimetlendirdiği, senin de lütufta bulunduğun kişiye "Eşini yanında tut, Allah'tan kork!" diyordun ama, Allah'ın açıklayacağı bir şeyi de içinde saklıyordun; insanlardan çekiniyordun. Oysaki kendisinden korkmana Allah daha layıktır. Zeyd o kadından ilişiğini kesince onu sana nikâhladık ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde, müminler için o kadınlarla evlenmede bir güçlük olmasın. Zaten Allah'ın emri yerine getirilmiştir.”
Ayeti kerimenin şu ifadesini tekrar okuyalım;”… Allah'ın açıklayacağı bir şeyi de içinde saklıyordun; insanlardan çekiniyordun…

Peygamber Zeynep’e aşıktı, için için yanıyordu, Nisa 23 ile akraba evliliği müminlere yasaklanırken kendisinin yapacağı ensest evlilik dedikoduları, dinden çıkmaları bile getirebilirdi. Peygamber Zeynep ile çocukluğundan aynı evde büyüdüklerinden güzelliğine tanık olmuştu ve Zeyd ile evlenmesi için indirdiği ayet ise Zeynep’in başkasıyla evlenmesine engel olmak içindi. Gerçekte ayet falan inmemişti.

37- Hatırla o zamanı ki, diyordun ona, o kendisine Allah'ı nimet verdiği, Allah ona zeka ve kabiliyet vermiş, senin nezdine sevketmiş, İslam nimeti ile nimetlendirmişti. Senin de nimet verdiğin kimseye -Allah'ın yardımı ile kendisine türlü bağışlarda bulunduğun, kısaca azad edip hürriyet nimetine erdirdiğin kimseye- ki şimdi ismi gelecek olan Zeyd'dir. Yani Zeyd b. Hârise b. Şurahbîl, annesi Su'da binti Sa'lebe b. Abdi Âmirî, Benî Ma'n b. Tay'dendir. "El-İsabe fî Marifeti's-Sahabe" isimli eserde hayat hikayesi şöyle yazılıdır: Zeyd b. Harise'nin annesi Su'dâ kendi kavmini ziyarete gitmişti. Zeyd de beraberinde idi. Cahil i ye devrinde Benî Kayn b. Cisir süvarileri, Benî Ma'n evlerine baskın yaptılar. Zeydi kapıp aldılar, anlayışlı bir çocuk idi, Ukaz panayırına getirdiler, satılığa çıkardılar. Hakîm b. Huzam, halası Hatice hesabına dört yüz dirheme onu satın aldı. Hz. Hatic e de Resulullah kendisi ile evlendiği zaman, onu Resulullah'a hibe etti, onu kaybetmiş olan babası Harise:
"Zeyd'e ağladım, bilmem ne yaptı. Sağ mı, ümid olunur mu? Yoksa ecel önüne mi geçti?" diye başlayan acıklı beytler söylemiş, sonra Harise'nin kabilesi olan Kelb kabilesinden birtakım kimseler hacca gelmişler Zeyd'i görmüşler. Zeyd onlara kendisini tanıtmış, onlar da tanımışlar ve şu beyti aileme götürün demiş:

"Kavmime özlemlerimi bildiririm. Gerçi uzağım, çünkü Meşair'in yanında beytin civarında kalanlardanım."
Gitmişler babasına bildirmişler ve yerini tarif etmişler. Bunun üzrine Harise ve kardeşi Ka'b onu kurtarmak için fidyesini alıp yola çıktılar. Mekke'ye geldiler. Peygamber (s.a.v.)'i sordular, Mescid'de olduğu söylendi. Yanına gittiler "Ey Muttalib'in oğlu, ey kavminin efendisinin oğlu! Siz Allah'ın şerefli Harem'inin civarında kalan kimselersiniz. Siz sıkıntı içinde olanları kurtarır, esirleri doyurursunuz. Biz sana senin yanındaki çocuğumuz için geldik. Bize lutfet v e ihsan et. Takdim edeceğimiz fidyesini kabul eyle. Serbest kalmasına yardım buyur" dediler. Resulullah "O kim" buyurdu. "Zeyd. b. Harise" dediler, bunun üzerine (yahut da başkası), "Haydin çağırın onu da muhayyer bırakın, eğer sizi tercih ederse, fidyesiz sizin olsun; yok eğer beni tercih ederse, vallahi ben, beni tercih edene karşı fidyeyi tercih etmem" buyurdu.
Bunun üzerine Zeyd b. Harise'yi çağırdılar. Resulullah (s.a.v.) "Bunları tanıyor musun?" buyurdu. Zeyd: "Evet şu babam, şu amcam" dedi. Resulullah: "Ben de bildiğinim, sana olan davranışımı ve arkadaşlığımı gördün. Şimdi ya beni tercih et, ya onları."
O zaman Zeyd dedi ki: "Ben sana karşı kimseyi tercih edemem. Sen benim hem babam, hem amcam yerinesin."
Buna karşı babası ve amcası: "Yazık sana ey Zeyd, köleliği hürriyete, babana, amcana ve ehli beytine tercih mi ediyorsun?" dediler. Zeyd de: "Ben bu zattan öyle şeyler gördüm ki, ona karşı hiçbir kimseyi tercih edemem." diye cevap verdi.
Resulullah bunu görünce, onu Hıcr'e çıkardı. Ve buyurdu ki: "Şahid olun Zeyd benim oğlumdur, bana varis olacak, ben de ona varis olacağım." Bunu görünce babası ile amcasının da gönülleri hoş oldu, memnun olarak dönüp gittiler."
Bundan böyle ta İslam'a gelene kadar "Zeyd b. Muhammed" diye çağırılırdı.
Resulullah onu böyle oğul edindiği zaman halası Ümeyme binti Abdulmuttalib'in kızı Zeyneb binti Cahş'ı de daha sonra ona nikah etmişti. Ondan önce de azadlı cariyesi Ümmü Eymen'i onunla evlendirmiş, ondan oğlu Üsame doğmuştu.
Sonra Zeyneb'i boşadığı zaman, onu, Ukbe b. Ebi Muayt'ın kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi ki, bu da anası tarafından Abdulmuttalib'in torunundan, yani Peygamberin hala çocuklarındandı. Bundan da Zeyd b. Zeyd ve Rukuyye doğmuştu, sonra Ümmü Gülsüm'ü de boşadı. Ebu Leheb'in kızı Dürey ile evlendi. Sonra onu da boşadı. Hz. Zübeyr'in kızkardeşi Hind binti Avvam ile evlendi.
Buharî'de yer aldığı üzere İbn Ömer (r.anhüma) "Onları öz babalarına nisbet ederek çağırın" (Ahzab, 33/5) âyeti ininceye kadar Zeyd b. Harise'ye "Zeyd b. Muhammed" derdik diye haber vermiştir.
Zührî, "Biz Zeyd b. Harise'den önce Müslüman olan bilmiyoruz" demiştir. Zeyd b. Harise "Bedr" ve ondan sonraki savaşlarda Resulullah (s.a.v.) ile birlikte bulunmuş ve nihayet Mute savaşında emîr, yani kumandan olarak şehit olmuştur. Resulullah (s.a.v.) onu seferlerinin bazısında Medine'de yerine bırakmıştır. Bera b. Azib'den rivayet olunduğuna göre, Zeyd b. Harise: "Ya Resulullah Hamza ile aramızda kardeşlik sözleşmesi yaptık." demiştir.

Hz. Aişe'den rivayet olunur ki "Resulullah (s. a.v.) Zeyd b. Harise'yi herhangi bir seriyyede (düşman üzerine gönderilen küçük süvari müfrezesi) gönderdiği zaman mutlaka onu kumandan yapardı. Ve eğer sağ kalmış olsaydı, onu halife bırakırdı."
Buharî'de rivayet olunduğu üzere Seleme b. Ekvâ (r.a.) demiştir ki: "Peygamberle birlikte yedi gazâ ettim. Resulullah, onu bize kumandan yapardı."
İşte Zeyd böyle çeşitli yönlerden Allah'ın ve Resulü'nün nimetine ermiş bir zat idi. Burada bunun bu niteliklerle nitelenmesi, nimetin değer ve şükrünü bilecek güzel niteliklere sahip olduğunu tescil ile, gönüldekini kendisine olduğu gibi söylemek için çekinecek bir taraf olmadığına bir dikkat çekmektir. Yani senin, böyle senden nimet görmüş bir kimseye karşı çekinmene hiçbir sebeb yokken diyordun ki Eşini bırakma, kendi yanında tut. Yani Zeyneb'i boşama.
Burada tefsirler bu konudaki rivayetlerin arasına şöyle bir paragraf eklemişlerdir: Güya Resulullah (s.a.v.) Zeyneb'i Zeyd'e nikâhladıktan bir zaman sonra, tesadüfen gözü ona ilişmiş, birdenbire güzelliği gönlünde yer etmiş de "Gönülleri çeviren Allah'ı tesbih ederim" demiş.
Zeyneb de tesbihi işitmiş Zeyd'e söylemiş, Zeyd intikal etmiş ve bunun üzerine Zeyneb'le beraberliği uygun görmeyerek Resulullah'a gelmiş: "Ben eşimden ayrılmak istiyorum" demiş.
Resulullah (s.a.v.)de: "Ne var, ondan seni şüpheye düşürecek bir şey mi oldu?" buyurmuş. Zeyd: "Yok. Vallahi ben ondan hayırdan başka bir şey görmedim. Fakat şerefli bir aileden gelmesi dolayısıyla kendisini benden büyük görüyor." demiş. Ve o zaman Resulullah "Hanımını kendine sıkı tut" buyurmuş.
Ansızın görülen bir güzelin güzelliğini son derece temiz ve ince bir biçimde duyup takdir e derek yaratanın yaratıcılık gücünü teşbih ve tenzih ile ilan etmekte peygamberlerin ismet (günah işlememe) özelliğine aykırı hiçbir durum olmadığından, bu hikayenin gerçekten olmuş olmasını varsaymakta aslında bir sakınca yoktur. Bununla birlikte birtakım hırıstiyan yazarların dedikodu aracı yapmak istedikleri bu hikaye, Hadis ilmi bakımından, gerçekten olmuş bir olay değildir. Bir kere rivayet açısından sahih hadis kitaplarında, sahih bir yol ve sened ile rivayet edilmemiştir. Sonra dirayet, yani hadisin mânâsı açısından, Zeyneb'in güzelliğini Resulullah'ın henüz yeni görüp anlamış olması aklen kabul edilemez. Zira Zeyneb Resulullah'ın yakın akrabasından olmakla, ta çocukluğundan beri görüp bildiği ve özellikle tesettür edilmemiş bulunduğu için vücud güzelliğini yakından tanıyageldiği bir kadın iken, bunu ilk olarak bu defa görülmüş beğenilivermiş diye anlatmak kendi kendini yalanlayan bir hikayedir. Doğrusu Resulullah Zeyneb'i önceden biliyordu ve bildiği için onu evlat gibi sevdiği Zeyd'e nikah etmiş idi.
Fakat Zeyneb onurlu bir kadındı. Zeyd'i kölelikten azad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk sayamamış, ona varmak istememişti. Sırf Resulullahın emrine itaatla ona varmış, fakat gereği gibi ısınamamıştı. Ara sıra Peygamber'e akrabalığından dolayı şerefli olması ve asaletiyle övünerek Zeyd'e karşı büyüklenmek istiyordu. Gerçekten kumandanlığa layık olarak yaradılmış olan Zeyd buna bir süre sabretti ise de Resulullaha varıp Zeyneb'den ayrılmak istediğini arz eyledi. Resulllah (s.a.v.)da bunu nefsinde uygu n gördüğü halde, birdenbire müsade etmeyip dedi ki: "Hanımını kendine sıkı tut." Ve Allah'tan kork. Yani kadını boşamanın, önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katında sorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün, çünkü "Yani Allah katında helallerin en çirkini boşamadır."

Bu nasihatlar güzel, fakat böyle derken İçinde de Allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun. Boşamasını uygun görüyordun, yahut onu nikahlamayı düşünüyordun da söylemiyordun.
Taberî'de Süfyan b. Uyeyne kanalıyla Ali b. Hüseyn 'den rivayet edildiğine göre, Allah, peygamberine bildirmişti, Zeyneb ilerde Resulullah'ın hanımlarından birisi olacaktı. Böyle iken Zeyneb'den şikayete geldiği zaman, ona hanımını kendinde tut demişti. Çünkü o halde halkı da sayıyordun. Zeyd'in hatırını sayıyor ve insanlar dedikodu ederler diye çekiniyordun. Oysa Allah'ı sayman daha uygundu. Eğer korkacak bir şey varsa, halkı hiç hesaba almayarak yalnız Allah saygısını duyasın. Yani sırf gizlemek sakıncalı değildir. Allah için korkacak, Allah'ın emrine aykırı olacak bir şey olsaydı, sade Allah korkusuyla gizlemek de sakıncalı değildi. Fakat Allah için korkacak bir durum yok iken sırf insanlardan korkarak gizlemek veya Allah korkusuyla birlikte bir de halk korkusu gözetmek, işte hatırlatmanın sebebi budur. Halktan hiç korkmayarak yalnız Allah korkusunu gözetmek gerekti.
Çünkü Allah'ın ilahi mesajını tebliğ eden peygamberler açıklanacağı üzere Allah'tan başka kimseden korkmazlar. "Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar." (Ahzab, 33 / 39). Deniliyor ki Peygamber'e karşı en şiddetli âyet bu "İçinde Allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun" âyetidir.
Hz. Aişe der ki: "Resulullah (s.a.v.) Allah'ın kitabından bir şey gizleseydi bu âyeti gizlerdi." "İçinde de Allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun." "İnsanlardan çekiniyordun, oysa Allah'dan çekinmen daha uygundu." Demek ki bu ayet bu şekilde Resulullah'ın doğruluğuna ve pek yüksek olan huşu ve takvasına da açık bir delil oluyor. Zeyd ondan tamamen ilişiğini kesince, yani senden nimet elde etmiş olan Zeyd, sonunda o hanımı olan Zeyneb'den muradına erince, onu tutmak istemeyip boşadı ve iddeti çıktı. Ona hiçbir şekilde bir ihtiyacı kalmadı ve bu şekilde Zeyneb açıkta mahrum kaldı. O zaman biz onu seninle evlendirdik, yani senin çekinmene rağmen nihayet onunla evlenmeni sana emrettik.
Demek ki Peygamber insanlara karşı söylemekten bile kaçındığı bir fiilin açıktan açığa yapılmasına emir almış bulunuyordu. Şüphe yok ki bu onun iman ve kesin inancını ortaya çıkara n büyük bir imtihandır. Fakat bu ne için böyle oluyordu? Ne idi? Bu evlendirmede ümmet için önemli bir hüküm hikmeti vardı. Şöyle ki Oğulluklarının, hanımlarında ilişkilerini kestikleri zaman, müminler üzerine bir darlık olmaması hikmeti için. Zira sûrenin başında geçtiği üzere, siz oğulluk edinmekle yüce Allah onları gerçekten sizin oğullarınız edivermemiştir. Şu halde, Nisa Sûresi'nde "Öz oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz haram edildi." (Nisa, 4/23) buyruğuna uygun olarak, öz oğulların hanımları ile nikâhlanmak haram edilmiştir, diye oğullukların hanımlarını da gerçekten onlar gibi saymak gerekmez. Bir kimsenin oğul edindiği evlatlığının hanımını boşayıp iddeti çıktığı zaman, o adamın onunla evlenmesi şer'an caizdir, bunda hiçbir sakınca yoktur. İşte cahiliyet devrinde kökleşmiş olan bu adetin bu darlığın İslam'da kaldırılması için, ilâhî hikmet Peygamber'in bizzat kendisinde tatbikini gerektirmiş ve bu hikmet için o evlenme emredilmiştir. Allah'ın buyruğu yerine getirilmiştir. Onun için bu emirde yerine getirilmiş, Peygamber evlenmiş, Zeynep de Peygamber'in hanımı olmuştur. Bu şekilde bu evlenmenin meşru olduğu tatbikatla gösterilmiştir.

33:39. Onlar ki Allah'ın mesajlarını tebliğ edip O'ndan korkarlar, Allah'tan gayrı hiç kimseden korkmazlar. Hesap sorucu olarak Allah yeter.
33: 40. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; O, Allah'ın resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi gereğince biliyor.
40-Sözün özü Muhammed sizin içinizdeki erkeklerden hiçbirinin babası değildir. Yani kendisinden dünyaya gelmiş olmayan, sizin içinizdeki erkeklerden hiçbirinin gerçek anlamı ile babası olmamıştır. Bundan dolayı Zeyd'in de gerçekte babası değildir. Onun için, "Hurmeti musahere" (Evlenme ile meydana gelen akrabalıktan dolayı haramlık) meydana gelmez ve bundan dolayı bir güçlük konusu olmaz.
33:45. Ey Peygamber! Hiç kuşkusuz, biz seni bir tanık bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
33: 50. Ey Peygamber! Biz sana şu hanımları helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini Peygamber'e hibe eden mümin bir kadını da öteki müminlere değil, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık. Onlara eşleri ve elleri altındakiler hakkında neler farz kıldığımızı biz biliriz. Sana bir zorluk olmasın diyedir bu... Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
50- Ey Peygamber! Biz sana özellikle şunları helal kıldık. Bu âyette, peygambere, layık ve faziletli olan hanımlar zikredilmiş ve beyan buyurulmuştur. Çünkü;
1- "Ecir"lerini yani, mehirlerini verdiğin hanımların. Şüphesiz mehiri verilmiş olan hanımın gönlü verilmeyenden daha hoştur.
2- Bir kimsenin bizzat kendisinin katıldığı savaşta ganimet olarak sahip olduğu cariye, elbette satın aldığı cariyeden daha temiz ve daha şüphesizdir.
Ganimet alınan cariyeler neden temiz olmaktadır? Temizliğinin güvencesi hangi kanıya göre verilmektedir? Satın alınan cariyelere fuhuş mu yaptırılmaktadır ki böyle bir ayrım güdülmüş olsun. Bu tespit, cariyeyi ganimet alan kimsenin ilk yaptığı işin onun ırzına geçerek aşağılamak olduğu bilinen köleci toplumların geleneğidir. Bu tespitlere göre, bir Müslüman demek, işgal ettiği ülke insanlarının mallarını yağmalayan, halklarının ırzına geçip köle olarak satan demek oluyor. Bu nasıl tanrıdır ki yağmayı, talanı, tecavüzü emredebiliyor ve İslam tüm insanlığa gelmiştir deniliyor? Buna kim inanır?
3- Kendisi ile birlikte hicret eden akrabaları da hicret etmeyenlerinden daha şereflidir. Bununla birlikte bazılarının dediği gibi, mehrin önce verilmesi peygamberin özelliklerinden olması da ihtimal dahilindedir. Nitekim amca ve hala, dayı ve teyze kızlarının helal olmasında seninle birlikte hicret edenler, diye kayıtlanmasında Peygamberin özelliğinin olması ağır basmaktadır.
Bunu şu rivayet de destekler: Ebu Talib'in kızı Ümmühanî şöyle demiştir: "Resulullah (s.a.v.) önceleri, benimle evlenmek istemişti, ben özür diledim; o da özürümü kabul etti. Sonra da Allah Teâlâ bu âyeti indirdi; ben ona helal olmadım. Çünkü ben onunla hicret etmemiştim. Ben Tuleka'dan, yani serbest bırakılanlardandım."

Ebu Talip, peygamberin amcası ve koruyucusudur. Hz. Ali’nin babasıdır, kızı Ümmühani, Hz. Ali’nin ablasıdır. Hz. Ali aynı zamanda peygamberin evlatlığıdır, kızı Fatma’nın da kocasıdır. Nisa Suresi 23’de müminlere ana ve baba tarafından “7” yedi göbek akraba evliliği yasaklanırken, peygamberin amcasının halasının kzılarına evlilik önermesi, evlatlığı ve yeğeni olan damadına kızını vermesi aşırı derece ensest bir evliliktir. Bir Allah düşünün ki herkese yasak olan ensest, içten evliliği peygamberi ve  yakın akrabalarına serbest bırakabiliyor?

Bu durumda, dini tebliğ eden bir peygamber kendi tebliğ ettiği dinin emirlerine uymuyor ve dinin “sapkınlık” dediği yaşam şeklinde ısrar ediyor.
Ne halasının Zeynep binti Cahş ne de amcasının kızı Ümmühani peygamberle evliliği kesinlikle ret etmişken,
Bunun gibi Ve kendisini Peygambere hibe eden mümin bir kadın, yani kendisinin mehirsiz olarak Peygambere nikahlanmasına razı olan kadın, fakat bu mutlak değil, Peygamber O'nu nikah etmek istediği takdirde, böyle mehirsiz olarak nikah da Peygamberin özelliklerindendir. Bazıları Meymune binti Haris, Zeyneb binti Huzeymetel-Ensariye, Ümmü Şerike binti Câbir ve Havle binti Hakîm, bu şekilde kendilerini bağışlamışlardı demiş ise de, İbnü Abbas bunun gerçekten meydana gelmediğini, yani Peygamberin bu şekilde hiçbir kadın ile evlenmediğini söylemiştir.
Bütün bunlar sırf sana mahsus olmak üzere helal kılındı müminlere değil, çünkü zikrolunan kayıtlarla hepsinin helal olması diğer müminler hakkında gerçekleşmiş değildir.
Sayıca da, şekilce de fark vardır. Onlara hanımları ve "mülk-i yeminleri" olan cariyeleri hakkında farz kıldığımız, takdir buyurup karara bağladığımız hükümleri gerçekten bilmişizdir. Yani onlara layık olanı menfaa t ve yararlarını bilerek takdir etmişiz ve bildirmişizdir ki, Nisa Sûresi'nde geçtiği üzere dörde kadardır, onun için bu beyan olunanları diğer müminlere değil, sadece sana helal kıldık. Şunun için ki sana hiçbir zorluk, bir darlık olmasın. Olmasın da kalbin huzur içinde ilahî vahyin ortaya çıktığı yer olsun.
52. Bundan sonra sana artık başka kadınlar helal olmaz. Bunları, başka eşlerle değiştirmek de -onların güzellikleri hoşuna gitse bile helal olmaz. Elinin sahip olabilecekleri müstesna. Allah her şey üzerinde bir Rakîb'dir, her şeyi gözetlemektedir.
52- Sana bundan öte kadınlar helal olmaz. Muhayyer kılınıp da seni tercih eden dokuz hanımından başka kadınla evlenmek caiz olmaz. Bu hanımlar, Aişe binti Ebi Bekr, Hafsa binti Ömer, Ümmü Habibe binti Ebî Süfyan, Sevde binti Zem'a, Ümmü Seleme binti Ebi Ümeyye, Safiyye binti Huyeyyi'l-Hayberiye, Meymune binti'l-Harisi'l-Lilâliye, Zeyneb binti Cahşi'l-Esediye, Cüveyriye binti'l-Hârisi'l-Mustalikıyyedir. Allah hepsinden razı olsun. Onları başka hanımlara değiştirmen de olmaz. Yani bunları boşayıp yerlerine başka kadınlarla evlenmen de caiz olmaz. Onlar Allah ve Resulü'nü seçtikleri için Allah Teâlâ da onlara böyle ikram ve lutufda bulunmuş, Resulullah (s.a.v.)de vefatına kadar sadece bu hanımlarla evli kalmış vefatında da onlar müminlerin anaları olarak kalmışlardı. Güzellikleri hoşuna gitse bile. Alacağın kadınların güzellikleri, senin takdirine layık olmaları varsayılsa bile helal olmaz. İbni Atiyye tefsirinde der ki: Bu ifade, bir adamın evlenmek istediği kadına bakmasının caiz olduğuna delildir. Nitekim Mugire b. Şu'be ve Muhammed b. Mesleme hadisleriyle Sünen'de de varid olmuştur. Ancak elinin altında bulunan cariyeler hariç.
33:59- Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

59- Ey Peygamber! Hanımlarına da, kızlarına da, bütün müminlerin kadınlarına da söyle. Görülüyor ki, burada yalnız Peygamberin hanımlarına ve kızlarına değil, Nur Sûresi'ndeki "Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler." (Nûr, 24/31) âyeti gibi müminlerin kadınları dahi bu hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Bununla birlikte müminlerin kadınlarında aslolan hürriyet olduğu için, bundan kast olunanın hür kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Araplarda tesettür adet değildi. Cahiliyet devrinde kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı biçimde açık saçık çıkan, açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. Bundan dolayı kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslam ise kadının şanını iffet ve ısmetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.

Nur Sûresi âyetleri "Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar" (Nur, 24/30) ve "Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar." (Nur, 24/31), mümin erkeklerin ve mümin kadınların, yani bir cinsin karşı cinse göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edeblerini ve iffetlerini korumayı öğreterek terbiyelerini yükseltmiş o l duğu gibi, burada da imanlı hür kadınların hiçbir şekilde eziyete uğramamalarını pekiştirmek için buyuruluyor ki: Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler.
CİLBAB: Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin adıdır. "Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit giysidir." " Tepeden tırnağa örten giysidir", "Kadınların tesettür ettikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir." "Çarşaf ve peçedir".
33: 67. Ve derler ki: "Rabbimiz! Biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar."
33:68. "Rabbimiz, onlara iki kat azap ver; onları büyük bir lanet ile lanetle!"
33;73. Bunun böyle olması, Allah'ın; ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
Talak 65; 4. Âdetten kesilen kadınlarınızın iddet bekleme sürelerinde kuşkuya düşerseniz, onların iddetleri üç aydır. Hiç âdet görmemiş kadınların süreleri de böyledir. Gebe olan kadınların süreleri ise yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah'tan sakınırsa, O ona işinde bir kolaylık nasip eder.
Nisa 4: 6. Yetimleri, nikâh çağına gelmelerine kadar gözetleyip deneyin. O zaman onlarda içinize sinecek bir olgunluk ve erginlik görürseniz, mallarını onlara geri verin. Büyüyecekler diye bu malları tez elden saçıp savurarak yemeyin. Zengin olan, iffetli davransın. Fakir olan ise örfün gerekli kıldığı oranda yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman yanlarında tanıklar bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter.

2017 utanç raporu... 409 kadın öldürüldü, 387 çocuk cinsel istismara uğradı
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, 2017 yılında 409 kadın cinayeti işlendi, 387 çocuk cinsel istismara uğradı ve 332 kadına cinsel şiddet uygulandı. Platformun verilerine göre, 2016 yılında 328 kadın, 2015 yılında ise 303 kadın öldürülmüştü.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, basından derlediği kadın cinayetleri istatistiklerini açıkladı. Rapora göre, 2017 yılında 409 kadın öldürüldü. Sadece Aralık ayında 45 kadın en yakınları tarafından cinayete kurban gitti. 
387 ÇOCUK İSTİSMARA UĞRADI
Aralık ayında 41 çocuk, 2017 toplamında ise 387 çocuk cinsel istismara uğradı. Bu yıl öldürülen 20 çocuğun yarısı, yani 10 çocuk babası tarafından öldürüldü.
Van’da daha 4 kilogram ağırlığındaki yeni doğan bebek istismara uğradı. Hastaneye getirilmesiyle, uğradığı istismar sonucu yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Yalova'da çocuk parkından kaçırılan 5 yaşındaki E.U. isimli kız çocuğu ölü bulundu. E.U.'yu M.Ş.A.'nın kaçırdıktan sonra cinsel istismarda bulunarak öldürdüğü öğrenildi.
Diyarbakır’da 9 yaşındaki M.Ö.’nün 37 yaşındaki babası M.S.Ö tarafından 1 ay boyunca tecavüze uğradığı ortaya çıktı. M.S.Ö. mahkemede kendisini, “Çocuğumun kabızlık sorunu var” diye savundu.
KIYAFET DAYATMASI HER YERDE
İstanbul’da Sultan Taşar ekmek aldığı fırından çıkarken taksici tarafından ‘O şortla ekmek almaya gelmişsin. O ekmek sana haram. Boğazından geçen her şey sana haram, O babana söyle sana nasıl giyineceğini anlatsın’ şeklinde sözlü saldırıya uğradı.
Yine İstanbul’da, Melisa Sağlam ‘Ramazan'da böyle giyinmeye utanmıyor musun' diyerek Ercan Kızılateş tarafından minibüste saldırıya uğradı. Eminönü’nde bir adam “üstüne başına dikkat et, milleti azdırıyorsun” diyerek Canan Kaymakçı isimli kadına sözlü saldırıda bulundu.
Aralık ayında Ankara'da yaşayan 20 yaşında bir üniversite öğrencisi evine gitmek için indiği otobüsten takip edilip evinin önünde tacize uğradı. Saldırgan sosyal medyadaki dayanışma sayesinde bulundu. Saldırgan ifadesinde “Mini etek giymişti tahrik oldum” dedi.
Sosyal medya hesabından beden eğitimi dersinde eşofman giyen öğrencilerden tahrik olduğunu ima ederek , 'Kız öğrencilerin giydiği eşofman onları çıplak yapar', şeklinde paylaşımlar yayınlayan Ayşe Kemal İnanç Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde görevli Felsefe öğretmeni Ercan Harmancı hakkında Konya Milli Eğitim İl Müdürlüğü tarafından başlatılan soruşturma sonucu görevden alındı.
332 KADIN CİNSEL ŞİDDETE UĞRADI
2017’da toplam 332 kadın cinsel şiddete uğradı.  Edirne'ye otobüsle seyahat eden M.K kendisine cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla muavin E.G’den şikayetçi oldu.
Uşak'ta nişanlısı H.Ö tarafından cinsel istismara uğrayan 16 yaşındaki A.S, istismar sonucu hamile kaldı. Bebeği evinin tuvaletinde kimse yokken gizlice doğurup ailesinden korktuğu için dışarı attı.
Bursa’da G.A ayrılmak istediği için erkek arkadaşının tecavüz girişimine maruz kaldı. Genç kadın kurtulmak için evin camından atlamak istedi. Çevredekilerin müdahalesiyle hastaneye kaldırılan genç kadın, kurtulmak için intihar etmek istediğini açıkladı.

Korkunç rapor: Türkiye, çocuk istismarında dünyada üçüncü
Antalya Serik'te kurulan Çocuk İstismarıyla Mücadele ve Çocuk Haklarını Koruma Derneği başkanı, Türkiye'nin çocuk istismarı konusunda dünyada üçüncü sırada olduğunu vurguladı. Oğuz'un ortaya koyduğu çocuk istismarı rakamı ise acı gerçeği gözler önüne serdi.
GÜNDEM

10 Ocak 2018 Çarşamba 11:45
BUĞRA Kaan Oğuz, "Çocuk istismarı konusunda ülkemiz ne yazık ki dünyada üçüncü sıradaTürkiye Psikiyatri Derneği yaptığı araştırmada, ülkemizde istismara uğramış çocuk oranını yüzde 33 olarak tespit etti. Bu rakam her 3 çocuktan 1'i demektir. Dünyada ise son 10 yılda cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı 250 bin civarında" dedi.
“ÇOCUKLAR YAŞADIKLARI TRAVMALARLA KALIYOR”
Derneğin faaliyetleri hakkında bilgi veren ÇOCUKÇA Başkanı Buğra Kaan Oğuz, birkaç çocuk istismarı dosyasına avukat olarak atanmasının ardından derneğin kurulmasının gündeme geldiğini söyledi. Çocuk istismarıyla ilgili oranları araştırdıklarını ve çarpıcı rakamlara ulaştıklarını anlatan Buğra Kaan Oğuz, “Dünyada her 5 çocuktan 2’si fiziksel, duygusal ya da cinsel istismara uğruyor veya ihmal ediliyor. Ve ne yazık ki uzmanlar cinsel istismar vakalarının ancak yüzde 15’inin adli mercilere intikal ettiğini söylüyor. Gerisinin üzeri bir şekilde kapatılıyor ve çocuklar yaşadıkları travmalarla kalıyor” dedi.
‘ÜLKEMİZ NE YAZIK Kİ DÜNYADA ÜÇÜNCÜ SIRADA’
Çocuk yaştaki cinsel istismarın ilerleyen yaşlarda açığa çıkıp ciddi sorunlar yarattığını vurgulayan Buğra Kaan Oğuz, şöyle dedi:
“Öyle ki yapılan araştırmalara göre istismarcıların en az yüzde 50’si çocukluğunda istismara uğramış kişiler. Halbuki istismara uğrayan çocuk bunun akabinde psikolojik destek alsa, bu travmayı atlatması mümkün, fakat çoğu olayda çocuk hiçe sayılıp olayın bir şekilde üzeri kapatılmaya çalışıldığı için mağdur bir kez daha mağdur ediliyor. Çocuk istismarı konusunda ülkemiz ne yazık ki dünyada üçüncü sırada. Türkiye Psikiyatri Derneği yaptığı araştırmada, ülkemizde istismara uğramış çocuk oranını yüzde 33 olarak tespit etti. Bu rakam her 3 çocuktan 1’i demektir. Dünyada son 10 yılda cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı ise 250 bin civarında. Antalyamız ise Türkiye’de 4’üncü sıradadır.
‘MÜCADELE EDİLMESİ GEREKEN BİR HASTALIK’
Dünyadaki oranlar hakkında da bilgi veren Buğra Kaan Oğuz, Avrupa ülkeleri ve ABD’de de tablonun çok iyi olmadığını vurguladı. Buğra Kaan Oğuz, şöyle dedi:
“Dünyada en çok çocuk istismarı içerikli yayın yapan internet sitesi Avrupa’da. Ve Hollanda bu konuda birinci sırada. ABD, Kanada, Fransa ve Rusya ise, onun ardından geliyor. Dünyada çocuk istismarı konusunda ilk 10’da Güney Afrika, Bangladeş gibi ülkeler başı çekerken ardından Türkiye, İngiltere, ABD, Rusya ve Avustralya geliyor. Görüldüğü gibi bu suçun, bu pedofili olarak tanımlanan hastalığın ekonomi, refah seviyesi, okuryazarlık yani kısacası her anlamda gelişmişlik diye tabir edebileceğimiz olguyla hiçbir alakası yok. Bu tamamen üzerine eğilinmesi ve mücadele edilmesi gereken bir hastalıktır. Tabi biz bu araştırmaları yapıp kendimizde belli bir bilinç oluşunca ister istemez rahatsızlık duyduk.”
Belediye Başkanı Ramazan Çalık, çocuk istismarının Türkiye’de de yaygınlaşmasından duyduğu üzüntüyü dile getirirken, bununla mücadelenin herkesin görevi olduğunu vurguladı.
‘BUNUN OKUMUŞLUKLA CAHİLLİKLE ALAKASI YOK’
Kaymakam Haluk Şimşek de gelişmiş toplumların en büyük sorununun çocuk istismarı ve kadına şiddet olduğunu aktarırken, “Bazı kadınlar da evde şiddete uğruyor. Bunun okumuşlukla cahillikle alakası yok ama dışarıya söyleyemiyor. Çocuklar da ne yazık ki istismara uğruyor, söyleyemiyor. En büyük sorunlardan biri bu. Önemli olan bu olayları başlangıcında yakalayıp müdahale edebilmek” dedi.
Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2018, 12:06
Suudi din adamı: İslam’a göre eşcinsellik sapkınlık ve suç değil
19 Mart 2018
2543

Suudi Arabistanlı din adamı Salman Odah, eşcinselliğin İslam dininde bir sapkınlık olarak görülemeyeceğini ve cezalandırılmaması gerektiğini söyledi.
Suudi ahlak polisi artık ‘dokunamayacak’
Bir İsveç gazetesine konuşan Odah, “Eşcinsellik tüm Semitik dini kitaplarda günah olarak görülse de bu dünyada bir cezaya tabi olması gerekmiyor. Bu yapan kişinin öbür dünyada bedelini ödeyeceği bir günah” dedi.
İslam dininde eşcinselliğin günah olduğunu ancak eşcinselliğin sapkınlık olduğunu söyleyenlerin asıl sapkınlar olduğunu belirten Suudi din adamı, “Eşcinsellere idam cezası vererek eşcinsellerden çok daha büyük günah isliyorlar” diye konuştu.
Suudi Arabistanlı din adamı Salman Odah:İslam’a göre eşcinsellik sapkınlık değil
Odah’ın bu sözleri sosyal medyada büyük ses getirirken, ‘Odah’tan eşcinselliğe izin’ etiketiyle kampanya başlatıldı. Twitter’daki bazı kullanıcılar, İslam’a göre eşcinsellerin idam cezası alması gerektiğini savunarak Odah’ın sözlerine tepki gösterdi.
Bir dönem muhalif görüşleriyle tanınan Odah, bugün Suudi yönetimini destekleyen başlıca din adamları arasında yer alıyor.
Kuranda sapık ile alakali tahmini 51 ayet geçiyor
2:16 -İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar.
2:175 -İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!
2:256 -Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir.
3:90 -Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
3:164 -Andolsun ki Allah, müminlere kendilerinden, onlara kendi âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitab ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
4:44 -Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.
4:60 -Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.
4:116 -Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Allah'a ortak koşan, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür.
4:136 -Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur.
4:167 -Şüphesiz inkâr edip, insanları Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
6:74 -İbrahim, babası Âzer'e demişti ki: "sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum".
7:30 -(O) bir topluluğu doğru yola iletti, bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, şeytanları Allah'tan başka dostlar tuttular ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
7:202 -Şeytanların kardeşlerine gelince, onlar öbürlerini sapıklığa sürüklerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
22:12 -Allah'ı bırakır da kendine ne zarar, ne menfaat veremeyecek şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.
25:41 -Seni gördükleri zaman "Bu mu Allah'ın Peygamber olarak gönderdiği?" diye hep seni alaya alıyorlar.
25:42 -"Şayet tanrılarımıza inanmakta sebat göstermeseydik, gerçekten de bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı" diyorlar. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler!26:97 -"Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
27:60 -(Onlar mı hayırlı) yoksa, gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la beraber başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir güruhtur.
27:81 -Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.
28:50 -Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.
28:85 -(Resulüm!) Kur'ân'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: "Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir."
30:53 -Körleri de sapıklıklarından hidayete getiremezsin. Sen ancak âyetlerimizi iman edeceklere duyurursun da onlar müslüman olur, selâmeti bulurlar.
31:11 -İşte bu, Allah'ın yarattığıdır. Haydi gösterin bana O'ndan başkaları ne yaratmıştır? Fakat o zalimler, apaçık bir sapıklık içindedirler.
33:36 -Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âşi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.
34:8 -O, bir yalanı Allah'a iftira mı etti, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, doğrusu âhirete inanmayanlar, derin bir sapıklıkla azab içindedirler.
34:24 -De ki: "Size göklerden ve yerden rızık veren kimdir?" Yine de ki: "Allah'tır, herhalde ya biz, ya da siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir sapıklık içindeyiz."
36:24 -"Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."
37:69 -Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
39:22 -Allah, kimin bağrını İslâm'a açmış ise işte o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Artık Allah'ın zikri hususunda kalpleri katılaşmış olanların vay haline! İşte bunlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
41:52 -Ey Muhammed! De ki: "Ne dersiniz? O Kur'ân Allah tarafından gelmiş olup da sonra siz onu inkâr etmişseniz, o takdirde Hak'tan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir?"
42:18 -O'na inanmayanlar kıyametin çabuk gelmesini istiyorlar. İnananlar ise O'ndan korkarlar ve O'nun hak olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet saati hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
43:40 -Ey Muhammed! O halde sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut körlere ve apaçık bir sapıklık içinde bulunanlara sen mi doğru yolu göstereceksin?
46:32 -Her kim Allah'ın davetçisine uymazsa bilsin ki, yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak değildir. Onun Allah'tan başka dostları da yoktur. İşte onlar apaçık bir sapıklık içerisindedirler.
50:27 -Yanındaki arkadaşı (şeytan) der ki: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi".
54:24 -"Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.
56:51 -Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
56:92 -Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
56:93 -İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
62:2 -O'dur ki ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allah'ın âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderdi. Oysa onlar, önceden apaçık bir sapıklık içinde idiler.
71:24 -Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır.

Formun Üstü
Kuranda Zina
Güzel Kuranı kerimimizde geçen zina ile ilgili ayetler. Kuranda geçen zina ile ilgili ayetler tarafımızca seçilip otomatik listelenmekte.
Kuranda zina ile alakali tahmini 15 ayet geçiyor
4:15 - Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin. 

4:25 - Sizden her kim hür mümin kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir). 
17:32 - Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur. 

24:2 - Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun. 

24:3 -Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır. 

24:4 -Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar. 

24:5 -Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir. 

24:6 -Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir.
24:7 -Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.
24:8 -Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, 

24:9 -Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır. 

25:68 -Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı(nın cezasını) bulur. 

33:30 -Ey peygamberin hanımları! sizden her kim bir terbiyesizlik ederse ona azab iki kat katlanır. Bu Allah'a göre çok kolaydır. 

60:12 -Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey'at ederlerse onların bey'atlarını al ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

65:1 -Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir. 

Bar Mitzva ve Bat Mitzva
Reşitlik

"Bar Mitzva" ‘buyruğun oğlu', "Bat Mitzva" da ‘buyruğun kızı' demektir. Bu terim bir çocuğun yetişkin yaşa gelmesi anlamındadır, ancak genelde bu geçiş dönemi törenini anlatmak için kullanılır.


Yahudi kanununa göre çocuklar dini şartları uygulamakla yükümlü değildir; buna rağmen ileride bu gereklilikleri yerine getirmek için çocukluk yıllarında öğrenmeleri ve tatbik etmeleri teşvik edilir. Oğlanlar 13, kızlar da 12 yaşından itibaren bu emirleri yerine getirmelidirler. Bar Mitzva töreni resmi bir şekilde bu geçişi simgeler. Bunun yanında ayinleri yönetebilmek, minyan (bazı dualar için gerekli en az 10 yetişkin erkek) içinde sayılabilmek, (dini açıdan) resmi anlaşmalar yapabilmek, mahkemede tanıklık edebilmek ve evlenebilmek hakları da gelir.

Yahudilerde oğlanlar 13 yaşına varınca otomatik olarak Bar Mitzva, kızlar da 12 yaşında Bat Mitzva kabul edilir. Bu hakları ve sorumlulukları kazanmaları için bir törenden geçmeleri gerekmez. Günümüzde yapılan tören ve kutlamalar geçtiğimiz yüzyıla kadar duyulmamış olaylardı.


Birçok kişi 12 ve 13 yaştaki bir insanın yetişkin olarak kabul edilmesini zirai toplumlardan kalma demode bir fikir olarak görür. Ancak Bar Mitzva kavramı her konuda tam bir yetişkinlik, çalışma hayatına atılma, kendi başına yaşamak veya evlenip çocuk sahibi olmakla ilgili değildir. Talmud bunu çok iyi açıklar. Bar Mitzva bir kişinin hareketlerinden kendisinin sorumlu olmaya başladığı ve buluğ çağına geldiği yaştır.


Evlilik

Tevrat'ta evlilik işlemleri ile ilgili çok az yönlendirici bilgi bulunur. Eş bulma yöntemi, düğün töreninin şekli ve evlilikte ilişkiler Talmud'da anlatılır.

Talmud'a göre bir oğlan çocuğuna hamile kalınmadan 40 gün önce göklerden bir ses doğacak çocuğun ileride kimin kızıyla evleneceğini duyurur. - Tam anlamıyla, cennette yapılmış bir eşleştirme!

Talmud bir kadınla evlenmenin üç yolunu açıklar: ‘Para karşılığı', ‘bir anlaşma' yoluyla ve ‘cinsel ilişkiyle'. Genelde bütün bu üç şart da yerine geldiği halde bağlayıcı bir evlilik için sadece bir tanesi yeterlidir.

Birinci yol olan ‘para karşılığı', nikâh yüzüğüyle yerine getirilmiş olur. Kadının ‘para'yı kabul etmesi, erkeği kocalığa kabul edişini simgeler. Her halükarda Talmud bir kadının ancak kendi rızası ile evlendirilebileceğini belirtir.

Düğün töreninde damat geline ‘evlilik anlaşması' olan "Ketuba"yı verir. Erkeğin evlilik boyunca karısına olan sorumlulukları, ölüm halinde mirasın paylaşılması, çocukların geçimi ile ilgili sorumluluklar, hatta boşanma durumunda kadına verilecek nafaka dahi Ketuba'da yazılıdır. Ketuba bir hattat tarafından yazılıp, çoğu zaman evlerin duvarlarını süsleyen güzel bir kaligrafi örneğidir.

Evlilik işlemi iki aşamada gerçekleşir. "Kiduşin" (genelde ‘nişanlılık' diye çevrilir) ve "Nisuin" (nikâh, evlilik). Kiduşin sadece ölüm ve boşanmayla feshedilir. Ancak Kiduşin döneminde çiftler birlikte yaşamazlar; evliliğin getirdiği karşılıklı sorumluluklar ise, Nisuin tam olarak gerçekleşmeden başlamaz.

Geçmişte, Kiduşin ve Nisuin arasındaki süreç en az bir yıl olurdu. O süre içinde damat yeni ailesi için bir ev hazırlardı. Günümüzde genelde bu iki tören aynı anda yapılıyor.

Yahudi kanununa göre evlilik iki kişi arasındaki özel bir ‘anlaşma' olduğu için bir hahamın veya başka bir dini yetkilinin varlığını gerektirmez. Ancak, genellikle bir haham huzurunda yapılır.
http://www.projetaladin.org/holocaust/tr/bir-meslemanin-yahudilik-rehberi/yahudi-yaami.html


Yahudilik'te evlilik yaşı: 3

Medya, Türkiye'de meydana gelen her türlü taciz ve tecavüzü İslam ve Müslümanlıkla irtibatlandırırken, Yahudilikte evlilik yaşının 3 olduğu ortaya çıktı. Akademisyen Abdulhamid Ramazanoğlu'nun kaleme aldığı yazı, sosyal paylaşım sitelerinde paylaşım rekoru kırıyor:
10.1.2018 00:13:26

YAHUDİLERDE EVLENME YAŞI

"Yahudilikte evlilik yaşı nedir?
Bizdeki din, diyanet düşmanlarının esas çatışması İslamladır, İslama düşmandırlar. Ne yapsak da değersizleştirsek diye uğraşırlar. Diğer dinlere Yahudiliğe, Hıristiyanlığa bir diyecekleri yoktur.
Güncel tartışmalara binaen merak ettim acaba Yahudilikte evlilik yaşı nedir diye.

İlginç ve korkunç bir durum olduğunu gördüm.

Yahudilikte Tevrat'tan sonra ikinci önemli kaynak ve Tevrat'ın esas tefsiri kabul edilen Talmut'a göre, kız çocukları için evlilik yaşı ÜÇTÜR.

Hatta din adamlarının üç yaşından küçük kızlarla evliliği de mümkündür.

Talmut'tan kaynaklarıyla birlikte bir kaç cümleye yer vermek istiyorum:

R. Yusuf dediki: Kız çocuğu 3 yaş ve birinci günde evlenebilir ve kendisiyle cinsel ilişkiye girilebilir. (Talmut, Sanhedrin, s. 55)

Kahinlerin 3 yaşından küçük çocuklarla evliliği caizdir. (Talmut, Yvamot, s.60)

Hz. İshak, 40 yaşında evlenmiştir. 37 yaşında Rebecca doğmuş. İshak Rebecca evlilik yaşına gelsin diye üçyıl beklemiş, sonra da onunla evlenmiştir. (Yani Hz. İshak Rebecca ile üç yaşında iken evlenmiştir. (Talmut, Rabbah, 57)

9 yaşındaki erkek çocuk ölen kardeşinin eşiyle evlenebilir. (Talmut, Sanhedrin s. 55)
(Paylaşalım ki İslama karşı yaygara koparanlar da görsün)"
Abdulhamid Ramazanoğlu
https://www.timeturk.com/yahudilik-te-evlilik-yasi-3/haber-824374

“Birlikte oturan kardeşlerden biri oğlu olmadan ölürse, ölenin dulu aile dışından biriyle evlenmemeli. Ölenin kardeşi dul kalan kadına gidecek. Onu kendine karı olarak alacak, ona kayınbiraderlik görevini yapacak. Kadının doğuracağı ilk oğul, ölen kardeşin adını sürdürsün. Öyle ki, ölenin adı İsrail’den silinmesin.” (Tesniye 25/5-6 ).

Bu yazılanlar ne kadar doğru?
Yahudiler kendilerinden olmayanlara nasıl bakıyor?
Kendi öz kızları ve oğullarının zorla ırzlarına geçiyorlar mı? Hepsi aşağıda;
CİNSİ SAPIK YAHUDİ RABBİLERİ VE YAHUDİLER.

Ülkemizde, İslamiyetin doğuşundan bu güne “72” tarikat kurarak dinde bölünmeye hizmet ettiklerini açıklayan Yahudi cemaatları, Yahudi oldukları açıklanan Ensar vakfında kalan fakir aile çocuklarına tecavüz olayları, özellikle güney doğu Anadolu, kuzey Irak Kürtleri arasında da yaygın olan Yahudi dini Musevilerinin yaşamlarındaki recmi kız sünneti, kulamparalık, eşcinsellik ve ensest biseksüel aile yaşamlarını tarihin ilkelliğine terk etmedikleri ve hala sürdürdüklerine İsrail’de yayınlanan aşağıdaki utanç verici haberle bir kez daha tanık olduk.

Aynı ilkel, sapık ensest tecavüz olayı, Zihin Kontrolü projesinde kullanıldığını anlatan ve iğrenç yaşamını kitaplaştıran ABD’li Yahudi mağdure Cathy O’Brien’in yazdığı ve dilimize Mine Kırıkkanatın çevirdiği “Baykuş İmparatorluğu" kitabının da esas konusudur. 
Cathy’nın ve kızının da öz babasının yıllar süren taciz ve tecavüzlerinin işlendiği bu kitaptaki yazılanların iftira değil gerçek olduğunu, asla tarihin karanlıklarına gömülmediğini, İsrail ve ülkemizde “haremlik-selamlık”, İsrail’deki adıyla “Mehadrin Otobüslerini”, İslami mahremiyet maskesiyle topluma dayatmalarının arkasında iğrenç, ilkel, “aynı soydan ensest üreme inancına bağlı aşırı ırkçılıklarını Sünni Müslüman maskeleriyle insanımıza kabul ettiremeyeceklerdir.
Sabiler, Zerdüştler, Mitracılar,eski Mısır dinlerinden aldıkları ilkel ve pedofilik, ensest sapkın dini geleneklerini bulundukları şehirlerde  o şehrin insanlarının dinlerine bağlı insanlar olarak görünerek, ama evlerinde gizli gerçek dinlerini uygulayarak kripto yaşayan Yahudiler milletlerin ahlaki değerlerine, cinsel özgürlük kampanyaları ile zarar vermektedirler. Asıl istedikleri ise iğrenç sapkın dini geleneklerini rahatça yaşayabilmektir.
Aklıselim, çağdaş bilime dayalı hukuk, demokrasi geleneklerine bağlı olanlarını tenzih ederim. Onların insanlığa katkıları sayılamayacak kadar fazladır.

BAŞ RABBİ OVADIA YOSEF “YAHUDİ OLMAYANLARIN ROLÜ, MESİH ZAMANINDA YAHUDİLERE HİZMET ETMEKTİR.”

İsrail Jerusalem post ve Haretz tarafından bildirilen söylemin ne anlama geldiği hakkında okuyan ve izleyenlerin %99’unun bir fikri yoktur.
Goyimler (köleler) sadece bize hizmet etmek için doğdular. Sadece İsrail’in Halkına hizmet etmelerinde, yeryüzünde bir yerleri olmayacaktır.
Yahudi olmayanlar niçin gereklidir?
Toprağı sürecekler, ekecekler, biçecekler, çalışacaklar.
Biz de efendi gibi oturup yiyeceğiz!...
Yosif’e (Yusuf) göre, “ölümün İrail’de Yahudiler üzerinde bir hakimiyeti olmayacaktır.
Herhangi biri gibi Yahudi olmayanların ölüme ihtiyaçları olacak, fakat (Tanrı) onlara uzun ömür verecektir.
Niçin?
Düşünün, birinin eşeği öldüğünde para kaybeder, bu onun hizmetçisidir.... Bu onun niçin uzun ömüre ihtiyacı olduğunun nedenidir, bu Yahudiye çok iyi hizmet etmek içindir.”

Ovadia Yosif (24 Eylül 1920- 07 Ekim 2013) bir Talmud alimi ve Yahudi şeriat hukuku (Halaka) uzmanıydı, ve uzun süre İsrail aşırı Ortodoks partisi Shas’ın ruhani önderiydi. Irak’ta doğdu, İsrail’in  Baş Rabbi’si, bir Seferad Yahudisiydi.
İsrail’in Baş Rabbi’si ve İsrail’deki Yahudi halkının şeriat hukukunda en yüksek Halaki otoritesiydi.
İsrail Rabbilik konseyine birbirine yardımcı ve yerine bakabilen iki Rabbi seçilir. İsrail Yahudileri adına dini düzenlemeleri yapmaya idare etmeye yasal olarak yetkilidir. Ayrıca İsrail dışında yaşayan Yahudilerin de halaki konularındaki sorunlarına verdiği yanıtlara itaat edilir. Konsey,rehber ve gözlemci ajanslar kurmaya yetkilidir. Haredim ve özellikle Mizrahi Yahudi toplumlarınca Yosif’e yüksek derecede itaat edilmiş, aralarında en iyi  yaşayan Halaki yetkilisi olarak tanımlanmıştır.
Kısaca çok önemli ve eski Yahudi papası olan  ruhani önderin ifadesini yanlış buluyorum.
Bir düşünün, Yahudi rabbi’sine karşıt olarak Papa’nın “Hristiyan olmayanlar, Hristiyanlara hizmet etmek için yeryüzüne konulmuşlardır” dediğini.
Yahudilerin çoğunun bir değer vermediği sözlerin sahibinin yaşı nedeniyle delirdiğine verdiklerini düşünerek......bir kere daha düşünün diyoruz. Ruhani önder Ovadia’nın 30 yıllık liderliğinde Shas partisi, İsrail’in millet meclisindeki, aşırı ırkçı politika güden, iktidarı belirleyen dördüncü büyük siyasi partisi haline gelmiştir.
Şimdi Shas partisi, tam adıyla  “Seferad Tevratını Koruma Hareketi”, Amerikan Seferad Yahudileri ile birleşebilmek için 04 Aralık 2011’de bir köprübaşı inşa etmek üzere Amerika Brooklyn’de “Shas’ın Amerikalı Arkadaşları” adıyla bir grup kurdu. Bununla İsrail’deki başarısını ABD’de tekrarlamak istemektedir.
Dimona’daki Negev Nükleer Araştırma Merkezinde Shas partisi, birinin beynini yıkamak istiyor ve onu teslimiyete inandırmak için “Hastalıklı eşekleri ayıklama mevsiminde bazı İsrail’lilerin bir çok nükleer füzesi olacaktır.”

Habere yapılan iki yorum da blogculardan gelmiştir ve İngilizcedir;

2 Responses to FORMER CHIEF RABBI OF ISRAEL OVADIA YOSEF: GOYIM ARE DONKEYS PUT ON EARTH TO SERVE JEWS
(Çevirisi; Eski Yahudi Baş Rabbi’si Ovadia Yosif;”Goyimler, yeryüzüne Yahudilere hizmet etmek için konulmuş eşeklerdir”
Cj aka Elderofzyklons Blog says:
Reblogged this on ElderofZyklon's Blog!.
YAHUDİLER VE RABBİLERİ-YERYÜZÜNE İNSAN ŞEKLİNDE KONULMUŞ EN BÜYÜK HAYVANLAR MIDIR?
Zaman, zaman, masum, onlara hiç zarar vermeyen Yahudi olmayanlar hakkında kötü Rabbilerin, “kendilerine zarar veremeyen insan şekilli hayvanlar” dediklerini işitmekteyim.
Bu yüzden düşünmeye başladım ve bir insanın, hayvan şeklinde insan olup olmadığını anlamak için yaptıkları işler,ne, kararlarına, ahlaki değerlerine bakmak gerektiğine ve bunların hayvanlara benzeyip benzemediklerine bakarak en iyi kararın verilebileceğinde karar kıldım.
Bunun içinde “kötü işleri esasında Yahudi Rabbilerinin “insan biçiminde hayvanlar” olmaya en uygun olanlar olduklarına karar verdim.
İşte Tecavüzcü Rabbiler;
Incest is rampant among these Jewish barbarians (above site too).
İşte Organ satan rabbiler;
Rabbis rape female congregants. They invite them for Torah study during the day, while husbands at work, and then seduce them. See the book: Sex, Lies and Rabbis. (Bayan kongre katılımcılarını  kocaları işteyken Tevrat çalışmaları için davet edip baştan çıkartan rabbiler için “Seks, Yalanlar ve Rabbiler” kitabına bakınız)
Rabbis rape boys at birth (Doğan çocuğa tecavüz eden Rabbi): https://richarddawkins.net/2014/07/why-ultra-orthodox-jewish-babies-keep-getting-herpes/
Based on this, shouldn’t people starting thinking about rabbis as animals in human form? Is that why many Judaists also behave like animals in human form—inciting war, promoting and engaging in porn, alienism, inter-racial conflict, filthy rap music, feminism, liberalism, wars, corruption, crime, terrorizing Gazans, bribery, white collar crime, etc. etc.

Çevirisi;
Bunlara bakarak, insan biçiminde hayvan olanların Yahudi Rabbileri olduğunu düşünmeye başlamayınız. Yahudilerin çoğunun “insan şeklinde hayvanlar gibi” niçin hareket ettiklerini mi düşünüyorsunuz?
 Onlar beyaz yakalı suçlular olarak, savaş çıkartma,pornoculuk, uzaylı dinleri, ırk kavgaları, kokmuş Rap müziği, feministlik, liberalizm, savaşlar, rüşvet, Gazzelileri terörle yok etmek gibi hayvani davranışlarıyla zaten hayvandırlar.

Judaists—animals in human form?
Yahudiler=İnsan biçiminde hayvanlardır.


Kevin says:
JUDAISTS AND THEIR RABBIS—ARE THEY THE BIGGEST ANIMALS IN HUMAN FORM?
I hear from time to time some insane Rabbi calling innocent gentiles, who have done them no harm, as “animals in human form” or some such thing.
So I started thinking—the best way to decide is somebody is an animal in human form is to look at their deeds and then decide, based on their moral behavior (or rather, a lack thereof) if they are behaving like animals.
I therefore think that Jewish Rabbis are eligible to be called “animals in human form” based on their evil deeds.
İşte Tecavüzcü Rabbiler;
Incest is rampant among these Jewish barbarians (above site too).
İşte Organ satan rabbiler;
Rabbis rape female congregants. They invite them for Torah study during the day, while husbands at work, and then seduce them. See the book: Sex, Lies and Rabbis.
Based on this, shouldn’t people starting thinking about rabbis as animals in human form? Is that why many Judaists also behave like animals in human form—inciting war, promoting and engaging in porn, alienism, inter-racial conflict, filthy rap music, feminism, liberalism, wars, corruption, crime, terrorizing Gazans, bribery, white collar crime, etc. etc.
Judaists—animals in human form?

Kızının ve oğlunun ırzına geçen askeri Rabbi haberini okuyalım şimdi de;
Araplar aynı zamanda Sodom ve Gomora halkıdır ve Allah’ın meleklerine bile tecavüze kalkışmışlardır, Kur’an’dan okuyalım;
Kamer Suresi 54:37;
54:37-Ve Lut’un konukları olan meleklere tecavüz etmeye kalkıştılar. Biz de onların gözlerini silme kör ederek “Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı tadın dedik”.
Tevrat’ta aynı olay;
Yar.19: 4 Onlar yatmadan, kentin erkekleri -Sodom'un her mahallesinden genç yaşlı bütün erkekler- evi sardı.
Yar.19: 5 Lut'a seslenerek, "Bu gece sana gelen adamlar nerede?" diye sordular, "Getir onları da yatalım."
Askeri Yahudi Din Adamı Rabbi, Kızına Tecavüzle Suçlanıyor.

Kızının şikayeti üzerine açılan davada, baba suçlamaları inkar etti. Polis, Rabbi’nin erkek oğullarından birini de kullandığından şüpheleniyor
Eli Senyor.
Published: 09.05.08, 13:47 / Israel News

Yüksek dereceli bir askeri Rabbi, 15 yaşından beri, son sekiz yıldır kızına taciz ve tecavüz ettiğinden şüpheleniliyor. Ek olarak polis, adamın diğer çocuklarına da saldırdığından Cuma günkü mahkemeye kadar göz altında  tutmak istemektedir.
Yapılan açıklamalara göre, adamın kızının Shfela Sub Dıstrict Police Station’a (Şfela Polis Karakolu) gelerek babasına karşı dava açmak için gelmesiyle polis haberdar olmuştur. Görünüşe göre kızın aldığı terapi yardımının etkisiyle cesaretlenip polise müracaat etmiş.
İfadesinde, 15 yaşından itibaren babasının kendisine taciz ve tecavüz etmeye başladığını, bu zaman içinde evde yalnız kaldıklarına defalarca babasının taciz ettiğini söylemiştir.
Şikayeti takiben polis babayı tutuklamış, yakalanan baba kendisine karşı yapılan suçlamaları yanlışlık olarak açıklamıştır.
Kızın ifadesini esas kabul eden polis, babayı tutuklayarak gece boyunca nezarette tutmuştur. Kız, ifadesinde ayrıca babasının erkek kardeşlerinden birini de mağdur ettiğini söylemiştir.”
Türk ve Müslüman kimliği adı altında yapılan çocuk evlilikleri, tecavüzleri, recm gibi her türlü pis geleneğin kripto, Müslüman gibi namaz kılıp oruç tutan Yahudiler ile Yahudiliği din olarak benimsemiş, soy olarak Yahudi olmayan Musevilerce işlendiğine apaçık bir delili okudunuz.
Bize “ahlak din dersi vermeye kalkan, sarıklı cübbeli din manyaklarının özünde ne kadar sapık ve ırkçı” olduklarını bu haber aklı olanlara kanıtlamıştır.
Ne sapık dinleri ne de sarık, cüppelerinin İslam ile bağı olmadığı gibi çağdaş bilimsek hukuk ve ahlakla da bağı yoktur. Okuryazarlığın, düşmanı, cehaletin aşığı olan bu sapıklar da sapıklıkları da ülkemiz ve dünyada devlet eliyle ortadan kaldırılmalıdır.

Haberin İngilizcesi ve linki;
Military rabbi suspected of raping daughter

Major arrested after daughter files complaint. Man denies claims, police suspect he also
assaulted one of his sons
Eli Senyor

A military rabbi, holding the rank of major, has been arrested under suspicion of raping and
molesting his daughter for the last eight years, since she was 15. In addition, police suspect
that the man may have assaulted another one of his children and plan to ask the court to extend
his remand on Friday.
From the few released details, the man's daughter arrived at the Shfela Sub District Police
station and asked to file a complaint against her father. It appears that the daughter had
gained the courage to complain to the police after going through therapy.
In her statement, the daughter said that her father began raping her when she was 15, and
molested her on several occasions when the two of them where at home together.
Following the complaint, police arrested the father. He denied the charges against him and
called them false.
Police accepted the daughter's version of events, as it was consistent, and decided to hold the
father for the night. In her statement, the daughter claimed that one of her brothers had also
been victimized by their father.
http://www.ynetnews.com/articles/0,7340,L-3592551,00.html

Dilimize çeviren ve yayınlayan
Alaeddin Yavuz

Geçmiş yazılarımda da delillendirerek yazdığım, Sabiliğe dönmüş, kadınları çarşaf-peçe, burka, erkekleri sarık, cübbe giyen, her şeyiyle Sünni Müslüman gibi ibadet eden, şeytana tapınan Beyt el Şems yani Güneş evi-Şemsi Yahudiler bunlardır. İngiliz dilinde bunlara “Ultra Orthodoks Jews-Aşırı Ortodoks Yahudiler” köktendinci, şeriatçı, cinsi ve dini sapıklar bunlardır.
Tevrat’ta ne yasaklandıysa hepsinin harfiyen tersini yaşayan bu sapık kavimler gerçekten yeryüzünde yaşamamalıdır.
Yazı ve yorumları içinde olan çevir haber yazıda, kendileri dışındaki milletlerden bu kadar nefret eden, bu kadar paranoyak, en az 2600 yıldır başka milletlerin merhametleri ile hayatta kalabilmiş, sapık, lanetli, cüzamlı, kendi kız ve erkek evlatlarının ırzına geçen ve kendi ırzına da geçtiren, ensest sapık, biseksüel Yahudi Rabbisi’nin ölümüyle gündeme gelmiş bu yazıya ekleyecek tek söz, “ne kadar Yahudi varsa yeryüzünden temizlenmelidir.” Bu bütün insanlığın vazgeçilmeyecek bir görevidir.”
Her türlü şansı kendileri kapattığından başka ne denilebilir ki?
Yok olun yeryüzünden...

Dilimize çeviren;
Alaeddin Yavuz.



SEPTEMBER 13, 2011
Hasidic Rabbi Who Raped His Own Daughter Resentenced


Rabbi Israel Weingarten was originally convicted on 5 counts related to the systematic rape of his minor daughter and transporting this daughter across international borders to commit incest and rape.

Originally published at 11:29 pm, 9-12-2011

Rabbi Israel Weingarten Re-sentenced To 30 Years In Prison
News Analysis: Hasidic rabbi raped his own daughter from when she was very young until she was able to flee her home at adulthood
Shmarya Rosenberg • FailedMessiah.com

Rabbi Israel Weingarten was originally convicted on 5 counts related to the systematic rape of his minor daughter and transporting this daughter across international borders to commit incest and rape.

He was sentenced to 30 years in federal prison.

But one count was later overturned on appeal because both legs of that particular trip were outside United States territory and therefore outside of US jurisdiction, and the case was sent back to the trial judge, Judge Gleeson, for resentencing.

Today that new sentence was handed down.

Rabbi İsrael Weingarten, küçük kızını, tecavüz etmek için düzenli olarak uluslar arası sınırların dışına götürdüğünden ve düzenli olarak ensest tecavüz etmekle ilişkili beş ceza maddesinden mahkum edildi.

Originally, Judge Gleeson had sentenced Weingarten to ten years for each of the 5 counts, with the latter two to be served concurrently with the first three, for a total of 30 years.

Today, Judge Gleeson did essentially the same thing, giving Weingarten 10 years for each of the remaining 4 counts, with the last 10 to be served concurrently with one of the first 3 counts, for a total of 30 years in federal prison.

Judge Gleeson called Weingarten – who was known as a talmud chacham (a wise student of Jewish law and the Talmud) and who recently served as a sort of father figure for the ba'al teshuva students at Rabbi Leib Tropper's Kol Yaakov yeshiva in Monsey, New York – a "vicious predator."

Despite years of warnings in the various Satmar communities Weingarten lived in – in Europe, the United States and, briefly, Israel – that Weingarten was raping his daughter, Weingarten was not turned in to police and his daughter was not protected.

Even today after his conviction, leading haredi rabbis in Monsey, Jerusalem, England and Belgium continue to support Weingarten and efforts to have his conviction overturned.

Why?

Because the daughter Israel Weingarten raped over the course of a decade and a half is no longer hasidic or ultra-Orthodox.

In other words, because this raped and abused woman chose to leave haredi Judaism after all the years these haredi rabbis covered up for her father and failed to protect her, her testimoney about her father's rapes is not deemed trustworthy by many of these haredi 'gedolim.'

For others, the mere fact that she is a woman is enough to disqualify her testimoney.



And for both groups of rabbis, Weingarten's status as a noted "talmud chacham" trumps whatever crimes Weingarten committed, just like Rabbi Baruch Lanner's kiruv, outreach, trumped his crimes according to his bosses at the Orthodox Union.

Modern/Centrist Orthodox rabbis have made real steps toward making sure nothing like the Lanner Case happens again.

Those steps are imperfect, and many of Lanner's enablers still play leading roles in Orthodox communal life. But real, concrete steps have been taken nonetheless.

But this is not true of the haredi community, where active coverups of child sex abuse are ongoing and victims are persecuted and intimidated by leading rabbis – an, sometimes, by thugs representing those rabbis.

Even here, with all the evidence against Weingarten, his conviction and the failure of his appeal, haredi rabbis are once again punishing the victim of sex abuse while protecting and supporting her abuser.

13 Eylül 2011
Kendi kızına tecavüz eden Hasidik Rabbi Tekrar Mahkum Edildi
Rabbi İsrael Weingarten, kendi öz kızını düzenli olarak uluslararası sınırların dışına götürerek ensest tecavüz etmekle alakalı beş maddeden mahkum edildi.
Orijinal yayınlanma tarihi 12 Eylül 2011 Saat 23;29
Rabbi İsrael Weingarten tekrar 30 yıl hapse mahkum edildi.
Haber Analizi; Hasidik Rabbi, çok küçük yaştan evden ayrılma çağına gelinceye kadar kendi kızına tecavüz etti
Shamaya Rosenberg Failed Messiah com.
Federal hapishanede 30 yıl hapse mahkum edildi
Fakat, dava maddesi, suçun ABD sınırları dışında uluslararası topraklarda işlenmesi yüzünden temyiz edildi ve bu yüzden tekrar karar verilmesi için yargılama isteğinde bulunuldu ve yargıç Glesson bu gün tekrar mahkum etti.
Bu gün yeni karar elimize geçti.
Gerçekte, Yargıç Glesson, Weingarten’i her biri 10 yıla karşılık gelen 5 maddeden, sonraki 3’ü, ilk iki maddeyle alakalı olarak toplamı 30 yıl hapse  mahkum etti
Bu gün, Yargıç Glesson, her biri 10 yıldan kalan 4 maddeden, sonuncusu 3 maddeye bağlı olan maddelere göre toplam 30 yıla tekrar mahkum ederek esas olarak aynı şeyi yaptı.
Yargıç Glesson, New York Monsey’de Kol Yaakov Yeshiva’daki Ba’al Teshuva öğrencilerinin baba figürü,Talmud ve Yahudi şeriatının akıllı öğrencisi “sapık yırtıcı” adıyla bilinen Rabbi Leib Tropper ‘a benzeterek Weingarten’i  Talmud Hahamı olarak çağırdı.
Weingarten’in kızına tecavüz etmek için yaşadığı Avrupa, ABD ve özetle İsrail’deki Satmar toplumlarının uyarılarına rağmen polise dönmedi ve kızı da koruma altına alınmadı.
Bu günkü mahkumiyetine rağmen Monsey, İsrail, İngiltere ve Belçika’daki Haredim rabbileri Weingarten’in hakkında verilen kararı bozmak için çabalarını sürdürmektedirler.
Niçin?
Çünkü, İsrael Weingarten on yıllık sürelerle kızına tecavüz etmişti ve Ultra Ortodoks Hasidik Yahudilerde buçuk yoktu.
Başka deyişle bu tecavüz ve istimar edilmiş kadın Haredim Yahudiliğini terk etmeyi seçmiş, Haredim rabbiler babasını korumak için olayların üstünü örtmüş, bir çok “gedolim” haredim yahudileri gibi babasına karşı şahitliğini dikkate almamışlar, onu korumamışlardır.
Diğerlerine göre de onun şahitliğini saymamak için kadın olması yeterliydi.
İki grup rabbiye göre, Weingarten’in statüsü, Rabbi Baruch Lanner’s kiruv’un Ortodoks cemaatinde iş verenlerine karşı işlediği suçların örtülmesi gibi, işlediği suçlar görmezden gelinerek “Talmud Hahamı” olarak kayıt edilmiştir.
Çağdaş/Merkeziyetçi Ortodoks Rabbiler, Lanner olayının tekrar yaşanmaması için gerçekten adım atmışlardır.
Bu adımlar mükemmel olmadığından Lanner olaylarının icraacıları Ortodoks sosyal yaşamında rollerini oynamaya
devam etmektedirler. Her şeye rağmen bu kaldırım adımlarının atılmış olması gerçektir.
Haredim topluluğunun çocuk istismarlarını örten bir toplum olduğu da doğru değildir ve bazen katilleri temsil eden bu rabbilerin, mağdurlar adına dava açmakta önderlik ettiklerine de rastlanılmaktadır.
Bu olayda bile tüm deliller Weingarten’in aleyhineyken, mahkumiyetini temyiz etmesindeki başarısızlığında da, haredim  rabbiler, cinsel istismar mağdurunun tacizcisini korunmasına karşın cezalandırmışlardır.
Dilimize çeviren
Alaeddin Yavuz

Yahudi çocuklarının ebeveynlerinin tecavüzlerine katlanmalarının temelinde bu Tevrat ayetinin olduğu iddia ediliyor;
Ebeveynini dinlemeyen oğula Recm
Söz Dinlemeyen Oğul
Tevrat Yasanın Tekrarı 21

Yas.21: 18 "Eğer bir adamın dikbaşlı, başkaldıran, annesinin ve babasının sözünü dinlemeyen, onların tedibine aldırmayan bir oğlu varsa,
Yas.21: 19 Annesiyle babası onu tutup kent kapısında görev yapan kent ileri gelenlerine götürecekler.
Yas.21: 20 Onlara şöyle diyecekler: 'Oğlumuz dikbaşlı, başkaldıran bir çocuktur. Sözümüzü dinlemiyor. Savurgan ve içkicidir.
Yas.21: 21 Bunun üzerine kentin bütün erkekleri onu taşlayarak öldürecekler. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız. Bütün İsrailliler bunu duyup korkacaklar."
Sizce çocuklar korkmakta haksız mıdır?
İşte çok kutsanan Yahudi Arapların gerçek kişilikleri tarih boyunca böyleydi.
Bütün peygamberler neden Yahudilerden çıkar sorusunun cevabının “vazgeçemedikleri ensest, biseksüel sapıklıkları olduğuna” tanık oldunuz.
Yahudilerin babaları İbrahim, İshak, İsmail,Yakup, Musa, Davut, Süleyman,Hristiyanların Allah’ı İsa, Müslümanların peygamberi Muhammet hepsi bu geleneklerin yarattığı cehennemde yetiştiler.Kur’an üç ayetin birinde Arapları boşuna sapıklıkla itham etmiyormuş.
Müslümanların Kur’an bile okumadıklarını bildiklerinden, peygamberiniz pedofilik sapık diye alay ediyorlar. Bir Müslüman bu yazdıklarımı bilse cevaplarını verir de buna sabredecek kadar olgun olanlar bu işi yapabilir.Artık, tebliğci peygamberden kusursuz tanrı yaratmak, toz kondurmamak bahanesiyle her eleştiriye saldırmaktan vazgeçilmeli, olaylar çağlarının gerçeklerine göre değerlendirilmelidir. Böylece insan putlar yok olacak, akıl hakim olacaktır. Artık aydın Müslümanlar da, deistler, agnostikler, ateistler de artmış haldeler, hem de tarihte olmadığı kadar.


AlaeddinYavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Arap geleneklerinde 3000 yıllık Bebek Evlilikl ve 
Cinsellik gelenekleri


AHMET EL MUBİ SUUDİ ARABİSTAN EVLENDİRME ESKİ BAKANI
BİR YAŞINDA BEBEKLE EVLENİLİR VE ARAP BEBEK SEVİCİ GELENEKLERİ


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.