"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

31 Ocak 2016 Pazar

PROTO SAHARA DİNLERİ VE ÖTEKİ DİNLERE ETKİLERİ


Bu yazı bir çeviri yazıdır. Aynıyla yorumsuz veriyorum. Bazı araştıran beyinlere yardımı olacağı kesindir.

PROTO SAHARA DİNLERİ

Clyde Ahmet Winters.

ABD Ohio’lu Zenci bir yazar.

Tüm kavimlerin Zencilerden türediğini iddia eder.

Gen Arkeolojisi ile uğraşır.



Asya ve Afrika tanrıları Proto Sahara kökenlidir. Bu eski tanrılarla ilgili kavramlar ya da büyük atalar 8000 yıl önce Orta Afrika’da var olan dev bir gölün etrafında şekillendiler.

Bu, Sahara kültürünün Nubiya’ya benzemesi zannedildi. Bu göl eski çağlarda Tritonis Gölü adıyla biliniyordu. Tritonis gölü Libya çölünde bulunuyordu. M.Ö.7000lerde avcı toplumdan çoban topluma geçiş süreci yaşanıyordu. Libya’daki büyük gölün tarih öncesi görünümü geçenlerde Kattara yakınlarındak kuzey batı Mısır çökeltisini de içeren bir uydu görüntüsü le de desteklenmiştir.

10000 yıl kadar önce bereketli yağışlar aldığından verimli bir bölge olan Sahara, tonlarca kumun altında kalmış çok sayıda nehir yataklarını oluşturmuştu. Derelerin, nehirlerin, göllerin bolluğu onun sularından içen, nimetlenen Sahara insanını güçlendirmişti. Bu yüzden insanları “yarı tanrılar” ve “büyük atalar” olarak bilindiler.

Örnek olarak Sümer’in Mısır’ın tanrıları ve yarı tanrıları “sazdan kayıkta seyahat edenler” olarak tanımlandılar. Bu b üyük insanlardan  olan bazı Mısır büyükleri Tut/Thoth ve Osiris’tir.



Mısır Tanrıları Isıs, Tut ve Kepri;



Bunlar Dravid ve Mısır gelenekleriyle desteklenmişlerdir. Eski Mısır dininde Ptah, Sahara’dan Mısır’ın aşağısına Kuş’a gelir. Mısır’ı sel basmış halde bulur, büyük uğraşlar vererek bentler yapar araziyi ehlileştirir ve yaşanabilir hale getirir. Bir kayık yaparak kendisini boğulmaktan kurtaran Manu olarak da gösterilen, balık olarak hürmet edilen Fravidlerin Tirumal’ı ya da ilk bilgesiydi. Tirumal Hintlilerin Sanskrit dilindeki tanrıları Vişnu ile aynıydı. Bu tanrıya ait diğer adlar Mayavon, Mayan ve Mal’dı.

Bagavata Puranalardaki kaynaklara göre balıki tanımlanan ilk bilgeydi (Avatar), yanında, kendisini boğulmaktan kurtaran bir kayıkla gösterilmişti. İlginç olarak gösterilmesi gereken bir diğer örnek de Güney Hindistan kralı Pandya’nın remzi bir balıktı.

Bundan da öte Mezopotamya tufan hikayelerinde Tamil dilinde iki kelime vardı “Nir (Su)” ve “Min (Balık)” ortaya çıkmaktadır.

Bundan başka kayda değer olanlardan biri de Dravidlerin Arivar’ı yani bilgeleri “Vellalar (Suların tanrısı/efendisi) ya da Karatar (Bulutların tanrısı)ydı.

Bu bilgeler, b u adları, suları tarımsal amaçları doğrultusunda idareleri altına alabilecek ustaca işler yaparak hak etmişlerdi.

Olimpiyalıların yaratılış efsanelerinde en erken ortaya çıkan gruplar Libya-Trakyalılardı. Libyalılar, Proto Saharalılar oldukları kadar, III. Tutmosis veya II.Ramses olması muhtemel Sesostris tarafından Trakya’ya bu coğrafyayı fethettiğinde yerleştirilmiş Kuşi ve Mısır birliklerinden olan Trakyalılardı da.

Rodos’lu Apollonius bize tanrıçaları Asena’nın Libya Tritonis gölünde doğduğunu söyler. Tanrıça Asena, Mısırlılarca Neith, eski/gerçek Girit Minoya uygarlığında da Nia olarak çağırılıyordu.

Proto Shara (Ön Sahara)nın erken dönem tanrıları, Herkül, Amon/Aman/Amma ve Kuş(Kush) veya Kun(Khon) güneşi ve yılanı da içermekteydi.

Kuşileri hintli Dravidlerin tanrısı Murugan ile benzeşen  “Dağların Tanrısı”na da ibadet ediyorlardı. Hindu tanrıları Krişna, Mal, Vişnu ve Kali siyah renkli olarak gösteriliyorlardı. Kali Şiva’nın eşi Paravati olarak da şekilleniyordu. İlave olarak, kırsal bölgelerdeki Dravidlerin tanrısı Mullay (Mullai) siyah tanrı Mayan’dı ve hayvancılıkla geçinenlerin süt sağıcı kızlarınca da seviliyordu.

En erkken tanrılar, büyük gizli en büyük tanrı ile yani Gök ile ilişkilendiriliyordu. “Ka(Ke)” veya “Ko(Ku)” adıyla görünmeyen evrensel güç olduğuna inanılıyordu. Sonuç olarak Ön Saharalılar dualarını “Ka” ya snuyorlardı. Mısır’da “Ka” evrensel bir yaşam gücüdür, Dravidlerin Manding Kani’si, Macarların Kaan’ıdır. Bu Ka aynı zamanda yağmur, Gök ve yılan ile de ilişkilendiriliyordu.



Tanrı Maa;



Bir çok ön Sahara inancı Afrika’nın sulak çağında şekillenmiştir. Sonucunda tanrıları, büyük ataları balık veya “saz kayıkta gezen”lerdi. Bu genel tanrı Maa’ydı. Mezopotamya’nın Eridusunun balık adamı ve Suriye’nin kalkmış erkeklik organlarıyla remz edilen türleri, Mısır’ın Amon/Amman’ıydı ve güney Hindistan Madura’da balık gözlü tanrıçası Minaksi’ydi, batı Dekkan sahillerininbalık getireni Malabar’dı. ,Manding dilinde Maa, eski Afrika kıtasının sakinleri ve su yataklarında oturan görünemeyen ruh anlamında kullanılıyordu. Mısırda Maat ilahi gerçek ve adaletti.

Ön Saharalılar arasında Maa adı, bir çok adlara eklenen büyük ataları, tanrılarıydı. Maa kabilesinin torunları, Maa’dan köken alıp batı Afrika’nın Manding grubunun ebeveynklerinin adlarında ortaya çıkıyordu. Mande, Ma’nde veya “Ma’nın Çocukları”demekti. Güney Hindistanlı bazı Dravidler, Telugu, Tulu ve Kannada’da gösterilen üstün kabile Mande’nin üyeleriydiler. Dravidler kendi halklarını tanımlamak için de Mande, Mandi terimlerini kullanıyorlardı. Sümerliler kendi halkları için Mah-Gar-ri (Tanrının Yücelttiği Çocukları)diyorlardı.

Ön Saharalılar, büyük Maa’nın onuruna  örneğin Manding, Magalar için “Ma”, Sümerler “Mag”, Dravidler “Ma” terimlerini kullanırlardı. “Ma” hatta yöneticilierinin adlarında da örneğin Mısır’ın Menes’i, Dravidlerin Mannan’ı ve Mandinglerin Mansa gibi yer alıyordu.

Dravidlerin Mal’ı Ma’nın bir diğer biçimidir. Mal balıktır. Tamillleirn Pandyaları arasında balık tanrısının ilk tipiydi. Ama, Uma, Amon v.b. Mal’ın eşleri olarak kabul edilmelidir.

Tanrıça Amon Ön Saharalılar arasında en eski olanıdır. Bu tanrıça, Asena, deniz tanrısı Poseidon’ın kızı Neith, kısrak başlı patroniçe Demeter adlarıyla anılıyordu. Libya’nın ana tanrıçası Amma/Ammon’un dini merkezi Siwa’nın vahalarındadır. Eski Mısır’da Amon, koç ve küre olarak gösterilirdi. Tanrı Amon Mısır’a Yeni Krallık döneminde getirilmiştir.



Tanrı Amon;



Ön Saharalılar, Mısırlılar Hathor’a tapınmadan çok önceleri, tanrılarının sembolündeki öküz boynuzları arasında güneş diski kullandılar. Bu tanrı, Manding dili konuşanların, Mısırlıların ve Dravidlerin Amon/Amma’sını temsil ediyordu. Sahara kabartmalarında Neolitik çağa uzanan zamanlara kadar güneş diski “uraei”, Tebes’li Amon’un temsil ettiği koç başını giyen Mısır’ın Ra/Re ibadeti ile alakalı olarak gösterilmektedir. Bu tanrının Sahra da, Zenoga ve Bou Alam bölgelerinde gösterilmektedir. Arkeologlar bu kabartmaların M.Ö.4000’lere dayandıklarını belirtmektedirler. Bu koç tanrının kullanımı Ön Saharalılar arasında farklı adlarla anılmaktadır. Örneğin batı Afrika’lı Dogonlar arasında tanrı Amma koçtur. Yoruba’da Amon aynı Mısır’daki gibi gizlenir.



Amon/Asena;



Gittikçe kuraklaşan Sahara’da tükenen yiyecek çeşitlerinin yerini keçi/koçların alması, koç/keçi ibadetiyle sonuçlanır. Siwa(Şiva?) bölgesinin Amon/Amma ibadet merkezi olarak tanınması ilginç bir not olarak kabul edilmelidir. Şiwa çökeltisinde arkeologlar çok sayıda konik, piramide benzeyen kumlarla kaplanmış, eski Mısır’In anıtlarına benzeyen tepeler bulmuşlardır. Bunlar arasında koç başlı dev bir sfenks de vardır. En bilgili alimlerin Siwa bölgesindeki bu kalıntıların erozyonun şekillendirdiği yardang adı verilen doğal şekiller olduklarına inanmalarına rağmen, ön Saharalıların inşa ettikleri, üzeri rüzgarın savurduğu kumla kaplanmış anıtların kalıntıları olmaları da muhtemeldir.

Ana tanrıçaya Amon ya da Asena denildi. Mısırlıların başlıca tanrısı Amon/Amun ya da Amin’ini Thebanlıların din ulemaları Theban kralı kuzeyli düşmanlarını bozguna uğrattığında M.Ö. 2500lerde tekrar dikmişlerdi. Amun, 12. hanedan döneminde Mısırlıların önemli bir tanrısı olmuştu. Amun rahipleri tanrılarını “Kralların Kralı” olarak çağırdılar ve Mısırlılar Amun’u ilkel tanrı olarak ta tanımladılar. Amun, erkeklik organı kalkmış Adam (Maa) olarak olarak bilindi.

Amun, seyahat edebildiğinden görünmeyen tanrı olarak tanındı. İmparatorluk tanrısı olarak ta hürmet edildi. I. Sesostris, Tebes yakınlarındaki Karnak’ta ona Amun tapınağını yaptırarak itimadını sundu. I.Sesostris,bütün Hindistan sahillerini, Ganj nehrinin ötesini ve Trakya’yı fetheden fatihti.



(Amon)Amun ya da (Amen)Amin’in Ön Saharalı Kuşilerin eski tanrısı olduğu açıktır, çünkü 11.hanedanı güney Ta-Seti devletinden olan I.Ammenemes veya Ameni (Ameny)nin adı “Amun öndedir” demekti. Sesostris (I.Tutmosis) Amun ibadetiniAsya ve Avrupa’da yaymış olabilir. Çünkü o fethettiği kolonilerinde askerlerini bırakmıştı. 12. Hanedanın Osiritasen (Usiritesin), Sesostrasen (Sisustresin) Tune nehri ve Karadeniz boyunca koloniler (sömürgeler) kurmuştu. Strabo (Kitap3), I.Sesostris Filistin, Suriye, mezopotamya, Ermenistan, İberya (Kafkasya) ve Gürcistan’ı (Colchis(Kulkis) Ahıska) feth etmişti demektedir.



Mısırlılar Yunanistan’ı feth etmeden önce Amun ibadeti bölgede yayılmıştı. Gramante Manding dili konuşan bir kabile Amun dinini Yunanistan’a getirmişti.

Rodoslu Apolloniyus’a göre, M.Ö.1310’da Libya’da Tritonis gölünde tanrıça Asena doğmuştu. Plato, Asena’yı-Atina’yı, Libya tanrısı Neith olarak tanımlamıştı. Asena, Mandingler ve öteki Sahara dili konuşan Girit Minoa da dahil kavimlerce ibadet edilendi. Asena daima tanrı Amun ile ilişkilendiriliyordu. Bundan başka, Mandingl N’ama kavramı, diğer Manding halkları arasında erken Amun ibadetinin dinamik ruhu gibiydi taa ki onlar İslam’ı kabul edinceye kadar. Bambara, atalarına ait tanrısı Gnia veya Nia’yı Grek terimiyle Neith olan Libya tanrısı ile akraba buluyordu. Tanrıça Nia’nın Neith olduğundan bahseden çizgisel bir metnin bulunması kayda değerdir. Böylece güney Hindistan’ın Amma ibadeti Amun’a eşit oluyordu. Bu dinin rahipleri Chom (Kum) veya Khohnini (Kuhnini), Grekler de Gymnosophist (Ciymnusufist) adlarıyla çağrılıyorlardı. Bu Kum, Dravidlerin  akrabası Khon (Kun) Kuş tanrısına götürmektedir.

Tanrıça Asena veya Neith (Neis) bir çok adla biliniyordu. Bazıları Athene ile alakalı olarak Anaitis, Nanaia, Fenikelilerin Tanit’i, Arnavutların Nama’sı ve Sümero Dravidlerin Ninni-İştar (Vahşi İnek) gibi.



Proto Dravidler ve Sümerler umumi dinlere sahiptiler. Örneğin Sümer tanrılar ailesinde Ninsun, Dumuzi, Anu ve İşkur’un sembolleri boğa ile ilişkiliyken İnanna’nın amblemi hurma ağacıydı. Dravidlerde Anu’nun eşiti veya boğa ibadetinde Anu Rupa ya da Şiva’ydı. Bu kabilenin Hindistan’daki adı Anu’ydu. Bu kabilellerin çoğu Ermenistan’a yerleştiler.

Hindistan’da “boynuzlu insanlar” buluruz.Bu terim, soylularının başlarına hayvan boynuzundan yapılmış taçlar giydiği Dravidlerdir. Bu tip boynuzlu figürler yılan şeklinde yapılmış (İndus vadisinde) Harappan mühürlerinde ortaya çıkmaktadır. Hayvan boynuzu şeklinde taçlar giyme geleneği Sesostris zamanına kadar gitmektedir. Çünkü bir çok Mısır başlığı boynuz içermektedir. Eski Sümer’de evlilik merkezi Ur’du. Tanrıça Ur, Şiva tapınağındaki Dravid dini tanrıçası Paravati ile benzeşmektedir.



Dumuzi;



Sümer tanrısı Dumuzi, Tamillerin büyük atası olabilir. Prof. Muttarayan, Tamil dilindeki sözün Sümer Ay Tanrısı Dumuzi’nin evrimi olabileceğini zannetmektedir. Köken olarak Dumuzi/Tammuz Uruk’un kralıydı. Sümer mitolojisine göre Dumuzi yer altı dünyasında yaşadı.  Harappan tanrıları mühürler üstünde hayvanlar olarak temsil edildiler. Boynuzlu Ata mühürü Mal (Vişnu veya Kataval)ı gösterir. Harappan mühürlerindeki hadım edilmiş boğa muhtemelen Kali’ydi. Bazı Harappan mühürlerinde, bir fil kır faresi veya Ganişa iken Şiva kısa boynuzlu olarak temsil ediliyordu. Dravid halkı, Harappanlıların torunlarıydılar. Ganişa’yı “küçük kırfaresi” olarak çağırıyoprlardı ve o hayvanların en kurnazıydı. Hasat zamanı, bolluk ve iyi şans ile ilişkilendiriliyordu.

Harappanlıların yer altı dünyasında Lapis Lazuli Dağları adlı bir yer vardı. Dravid konuşmacılar Harappan medeniyetini buldular ve İndus vadisi mühürlerini yazdılar. İndus vadili madenciler  Afganistan ve Badakşanın Lazurite cevherini buldular ve denetlediler. Drvaidler bu madenleri Mesopotamya’ya ihrac ettiler.

Lapis Lazuli kiraç taşı veya magnezyumlu başkalaşım kayalarında bulunur. Bu materyali eski dünyada itibarlı bir çok kalem malın yapılmasında kullanılıyordu. Lapis Lazuli’nin en zengin kaynakları Badakşan’daydı. Öteki Lazurite kaynakları da Himalaya bölgesi ile Rusya’da Baykal gölünün güney ucunda bulundu.

Dumuzi hakkındaki Sümer hikayesi, Ön Sahara kabilelerinin Mezopotamyadan Asya içlerine yayılmasından sonra Tamillileşmesinin kayıtları olabilir. Dumuzi, bu iki şehrin şeytanlarınca Sümer’in Uruk/Erek şehrinden sürülmüş olması beklenebilir. Dumuzi adının Dravid dilindeki ses kurallarının Tamil dilinde ortaya çıkmasında bir sorun yoktur.

Şiva tapınağındaki Dravid dini tanrıçası Paravati, Sümer’in ana tanrıçası İnanna ile Dumuzi’nin evlenmelerin de olduğu gibi Dravidlerin evlilik törenlerinde bereketi, bolluğu etkilemeyi temin eder.

Telugu, Dravidlerin aravallu (gürültü çıkaran) sunu çağrıştırır. Belki gürültü Tamillerin, Sümerin Dumuzi dininde olduğu gibi ağlama ayini olabilir. Eski Sümer kavimlerinin Ön Sahara kabileleri arasına sürülmeleri, Sümer-Dravid dillerinin birleşmesini açıklayabilir.

İlginç bir şekilde Sümer halkı kendilerini “Sag-gigga” (Kara başlı halk)  olarak çağırmaktadır. Tamil dilinde “gig” kara demektir. Bu da Sümerler ile Dravidler arasındaki benzerliğe işaret eder.  Hindistan’da Kral Aşoka döneminde Hintli Dravidler “Kalinka” olarak çağrılıyorlardı. Bu da Sümerin (Sag)gigga kelimesinin evrimi olabilir.

Sümerliler Harappanlı Dravidlerden Lapis Lazuli elde ediyorlardı. S. Kramer, Sümerliler kitabında, İndus vadisinin Dilmun/Tilmun olarak çağrıldığını belirtmiştir.



Tanrı Krişna;

Herkül’ün okla bağdaştırılması Kuşilerin yay kullanmalarıyla ilişkilidir. Herkül, Dravidlerin Mal’ı ve Krişnası ile kişileştirilmiştir.



Poseidon;

Grek dinlerine göre, Asena’nın babası Poseidon veya Potidan (Ağaçlı dağların içki vereni”dır. Poseidon deniz tanrısıdır, sembolü “üçlü mızraktır.”



Poseidon’un “ağaçlı dağlar” ya da “denizin üstünde bir dağ gibi gemisiyle/kayığıyla” tanımlanması, sanılan diğer adının “balık” olması da, insanlığı büyük tufandan kayığıyla/gemisiyle kurtaran Manu veya Maa olduğjunu gösterir.



Üçlü mızrağı da (Mısır’ın Ta-Seti’nin işareti serekh’e benzemektedir) ve balık amblemi de Pandyan kralının amblemini, Orta Afrika’dan Hindistan’a yapılan Maa ibadetinin yayılmasını gösterir. Poseidon’un adının Pndyan’lı Potidan olduğunda anlaşılması ile bu tanrının Ön Saharalılar arasında çok yaygın ve sevilen tanrı ile aynı olduklarını düşündürür.

Balık’ın Maa ve Manu olarak tespiti, Balık veya Poesidon’un Kayıkların/Gemilerin mucidi, Ön Saharalıların yerleştikleri bölgelerde ürünlerinin hasatlarını inşa ettikleri barajlarla suların seviyelerini ayarlayarak gerçekleştirdiklerini düşündürür.

Cyzicus’lu Euxodus’un Kuş’u ziyaretinde geçen ilginç bir notta, Strabo bölgeyi Poseidonius olarak andığını bildirir. Eski Etiyopa ve Somalide kurutulmuş balık ve ekmek yiyenlerce (icthyophagi) Poseidon’a ibadet ediliyordu denilmiştir.



Şiva;



Şiva, Tamilitti ve Kuşhana dili konuşan, güney Asya’dan Çin’e, Tibet’ten Güney Hindistan’a uçan Dravid kabilellerince Hindistana tanıtılmıştır. Şiva’nın sembolü “hepsi gören üç gözlü, kaplan derili, savaş baltası taşıyan, (hadım edilmiş boğaya) öküze binen” di. Şiva, Mal( öküze ve balığa) ibadet edenleri feth eden halkın tanrısıydı ve hatta Murugan (Kaplan ile resm edilen) dağların tanrısıydı. Şiva, öküze binen, ana tanrıçaya ibadet eden, papazlık sistemini kaldıran Hint Avrupalılara, Altay dili konuşanlara, Sino Tibnetlilere güney Asya ve Çinlilere karşı dravitlere zafer kazandırandı.

Kanakasabhai, Şiva ibadetinin Himalaya bölgesinden geldiğine inanıyordu. Dedi ki, Onun konutu (Şiva’nın), Himalayaların kuzeyinde, İndus, Brahmaputra ve büyük Ganj nehrinin kaynağına yakın karla kaplı Kailas (Keylas/Kaylas) dağındaydı.Büyük işi, Tripiura ya da “Üç Kale” yi ellerinde tutan, duygusal olan göklerdekileri kızdıran Aşuraları yok etmekti. O dağların kralının kızı Paravati ile evlendi”



Şiva bazen balık tanrı Mal ile benzeştirilir. Güney Hindistan’da “Büyük Balık” olarak ta bahsedilip, balık sembolüyle de temsil edilir. Tamilnadu üçlüsü Şiva tapınağındakiyle ilişkili bulunmuştur.



Kumara;

Dravidler arasında Purana edebiyatında Skanda veya Kumara adlarıyla anılan gençlik tanrısıdır. Kumara’nın Şiva’nın oğlu olduğusöylenilir.  Bu Kumarai Mısır tanrısı Osiris’in oğlu Horus ile benzerlik gösterir.

Yukarıdaki deliller, Diop tarafından Ön Sahara tanrıları ve gerçek ataları, (örn. Dumuzi, Mal ve diğerleri gibi) olabileceklerine dair sadece teori olarak kabul edilmiştir. Bu da, Ön Saharalıların ataları hariç , uzaktayken onları gören büyük tanrılarının olduğunu, yeryüzünde olayları kontrol ettiklerini kanıtlamaktadır.

Anta Diop, yaşamın maddi şartlarının çoğuna bağlı olarak akrabalık yapısı olduğunu göstermiştir. Bu teori, Ön Saharalılar tarafından ölçüme tabi tutulabilir.

Ön Sahralılar hakkındaki verilere göre, M.Ö.3000’lerde yaşadıkları yerlerde bol yiyecek kaynakları içinde yaşadılar.

Bu şartlar, “yarı yerleşik yaşama” geçiş aşamasının tecrübeleriydi. M.Ö.4000’lerden sonra Ön Saharalıların sürülerine ot gibi yiyecek toplama öncesi dönemdi. İlk kez başarılı bir keçi-koyun hayvancılığını başarıyla uygulamalarından sonra bu hayvanlar onların tanrıları oldular.

Ön Saharalıların sahip oldukları yiyecek bolluğu onların evren bilimlerininde barışçı olmasını sağlamıştır.



Dilimize çeviren

Alaeddin Yavuz



Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc

Kaynak;