"Türkiye Türklerindir +40" Bloguna Hoş geldiniz!!!

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.
Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.
İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!
Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.
Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER, BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ, ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ, ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR. VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP,HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIN!!! Keykubat

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Translate

Bu Blogda Ara

8 Ekim 2009 Perşembe

DAYATMA DEMOKRASİNİN AÇILIMLARI

DAYATMA DEMOKRASİNİN SONUÇLARI

I.Dünya Savaşının Ekim 1918’de sona ermesinin ardından savaşa son anda müdahale eden ABD’ başkanı Wilson’un kendi adı ile bilinen 13.maddelik şartları ile galip devletlerin yenilen devletlerin topraklarını işgal etmeleri önlenmiş,ancak “tampon”,türedi devletlerin kurulmasının yolu da açılmıştı.


Bir diğer madde ile de yeni kurulacak olan bu türedi devletlerde,2500 yıl sonra 1789 sonrası Fransa’sında yeniden uygulanmaya başlanmış,10 yıl içinde devrilmiş,19.yüz yılın ikinci yarısında Karl Marks’ın Amerika’da I.ve II.Komünist Enternasyonal’i toplamasının ardından dünyada emekçi-ezilen halk kitlelerince ve küçük zenginlerce (Burjuvalar) sevilmeye başlanılan “Demokrasi” denilen bir yönetim şekli uygulanacaktı.


Amerika bu yolla,Avrupalı vahşi kapitalist devletlerin sömürgelerinde kendisine sempati yaratarak,bu pazarları kendine çekerek yeni pazarlar oluşturmayı amaçlıyordu.

Bunun ilk ışıkları daha 19.yy. içinde ilk Komünist Enternasyonal toplantısına izin verip, ”İnsan Hakları” savunuculuğunu başlatması ile ortaya çıkmıştı.


Ancak,Avrupa’nın ısrarları üzerine bu “demokrasi şartına” Wilson’dan başka sahip çıkan da yoktu.

Bu ilkeye Amerika’nın alakasızlığı sayesinde, II.Dünya savaşına kadar batılı devletler yeni kurulan türedi devletler ile Türkiye’de bile saltanat yanlıları, Atatürk’ün batı tarzında kurmayı başardığı “Misak-ı Milli” hedefi güden vatansever,eşitlikçi,feodaliteyi ortadan kaldıran,gerçek özgürlükçü demokrasiyi yıkmaları için bizzat galip devletlerce desteklenmişlerdi.


Kürtlerin feodal yapıda kalmalarının nedenlerinin en başında batılı devletlerin Kürt isyanlarını Atatürk ölünceye kadar desteklemeleridir.Bu yüzden Kürt bölgelerinde toprak reformu yapılamamış,Kürtler feodaliteye mahkum edilmişlerdir.Balığın dünyayı sudan ibaret bilmesine benzer şekilde Kürtlerin bundan pek de şikayetleri olmamıştır.Halen de öyledir.


Bu yüzden Atatürk’ün ömrü,”saltanatı geri getirmek” maskesi altında,amacı,”Sevr Sınırlarını” uygulamak olan,ayrılıkçı Kürt,Rum isyanları ile uğraşmakla geçmişti.


Bu isyanların başlıcaları, İngiliz altınları ve silahları ile Bağımsız İslam Kürdistanı kurmak isteyen Said-i Kürdi destekli Palu’lu Şeyh Sait isyanı,Rize ve Altina’yı Gürcistan’a katmak isteyen veya Gürcistan’dan Sinop’a kadar Pontus Rum Devleti kurmayı amaçlayan Rize Potamya (Güneysu) isyanı,yine,Said-i Kürdi yanlısı,eski sürgünlerden olan Menemen’de Yunanistan’a bağlanma yanlısı Kubilay olayıydı.


Bu isyanlar dönme Ermeni,Grek,Rum ve Kürt ortaklığının apaçık bir işaretiydi.


Atatürk batılı emperyalistleri gerçekten korkutmuştu.

Çünkü,batı tarzındaki gerçek demokrasi,yani “Demokrasi,özgürlük, Hıristiyan Avrupalı kavimler için geçerlidir,diğerlerine ise köle demokrasisi bile çoktur.” Anlayışında olan batılı emperyalistleri korkutmuştu.

Nasıl korkmasın ki,Hindistan ve Çin gibi devletlerde bile bağımsızlık hareketleri onun resmini göğsüne koyan aydın,özgürlükçü insanların simgesi oluvermişti.


Oysa onlar bize değil onun getirdiği gerçek demokratik sistemi,Muz Cumhuriyetlerininh demokrasini bile çok görüyorlardı.İsmet Paşa ile bizi oluşturacakları "Dayatma Demokrasi" ile Adnan Menderes'in de yardımı ile o noktadan bile de geriye düşüreceklerdi.


Sonunda muratlarına erdiler ve bu adamı (Atatürk) önce yakın çevresi ile soğutup yalnız bıraktılar ve sonunda öldürdüler.

Devletin yönetimi de,09 Kasım 1938 günü yani Ata ölmeden bir gün önce (belki de o gün öldürüldü bilen var mı?) Ermeni İsmet İnönü-Arnavut olduğu sanılan,Fahrettin ALTAY askeri darbesi ile isyancıların eline böylece geçmişti.


Bu isyanların bastırılmalarının,Ata’nın ölümünden 6 ay 2 gün sonra 12 05.1939 günü İngilter ile yapılan “Kredi Antlaşması” ve dört ay sonra Fransa ile yapılan aynı antlaşmanın takibi ile Türkiye İngiltere ve Fransa’ya “bağlılık bildirisi” açıklaması ile “yarı bağımsızlığa “ ilk adımımızı atmamızın ardından,1950’de Menderes tarafından isyancı başlarının geri dönüşlerine izin verilmesinin,Kore’ye asker gönderilmesinin,1952’de NATO’ya girişimizin kabulü ile devletin en üst mevkilerine gelecek memurlardan öğretmen,köy imamı ve hatta odacıların tayinlerine kadar karışan Amerikalı gözlemcilerin devlet içine dolduğu bir Türkiye oluşumunun ardından ,derin entrikalar dönmeye başlamıştı.


ABD-AB’ni etkisi ile oluşturulan “dayatma demokrasi” çağına bu zamanlarda geçmiştik.Ülke siyaseti, demokrasinin “beş parmağı” yöntemine göre 5 ayrı siyasi partiye bölünmüş,bunların etki alanlarında NGO denilen sivil toplum örgütleri ile halk farklı siyasi görüşler etrafında bölünmüş,asırlardır kitleleri bir arada tutan “kültür birliği” dışlanmış,aşağılanmış,devletin ajanları bile ABD-AB ülkelerinden açıkça maaşa bağlanmış, hiçbir etkisi olmayan bir ”gölge devlet” yaratılmıştır.


Şeyh Sait ve Kürt Said ve Pontus yanlıları “Saltanat yanlısı,milli-köktendinci” yapılanmalar içine,dönme Ermeniler de Alevi Türkmenleri kandırarak, sol öğrenci olayları içinde,1980 sonunda da Dersim-Tunceli kökenli Kenan Paşa’nın ABD reçetesi ışığında yarattığı Kürtlerin kimliklerinin tahrik edilmesi ve “köktendinciliğin ve ırkçılığın” işaret edilerek konulan gereksiz yasaklamalarla Kürtçülük ve Nurculuğun tahriklerle şişirilmesi ile olaylar zaman içinde Türk solu içinde Kürt solu ve solun Kürtlerce teslim alınması,Milli Talebe Birlikleri,İLİM Yayma Cemiyetleri gibi yapılanmalar içinde büyüyerek Kürt dinci- Milliyetçi Solu-PKK şekline dönüştüler.

Dayatma Demokrasi artık son Türk devletini tarihe gömecek en son tasarısını da gerçekleştirmişti. İş artık uçuruma yuvarlayacak bir tekmeye kalmıştı.


O tekme de 1980-12 Eylül darbesi ile iktidar edilen ANAP’ın başarısız olma ihtimaline karşı ,özellikle T.Özal’ın ölümünün ardından daha o zamanlar Erbakan’ın sağ kolu olan Gürcü beyin ABD elçilerince seçilmesi ile 1998’lerde kurulacak olan AKP ile gelecekti.


Dayatma demokrasi sistemi içinde oluşturulan bu ayrılıkçı hiziplerin hepsi AKP yapılanması içinde veya etrafında ABD-AB destekleri ile birleştiler ve içinde bulunduğumuz günleri bizlere yaşatmaktadırlar.


Yahudiler de batılı yandaşlarının ABD’de edindikleri hakim konumun desteği ile bölgede asırlardır gününü bekledikleri “Arz-ı Mevut-Kutsal-Vât edilen Topraklar üzerinde özledikleri büyük İsrail’i kurabilecek ortamı oluşturabilmek amacı ile bu ihanet yapılanmalarının temellerini atan inşaat ustaları oldular.


Hatta iş geçen yıl “Türkiye Türklerindir” diyen bir emekli asker eşinin mahkemeye verilmesine kadar uzadı.

Aslında bu slogan da 1953’lerde,NATO’ya girmemizin ardından ABD’li Yahudilerin telkinleri ile gene bir Yahudi olan Sedat Simavi’nin kurduğu,ve Amerika’nın gönlünü kazanmak için de ona ilk demeci İsmet İnönü’nün verdiği Hürriyet Gazetesinin değişmeyen bir sloganıdır.


Bir Yahudi’nin kendilerinin koyduğu slogandan rahatsızlık duymaları kadar gülünç ve saçma bir şey düşünülemez.

Önceleri isteyerek yaptıkları işlerden sonradan pişmanlık duydukları sıklıkla kendi kutsal kitaplarında da görülen ve “(Kudüs) şehir kazan biz etiz” deyinceye kadar tanrılarının sayısız gazaplarına çarptırılan,genetik ayarları da tutturulamadığı için eski kavimlerin arasında yaşamaya mahkum edilmiş, soyları birbirine girmiş,suratlarına bakıldığında şeytanı görmüşlüğün bir rahatsızlığını insanda uyandıran görünüme sahip bu şeytan soyu kavmi hakkında,bu yüzden biraz açıklama yapmayı yeterli buldum;


İstanbul'da Yahudi varsa ve her neleri varsa bunu Türklere borçludurlar.Soykırımdan kurtarılıp,Fatih oğlu II.Bayezit tarafından İstanbul ve diğer Türk topraklarına yerleştirilmişlerse bu onları ülkenin sahibi yapmaz.Ancak sorumlu bir vatandaşı yapar.


Hele hele,tüm Avrupa devletlerinden koyun sürüleri gibi toplanıp,İspanya’ya gönderilerek oradan,Cebelitarık Boğazının soğuk sularına atılarak soykırımların dik alasına uğradıkları acınası bir durumdan sonra.

Türkler Anadolu topraklarına gelinceye kadar İstanbul’a Yahudi mi,Kürt mü,Ermeni mi,Çerkez mi, Arap mı,Arnavut mu,Rus mu,Bulgar mı girebilmiş ki ?


Yahudiler ne zaman İstanbul'u fethetmişler de burada yaşama hakkı almışlardır.

Birkaç ay önce bir Tv programında Yahudileri temsilen bir it çıkmış,”Yahudiler Türklere canlarını,varlıklarını borçluymuşlar,bu yüzden Türk devletinin de en pis işleri onlara yaptırılmaktadır.Bu borç ilelebet mi sürecektir?” ifadelerini kullanmıştır.


Bu varlığa da iki cevabım vardır;


(Halen kendi halinde kalmayı başarabilen her kavimden azınlıklar lütfen alınmasın,kastım onlara değildir.Ancak yapılanlar belli etnik adlarla yapıldığından biz de öyle yazmak zorunda kalıyoruz.Devletine bağlı,ihanet etmemiş her azınlık,bence milletine,devletine,insanlığa,barışa ihanet eden Türk’ten bile daha makbuldur.)


1-Onlar,Osmanlı devletinin çarkları arasında onurlu görevlere getirildiler.Güzel hakkaniyetle hizmet edenleri olduğu gibi,Osmanlı’nın Avrupa devletlerine teslimiyetinde ve hatta bitirilmesinde bu Yahudi faaliyetleri yok mudur?

Bu gün K.Irak’ta Barzani,Talabani,PKK-Pejak eşkıyalarının eğitimleri sizin istihbarat örgütünüz Mossad tarafından yapılmamakta mıdır?

Eğer siz tek merkezden hareket eden bir toplumsanız bu adalet midir?


2-Kutsal kitabınızda,diğer kavimlerden zılgıt yiyen hatta Pers kralınca “20 gün rehin tutulan” tanrınız (Tevrat Danyal Suresi), kendisine hizmet edecek,kurbanlar sunacak bir kavim bulmak için atanız İbrahim’i Akdeniz-Fırat arasındaki toprakları (Arz-ı Mevut) vaat eden bir antlaşmaya razı etmedi mi?


Atalarınız yüzyıllarca bu vaat için sayısız çileler çekmedi mi? Halen bu isteğe bağlılığınız sürmekte değil midir?

Size tanrınızın vaat ettiğinden daha geniş topraklarda yaşama,özgürlük ve hatta devlet idaresinin gücünü sunan Türklerden daha ne istiyorsunuz?


Fransız devrimi sonrası Avrupa’da ilk kez size verilen hakları görerek oralara giden ve Türk devletini sonlandıran faaliyetlere imza atanlarınızın olması bu bağlılığa sığar mı?


Küçük kaynarca antlaşmasından sonra çöküşe geçen Osmanlı,imza attığı diğer antlaşmalardaki maddeler yüzünden hele 1832 Balta limanı ve 1876 Paris,Berlin antlaşmalarından sonra bırakın gayrimüslümlere dokunmayı,askere almayı,Balkan ve Kafkas göçmenlerini dahi 30 yıl askere alamama şartına imza atmıştır.

Ancak,sonradan bu yasak, Balkan Göçmen Türkleri için uzun uğraşlardan sonra 15 yıla indirilmiştir.


Bu nedenle Balkan göçmeni Türkler, savaşlara katılabilmek için yeni istihdam edildikleri yeni yerlerde Muhacirun kültürü gereğince kendilerini nüfusa kaydettirmemişlerdir. (“Muhacirun’dan Macır’a” başlıklı yazımı okuyunuz.)

İşte azınlıkların askere alınamamalarını,vergi vermelerini önleyen bu antlaşma maddeleri yüzünden bunların nüfusları ve zenginlikleri batı sayesinde fark edilir biçimde artmıştır.


Türlü sahtekarlık ve rüşvet dümenleri ile savunmasız dul Türk kadınlarının,yetimlerinin mallarına el koyarak da zenginleşmişlerdir.


Şimdi herkes,I.Dünya Savaşının ardından,Amerikan İmparatorluğunun 1918’de Willson ilkeleri ile başlattığı "savaşlarda toprak işgalini yasaklaması” ve II dünya savaşı sonrası oluşturduğu "Cumhuriyetler Çağında oluşturduğu Dayatma Demokrasi” şartlarına göre düşünmeyi tercih etmektedirler.


Bu da işlerine gelip bedavadan ülkemize sahip çıkmalarına neden olmaktadır.Gerçekte öyledir.Devlet idaresinde,sermayesinde Türkler Atatürk’ten beri görünmemektedirler.


İşte “mağdur” senaryoları ile başa gelip,şehide “kelle”,işçiye “torba”,”alt kimlik” yok “üst kimlik” yok herkese eşit hak ve özgürlük,yok sen “Türk’üm dersen ben de Kürt’üm” derim de yok “Ben Gürcüyüm karım Kürt olmadı Arap’tır”,yok efendim Türkiye’de 36 etnik köken vardır hepsine eşit adalet (!) getireceğini vât eden utanmaz Gürcü başbakanın sözleri gibi ihanet itiraflarını ve fiiliyatlarını işte bu uzaklaştırılma sayesinde duyabilmekteyiz.

Oysa,bu azınlıkların hepsi Osmanlı vatandaşıydı,Hıristiyan olanlar veya Türk olmayıp da gelenleri de devlet davet etmemiştir.Onlar,gördükleri zulüm karşısında “sığınma” isteyerek gelmişlerdir.Devlet de elden çıkmış topraklarından gelen vatandaşlarını bağrına basmıştır.


Zor günde, böyle ihanetleri yaptıranlar bile affetmez.


“Sığınma talebi” ile gelen hiç kimsenin “özerklik-bağımsızlık” gibi bir hak isteme hakkı yoktur.Varsa,bu olayı destekleyip körükleyen AB ülkeleri bizden “dilekçe ile isteyip ülkelerine yerleştirdikleri ve sayıları 4-5 milyona yaklaşan ve oralara yerleşmiş vatandaşlarımıza “özerklik-otonomi” versin de görelim?


Bütün bu haksız saldırıları yapan ülkemizin başbakanı,bunca yaptıklarına rağmen, bu adam efendilerinin ülkesine son gittiğinde gene “it muamelesi” görmüş,sayesinde New York sokakları “tabanvay giden başbakan” görmüştür.

Çünkü o hem Yunan Mevalisi olan bir Gürcü,hem hain takiyyeci bir Müslüman,hem gizli bir Yahudi,hem de gizli Hıristiyan kimlikleri ile ABD-AB’nin küçük ve her an terk edilebilecek gönüllü bir kölesi olarak görülmektedir.

Sümela Manastırı olayında,ayin yapmak isteyen Grek-Yunan,Rus,Gürcü turistlerin,ayine izin vermeyen müdireyi “bu Gürcü beye şikayet etmekle” ilgili tehditlerini hatırlayınız.


Artık danışıklı yapılmış olan “one minute” de olamayacağına göre her halde kuzu –kuzu geri döner diye düşünürken bir pazarlamacı kişiliği ile,yüzüne gelmiş tükürüğe “yağmur” diyen bir edayla bu vatandaşı adamların masalarında gene gördük.


Bir de “hazmettire hazmettire kabul ettireceğim” demez mi?


Günümüz gençliği ve onların babaları olan bizler halen bu konuyu bize verilen “uyuşturucu” tarih eğitimi yüzünden bu ihanet yapılanmalarını böyle açıkça görmeden ayma şansına erişemedik..


Ama bu uyanış gerçekleşecektir.


Uyanmasak da artık bizi buralarda istemediklerinden “ açıkça dürtmeye” başlamışlardır.

Türk,istese de istemese de beynine vurulan prangaları kıracak, kayıp olan her şeyini geri alacaktır.

Vatan uğrunda kan dökenindir.

Kimsenin bundan alınmaya hakkı yoktur.


Öyle yağma yok.


Bu ülkede yaşayıp,saltanat sürüp,memleketin sahiplerinin beline ABD-AB desteği ile vurup sonra da onları yermek,aşağılamak,tatlı su kurnazlığı ile sığıntı girdiğiniz yeri sahiplenmenize müsaade etmezler.


Bu işler Tevrat’ta Yakup’un (“Yakup=üç kağıtçı,topuk tutan”,parlak peygamberin) tüylü ağabeyi Esav’(Tüylü) dan bir tas çorbaya ağabeylik hakkını,ensesine keçi derisi bağlayıp, tüylü ağabeyi kılığına girip yaşlılıktan kör olmuş babası İshak peygamberden de peygamberlik alma kurnazlığına benzemez.


Türk milletinin inancında,özünde sizin gibi “üçkağıtçı tanrıları ve peygamberleri” yoktur.

Bu yüzden de adaletlidir.Haksızlığa,ihanete karşı da acımasızdır.


Türk Milleti adamı oyar hem de fincanı taştan oyar gibi mi,dolmalık kabak gibi mi nasıl isterseniz öyle de oyar.

Hele haddini bilmez,mabadını ABD Yahudilerine bağlamış bir takım Yahudi,Ermeni,Rum gibi gayrimüslümler ile artlarına takılmış,henüz kendini ağa,şıh,pir köleliğinden kurtaramamış, Atatürk’ün verdiği vatandaşlık haklarından bile haberi olmayan bazı köle eşkıyalara asla bırakmayacaktır.


Türk Milleti “dayatma demokrasiyi” uygulayıcılarını ve işbirlikçilerini ve onların ihanet dolu açılımlarını kendi yöntemiyle eritecektir.



http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1142303&Date=23.09.2009&b=Kevin%20Costnerdan%20acilima%20destek&KategoriID=12

Keykubat

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.