"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

20 Eylül 2010 Pazartesi

KUREYSIN IKTIDARI ve TAPINMAK

KUREYŞ’İN İKTİADARA GELİŞİ VE İNSANA TAPMA KONUSU

Müslüman olduktan sonra Ebubekir Siraceddin adını alan İngiliz asıllı Müslüman ,Martin Lings adlı şahsın "Siret Ödülü" almış "Hz.Muhammed'in Hayatı" isimli kitabından bir alıntıyı aktarayım.

Sağlığında asla Hz.Muhammed’e inanmamış,ona savaşlar açmış,ölünceye kadar da güçlük çıkarmış, Müslümanlara işkence etmiş olan,Hz.Muhammed’in kendi kabilesi olan ve Kabedeki “EL LAH= HUBEL” putu ve toplam 360 tanrı heykelini korudukları için “Allah’ın Bekçileri” namıyla bilinen, Yezidi Kureyş ailesinin iktidara gelişini anlatan bir konudur.Yezid'in ardından gelen soyu devletin adını "Emevi İslam İmparatorluğu" olarak belirleyince,dine de "Emevi İslamı" adı verenler olur.Bu da okuduğunuz gibi sebepsiz de değildir.

Bazı Şii ve Alevi kaynaklarına göre Hz.Ebubekir’in “Müslümanım” dediğine rastlanmadığı da iddia edilir.
Bir de bu günkü okuduğumuz Kuran-ı Kerimin,Ebu Süfyan’ın torunu Halife Yezid (Şeytana tapan-Yezidi) zamanında derlenmiş Kuran (Ezbere okunan demektir) olduğu,Topkapı Sarayındaki Kutsal Emenetler bölümünde dahi, bırakın Hz.Muhammed zamanında yazılmış olanını,”dört halife döneminde” dahi yazılmış bir tek Kuran yoktur.

Hz.Muhammed zamanında (İ.S.571-622) kağıt olmadığı için Kuran çanak çömlek parçalarına, kiremitlere (O asırlarda Arabistan’da kiremit kullanılmaz ki?) hayvan derisine yazılmış deseler de inanmayınız.
Hz.Muhammed daha Hicret etmeden önce,kendisinden 15 yaş büyük olan ve Mekke’nin en büyük ticaret kervanlarının olan dul Hz.Hacer ile evlenir.Bu evlilikten sonra ekonomik rahatlığa ulaşınca yalnız kalıp Hira mağarasında kendisini dinlemeye başlar.
Vahiyler bu dönemden sonra gelmeye başladığında,yanında dört tane “vahiy katibi” çalıştırmaya başlar. Yanılmıyorsam bu “dört katip” olayında Müddesir Suresinde de bahsedilir. Hicret sonrası bütn Arap yarımadasını ilk kez “tek devlet” haline getirir.Yani fakirlik makirlik yoktur.Türkiye’nin üç katı kadar büyük bir coğrafyaya hükm eden bir “devletli peygamber” nasıl fakir olabilir?

Bu tür uydurmalar Hz. Muhammed sonrasında,devleti yönetmekten aciz,şımarık din bezirganı devlet ve din adamları tarafından uydurulmuş saçmalıklardır.
Bu gün kullandığımız parşömen kağıdın İzmir Bergama’daki icadı,İsa peygamberden önce “50”dir.
Bu kağıdın icadının arkasından,Roma imparatoru Antoniyus ile Kleopatra’nın İskenderiye Kütüphanesindeki tufan öncesine ait olanlara dahil 30.000 kadar kitabın, yeni icad edilen parşömen kağıtlara geçirilerek ,İzmir-Bergama’daki yeni kütüphaneye taşınması yüzünden çıkan kavgada, Kleopatra’nın kütüphaneyi yaktırdığı bilinmektedir.

Topkapı sarayında,Mısır’ın Çingene (Kıpti) sultanını İslam’a davet için Hz.Muhammedin gönderdiği “Ceylan derisi” mektup halen oradadır.Ayrıca,ipekten kağıtların da kullanıldığı 7.yy.’da,binlerce yıldır Papirüs kağıtlarının da kullanımda olduğunu unutmayalım.
Halkı uyutmakta dinin etkisini bilen devlet adamları,din adamları ile işbirliğine girerek,onlara yalan fetvalar verdirmiş ve halklarını köleleştirmişlerdir.

Din adamları da yalanlarının karşılığında,Ermiş,Derviş,ulema,alim gibi sıfatlar edinmişler,devletin "sıcak yüzü olan,şöhret,zenginlik,kadınlar,gılmanlar,cariyeler ve has behçeler ile,camilere, kütüphanelere,cadde ve sokaklara ve şehirlere adları verilerek” ödüllendirilmişlerdir.
Kuran’da din adamlığı ve ruhbanlık da yoktur.Ama,rahiplere özenen sapıklar,köleci feodaller Şıhları,pirleri hemen yaratırlar ve İslam’ı eski sapık putperest inançlarına benzetirler.Halka Kuran okumayı “tercüme sorunu bahanesi ile yasaklarlar” ve istediklerine halkı inandırırlar.

Bu sayede yeryüzünün en cahil ve ilkel toplulukları Müslümanlar olmuşlardır.Bütün pislik,kötülük göklerden “demokrasi” (!) olup yağmakta ,her gün cinsel sapıklıkları,vahşilikleri ile yeryüzünde nefret toplamaktadırlar.

Çünkü aklı terk etmiş, sapıtmışlardır.Hz.Ali,Humeyni,Fethullah Güeln,Said-i Kürdi ve diğerleri gibi insanlara bağlılıkları artmış,okumadıkları,ve adı bile KURAN ” =Ezbere okunan” olan,yani her inananı tarafından ezbere bilinmesi gereken bir kitabı sadece Hıristiyanlar gibi yemin etmek amaçlı kullanan,gemilerin seren direklerinden, şeytan girmesin,kaza olmasın diye ev,işyeri,ulaşım araçlarının oralarına buralarına asan sapıklar haline gelmişlerdir.

Arap harflerinin bir tekini bile bilmeden,macera içerikli,erotik resimsiz hikayeler yazılı Arapça kitapları bile “Kuran yazısı” deyip öptükten sonra yüksek bir yerde korumaya alan,Hacca gittiklerinde,minare hoparlöründen yapılan kayıp ilanlarına bile “Fatiha okuyup Amin” diyen,ermişlere,dervişlere inanan,mezarlara mum yakıp bezler bağlayan angutlar topluluğu olmuşlardır.

Ben Müslümanların sadece Kuran’ı okuyabilmeleri halinde bir çok sapıklıktan,cehaletten en azından ahlaksızlığın temeli olan yalan ve arkadam konuşma gibi,Allah’ın “sonsuza kadar cennetime giremez onlar” dediği bu kötülükleri yapmaktan kurtulacaklarına inanıyorum.
Ama bu amaca uygun bir toplum bile en erken 150 yılda oluşturulabilir ya da Atatürk gibi eli sopalı biri bunları erken eğitebilir.(!)

Ayetleri de Hz.Muhammed’e iniş sırasına göre değil,uzun olanından kısa olanına doğru bir sıralama içindedir.Bu sıralamayı da yazının altına bilginiz olsun diye ekledim.
Mezhep savaşlarının temeli bu olaylarda atılmıştır.Bu bilgilerin aydınlatıcı olma oranı yüksek olduğundan yayınlamayı yararlı buldum.

Yorumu,anlaşılması sizlere kalmış;
Hz.Muhammed SAV ölümünün yaklaştığı günlerde camiye giderek cemaate namaz kıldıracak kadar gücü kalmadığını hissettiğinde hanımlarına :”Ebubekir’e namazlarda imamlık etmesini söyleyin” dedi.Fakat Ayşe,Peygamber SAV’nin yerini almanın,babasını çok üzeceğinden korktu.”Ey Allah’ın Rasulu,” dedi”Ebubekir çok duygulu bir adamdır,sesi de gür değildir.Hem Kuran okurken çok ağlar.”
Peygamber SAV sanki o hiç konuşmamış gibi “Ona namazı kıldırmasını söyle” der.Hatta Hz.Ömer’i önerir ve yine aynı emri duyunca,Peygamberin diğer eşi olan Hafsa’ya yardım isteyen gözlerle bakan Aişe’ye yardım gelir ve Hafsa da Aişeyi desteklemeye başlar.

Sonunda Peygamber S.AV.,onlara şöyle dedi:”Siz Yusuf’un yanındaki kadınlar gibisiniz.Ebu Bekir R.A’ye namazlarda imamlık yapmasını söyle”Bırakın hata yapan araştırsın,haris olan da arzulasın.Yoksa Allah ve müminler buna sahip olamayacaklar” uyarısından sonra Hz.Ebubekir namazlarda imamlık yapmaya başlar.
(Halife bu kararla tespit edilmiş gibidir.)
(İbn Sad-Kitab et Tabakat el Kebir C.II.Böl.2.S.12)

Bu olaydan birkaç gün sonra Hz.Peygamber’in ateşi düşer ve Fadl ve azatlı kölesi Sevban’ın yardımları ile camiye ulaşır.Namaz kıldırmakta olan Hz.Ebubekir onun geldiğini hisseder ve bir adım geri kayarak imamlığı devretmek için yerini ona bırakır.Ama Hz.Muhammed omzuna elini koyarak “namazı sen kıldır” diyerek onu cemaatin önüne iter.Kendisi de onun sağına oturarak namazını kılar.

Daha sonra Hz.Muhammed evine döndüğünde bir daha dışarı çıkamaz ve hastalığı ilerler. Müslümanlar evinin etrafında toplanırlar ve Hz.Ömer Hz.Peygamberin ölüm haberini duyunca kabul etmek istemez ve onlara konuşmalar ilginç yapmaktadır.
Hz.Ömer;”Kuranın bir ayetini yanlış tefsir ettiği için,bu ayetin peygamber s.a.v’in onların neslinden gelecek nesillerde sürekli yaşayacağı anlamına geldiğini “ zannetmiştir.
Bu yüzden mescittekilere peygamberin sadece ruhen yok olduğunu ve bir süre sonra geri geleceğini anlatmaktadır.

Durumdan haberdar olan arkadaşı Hz.Ebubekir de gelerek kızı Ayşenin evine girer.İçeri girdiğinde Hz.Peygamber ölmüş,yüzü örtülmüştü.Hz.Ebubekir örtüyü açar ve can arkadaşı Hz.Muhammed’in yüzünü öper ve “ Ey bana annemden ve babamdan daha sevgili olan,Allah’ın senin için yazdığı ölümü tattın.

Bundan sonra sana hiçbir ölüm gelmeyecek” deyip yüzünü örttükten sonra dışarıda konuşmakta olan Hz.Ömer’in yanına çıkar.”Yavaş ol Ömer,beni dinle” dese de Ömer duymaz ve konuşmasını sürdürür.
(Sen,ben,kavgası,adeta hilafet çekişmesi başlamıştır.)
Hz.Ebubekir’in sesini duyanlar ona doğru dönünce de Hz.Ebubekir önce Allah’a hamd (teşekkür) eder ,ardından ;
Ey insanlar,Kim Muhammed’e tapıyor idiyse,gerçekten Muhammed ölmüştür,kim de Allah’a tapıyor idiyse gerçekten Allah diridir ve ölmez” dedikten sonra Uhud’da indirilen Ali İmran suresi 144.ayeti okumaya başlar.
Muhammed yalnızca bir peygamberdir.Ondan önce nice Peygamberler gelip geçmiştir.Şimdi o ölürse ya da öldürülürse siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?İki topuğu üzerinde gerisin geriye dönen kimse,Allah’a kesinlikle zarar veremez.Allah,şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.”
Hz.Ömer dahil hiç kimse bu ayeti daha önce bilmediklerini itiraf ederler.(?) Daha sonra bu ayetin de etkisi ile olsa gerek Hz.Ömer Ebubekir’e biat edecek,yani onu “halife” kabul edecektir.

Şimdi sıra “Devlet” denen o sihirli,cazibeli gücü elde etme savaşına gelmiştir.Savaşın acıması yoktur nasıl olsa.
Hemen üç grup ortaya çıkıverir.Bu da 1500 yıl sonra günümüzde bile sürmekte olan “mezhep kavgalarının” temelini oluşturacak bir yapılanmadır.

Grup I

Hz.Muhammed’in hem evlatlığı hem de amcası Ebu Talip’in oğlu olan Hz.Ali (r.a)Zbeyr (r.a) ve Talha (r.a) bir grup oluştururlar.

Grup II

Sad bin Ubade’nin de etrafında Evs’li ve Hazreç’li ensarın çoğunluğu toplanarak 2. bir grup oluştururlar.Bunlar,devletin idaresinin Medine’lilerin (Yesrib) olmasını savunuyorlardı.

Grup III

Useyd kabilesinden bir çok kişi ile diğer gruplardan kalan muhacirler de Hz.Ebubekir’in etrafında toplanırlar.Hz.Ömer ve Ebubekir hilafeti kimin alacağı konusunda kararlar oluşturmaktadırlar.
Toplantı yerine de her gruptan seçilen birileri konuşmalarını yaparlar.
Kimi ensardan,Medineli, Mekkeli yerlilerin üstünlüklerinden dem vurur kimi de biraz muhacirleri göz önüne alır.
Son olarak Hz.Ömer konuşmak isterse de Hz.Ebubekir,nazikçe ondan izin alarak konuşmasına başlar,önce ensarın önemini kabul ettiğini vurgular fakat,İslam’ın Arabistan’da yayıldığını,Arapların Kureyş’ten başka birinin otoritesini kabul etmeyeceğini, çünkü, Kureyş’in tüm Arapların nezdinde eşsiz bir konumu olduğunu belirterek sözlerini bitirir.

Sonraki gelişmeler,Hz.Ömer ve Hz.Ebubekir’in birlikte veya birinin seçilmesi şeklinde önerilerle gelişir.
Hz.Ömer,yaptığı konuşma ile,”Hz.Peygamberin imamlık hakkını Hz.Ebubekir’e devrettiğini ve bu nedenle de halife olması gerekenin kendisi olmadığını” söyleyerek olayı sonuçlandırır.
Hz.Ali, Hz.Ebubekir’e cemaat önünde olayın gündeme Ebubekir tarafından getirilmesi ile biat eder.
Ancak,Sa’d hiçbir zaman biat etmez ve Suriye’ye göç eder.

Hz.Ebubekir’in halifeliğinde anlaşılması üzerine sabah namazında toplanan Müslümanlara Hz.Ömer’in Tevbe Suresi 40.ayeti okuyarak herkes onun halifeliğini onaylar.
Tevbe 40.ayet:”Sizin en iyiniz,Allah’ın Resulünün arkadaşı,ikisi mağarada oturduklarında ikinin ikincisi”demektedir.

Hz.Ali,daha önceden kabul ettiği için o gerek duymaz.Hz.Ali hariç tüm cemaat ona bağlılık yemini ederler.
Hz.Ebubekir de ayağa kalkarak cemaate seslenir;
Sizin en iyiniz olmadığım halde sizin üzerinize hakim oldum.Eğer doğru yaparsam bana yardım edin,eğer yanlış yaparsam beni doğrultun.Hakka samimiyetle saygı göstermek bağlılıktır,hakka saygısızlık ise ihanettir.Aranızdaki güçsüzler,inşallah onların haklarını koruyuncaya kadar benim katımda güçlü olacaklardır.Aranızdaki güçlüler ise başkalarının hakkını onlardan, inşallah alana kadar da benim katımda güçsüzdürler.
Ben Allah’a ve Resulüne itaat ettiğim sürece bana itaat ediniz.Fakat ,eğer,itaat etmezsem siz de bana itaat etmeyin.Namaza kalkın.Allah size merhamet etsin

Bu hilafet olayında bilinmesi gerken iki önemli husus olduğunu belirteyim.

Birincisi,hem Hz.Ebubekir hem de Hz. Ömer,Hz. Muhammed'in kayın babasıdırlar.
Nasıl mı?
Hz. Ebubekir,Hz. Muhammed'in eşi Hz.Ayşe'nin babasıdır.Hz.Ayşe alt yaşında iken kendisi kızı ile evliliğini Hz.Muhammed'e önermiştir."9" Dokuz yaşına kadar da Hz.Ayşe,Ebubekir tarafından büyütülmüştür.Evliliğin böyle gerçekleştiği kabul edilir.
İkincisi;
Hz.Muhammed, kızı Hz.Fatmayı,amcası Ebu Talip'in oğlu Hz.Ali ile evlendirdiktem kısa bir süre sonra meydana gelen bir ölüm olayının ardından Hz.Muhammed,Hz.Ömer'in dul kalan kızı Hz.Hafsa ile evlenir.

Hz.Ömer'in damadı Huneys,Habeşistan'a ilk giden muhacirlerdendir.Dönüşünde Hz.Hafsa ile evlenmişti.İşte Hz. Ali ile Hz.Fatma'nın evlilik olayından kısa bir süre sonra ortaya çıkan bu ölüm olayının ardından Hz.Hafsa 18 yaşında dul kalır.Hz.Ebubekir'in kızı olan Hz. Ayşe ile aynı yaştadır.
Dul kadına baba evinde iyi bakılmadığından olsa gerek,Hz.Ömer kızına hatırlı bir koca arayışına girer.Daha sonra halife olacak Hz.Osman'a öneriyi götürür.Çünkü,Hz.Osman'ın eşi Rukiye de yeni vefat ettiğinden duldu.Hz.Ömer için ideal bir damat adayıydı.

Ancak,Hz.Osman öneriyi ret eder ve Hz.Öemr bu duruma fena halde içerler.Bir süre sonra Hz. Ebubekir'e teklif götürür,ondan da bir "hayır" cevabı alınca Hz.Ömer'in morali iyice bozulur.Ancak Hz.Ebubekir'in eşini çok sevdiğini bildiğinden anlayış gösterir.
Dayanamz ve durumu Hz. Muahmmed'e açar.O da "Üzülme" der ve devam eder,"-Allah sana ondan daha iyi bir damat,Osman'a da senden daha iyi bir kayınpeder verecek" deyince,Hz.Ömer bir kaç saniye düşününce problemi çözer ve gülümseyerek ayrılır.

Önce,Hz.Osman,ölen karısı Rukiye'nin kız kardeşi Ümmü Gülsüm ile evlendirilir,düğünü yapılır bir süre sonra da Hz.Muhammed'in Hafsa ile evliliği gerçekleşir.
Hz. Ayşe'nin üzülmek yerine kendine yaşıt bir arkadaş geldiğine sevindiği yazılır.Hz. Ebubekir de bu arada Hz.Ömer'e teklifini ret etmesinin ardında Hz.Muhammed'in bu niyetini önceden bildiğini anlatır ve bu nedenle kıracağını bildiği halde ret ettiğini açıklar.
Hz. Hafsa'nın ölen kocasının Suriye taraflarına yapılan bir savaş sırasında öldüğü,özellikle de ön saflarda görevlendirildiği iddiaları da vardır.Bunlar Hz.Nuhammed'i suçlamak için yapıldığı söylense de, ortada, açıklanmayan bir kalp kırıklığı vardır.
Bunu da göz önüne almak yararlıdır.

İnsan olarak,peygamber olsun,askeri veya siyasi veya dini kişilikli kim olursa olsun.Bunların tümü insandır ve kendilerini büyük yapan işleri yanında,zenginlik,cinsel düşkünlük gibi insani zaaflara sahiptir.Hele Tevrat kökenli dinlerdeki bütün peygamberlerde bu düşkünlüklere rastlamak mümkündür.
Hz.Davut'un gelini ile zinası,Hz.Yakup'un dayısını bahisle aldatarak zengin olması,Hz.Süleyman'ın, zenci Saba Melikesi ile evlenmesine karşı çıkılması,Allah'ın da izin vermemesi üzerine aşere putlarına adak adaması gibi bir çok örneği sırlamak mümkündür.
Hatta,kadın-erkek köle sahibi olduklarını da hatırlarsak,köleliğin hizmetleri arasında cinsel hizmetler de olduğuna göre,çoğunda "eşcinselliğe" de rastlamak mümkündür.
Bu yüzden;
Hz.Muhammed veda hutbesinde,kendisininin sadece "tebliğci-bildiren,haber veren" olduğunu,ölümünden sonra "mezarından şefaat beklenmemesini " özellikle dile getirmiştir.
Bu bile onun kendsini herkes gibi bir insan olarak gördüğüne işaret eder.Farkı sadece bir görev için seçilmiş olmasıdır.
İnananlar,yolunda olanlar onun görevini hakkı ile yerine getirdiğine olan ianançları için ona saygılarında kusur etmemeyi sürdürmelidirler.
Ona tapmayı değil.
Bu yanlıştır.
Tapılacak Tanrıdır,akıl hocası Tanrının emirleri olan kutsal kitaptır.
Kim olursa olsun,sonunda etten-kemikten olan herkes,şıh,pir,siyasi,askeri önder veya peygamber de olsa hata yapar.Hz.Muhammed'in bir dilenciyi sohbetini bozduğu için azarlamasının ardından gelen ayet "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme,sen ne yeri delebilir ne de boyca dağları geçebilirsin.Seni yetim bulup zengin etmedik mi..." diye devam eder ve  onu iliklerine kadar titretmeye yeter.
Bizler,onları verdikleri hizmetlerle anmalı,bıraktıkları eserleri korumalı,hizmetlerini unutmamalıyız.
Hatalarını da "Hoş Görmeliyiz."Onların bizim salaklıklarımızı,sapıklıklarımızı,acizliklerimizi hoş gördükleri gibi.
Yaşadıkları topluma,insanlığa hizmetleri geçen hiç bir kimse,ister peygamber olsun ister Atatürk gibi kişilikler veya bilim adamı,mucit ya da fedakâr bir kamu görevlisi ya da ,düşman işgalininin def edilmesinde haber taşıyan,uyaran bir çocuk olsun horlanmamalıdır,iftiraya uğratılmamalı, haklarında, gıyabalrında ileri geri atılıp tutulmamalıdır.Vatana ihanet gibi ağır suçlar dışında.O zaman bile hizmetleri gene de unutulmamalıdır,cezadan düşülmelidir.
Tartışmalarda "üstün çıkmak için" asla tapılacak kadar abartılarak övülmemeli ve  yerilmemelidirler.
Onlara TAPMAMALIYIZ.TAPMAYINIZ.İNSANA TAPILMAZ,SAYGI DUYULUR VE BU DA GÖSTERİLİR.!!!

Yoksa,topluma hizmet edecek önder çıkmamasına sebep oluruz ki bu da,köleleşmeyi,silinmeyi  getririr.
Oysa günümüzde böyle mi?
Ruhbanlık,din ticareti artık sınır tanımamakta,halk kaz gibi yolunmaktadır.

Cuma günleri,çocukluğumdan beri şahit olduğum tekerrür eden bir standart gereğince olsa gerek,söz birliği etmişçesine benzer cümlelerle yapılan,hocaların camilerde ettirdiği Türkçe yakarışlar,dualar vardır.İlmi kendinden menkul hoca efendiler kabul edilebilir dilek ve arzuları sıraladıktan sonra şöyle diyorlar:

"...Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisseselam'ın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı affeyle ya Rabbiiii..."

İnsana yani,peygambere de tapılmayacağı hem veda hutbesinde hem de ruhbanların kaldırıldığını bildiren İsra Suresinin ilgili ayeti de görmezden gelinerek;
"Halk,yıkanmış bir insan yüzünün terini,kirini barındıran kirli bir sudan da aşağı ve ondan medet umar bir hale düşürülmektedir.Bu nasıl tapınmadır,nasıl mantıktır?"

İşte,böyle yakarışla,bağışlanma duyguları ile karıştırılmış,sinsi aşağılamalarla toplumun kendisini "kirli bir sudan" aşağı görmelerine,okuduklarını anlayamayacaklarına,din tüccarı "şeyh,pir,hacı hoca" geçinen,dinde yeri olmayan,yeryüzünde insanların,kullanabileceği,otomobil,elektrikli el matkabı gibi hiç bir icatları,toplumsal hizmetleri olmayan,kendilerine yakıştırdıklasrı,ulema,ilim adamı adı altında,sahtekârların baş tacı edilmesine sebep olmaktadır.

Oysa,din de,Kuran da ve Peygamber de insanlara hizmet için vardırlar.Aslolan insandır.

AKP döneminde çıkan rezillikler saymakla bitmez ama ben dikkat çekici iki tanesini yazayım;
1-Özellikle Kanaltürk ve Fox Tv alt yazı reklamlarında ".....47...'ye gönder BORÇ ÖDEMEK İÇİN DUA CEBİNİZE GELSİN" yazmakta,altında küçük harflerle de "6.14 TL ile ücretlendirilirsiniz" demektedir.

Yahu,madem böyle kolaylık vardı da 50 yıldır İMF'ye olan borçlarımızı niye bu dua ile ödemedik?
Aldığımız borcun on katı faiz ödüyoruz üstelik.

2-"...47..'ye gönder,Hadis yaz cebine gelsin"

Sayın okuyucular,Hz.Ömer zamanında hadis yani,belli konular üzerinde Hz.Peygamberin yol göstermek için söylediği sözlerdir bunlar.Hepsinin tespit edilen sayısı 500.000-beş yüz bin'dir.Yüz yıl sonra yazılan hadis kitaplarında bu sayı 2.000.000.-İki Milyon'a çıkmıştır.Bu hadislerin büyük çoğunluğu,şerefsiz devlet adamları ve kuranda yeri olmayan,ulema,ilim adamı adı ile gezen şahtekâr ruhbanların uydurmalarından ibarettir.Bu hizmetleri yüzünden,dinde yeri olmayan "ermiş,derviş,yatır,mezhep uleması bilmem ne gibi adlarla ödüllendirildiler ve zengin oldular.

Şimdi,iki milyon hadisi hesap edelim,6.14*2.000.0000=12.280.000TL-yazı ile On iki milyon iki yüz seksen bin TL,eski para ile,12 trilyon iki yüz seksen milyar TL.

Bu işte sermaye sıfırdır.Böyle kârlı iş nerede var?Boşuna mı dinci kanallar,yayınlar aldı başını gidiyor?

Yahu hani "Kuran'ın bir harfinden para kazanan,yüzü etten arınmış olarak kıyamet gününde rezil olmak" için yaratılacaktı?
Her gün sokakta,evde dini kitap satıcılarından millete gına geldi.
Bu aşağılık din ticaretini yapan şerefsizlerin neden telvizyon şirketleri,gazeteler,dergiler,yayın evleri işlerine girdiklerini anladınız mı?

Bu şerefsizlerin dini de tanrısı da paradır.
Sakalı uzatıp,cüppeyi geçirip,eline tespihi alıp,diline "Allah" kelamını tespih ettin mi,hükümete gelince de içkiye yasak koyup,bir kaç namaza katılıp ekranlarda göründün mü her türlü şerefsizliğin,aşğılık işlerin hoş görülür bu İslam dünyası denilen dünyada.

Bunlar bir de okullarda,büyük kurtarıcımız yüce Atatürk'ün büstü önünde sabahları ve hafta sonları tatile girerken yapılan törenleri şöyle diyerek aşağılamaktadırlar;

"Laik devlet tarafından,İnsanlar her sabah taş kafa Kemal'in heykeli önünde tapınmaya mecbur ediliyorlar"

Bu şikayeti,şerefsizliği yapanların da "İslam Kürdistanı kurmak için" İngilizlerden aldığı paraları belgelenmiş, itiraf edilmiş olan Nurculuk tarikatının kurucusu Bitlis'li dönme Ermeni Said-i Kürdi ve askeri olan çeteci, 1925'de Elazığ kışlasında uyuyan 120.000 Mehmetçiği uykuda kesen,kurşuna dizen,Elazığ Plalu'lu Şeyh Said'ten Berzencisine kadar Halidi tarikatından gelen,bu gün Nur ve Fethullah Cemaati olarak da bilinen AKP,Saadet Partisi kadrolarını oluşturan,PKK ile Kürdistan pazarlığına giren,ülkeyi bölecek ihanet açılımlarını yapan,halka tanışırken bile artık "köken sorduran", Haçlı işbirlikçisi Kürtlerdir ve dönme Karadenizli şuralı buralı Rumlardır.
Çıkardıkları isyanlarla bir milyona yakın insan ölmüştür.Bunlara asker-sivil,isyancı asiler ile Kürt olmadıkları için kıyılan masum Türk köylüleri de dahildir.

Atatürk'e karşı "kuyruk yaraları vardır.Düşmanlıklarının sebebi budur.

Oysa okullardaki bu törenlerde kimseye;
"Atatürk'ün yüzü suyu hürmetine günahlarımızı affeyle,dileklerimizi kabul eyle ya rabbiii" diye dua ettiriliyor mu?
Hayır.!!!
Peki ne oluyor?
Bağımsızlık türkümüzü söylüyoruz,ilk okul öğrencileri "Andımız" diye bir yemini tekrar ederek "idealist, okumayı, öğrenmeyi,çalışkan olmayı seçen" bir insan yapılmaya teşvik ediliyor.Kişilik aşılanıyor.
Tören ile de,"yıkılmış bir imparatorluğun,köle edilmekte olan halkını önderlik ederek başarıya ulaştırmış,inançlarını ve törelerini rahatça yaşayabileceği iyi kötü bağımsız devletlerine kavuşturmuş önderlerine "SAYGILARINI" göstermektedirler.
İşin içinde Kürdistan,Pontus Rum devleti,Ege ve Marmara bölgesinde Megalo İdea Yunanistanı kuramamanın yarattığı düşmanlık olunca,"Müslümanım" diyen bu dönmelerin halkı kökenlerinden koparmak isteyenlerden,Amerikalı ve Avrupalı dindaşlarının destekleri ile iktidar koltuklarından inmeyen "Müslüman" takiyyesi yapanlardan başka ne beklenebilir ki?
Bunların Müslümanlığına inanmayınız.İnanıyorsanız da dikkatle takip ediniz.Hepsinin derdi para.Bu blogda sayısız örnekleri var.

Adilyargic/keykubat

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.